5 Farklı Kategoride Mutlaka İzlenmesi Gereken 25 Unutulmaz Film

Sinema, farklı ülkelerin, farklı kültürleriyle bezeli milyonlarca filmin dokuduğu eskimeyen bir kilim gibi hayatlarımızı, yaşamlarımızı sarıp sarmalıyor. İzlediğimiz her kaliteli yapım bizi bambaşka bir evrene, bambaşka bir hikayeye alıp götürüyor. Lumier Kardeşler’in Gara Giren Tren’inden beri, bir kitle sanatı olan sinema, yüzyılı aşkın süredir dünyanın sarsılmaz gerçekliğinden bir süre dahi olsa bir kaçış sağlayarak, kimi zaman güldüren, kimi zaman ağlatan, kimi zaman korkutan, kimi zaman düşünceler denizinde kaybolmamızı sağlayan bir illüzyon geçidi sunuyor. Her yıl kesinlikle izlenmesi gereken filmler listemiz kabarırken boşa geçirdiğimiz yahut günün iş güç koşuşturmasında tükettiğimiz her saat, sinema bize oyunlar oynamayı sürdürüyor ve bu listeyi yeni yeni yıldızlarla donatmayı sürdürüyor.

Elbette ki ölmeden önce izlenmesi gereken binlerce, on binlerce film var. Üstelik türlerin bu kadar iç içe geçtiği günümüzde filmleri, salt korku ya da salt aksiyon olarak kategorize etmek de bir o kadar güç. Bu sebeple listemizi hazırlarken öncelikle filmin türdeki ağırlığını baz aldık. Örneğin bir film, hem korku hem aksiyon öğeleri barındırıyorsa bu iki janrdan hangisi daha ağırlıktaysa o filmi, ilgili başlık altına yerleştirdik. Sinema gibi subjektif bir sanat dalında itirazlar ve burun kıvıranlar muhakkak olacaktır ki haklıdırlar da. Ancak listeyi hazırlarken elimizden geldiğince kişisel görüşümüzü bir kenara bırakarak, izleyicinin genel yorumlarını ve sinema otoritelerinin görüşlerini referans alarak hazırlamaya gayret gösterdik.

Filmleri inceleyip listeye dahil edip etmeme sürecinde baz aldığımız şey, filmin türe, akıma, aktör/aktrise ya da sinema anlayışına yaptığı katkı ya da katkıları incelemek oldu. Şüphesiz ki birbirinden kaliteli yüzlerce film arasından bu seçkiyi yapmak zor bir süreç olsa da bazı filmlerin, hem türe hem de sektöre yaptığı katkıları görmezden gelmek imkansıza yakındı. Örneğin, her ne kadar listede yer almasa da “Arabistanlı Lawrence” filminin altın oran kullanımı ve serüven filmlerine getirdiği geniş açılı bakış, pek çok yönetmeni etkilemiş, bu filmden sonra gelen yüzlerce filmde “Arabistanlı Lawrence” gibi sahneler ve çekim teknikleri kullanılmıştır.

Aksiyon, korku, komedi, bilim kurgu ve animasyon başlıkları altında, her türden beşer filmin tanıtıldığı bu listede, favori filmlerini göremeyenler muhakkak olacaktır. Ancak ünlü bir düşünür İsmail YK’nın da dediği gibi “benim beğendiğim beni beğenmez, beni beğeneni ben beğenmem”. Huzurlarınızda, beş farklı türe göre en iyi filmler listesi!

Aksiyon Filmleri

5. Die Hard (Zor Ölüm) – 1988 – IMDb: 8,2

die hard bruce wills

Kesinlikle ölmeden önce izlenmesi gereken filmlerden bir aksiyon klasiği olan Zor Ölüm! Noel Gecesi, New York polis departmanında görev alan karizmatik dedektif John Mcclane, aralarının bozuk olduğu karısıyla, tekrar eskisi gibi olabilmek ve barışabilmek için karısının yanına Los Angeles’a gelir. Eşi Holly, Noel partisi için Nakatomi plazaya gider. John Mcclaine de oraya gitmek için yola koyulur. Mcclaine Nakatomi Plazaya vardığında, üzerini değiştirmek için bir odaya girer. Bu sırada da binayı bir grup Alman terörist kuşatır ve içerideki insanları rehin alır. Bu rehinelerin arasından sadece Dedektif Mcclaine kurtulur. Mcclaine, içeride karısının da bulunduğu bu rehineleri kurtarmak için her şeyi yapacaktır. Tabii bir ağrı kesici bulabilmek için de. Bruce Willis’i “Mavi Ay” daki temiz yüzlü dizi çocuğundan, dünyaca ünlü bir aksiyon yıldızına dönüştüren filmdir. O dönemde çok sükse yapan filmin 3 devam filmi daha çekilmiştir. Die Hard aksiyon dolu sahneleri, akılcı ve esprili diyalogları ile diğer bir klasik olan “High Noon (Kahraman Şerif)” filminden beri Hollywood’un sevdiği bir tema olan, “Siz Hepiniz, Ben Tek” türünün başarılı örneklerindendir. Hatta belki de en başarılısı… Öyle ki Akademi Ödülleri’nde de 4 dalda Oscar’a aday gösterilmiştir.

4. Aliens (Yaratık 2) – 1986 – IMDb: 8.4

aliens ripley

Nostromo’dan sağ kurtulan Ripley, derin uykuda 57 yıl geçirdikten sonra tesadüf eseri bulunur. Tedavi sürecinin ardından kurulan komisyonda başından geçenleri anlatır fakat şirketin hukuk bürosu ve yönetici ekibi anlatılanlara inanmazlar. Çünkü Ripley’nin olayların yaşandığını iddia ettiği gezegen, 20 yıl önce atmosferi solunabilir hale getirilmiş, kolonileştirilmiş ve Ripley’in iddia ettiği Xenomorph’a dair hiçbir iz bulunamamıştır. Ripley’in uçuş lisansı elinden alınır. Ripley, lisansı elinden alındıktan sonra, limanda kargo işçisi olarak çalışıp, kabuslarıyla mücadele ederken, şirketin avukatlarından Burke, Ripley’in kapısını çalar ve gezegen LV-426 ile iletişimin kesildiğini söyler. Yanında, bulmak ve yok etmek için eğitilmiş piyadelerle tekrar LV-426 gezegenine dönmesini ister. Çünkü bu yabancı yaşam formuna karşı Ripley’nin bildiklerinden başka ellerinde hiçbir veri yoktur. Ömrünü kargo işçisi olarak tamamlamak istemeyen Ripley, iliklerine kadar korksa da uçuş lisansını geri alabilmek için bu teklifi gönülsüzce kabul eder. Ancak gezegene vardıkları andan itibaren durumun söylenenden çok daha kötü olduğunu anlar fakat geri dönüşü yoktur. Üstelik geminin doktoru Bishop’unda sakladığı bir şeyler vardır. Aliens korku, bilim kurgu ve aksiyonun güzel bir kombinasyonu olsa da, aksiyonun daha ağır bastığı bir tür olarak karşımıza çıkar.

3. Old Boy (İhtiyar Delikanlı) – 2003 – IMDb: 8.4

old boy

Oh Dae-Su Yağmurlu bir gecede kaçırılır ve 5 yıllık bir esarete mahkum edilir. Odada sadece bir televizyon ve ihtiyaçlarını giderecek banyo, yatak gibi eşyalar vardır. Esir alındığındaysa ne kadar süreyle bu yerde esir olarak kalacağı kendisine söylenmez. Ne için kaçırıldığını da bilmeyen Oh Dae-Su’nun yaptığı intihar girişimleri de gizemli kaçırıcısı tarafından engellenir. Bu esaret sırasında Oh Dae-Su’nun yemeğine, akıl sağlığını yitirmemesi için bazı antipsikotik ilaçlar katılır. Tam 15 yıl sonra hipnotize edilerek kaçırıldığı yere yakın bir yerde bir binanın çatı katına bırakılır. Oh Dae-Su kendisine bunu yapanları bulup intikam almak için akıl almaz planlar yapsa da onu kaçıran gizemli kişinin kedi-fare oyunu henüz bitmemiştir. Oh Dae-Su bir zamanlar yaptığı suçun bedelini ne kadar ağır ödeyeceğinden hsabersizdir. Kendisi intikam almaya çalışırken ondan intikam almaya çalışan bu kişinin, Oh Dae-Su’nun hayatını nasıl geri dönüşü olmayan bir yola sokacağı hayal gücünün sınırlarını zorlayan planlarla tek tek hesaplanmıştır. Chan-Wook Park’ın yönetmenliğiyle ve Min-sik Choi’nin muhteşem oyunculuğuyla hayat bulan bu aksiyon dolu, intikam temalı film çok ses getirmiş ve unutulmaz filmler arasında yerini almayı başarmıştır.

2. Terminator 2: Judgment Day (Mahşer Günü) – 1991 – IMDb: 8.5

terminatör

Sene 1991, ilk Terminatör’ün ziyaretinden ve Sarah Connor’ın fabrikayı T-800 ile birlikte havaya uçurmasının üzerinden on yıl geçmiştir. Sarah Connor yakalanmış, oğlu genç John Connor, bir ailenin yanına evlatlık verilmiştir. Ancak makinelerin bu kez başka bir planı vardır. Direnişin liderini doğuracak kadını öldüremeyen makineler, hedeflerine bu kez genç John Connor’u alırlar. Gelecekten gönderilen Terminatör, John Connor’un peşine düşerken direniş de onu koruması için, tanıdık bir yüzü 1991’e gönderir. Makinelerin zaferi ya da çöküşü tam anlamıyla bu tanıdık yüze bağlıdır. Bilim kurgu ve aksiyon unsurlarını muhteşem bir şekilde harmanlayan Terminatör 2, öncülünden çok daha beğenilmiş ve bir aksiyon, bilim kurgu klasiğine dönüşmüştür. Bir dönem herkes ortalıkta birbirine “Hasta la vista bebeğim” diyerek dolaşmaya başlamıştır. Sonradan birçok devam filmi gelmiş hatta son filmi Terminatör Gynesis ile evren sıfırlanmış ancak serinin hiçbir filmi, Terminatör 2 kadar başarılı olamadı. Arnold Schwarzenegger’in klasik performansının yanı sıra Linda Hamilton’ın muhteşem oyunculuğu, o dönemin yetenekli çocuk oyuncusu Edward Furlong’un göz dolduran performansıyla birleşince, Terminatör zamansız bir klasik olmayı başarmıştır.

1. Raiders Of The Lost Ark (Kutsal Hazine Avcıları) – 1981 – IMDb: 8,5

harison ford indiana jones

Amerikan Hükümeti, maceraperest Arkeolog Dr. Henry Walton Indiana Jones’u Kutsal Hazine Sandığı’nı bulması için görevlendirir. Ancak Hitler’in ajanları da sandığın peşine düşer. Çünkü sandığın ünlü 10 Emir’i barındırdığına ve kutsal güçlere sahip olduğuna inanılır. Indiana Jones, eski sevgilisi Marion’la birlikte Nepal’den Kahire’ye kadar aksiyon dolu bir maceranın tehlikeli kollarına atılırlar. Serinin sonraki filmleri de sevenleri tarafından beğenilse de Kutsal Hazine Avcıları, macera ve aksiyon türüne kattıkları, Indy’nin keşifleri sırasında seyirciye hissettirdikleriyle tüm diğer ardıllarından ayrılıyor. George Lucas’ın 1930’ların maceraperest kahramanlarından esinlenerek yarattığı Indiana Jones karakterinin ilk filmi olan Kutsal Hazine Avcıları, Steven Spielberg’in eşsiz yönetmenliğiyle birleşince seyrine doyulmaz bir film ortaya çıkıyor ve izlenmesi gereken en iyi filmler arasında yerini almayı da başarıyor.

Komedi Filmleri

5. Groundhog Day (Bugün Aslında Dündü) – 1993 – IMDb: 8,0

bill murray andie macdowell

Kibirli, ukala, dik kafalı muhabir Phil Connors, köstebek günü kutlamasının haberini yapmak üzere Pensilvanya’nın kırsal bir kasabasına gider. Haber yapılır, kasaba ve köstebek tanıtılır. Muhabir Phil Connors, yine günü kurtarır. Ertesi gün yola çıkmak için uyandığında radyoda dün sabahki şarkının aynısının çaldığını fark eder. Phil Connors, aynı gün içerisinde kısılıp kalmıştır ve ne yaparsa yapsın bu kısır döngüden çıkamamaktadır. İlk önce bu durumdan kurtulmanın yollarını arar. Ancak daha sonra bu durumu kendi lehine çevirerek avantajlarından faydalanmaya karar verir. Komedi unsurlarının üzerine biraz fantezi tozu serpiştirildiğinde nasıl eşsiz bir güzellik ortaya çıkabileceğinin en güzel örneklerinden biri olan Bugün Aslında Dündü, tek bir güne kısılıp kalmış bir adamın perspektifinden, yaşamımızı aslında ne kadar boşa geçirdiğimizi ve anın kıymetini bilip bilmediğimizi sorgulatıyor. Başarılı komedi oyuncusu Bill Murray’e Ab-ı Hayat çeşmesinden içmiş, yaşlanmak nedir bilmeyen Andie MacDowell eşlik ediyor bu filmde ve ikili izleyenlere kahkaha dolu saatler vadediyor.

4. The Truman Show (Truman Şov) – 1998 – IMDb: 8,1

truman şov jim carrey

Truman çok güzel bir adada yaşayan, mutlu bir evliliği olan, komşuları ve arkadaşları tarafından sevilen, iyi bir ev ve iş sahibi olan, kısaca Amerikan rüyasını yaşayan birisidir. Truman’ın bilmediği şey ise tüm bunların bir televizyon şovu, kendisinin de bu şovun baş yıldızı olduğudur. Truman’ın hayatı anne karnından itibaren tüm dünya tarafından izlenmeye başlanmış, onu dünyanın en çok izlenilen televizyon şovu haline getirmiştir. Hayatının koca bir film platosundan ibaret olduğundan bihaber Truman, giderek yaşadığı Amerikan rüyasındaki bazı gariplikleri ve tutarsızlıkları fark etmeye başlar. Bu gariplikleri incelemeye başlayan Truman, o platonun tanrısı, yapımcı Christof’un senaryo bazında müdahalelerine maruz kalarak sürekli engellenir. Yaşadığı şeyin ki artık o her ne ise, gerçek olmadığından artık emin olan Truman, cevapları ve gerçeği aramak üzere en büyük korkusu olan denizle yüzleşmek zorundadır. Yaşam, ideal birey, televizyonun hayatımız üzerinde varmış olduğu nokta, tanrı ve tanrının varlığı gibi kavramlar üzerine okuyabilen gözler için pek çok anektod barındıran Truman Şov, muhteşem bir komedi filmi olmasının yanı sıra ekran karardığında izleyiciyi pek çok soru işaretiyle baş başa bırakıyor.

3. The Grand Budapest Hotel (Büyük Budapeşte Oteli) – 2014 – IMDb: 8,1

büyük budapeşte oteli ralph fiennes

20. yüzyıldaki iki savaş arasında geçen filmde,Zubrowka isimli şehirde bulunan Büyük Budapeşte Oteli, ihtişamlı dönemlerindedir. Gustave, otel işletmesinde son derece profesyonel ve müşterilerine karşı her daim nazik davranmış bir konsiyerj görevlisidir. Bir gün otele bellboy görevlisi olarak gelen Zero Mustafa adındaki gençle tanışır. Zaman geçtikçe aralarında bir dostluk başlar. İkili birbirlerinin en büyük sırdaşı olurlar. Bu sırada da savaş, şehri etkisi altına almaya başlar. Bir gün Gustave’in yaşlı sevgilisi Madame D’nin esrarengiz bir şekilde öldüğü haberi gelir. Bunun üzerine Zero Mustafa ve Gustave, Madame D’nin cenazesine gitmek için yola çıkarlar. Madame D’nin malikanesine vardıklarında kendilerini büyük bir miras paylaşımı için toplanan ailenin ortasında bulurlar. Madame D, Gustave’e miras olarak bir rönesans tablosu bırakmıştır ve bunun açıklanmasıyla olaylar içinden çıkılamaz bir hal alır. Gustave ve Zero bu karmaşadan kurtulabilmek için maceradan maceraya koşacaklardır. Wes Anderson gibi büyük bir üstadın yönetmenliğindeki bu filmde, Ralph Fiennes, Bill Murray, Tilda Swinton, Edward Norton, Adrien Brody, Jude Law, Owen Wilson, Willem Dafoe ve birbirinden ünlü daha pek çok sima yer alır. Wes Anderson, Hugo Guinnes ile birlikte yazdığı senaryoda, Yazar Stefan Zweig’in çalışmalarından yararlanmıştır. Müzikleriyle de insanın içini ısıtan film, 87. Oscar Ödülleri’nde, En İyi Film Müziği dalında ödüle layık görüldü.

2. Monty Python and the Holy Grail (Kutsal Kadeh) – 1975 – IMDb: 8,3

monty python

Ortaçağ İngilteresi’nde Kral Arthur ve şövalyeleri, Tanrının verdiği bir emir ile İsa’nın kaybettiği kutsal kaseyi bulmaya çalışırlar ve kendilerini birbirinden komik maceralar yaşarken bulurlar. İngiliz komedi grubu Monty Python’un Kral Arthur parodisi olarak ortaya koyduğu bu absürd komedi, Kral Arthur efsanesinin erdem, iman, cesaret ve kahramanlık öyküsünü ters yüz eder bir anlatımla izleyiciye sunuyor. Kral Arthur olduğunu iddia eden adamın atı bile yoktur. İngiliz Komedi tarzının bir göstergesi olan filmde tüm Monty Python ekibi yer alır. İçerisinde animasyon ve farklı çekim tekniklerinin de yer aldığı film, absürd komedinin beyaz perdeye yansıyan sayılı örneklerindendir. ”İspanyol Engizisyonu”nu kimsenin beklemediği gibi bu filmdeki bazı esprileri ve kahkahaları da kimse beklemiyor.

1. Modern Times (Modern Zamanlar) – 1936 – IMDb: 8,5

modern zamanlar

Şarlo, çalıştığı iş yerinde hep aynı işleri yapmaktan dolayı monotonluğun verdiği tekdüzelik yüzünden büyük bir buhrana girer. Patronu bu buhrandan kurtulması için Şarlo’yu akıl hastanesine yatırır. Bir süre akıl hastanesinde yattıktan sonra hastaneden çıkan Şarlo, kendi halinde yolda yürürken bir grup insanın ellerinde, özgürlüğü simgeleyen bayraklar ve pankartlarla bağırarak grev yaptığını görür. Şarlo’nun elinde tesadüf eseri komünizmi temsil eden kırmızı bir bayrak olması polisler tarafından komünist provakatör olduğu kanaatine varılıp hapse gönderilmesine neden olur. Düşüncelerini özgürce dile getiren bu insanlara güvenlik güçleri tarafından baskı uygulanır. Emeğinin karşılığını almaya çalışan insanlara müdahale edilerek söz hakları ellerinden alınır ve onlar da Şarlo gibi hapse yollanırlar. O dönemde yaşanan teknolojik gelişmeler ve kapitalist düzenin hakimiyeti yüzünden insan gücüne olan ihtiyacın azalması insan emeğinin değerinin hiçe sayılmasına neden olur ve işçiler işten çıkarılmaya başlanır. İşçi gücü yerini makine gücüne bırakır. Bu yüzden işsizlik artar ve bu dönemde artık insanların kurduğu tek hayal; bir işlerinin olması ve bu işten atılmamalarıdır. Bu duruma sürüklenen insanlar, kendi kişiliklerine uygun olmayan ve hiç yapmayacakları davranışları yapmak zorunda bırakılırlar. Şarlo da tüm yaşananlara rağmen bu mücadelenin içinde yer alır. Fordist üretimi, işçi hakları ve emeğin sömürüsüne dair Chaplin’in muhteşem dehasının dokunuşuyla değinen Modern Zamanlar, bir komedi klasiği olmakla birlikte türünün en başarılı örneklerinden bir siyasi hiciv aynı zamanda.

Korku Filmleri

5. The Birds (Kuşlar) – 1963 – IMDb: 7,7

the birds

Şımarık ve zengin kadın Melanie Daniels, dominant ve güçlü bir erkek olan Mitch Brenner ile San Francisco’da kuş satan bir dükkanda tanışırlar. Melanie, kız kardeşinin doğum günü için hediye olarak aldığı kuşu beklerken, uçarı ve deli dolu bir kadın olduğundan Mitch’e oyun oynar ve ona kuş satılan bu dükkanda çalıştığını söyler. Ancak zeki bir avukat olan Mitch kadının bu oyununa gelmez. Fakat anladığını da belli etmez. Aralarında bir etkileşim olmaya başlar. Melanie aldığı kuşları, Mitch’in yazlık evine götürmeye karar verir. Bu sırada da kasabada, sebepsiz yere kuş saldırıları yaşanmaya başlar. İnsanlar korku içindedir ve evlerinden çıkamaz hale gelirler. İlk kuş saldırısına ise Melanie ile başlayacaktır. Muhteşem zekasıyla, en iyi korku filmlerine imza atmış usta Yönetmen Alfred Hitchcock, 1963 yapımı olan bu filmiyle, “En İyi Görsel Efekt” dalında Oscar’a aday gösterilmiştir. Ayrıca film için özel olarak eğitilmiş gerçek kuşların da kullanılması, aslında korkunun gerçekliğini gözler önüne serer. Kült korku filmi olarak gösterilen “The Birds” gelmiş geçmiş en iyi korku filmleri arasında yerini her zaman koruyacak bir başyapıt.

4. Halloween (Yabancı) – 1978 – IMDb: 7,8

halloween

1963 yılı Cadılar Bayramı gecesi, 6 yaşındaki Michael Myers sebepsiz yere bir cinayet işler ve ablası Judith Myers’ı büyük bir mutfak bıçağıyla öldürür. Kendinden geçmiş bir halde bulunan Michael, bu cinayetin ardından apar topar hastaneye kaldırılır. Çocuk psikiyatristi olan Dr Sam Loomis tarafından 8 yıl boyunca gözetim altında tutulur. 1978 yılında artık bir yetişkin olarak mahkemede yargılanacak olan Michael Myers, duruşmaya gidildiği sırada, Dr Sam Loomis’in elinden kaçarak kurtulur. Dr Loomis peşine düşer fakat Michael’ı yakalayamaz. Michael Myers, 15 yıl sonra kötü geçmişini yeniden yaşamak için kasabaya geri döner. Korku filmi ustası, John Carpenter yönetmenliğinde çekilen film, oldukça düşük bir bütçeyle çekilmiş olduğundan ünlü oyunculara pek yer verilememiştir. Öyle ki filmde yer alan oyunculara bile oldukça cüzi miktarlar ödenmiştir. Oynaması için teklif götürülen birçok oyuncu, sırf bu yüzden teklifi geri çevirmiştir. Bu kadar az bir bütçeyle çekilmiş olmasına rağmen milyon dolarlık bir hasılat yapan bu muhteşem film, korkuyu ve gerilimi iliklere kadar hissettiren kült korku filmleri arasında yerini almayı başarıyor.

3. The Exorcist (Şeytan) – 1973 – IMDb: 8,0

the exorcist

Ünlü bir aktris olan Chris MacNeil, 12 Yaşındaki kızı Regan ile yaşayan bekar bir kadındır. Regan için düzenlenen doğum günü partisinde, küçük kızın halıya işemesiyle başlayan garip davranışlarına annesiyle birlikte gittiği onlarca doktor teşhis koyamaz. Bu sebeple de tedavi edemez. Regan’ın garip davranışlarına, fiziksel görüntüsündeki değişimler ve fizik kurallarına aykırı vücut hareketleri de eklenince Chris MacNeil, son çareyi kiliseden yardım almakta bulur. Tanrı tanımaz olan Chris’in yardımına, yine ne tesadüftür ki inancını sorgulamakta olan Peder Damien Karras yetişir. Henüz çok genç yaşta olmasına rağmen üstün bir oyunculuk sergileyen Linda Blair, neredeyse filmi tek başına sırtlıyor. The Exorcist’in tema müziği de en az kendisi kadar kült olan bu yapımın, devam filmleri olsa da hiçbiri bu ilk filmin kalitesine ve özgünlüğüne erişemedi.

2. The Thing (Şey) – 1982 – IMDb: 8,2

the thing

Norveçli bilim adamları, kuzey kutbunun soğuk ve puslu topraklarında bir kurdun peşine düşerler. Onu bulmak için Amerika Antarktik araştırma merkezine kadar gelirler. Ancak geldikleri bu yerde garip bir şekilde can verirler. Amerikan bilim adamları, neler olup bittiğini anlamak için Norveç araştırma üssüne giderler. Burada karşılaştıkları şeyler çok esrarengiz, garip ve tüyler ürperticidir. Cesetle karşılaşırlar ve otopsi için cesedi yanlarına alırlar. Ancak bu “Şey”in garipliğinin boyutları, bilim adamlarını dehşete düşürecektir. Usta korku yönetmeni John Carpenter’ın kısa öyküsünden uyarlanan bilim kurgu, gerilim ve korku öğelerinin bir arada harmanlanarak verildiği bu dehşet uyandırıcı film, karizmatik Kurt Russel’ın da oyunculuğu ile mutlaka izlenmesi gereken filmler arasındaki bir şaheser haline geliyor. İnsanları paranoyak edercesine rahatsız edici bir gerilim yaratan bu filmin oyunu da yapılmıştır. Filmi kadar ses getiren ve film ile aynı ismi taşıyan bu oyun, The Thing filminin bittiği yerden başlıyor. Bu sayede filmin gerilimi ve heyecanını oyunun içinde birebir yaşamak ve o gerilimi devam ettirmek mümkün hale geliyor.

1. The Shining (Cinnet) – 1980 IMDb: 8,4

the shining

Yazar olan Jack Torrance, kış sezonunda kapalı olan Overlook Hotel’in kış bekçiliğini üstlenir. Karısı Wendy Torrance ve oğlu Danny ile birlikte otele yerleşirler. Jack’in küçük oğlu Danny, bazı mistik güçleri olmasından dolayı oteldeki geçmişin kayıp ruhlarını görmeye başlar. Sürekli gördüğü bu ruhlar konusunda ailesini inandırmaya çalışır. Kar fırtınasının olduğu bir gün, oteli sarmalayan gizemli ve kötücül güç, kendisine hedef olarak bu kez Jack Torrence’i seçecektir. Yoksa gizemli güç Jack Torrence’in ta kendisi midir? Stephen King’in kusursuz kaleminin Stanley Kubrick’in eşsiz bakışıyla birleştiği bu filmde, sonraki pek çok filmde başvurulan ve bir nevi saygı duruşunda bulunulan pek çok sahne ve diyalog mevcut. En iyi filmler listesinde, her daim kendine yer bulmayı başarabilen bu korku klasiğinin Stephen King’in yönetmenliğinde bir versiyonu daha çekilmiştir. Stephen King versiyonunu Tim Roth’un bile kurtaramadığını ve eleştirmenler tarafından, resmen acımasızca yerin dibine sokulduğunu belirtmekte fayda var. Takıntılı yönetmen Kubrick, bu filmin dublaj örneklerini tüm dünyadan istemiş ve dublajını beğenmediği ülkelerde seslendirmeli olarak yayınlanmasına izin vermemiştir. Bu sebeple yakın zamana kadar filmin dublajlı versiyonu ülkemizde bulunmuyordu.

Bilim Kurgu Filmleri

5. Blade Runner  (Bıçak Sırtı) – 1982 – IMDb: 8,2

blade runner

Tyrell denilen şirket, “insandan daha insan” mottosuyla hareket ederek, Replikant adı verilen insan benzeri robotlar üretmektedir. Ancak bu robotlardan bazıları hatalı üretilmiş ve kimliklerini gizleyerek birer insanmış gibi gündelik hayata karışıp insanların arasında yaşamaya başlamışlardır. Şirket bu hatanın giderilmesi, daha doğrusu yok edilmesi için, Uzman Blade Runner olan Rick Deckard’i görevlendirir. Görevi bu replikantları başkalarına zarar vermeden kaldırmak olan Deckard, bu varlıklarla girdiği mücadeleyi sürdürürken, bir yandan da kendi benliğini sorgulamaya başlar. Bu replikantları, ondan daha az insan yapan şey nedir? Bu varlıklar korkuyor, seviyor, sevişiyor, düşünüyor, saklanıyor; özetle herhangi bir insanın hayatta kalmak için yapacağı her şeyi yapıyorlar. Deckard, yaptığı şeyin arızalanan bir makineyi ortadan kaldırmak mı yoksa cinayet mi olduğunu sorgulamaya başlar. Ridley Scott’un bilim kurgu filmografisine eklediği bir başka şaheser olan Blade Runner (Bıçak Sırtı), bilinç ve varlığı sorgularken, İsaac Asimov’a da saygı duruşunda bulunuyor. Blade Runner, yanlızca bilim kurgu türüne ilgi duyanların değil, tüm sinemaseverlerin izlemesi gereken bir mihenk taşı. Hele ki 35 yıl sonra, Blade Runner 2049 gösterime girmişken eğer hala izlemeyen varsa muhakkak izlemelidir.

4. 2001: A Space Odyssey (2001: Uzay Yolu Macerası) – 1968 – IMDb: 8,3

a space odyssey

Bir Grup Primat kimsenin olmadığı bir yerde, yemek için kavga ederler. O esnada yanlarında siyah bir taşın belirmesi dikkatlerini çeker. Bir anda kavgalarını bitirip, bu esrarengiz siyah taşın ne olduğu anlamaya çalışırlar. Bu esrarengiz taş primatların ilk defa alet kullanarak bir şeyler yapmasını sağlayacak bir güce sahiptir. Böylelikle aklın kullanımı ile evrimin ilk adımı da atılmış olur. 4 milyon yıl sonra 2001’de bir uzay gemisi Ay’dan gelen sinyalleri fark eder ve oraya gittiğinde yine bu siyah taşla karşılaşır. Hem de bu sinyaller ayın yüzeyinden Jüpiter’e gitmektedir. 18 Ay geçtikten sonra astronotlar David Bowman ve Frank Poole, Jupiter’e doğru yola çıkarlar. Bu uzay gemisinde çok zeki ve kusursuz tasarlanmış, HAL 9000 adında yapay zekaya sahip, dünyanın en gelişmiş yapay zekaya sahip bilgisayarı HAL 9000’in bazı planları vardır. Stanley Kubrick’in yine akıllarda bir sürü soru işareti bırakarak açıklığa kavuşturmadığı film, ucu açık çok fazla alt metin içerir. Stanley Kubrick’in takıntılı karakteri, Filmde Ay’ın tasvir edildiği sahnelerin çekimlerinin 1 yıl sürmesine neden olur. Filmde dini göndermeler ve gelecek ile ilgili çok gerçekçi tespitler yapan Kubrick yine bir başyapıta imza atmıştır.

3. Interstellar (Yıldızlararası) – 2014 – IMDb: 8,6

interstellar

Cooper, önceleri NASA’nın uzay programına katılmış eski bir pilottur. Ekolojik felaket yüzünden, bu işleri bırakıp çiftçiliğe dönmüş ve mısır ekimiyle ilgilenmeye başlamıştır. NASA, Profesör Brand’ın başkanlığında, eskiden Cooper’ın da ekibe dahil olduğu projeyi devam ettirmek ister. Brand’ın amacı galaksiler arası seyahatin mümkün olduğu, uzaylılar tarafından oluşturulmuş bir “solucak deliği” vesilesiyle insanlığa evrende yeni bir ev bulmaktır. Brand, Cooper’a çok yakın zamanda dünyanın sonunun geleceğini, çözümün ise yeryüzünde değil gökyüzünde olduğunu söyler ve bu proje için Cooper’ı ikna etmeye çalışır. Cooper ailesini bu korkunç sondan korumak için teklifi kabul eder ve kendisini de büyük tehlikeye atarak bu yolculuğa çıkar. Brand’in kızı Amelia ile birlikte bu yolculuğa çıkan Cooper, pek çok macera yaşayacak ve karşısına çıkan zorluklarla mücadele edecektir. Bu mücadelenin sonunda, acaba Cooper ailesini kurtarabilecek ve insanlığa yeni bir ev bulabilecek midir? İnsanlığın ekolojik bir felaket ve gıda krizinin içerisinde kıvrandığının, artık yeryüzünün yaşanılır bir tarafının kalmadığının betimlemesi yapılan Interstellar, gerek çekim teknikleri gerekse kurgusu ile adından çokça bahsettirmiş ve bahsettirmeye de devam edecek bir bilim kurgu harikasıdır.

2. Star Wars (Yıldız Savaşları) – 1977 – IMDb: 8,7

star wars

Prenses Leia’ya ait 2 Droid, birinin içinde çok önemli bilgiler olduğu halde, bir mekik ile prensesin saldırılan gemisinden kaçarlar. İki kaçak Droid, tamamen tesadüf eseri bir çöl gezegeni olan, Tattuine’e düşerler. Hurdacı Jawa ırkı tarafından bulunan Droidler, köle olarak satışa çıkarılırlar ve genç Luke Skywalker ile amcası Owen tarafından satın alınırlar. Luke bu Droidleri temizleyip bakımlarını yaparken, küçük R2-D2’nun hologram sistemini aktive eder ve prensesin yardım çağrısını duyar. Bu yardım çağrısında Prenses Lea, Obi Van diye birinden bahsetmektedir. Bu kişinin, Tattuine’de yaşayan münzevi yaşlı Ben olup olmadığını merak eden Luke, sorusunun cevabını almak üzere, Ben’in yanına gider. Ben ona geçmişiyle ilgili hikayeyi anlatırken, galaksi imparatorluğunu, demir yumruğu ve gücün sınırsız kuvvetiyle yöneten Darth Vader, tükenmek bilmez bir hırsla Droidleri aramaktadır. Luke bir süre sonra hayatının macerasını yaşayacağından haberdar değildir. Her ne kadar belli bir kesim tarafından, bilim kurgu değil fantastik bir yapım olarak görülse de Star Wars, George Lucas’ın döneminin çok üzerinde çekim teknikleri ve efektleriyle, bilim kurgu seven sevmeyen herkes tarafından benimsenmiş, asla eskimeyen ve yaşlanmayan kült bir klasik olarak kalmayı başarmıştır. Tabii George Lucas’ın Lucasfilm’i Disney’e satmasını ve Disneyland’de insanları eğlendirmek için dans eden bir Darth Vader olduğunu, nasıl görmezden gelebiliriz bilmiyoruz.

1. The Matrix – 1999 – IMDb: 8,7

the matrix

Thomas Anderson gündüzleri büyük bir yazılım şirketinde çalışan, kübik ofise hapsolmuş klasik bir beyaz yakalıdır. Geceleri ise yazılımları ve siteleri hackleyen, edindiği verileri para karşılığı satan bir siber suçludur. Neo, rüya ile gerçeklik arasında kaldığı anlarda yaşadığı dünyanın gerçekliğini sorgulamaya başlar. Bu şüphe ve sorular onu Morpheus adlı bir teröriste yönlendirir. Bir gece bilgisayarı hacklenen Neo’ya “Beyaz tavşan”ı Takip etmesi söylenir. Neo “Tavşan”ın peşine düştüğünde, tünelin sonundaki ışığın bambaşka bir dünyaya açıldığını görecektir. Wacowski kardeşlerin hem en büyük başarısı, hem de laneti olan The Matrix, 1999 yılında gösterime girdiğinde sinemadaki aksiyon ve bilim kurgunun temellerini derinden sarstı. Film o kadar başarılıydı ki aynı dönemde gösterime giren diğer pek çok başarılı film The Matrix’in yarattığı sansasyon sebebiyle güme gitti. Filmde kullanılan çekim teknikleri, görsel efektler, aksiyon sahnelerinin özgünlüğü o denli başarılıydı ki The Matrix’ten sonra çekilen onlarca film konusuna bakılmaksızın bu filmin görselliğiyle kıyaslandı. Yalnızca görsel olarak değil, felsefi açıdan da göndermeler ve sorgulamalarla dolu olan The Matrix, milenyum sonrası Hollywood sinemasını derinden etkiledi. Pek çok proje bu film nedeniyle rafa kaldırıldı. Sonrasında Matrix Reloaded ve Revolutions gelse de bu iki devam filmi de serinin ilk filminin başarısına ulaşamadı. Wachowski Kardeşler de The Matrix’ten sonra bu denli kaliteli ve sükseli bir film üretemedi ne yazık ki.

Animasyon Filmleri

5. How To Train Your Dragon (Ejderhanı Nasıl Eğitirsin) – 2010 – IMDb: 8,1

ejderhanı nasıl eğitirsin

Her köyün başına bela olan bazı yaratıklar vardır. Bazı köyleri bit pire sarar, bazısını çekirge, bazısını ise kene. Kuzeydeki Berk Adası’nın baş belası ise bunlardan biraz daha farklı, biraz daha büyüktür. Berk Adası’nın belası ejderhalardır! Kabilenin şefi Zebellah’ın, çelimsiz, asosyal, sakar ama bir o kadar da zeki oğlu Hıçkıdık, babası gibi güçlü ve cesur bir savaşçı olamadığı için tüm kasaba halkı tarafından dışlanıp hor görülmektedir. Ejderhaların köye düzenlediği saldırılardan birinde Hıçkıdık, kendini kanıtlamak için bir fırsat görür ve kendi icadı ile gecenin karanlığında bir ejderhayı yakalamayı başarır. Ertesi sabah, yakaladığı Gece Öfkesi adlı ejderhayı öldürüp kendini kabileye kanıtlamayı planlayan Hıçkıdık’ın yüreği bu eşsiz canlıyı öldürmeye el vermez ve onu serbest bırakır. Bu hamlesiyle birlikte, ejderhayla aralarında kurulan dostluk sayesinde kabile şefinin oğlu, bu zamana kadar ejderhalar hakkında bildikleri her şeyin yanlış olduğunu öğrenecektir. Pixar’ın ezeli rakibi, ebedi dostu Dreamworks Stüdyoları’nın ürünü olan “Ejderhanı Nasıl Eğitirsin”, çok yeni bir konu işlemese de (bir çocuğun başka bir canlıyla kurduğu dostluk) hikayeyi işleyiş biçimi ve karakter dönüşümleri açısından son derece başarılı bir iş çıkarıyor. Üstelik sadece genç Hıçkıdık’ın değil, öfkeli ejderha Dişsiz’in de Hıçkıdık’la arasındaki bağ sayesinde giderek değiştiğine ve farklı bir yapıya büründüğüne sahip oluyoruz. Esprili diyalogları ve etkileyici aksiyon sahneleriyle “Ejderhanı Nasıl Eğitirsin” tüm zamanların en iyi animasyonlarından biri.

4. Inside Out (Ters Yüz) – 2015 – IMDb: 8,2

inside out

Riley, gayet sosyal, arkadaşları tarafından sevilen, dışa dönük, sevgi dolu ailesi olan genç bir kızdır. Tüm sahip olduklarını, babasının San Fransisco’da bulduğu yeni işe başlaması için şehir değiştirmeleri sebebiyle bir anda kaybeden Riley’nin hayatı, bu çöküşe bir de ergenlik sancıları eklenince tamamen alt üst olur. Her insan gibi Riley de duyguları tarafından kontrol edilmektedir. Neşe, korku, öfke, tiksinti ve hüzün, Riley’i, beynindeki karargahtan yönetmekte ve duruma göre tepkisini belirlemektedirler. Riley’in kişiliğinin belirleyici duygusu neşe, her ne kadar bu kaos durumunu elinden geldiğince kontrol etmeye çalışsa da diğer duygular, genç kızın başına bir kara bulut gibi bir anda çöken onlarca durumla nasıl başa çıkması gerektiğiyle ilgili fikir ayrılıkları yaşamaktadırlar. Riley, yeni okul, yeni şehir, yeni arkadaşlar gibi sorunlarla başa çıkmaya çalışırken zihnindeki anılar da bu mücadelenin etkisiyle bir bir yıkılmaya başlar. Ama Neşe’nin bunun gerçekleşmesine izin vermeye niyeti yoktur. IMDb En İyi 250 Film listesinde 137. sırada yer alan Ters Yüz, gösterime girdiği 2015 yılında büyük ses getirmeyi başardı. Duyguların, hatta hissetmekten hiç hoşlanmadığımız hüznün bile bizi biz yapan olgulardan biri olduğunu, hem çocuksu hem de bir o kadar ciddi bir dille anlatan yapım 2016 Akademi Ödülleri’nde “En İyi Animasyon” dalında Oscar’a layık görülürken “En İyi Özgün Senaryo” dalında da aday olma başarısını gösterdi.

3. Toy Story (Oyuncak Hikayesi) – 1995 – IMDb: 8,3

toy story

Andy, uçsuz bucaksız hayal gücüyle oyuncaklarından yarattığı evrende mutlu mesut yaşamaktadır. Fakat oyuncakların bir sırrı vardır. Andy’nin tüm oyuncakları o odadan çıkar çıkmaz canlanıp kendi kendilerine hareket etmektedirler. Oyuncak topluluğunun lideri kovboy Woody için işler her zamankinden iyidir. Ancak Woody’nin liderliği ve kusursuz hayatı çok yakında değişecektir. Andy’nin doğum gününde aralarına katılacak yepyeni oyuncak Buzz Lightyear gelir gelmez küçük çocuğun en sevdiği oyuncak olacak, Woody’nin pabucu dama atılacaktır. Bu durumu kabullenemeyen ve Buzz’ı içten içe kıskanan Woody, konumunu tehdit eden bu yeni oyuncaktan kurtulmak için planlar yapmaya başlar. Ancak tüm bu işte bir gariplik vardır. Buzz Lightyear bir oyuncak olduğunun farkında değildir. Ünlü animasyon şirketi Pixar’ı, küçük bir şirketten alıp dünya çapında tanınan bir animasyon fabrikasına dönüştüren Oyuncak Hikayesi, hem orijinal hem de yerli seslendirme kadrosundaki isimlerle de dikkat çekiyor. Orijinalinde Tom Hanks ve Tim Allen tarafından seslendirilen yapım ülkemizde, Mehmet Ali Erbil ve Haluk Bilginer’in sesleriyle hayat buluyor. Animasyon ekolünü başlatan ve hatta yarattığı furya ile Akademi Ödülleri’nde “animasyon” kategorisinin eklenmesini sağlayan Oyuncak Hikayesi’nin yalnızca ilk filmine değinsek de serinin diğer filmlerini, özellikle son filmini de izlemenizi kesinlikle tavsiye ediyoruz. Bir bütünün ilk parçası olan Oyuncak Hikayesi, 7’den 70’e herkesin izlemesi gereken bir animasyon efsanesi…

2. Wall-E (VOL-İ) – 2008 – IMDb: 8,4

wall e

Uzak bir gelecekte insanoğlu, sonunda tüketimin varabileceği son noktaya erişmiş, dünyayı mahvedip tamamen çöp yığınlarından oluşan bir gezegen haline getirdikten sonra dünyayı terk etmiştir. Bir atık toplama ve biriktirme ünitesi olan, türünün son örneği Vol-i her gün bıkmadan usanmadan çöpleri toplamakta, küçük kare gövdesine tıktığı yığınlardan küçük küpler oluşturarak dünyayı daha yaşanabilir hale getirmeye çalışmaktadır. Çünkü onun yegane görevi budur. Ancak yalnız geçirdiği sayısız günün neticesinde Vol-i diğer hiçbir robotik varlıkta olmayan bir şeye sahip olur; bir ruha! Öyle ki, Vol-i yaşadığı konteynerda ilgisini çeken ya da farklı olduğunu düşündüğü şeylerin koleksiyonunu yapmakta, küçük televizyonunda kocaman gözleri hayranlıkla açılarak aşk filmleri seyretmekte ve hatta paletleri izin verdiği kadar dans etmektedir. Vol-i programlandığı şeyi yapmak için konteynerından çıktığı günlerden birinde aşina olduğu bu dünyada hiç de aşina olmadığı bir şey görür. Vol-i’ye daha ilk gördüğü andan itibaren kendini hayran bırakan EVE, son insanların yaşadığı ütopik uzak gemisinden dünyaya yaşam formu bulması, dünyanın yaşanabilir bir yer olup olmadığını öğrenmesi için gönderilmiştir. Vol-i, ruhunda aşkın bir yangın gibi büyüdüğünü hisseder. Artık yalnız değildir. Vol-i, izlerken yer yer kahkahalarınızdan yer yer üzüntüden gözyaşlarınızı kontrol edemeyeceğiniz kadar duygu dolu bir film. Vol-i kusursuz bir animasyon olmasının yanı sıra bakış açısına göre post-apokaliptik bir bilim kurgu ya da aşk filmi olarak da kategorize edilebilir. Türünün kesinlikle en iyi örneklerinden biri.

1. Grave Of The Fireflies (Ateş Böceklerinin Mezarı) – 1988 – IMDb: 8,5

grave of the fireflies

1945 yılında 2. Dünya Savaşı zamanında, Seita ve Setsuka, Amerikan uçaklarının şehri bombalaması yüzünden annelerini savaşta kaybederler. Donanma mensubu olan babalarının da savaşta olmasından dolayı kimsesiz kalan çocuklar akrabalarının yanına gönderilirler. Çocuklar burada hiç de iyi muamele görmezler. Teyzeleri her geçen gün daha da az yemek vermeye başlar. Sonunda Seita ve Setsuka bu yerde bir türlü barınamazlar ve evden kaçarlar. Her yerde savaş ve yıkım vardır. 2. Dünya Savaşı’nın yıkıcı etkileri gittikleri her sokakta kendini gösterir. Seita ve Setsuka bu vahşet dolu sokaklarda yaşam mücadelesi vermeye çalışırlar. Her taraf aç ve savaşın izlerini taşıyan insanlarla doludur. İzleyici kendini filmin hakim olduğu atmosfer ve kurgu tekniklerinin muhteşemliği eşliğinde tamamen gerçekçi bir hikayenin içinde bulur. Film, Akiyuki Nosaka’nın otobiyografik romanından uyarlanmış ve yönetmen İsao Takahata, dram tarzındaki bu anime filminde konuyu işleyiş biçimiyle, 2. Dünya Savaşı’nın verdiği yıkımı ve acıyı izleyicinin içinde yaşamasını sağlıyor. Göz yaşları içerisinde izlenecek derecede başarılı ve hassas olan bu film, savaş karşıtı bir film olarak eleştirmenlerden de tam not almıştır. Akıllara kazınan bu harika anime, unutulmaz filmler arasında da yerini her zaman koruyacaktır.

Dünyanın Sonu Bu Filmler ile Geldi: En İyi Kıyamet Filmleri

Kıyamet temalı filmler uzun süredir birçok kesim tarafından büyük beğeni ile izlenen ve zaman zaman da büyük tartışmalara sebep olan yapımlardır. Bu listemizde kıyamet konulu sinema filmlerini ilgiyle izleyenler ya da bu tür ile yeni tanışacak olanlar için birbirinden farklı özellikte ve kalitede 30 filmi listeledik.

30. The Darkest Hour (Karanlık Saat) – 2011 – IMDb: 4,9

The Darkest Hour

2011 yılında giren ve 3D seyir seçeneği ile dikkat çeken The Darkest Hour filminde Emilie Hirsch, Rachael Taylor, Joel Kinnaman, Olivia Thirbly gibi isimler rol aldı. Kıyamet konulu film seven seyircilerin yanı sıra, sinemada farklı bir üç boyut deneyimi yaşamak isteyenlerin de tercih ettiği film, teknik ve görüntü kalitesi açısından birçok eleştirmenden olumlu puan aldı. Amerikan yapımı bir film olan The Darkest Hour; bilim kurgu, aksiyon ve korku türlerini içerisinde harmanlıyor.

Chris Gorak’ın yönetmen koltuğunda oturduğu sinema filminde bir grup Amerikalı genç tatil için Rusya’ya gider. İnsan gözüyle görmenin mümkün olmadığı uzaylılar ise dünyayı istila ederler ve bu istila belki de dünyanın sonunun gelmesine sebep olacaktır. Rusya’ya turistik gezi için gelen gençler, bu istilaya Moskova’da yakalanır. Şehrin yerle bir olmasına, canlı olan ve hareket eden her şeyin tuzla buz olmasına şahitlik eden gençler bir yandan ölümden tüm güçleriyle kaçmaya çalışırlarken, bir yandan da uzaylılarla mücadele etmek için çabalarlar. Kıyametin ardından seyirciye aktarılan yıkık kent manzaralarıyla da dikkat çeken film, boş vakitlerini değerlendirmek isteyenler için iyi bir alternatif olabilir.

29. Nine (Dokuz) – 2009 – IMDb: 5,8

Nine

Macera ve aksiyon türünde bir animasyon filmi olan Dokuz’un yönetmen koltuğunda Shane Acker oturuyor. Acker’in hikayesinin senaryolaşmasına Pamela Pettler’in de katkı verdiği ve bu sayede beyazperde taşınan filme ses veren isimler arasında Christopher Plummer, Martin Landau, Jennifer Connelly, Crispin Glover, John C. Reilly, Elijah Wood, Tom Kane gibi birbirinden ünlü isimler bulunuyor. Kıyamet konulu filmlerden birisi olan Dokuz’da yakın bir gelecek konu olarak seyirciye aktarılıyor. Filmin hikayesine göre kıyamet kopmuştur ama kıyamet kopmadan önce yapay zeka teknolojisi ile çalışan robotlar insanlara savaş açmışlardır ve bu savaş insanların aleyhine sonuçlanmıştır. Her ne kadar askeri alanda savunma amaçlı olarak üretilseler de, yapay zeka robotlar tarafından dünyanın sonunun getirilmesi, insanlık için kıyametin kopmasıyla beraber Dokuz doğar ve filmin hikayesi de tam olarak burada başlar.

28. 2012 – 2009 – IMDb: 5,8

2012

Yakın geçmişte en çok ses getiren kıyamet temalı sinema filmlerinden biri de 2012’ydi. Seyircilerin filme verdiği puana baktığımız zaman durumun gündemde meşgul edilen yerle pek doğru orantılı olmadığı görülse de, bu tipte film seven birçok seyirci ve eleştirmen film hakkında olumlu şeyler söyledi. Yönetmen koltuğunda Roland Emmerich’in bulunduğu bir çeşit felaket filmi olan bu Amerikan yapımı eserde, yapımcı olarak Emmerich ile beraber Mark Gordon, Herald Kloser, Ute Emmerich, Larry Franco da görev aldı. Filmin senaryosunu ise Herald Kloser ile Roland Emmerich beraber yazdılar. 200 milyon dolarlık dev bir bütçe ile çekilen ve 750 milyon dolardan daha büyük hasılat elde eden filmin uzunluğu ise 2,5 saat. 2012’nin oyuncu kadrosunda John Cusack, Amanda Peet, Oliver Platt, Thandie Newtyon, Chiwetel Ejiofor, gibi isimler yer alıyor.

Filmde 2012’de dünyanın sonunu getiren global bir felaketin varlığı işleniyor ve bu felaketin ardından hayatta kalmayı başaran kahramanların mücadelesi ve destansı bir macera seyirciye sunuluyor. Maya takviminde 2012’yle beraber günlerin sona ermesi, yeni bir kıyamet senaryosunun doğmasına sebep olmuş ve film bu takvimden çıkarılan mesajı konu almıştır. Dünya gezegeninin vadesinin dolduğu fikriyle ortaya çıkan bu senaryoda kıyametten kurtulup yaşama devam etmek ve insanlığı kurtarmak isteyen kahramanların mücadelesi, başarılı kurgu ve ilgi çekici olay örgüsü film süresince seyirciyi içine çekiyor.

27. Derin Darbe (Deep Impact) – 1998 – IMDb: 6,1

Milenyum öncesi gösterime giren kıyamet konulu sinema filmlerinden birisi olan Derin Darbe’nin yönetmen koltuğunda Mimi Leder oturuyor. Steven Spielberg, Richard D. Zanuck ve David Brown’un yapımcılığını üstlendiği filmin senaryosunu ise Bruce Joel Rubin ile Michael Tolkin kaleme aldı. Paramount Pictures ve Dream Works gibi iki dev şirket tarafından çekilen bir felaket ve bilim kurgu filmi olan Derin Darbe’nin oyuncu kadrosunda Elijah Wood, Morgan Freeman, Robert Duvall, Tea Leoni gibi isimler yer alıyor. 75 milyon dolarlık bütçeye çekilen ve 350 milyon dolardan fazla hasılat elde eden filmin müziklerini ise James Horner yaptı.

Filmin ana teması, hareket halinde olan bir kuyrukluyıldızın dünyaya çarpmasına odaklanıyor. Bu yıldız dünyaya çarptıktan sonra gezegen üzerinde yaşamını sürdüren tüm canlı türleri yok olma tehlikesi ile karşı karşıya kalıyor ve bununla birlikte olaylar gelişiyor.

26. Knowing (Kehanet) – 2009 – IMDb: 6,2

Alex Proyas’ın yönetmen koltuğunda oturduğu ve senaryosu Ryne Douglas, Pearson, Juliet Snowden tarafından kaleme alınan bir film olan Kehanet; drama, aksiyon, gerilim, gizem gibi birçok türü harmanlıyor. Oyuncu kadrosunda Nicloas Cage, Chandler Canterbury, D. G. Maloney, Alan Hopgood, Nadia Townsend, Lara Robinson gibi isimlerin bulunduğu film 50 milyon dolarlık bir bütçe ile çekildi.

Filmin konusuna gelecek olursak; 1959’un sonbaharında bir ilkokulda, öğretmen çocuklara bir ödev verir ve geleceği hayallerinde ne şekilde canlandırdıklarını resimle ifade etmelerini ister. Daha sonra bu resimlerin bir kapsüle konulacağını ve 50 senelik bir süre içerisinde saklanacağını söyler. Fakat bir öğrenci resim çizmek yerine kağıda sayılar kondurur ve elli sene sonra kapsülü inceleyen öğrenciler bu sayıların yer aldığı kağıtla ilgili enteresan şeyler tespit eder.

25. Monsters (İstila) – 2010 – IMDb: 6,4

monsters

Gareth Edwards’ın yazıp yönettiği; bilim kurgu, drama ve korku türünde bir eser olan Monsters filmi BAFTA Ödülleri’nde bir adaylık kazanmış ve çeşitli organizasyonlarda 13 ödül almayı başarmıştı. İngiltere yapımı bir proje olan Monsters’ın oyuncu kadrosunda Scoot McNairy, Whitney Able, Justin Hall, Annalee Jefferies, Mario Zuniga Benavides gibi isimler yer alıyor.

Uzaylı istila filmleri dalında en düşük bütçeli kıyamet konulu filmlerden biri olan Monsters’ta, 2009 senesinde NASA güneş sisteminde uzaylıların var olduğuna dair ilk delilleri insanlarla paylaşma kararı alır. NASA’nın uzaya örnek toplamak adına gönderdiği bir uydu ise dönüş yolunda bir kaza geçirerek Orta Amerika’ya düşer. Aracın düştüğü bölgede yeni bir yaşam formu oluşur ve yeni yaratıklar görülmeye başlanır. Bu bilinmeyen formun incelenmesi ve dünyanın olası tehditlerden korunması adına bölge karantina altına alınır ve yasak bölge ilan edilir. Hikayenin başladığı ve heyecanın arttığı bölüm ise hikayenin baş kahramanlarından biri olan Amerikan gazeteci Andrew’in karantina bölgesinde bulunan patronunun kızı Sam Wynden’ı bu yasak bölgeden kurtarmak adına yola koyulmasıdır.

24. The Day After Tomorrow (Yarından Sonra) – 2004 – IMDb: 6,4

Küresel ısınma sonrasında gerçekleşen bir felaket ve kıyamet senaryosunu konu alan Yarından Sonra (The Day After Tomorrow) filminin yönetmen koltuğunda Roland Emmerich oturuyor. Emmerich, filmin yapımcılığını Mark Gordon, senaristliğini ise Jeffery Nachmanoff ile birlikte üstlendi. Başarılı görsel efektlere sahip olan filmin oyuncu kadrosunda ise Dennis Quaid, Emmy Rossum, Jake Gyllenhall, Ian Holm, Kenneth Welsh, Jay O. Sanders, Sela Ward gibi isimler bulunuyor. 125 milyon dolarlık bir bütçe ile hazırlanan ve yarım milyar dolardan fazla hasılat elde eden film; aksiyon, macera ve bilim kurguyu harmanlıyor.

Bir iklim bilimci olarak çalışan Jack Hall, kutup bölgesinde araştırmasını sürdürürken buz katmanının kırıldığını görür ve bunun sebebinin küresel ısınma ile alakalı olduğunu düşünmeye başlar. İçinde olduğu toplantılarda bu durumu sıkça dile getiren ama bir türlü insanların dikkatini çekemeyen Jack, felaketin gerçekleşmesi ve dünyanın dengesinin bozulması ile birlikte ne kadar haklı olduğunu görür. Dünyanın birçok bölgesi felaket yüzünden yaşanamaz hale gelmiş ve milyonlarca insan ölmüştür.

23. War of the Worlds (Dünyalar Savaşı) – 2005 – IMDb: 6,5

132 milyon dolarlık dev bir bütçeyle çekilen ve yayınlandığı dönemde sinemalarda büyük bir ilgi ile izlenen Dünyalar Savaşı filmi, Kathleen Kennedy’nin yapımcılığında hayata geçirildi. Yönetmen koltuğunda Steven Spielberg’ün oturduğu filmin senaryosunu ise David Koepp ve Josh Friedman kaleme aldı. H. G Wells’in The War of The Worlds adlı romanından beyazperdeye uyarlanan filmde anlatıcı olarak karşımıza usta oyuncu Morgan Freeman çıkıyor. Dünya genelinde 591 milyon dolardan daha fazla hasılat elde etmeyi başaran filmin oyuncu kadrosunda ise Tom Cruise, Dakota Fanning, Justin Chatwin, Miranda Otto, Rick Gonzalez, Tim Robbins,  Lisa Ann Walter gibi isimler yer alıyor.

Kıyamet hikayesi anlatan bilim kurgu ve gerilim türündeki bu filmde mutlu bir yaşam sürmediğini düşünen Ray Ferrier’in ve bakmakla yükümlü olduğu ailesinin hikayesini görüyoruz. Düşük bir kazanca sahip olan ama ailesine olabildiğince iyi bakmaya çalışan Ray, New Jersey’de yaşıyor. Bir gün üç ayaklı ve dev boyutta savaş araçlarının dünyaya inmesi ve kıyamet senaryosunun başlaması ile Ray’in heyecan dolu hikayesi ve filmdeki asıl olaylar başlar.

22. This is the End (Buraya Kadar) – 2013 – IMDb: 6,6

Kıyameti konu alan filmler arasında en dikkat çekicilerden birisi de This is the End. Zira diğerlerine kıyasla hüzünlü bir aksiyon yerine komedi ögeleriyle dolu bir maceranın seyirciye yansıtılması amaçlanmış ve oldukça renkli, eğlenceli bir film ortaya çıkarılmaya çalışılmış. Özgün bir kıyamet konulu film olarak adeta “ben buradayım” diyen yapımlardan olan This is The End’in yönetmen koltuğunda Evan Goldberg ve Seth Rogen oturuyor. Ayrıca film geniş ve güçlü bir oyuncu kadrosuna da sahip. James Franco, Jonah Hill, Jay Baruchel, Seth Rogen, Danny McBride, Craig Robinson, Emma Watson, Michael Cera, Mindy Kaling, Martin Starr, Rihanna gibi birçok dünya yıldızını kadrosuna barındıran filmde oyuncular kendilerini canlandırıyor.

James Franco’nun evinde düzenlenen partiye Rogen, Baruchel gibi birçok yıldız isim davet edilmiştir. Parti esnasında kıyamet kopar ama evde oldukça sınırlı sayıda gıda ürünü vardır. Dünyanın kaosa sürüklendiği bir ortamda dünya yıldızları aynı evde nasıl bir mücadele verecek ve başlarına neler gelecek? Hayatta kalma güdüsü için dünya starlarının verdiği kimi mücadeleler oldukça eğlenceli anlara da sahne olacak.

21. Independence Day (Kurtuluş Günü) – 1996 – IMDb: 7,0

Roland Emmerich’in hem yapımcı hem yönetmen hem de senarist olarak karşımıza çıktığı film, vizyonda kaldığı dönem boyunca gişede rekorlar kırdı. Toplamda 811 milyon dolardan fazla hasılat elde ederek ne kadar ilgi çekici bir film olduğunu bir kez daha ispatlayan filmin müziklerini ise David Brenner yaptı. Independence Day filminin oyuncu kadrosunda Will Smith, Bill Pullman, Mary McDonnell, Jeff Goldblum, Judd Hirsch, Robert Loggia, Randy Quaid, Margaret Colin, Vivica A. Fox, James Rebhorn, Adam Baldwin, Harvey Fierstein gibi isimler bulunuyor.

Temmuz’un ikinci gününde dünyanın farklı bölgelerindeki şehirlerin tepelerinde dev cisimlerin görülmesini konu alan film, bir çeşit uzaylı istilasını ve bu istila sonrasında ortaya çıkan kıyamet ihtimalini anlatıyor. İstila başladıktan yalnızca birkaç saat sonra, uzaylılar dünyayı yakıp yıkmaya başlarlar. Buna birileri dur demezse dünyanın yok olması ve insanlığın bitmesi gündemdedir. Büyüleyici efektlere ve heyecan dolu bir kurguya sahip olan Independence Day, gösterimde olduğu yıl Akademi Ödülleri’nde en iyi görsel efekt dalında Oscar ödülü almayı da başarmıştı. Yaklaşık 2,5 saat süren ama bu uzun süre içerisinde seyirciyi neredeyse hiç sıkmadan heyecanın içerisinde tutmayı başaran bir film olan Independence Day’i bu tip filmlerle ilgilenen herkesin izlemesini tavsiye ediyoruz.

20. Cloverfield (Canavar) – 2008 – IMDb: 7,0

Bilim kurgu, aksiyon ve korku türlerini harmanlayan bir film olan Cloverfield’ın yönetmen koltuğunda Mat Reeves oturuyor. Senaryosu Drew Goddard tarafından kaleme alınan filmin oyuncu kadrosunda ise Lizzy Caplan, Jessica Lucas, Michael Stahl David, T. J. Miller, Mike Vogel, Odette Annable, Anjul Nigam, Theo Rossi, Brian Klugman, Kelvin Yu, Liza Lapira, Lili Mirojnick gibi ünlü aktör ve aktrisler yer alıyor. Çekimlerden önce adı 1-18-08 olarak belirlenen film daha sonra isim değişikliğine gitme kararı almıştı.

Bir canavar saldırısı ardından gündeme gelen kıyamet senaryosunu konu alan film, New York’taki olayları ve bu olaylara tanıklık eden insanların hikayesini seyirciye aktarıyor. Canavarların New York’a saldırması üzerine yaşanan olaylar ve çekimler sırasında ev yapımı, amatör tat vermek için kullanılan mobil kameraların başarılı performansı seyirciye oldukça ilginç anlar yaşatıyor. Son derece ilgi çekici bir kurguya ve büyüleyici bir gerçekçi havaya sahip olan Amerikan yapımı sinema filmi yayınlandığı dönemde birçok eleştirmenden olumlu puan almayı başarmıştı.

19. Pacific Rim (Pasifik Savaşı) – 2013 – IMDb: 7,0

Travis Beackham tarafından kaleme alınan hikayeyi seyirciye aktaran Pasifik Savaşı filminin yönetmen koltuğunda Guillermo del Toro oturuyor. Toro’nun yanı sıra Jon Jashni, Mary Parent, Thomas Tull gibi isimlerin de yapımcı olarak imzasının yer aldığı film 190 milyon dolarlık büyük bir bütçe ile çekildi. Oyuncu kadrosunda Charlie Hunnam, Charlie Day, Rinko Kikuchi, Idris Elba, Burn Gorman, Max Martini, Ron Perlman, Clifton Collins Jr., Ellen McLain gibi isimlerin bulunduğu Pasifik Savaşı filmi, 3D ve IMAX 3D sürümleri ile de vizyonda yer aldığı için epey dikkat çeken bir proje olmuştu.

Bir çeşit bilim kurgu filmi olan Pasifik Savaşı, 2020’li yıllarda bambaşka bir boyuttan dünyaya gelip Büyük Okyanus’ta ortaya çıkan Kaiju isimli dev bir canavarın dünyayı ve insanlığı yok etme çabasını anlatıyor. Dünyanın böylesine büyük bir felakete sürüklendiğini gören birçok ülke birleşip bu canavara karşı ortak mücadele etme kararı alıyor ve Jaegers ismi verilen dev robotlar üretip karşı atağa başlıyorlar.

18. The World’s End (Dünyanın Sonu) – 2013 – IMDb: 7,0

İngiltere yapımı kıyamet konulu filmlerden birisi olan Dünyanın Sonu, aynı türde olan filmlere kıyasla daha düşük bir bütçe ile çekildi. 20 milyon dolarlık mütevazi bir bütçe ile seyirciyle buluşturulan filmin yönetmen koltuğunda Edgar Wright yer alıyor. Filmin başrol oyuncularından Simon Pegg ile beraber senaryoyu da kaleme alan Wright, projeyi Zombilerin Şafağı ve Sıkı Aynasızlar filmlerinin devamı niteliğinde görüyor. Dünyanın Sonu filminin oyuncu kadrosu ise Simon Pegg, Nick Frost, Martin Freeman, Paddy Considine, Rosamund Pike, Bill Nighy, Michael Smiley, David Bradley, Eddie Marsan, Thomas Law, Rafe Spall gibi isimlerden oluşuyor.

Filmin hikayesine gelecek olursak; karakterlerimiz Clif ile Derek yaşamları için önemli bir yolculuğa çıkmak için karar almış iki iyi dosttur ve dünyanın en uzak noktalarına giderek hayatın tadını çıkarmak gibi bir plana sahiptirler. Fakat bir süre sonra bu tatlı planları ve güzel gezileri karanlık bir hal almaya başlar ve iki sıkı dost bu meselenin kaynağını ve çözümünü aramaya başlarlar. Aksiyon, komedi ve bilim kurgu türündeki bu film seyirciye hem heyecanlı hem de eğlenceli anlar yaşatmayı vaat ediyor.

17. Snowpiercer (Kar Küreyici) – 2013 – IMDb: 7,0

Aksiyon, macera ve drama türünde bir film olan Snowpiercer’ın yönetmenliğini Joon ho Bong üstlendi. Oyuncu kadrosunda Chris Evans, King ho Song, Ed Harris, Tilda Swinton, Jamie Bell, John Hurt, Octavia Spancer, Ewen Bremner, Ah Sung Ko, Vlad Ivanov gibi birçok ismin yer aldığı film; Amerika Birleşik Devletleri, Çek Cumhuriyeti, Güney Kore ve Fransa’nın ortak yapımında çekildi.

Filmin konusu geleceğe odaklanıyor. Başarısızlığa uğrayan bir deney neticesinde dev bir felaket ortaya çıkıyor ve dünyadaki yaşamı neredeyse tümüyle yok etme potansiyeline sahip bir küresel ısınma meydana geliyor. Dünyanın etrafında kesintisiz olarak tur atan bir tren hayatta kalmak isteyenlerin son sığınağı haline gelir, fakat bu trende yer almak ve hayatta kalmak için de sınıfsal farklılıklardan doğan eşitsizlikler önemli bir etkendir. Böylesine bir dünyada insanlar, hayatta kalabilmek için ne yapacak, ortaya çıkan bu büyük felaketle mücadele edebilmek için alternatif bir yöntem geliştirilebilecek mi yoksa olayların kendiliğinden düzelmesi mi beklenecek?

16. World War Z (Dünya Savaşı Z) – 2013 – IMDb: 7,0

Aksiyon, korku ve dram ögelerini içerisinde harmanlamayı başaran kıyamet konulu filmlerden birisi olan Dünya Savaşı Z’nin yönetmen koltuğunda Marc Foster bulunuyor. Filmde başrol oyuncusu olarak da izleyeceğimiz Brad Pitt; Dede Gardner, Jeremy Kleiner ve Ian Bryce ile beraber Dünya Savaşı Z’nin yapımcılığını üstlendi. Max Vrooks’un 2006’da okurla buluşan Zombi Savaşı isimli kitabından beyazperdeye uyarlanan filmin senaryo adaptasyonunu ise Matthew Michael Carnahan, Damon Lindelof, Drew Goddard’dan oluşan üçlü bir senarist ekibi gerçekleştirdi. Filmin oyuncu kadrosunda ise Brad Pitt’in yanı sıra Mireille Enos, Daniella Kertesz, Fana Mokoena, James Badge Dale, David Morse, Matthew Fox, Ludi Boeken, Abigail Hargrove, Sterling Jerins ve Fabrizio Zacharee Gudioas yer alıyor.

Filmde Brad Pitt’in can verdiği Gerry Lane karakteri, iki kızı ve çok sevdiği karısı ile beraber son derece mutlu bir yaşam sürdüren iyi bir aile babasıdır. Bir gün ailece bir yerden bir yere doğru giderlerken arabaları ile trafikte sıkışıp kalırlar. Fakat bu sefer oluşan trafik daha öncekilerden oldukça farklıdır ve bir şeylerin ters gittiği konusunda her geçen dakika daha da fazla emin olmaya başlarlar. Tehlikenin hızla yaklaştığını fark eden Gerry Lane, ailesini daha güvenli bir bölgeye yerleştirmek ister. Aynı zamanda bir Birleşmiş Milletler çalışanı da olan Gerry, dünyanın içinde olduğu bu felaketle nasıl mücadele edileceği konusunda da epey kafa yorar ve önemli bir mücadele gösterir.

15. Perfect Sense (Yeryüzündeki Son Aşk) – 2011 – IMDb: 7,1

Senaryosu Kim Fubz Aakeson, müzikleri Max Richter tarafından yapılan ve yönetmen koltuğunda David Mackenzie’nin oturduğu Yeryüzündeki Son Aşk filminin başrollerinde Eva Green ile Ewan McGregor yer alıyor. Filmin geniş oyuncu kadrosunda Green ile McGregor’a Ewn Bremner, Stephen Dilliane, Anamaria Marinca, Connie Nielsen,  Liz Strange, Denis Lawson gibi isimler eşlik ediyor.

Filmde Ewan McGregor tarafından canlandırılan Michael karakteri bağlanma konusunda sıkıntılar yaşayan ama yemek yapma konusunda da inanılmaz yetenekleri olan bir şef olarak karşımıza çıkıyor. Eve Green’in can verdiği Susan karakteri ise son derece soğuk bir görüntüye sahip olan ama işinde hakikaten uzman bir doktordur. Özel hayatına pek fazla insan sokmayı sevmez. Michael ile Susan birbirlerine yaklaşırken bir anda dünyada bütün insanların duygularını yerle yeksan eden bir salgın hastalık ortaya çıkar ve olaylar gelişir. Hem kıyamet benzeri bir konuyu işlemesi hem de romantik meselelere değinmesi itibariyle birçok seyirciden olumlu puan alan Yeryüzündeki Son Aşk, zaman zaman sizi derin duygulara itecek.

14. I Am Legend (Ben Efsaneyim) – 2007 – IMDb: 7,2

Kıyamet sonrasını anlatan bir çeşit bilim kurgu filmi olan I am Legend, yönetmen koltuğunda Francis Lawrance’in oturduğu; Akiva Goldsman, David Heyman v Erwin Stoff’un yapımcı olarak görev aldığı bir filmidir. Norveç asıllı ünlü bir Amerikan bilim kurgu ve korku yazarı olan Richard Matheson tarafından 1954’te kaleme alınan aynı adlı romandan beyazperdeye uyarlanan filmin senaryosunu Akiva Goldsman ile Mark Protosevich sinemaya adapte etti. Filmin uyarlandığı roman, Türkiye’de ilk olarak 1972’de Hepimiz Vampiriz adıyla yayınlansa da daha sonra farklı isimlerle tekrar okurla buluştu. Will Smith’in başrolde olduğu I am Legend filminin oyuncu kadrosunda Alice Braga, Charlie Tahan, Willow Smith, Salli Richardson Whitfield, Darrell Foster, April Grace, Joanna Numata, Dash Mihok, Samuel Glen ve Marin Ireland gibi isimler yer alıyor.

Film, birçok insana bulaşan ve dünya üzerindeki insan türünün varlığını tehdit eden bir çeşit virüsün yayılmasını konu alıyor. Tüm insanlığı yok edeceğine inanılan ve önüne geçilemez olduğu düşünülen virüs, Robert Neville adlı başarılı bilim insanına bulaşmamıştır. Çok kısa bir sürede birçok insanın ölümüne neden olan virüs, Neville’in New York’ta hayatta kalan tek insan olmasına da sebep olmuştur. Dünya üzerinde kalan belki de tek insan olmayı başaran Neville, bu durumla nasıl mücadele edeceği ve bundan sonra neler olacağı konusunda oldukça kararsız ve ümitsizdir. Etrafında olan her şeyi gözlemleyen ve bir çıkış yolu arayan Neville’in yaklaşık 1,5 saatlik hikayesi seyirciyi ekrana kitleyecek kadar gizem ve macera doludur.

13. The Mist (Öldüren Sis) – 2007 – IMDb: 7,2

18 milyon dolarlık mütevazi bir bütçeyle çekilen, korku ve gerilim türünde bir kıyamet senaryosunu seyirciyle buluşturan Öldüren Sis filminin yönetmen koltuğunda Frank Darabont oturuyor. Yapım ekibinde yönetmen Darabont’a Martin Shafer ve Liz Glotzer de eşlik ediyor. Başarılı yazar Stephen King tarafından kaleme alınan Skeleton Crew adlı kitaptan beyazperde uyarlanan filmin senaryo uyarlamasını da Darabont kaleme aldı. Thomas Jane, Marcia Gay Harden, Toby Jones, Laurie Holden, Andre Braugher, William Sadler, Frances Sternhagen, Jeffrey DeMunn, Nethan Gamble gibi isimlerin oyuncu kadrosunda yer aldığı The Mist filminde çok şiddetli bir fırtınanın hemen sonrasında meydana gelen sis, hikayenin geçtiği kasabayı tamamıyla kaplar. Yoğun sisin ortaya çıkmasıyla beraber insanları yiyerek beslenen ilginç yaratıkların varlığından da insanlar haberdar olmaya başlar. Kasaba için bir çeşit kıyamet senaryosu niteliğinde olan bu olaylardan korunmak isteyen halk, çeşitli davranışlar sergiler ve kendi içlerinde fikir ayrılığına düşerler. Stephen King’in hikayesinden uyarlanan filmde insanların hayatta kalabilmek ve yaratıklar tarafından yok edilmemek için yaptıkları konu alınır.

12. Dawn of the Dead (Ölülerin Şafağı) – 2004 – IMDb: 7,3

2004’te gösterime giren Amerikan yapımı bir çeşit korku filmi olan Ölülerin Şafağı, George A. Romero’nun aynı adlı 1978 yapımı filminin tekrardan sinemaya uyarlanması ile hayat bulmuştur. Yönetmen koltuğunda Zack Snyder’in oturduğu yapım ekibinde ise Eric Newman, Marc Abraham ve Richard P. Rubinstein’in bulunduğu filmin müzikleri Tyler Bates tarafından hazırlandı. Filmin oyuncu kadrosunda ise Sarah Polley, Ving Rhames, Mekhi Phifer, Ty Burrell, Jake Weber, Michael Kelly, Kevin Zagers, Lindy Booth, Jayne Eastwood, R. D. Reid, Matt Frewer gibi isimler bulunuyor.

Ölülerin Şafağı filminde Sarah Polley tarafından canlandırılan ve gayet genç ve güzel bir hemşire olan Ana’nın, hastanede her zamanki gibi mesaisini bitirip eve dönmesi ve her şeyden çok sevdiği eşi ile güzel bir zaman geçirdikten sonra uyuması ile başlayan hikaye seyirciye aktarılıyor. Ertesi gün kocasını son derece ilginç bir halde bulan ve mahallede enteresan bir kaosun hüküm sürdüğünü gören Ana, zombilerin de farkına varır ve hayatta kalmak için son derece zorlu bir mücadelenin içerisine girer. Film, Ana’nın hayatta kalmak ve sevdiklerini koruyabilmek için vereceği mücadeleyi konu alıyor.

11. The Road (Yol) – 2009 – IMDb: 7,3

2006’da Cormac McCharthy’ye Pulitzer ödülü getiren aynı adlı romandan sinemaya uyarlanan The Road filmi, 2009 yapımı bir proje olmakla beraber post apokaliptik yaklaşımıyla dikkat çeken dram türünde bir yapım. Yönetmen koltuğunda John Hillcoat’ın oturduğu filmin başrollerinde Viggo Mortensen ve Kodi Smit McPhee yer alıyor.

En iyi kıyamet filmlerinden biri olarak gösterilen The Road’da bir baba ile oğlunun hayatta kalma mücadelesi anlatılır. Dünyayı kaplayan ve medeniyeti yok edecek kadar büyük afetlerin yaşandığı bir dönemde insanlığını kaybetmeden bu mücadeleyi verip daha güzel bir iklimde yaşamak isteyen baba ve oğlun macerası gerçekten izlemeye değer. Filmin anlattığı dönemde yiyecek imkanları azalmış, dünyanın birçok noktası yaşanmaz hale gelmiş, ağaçların yaprakları neredeyse hiç kalmamış ve kökleri zayıflamış, güneşi görmek neredeyse imkansız bir hal almış ve insanlar yamyama dönüşmeye başlamıştır. Senaryasonu Joe Penhall’ın yazdığı filmin çekimleri için ise 25 milyon dolarlık bir bütçe harcandı.

10. Sunshine (Gün Işığı) – 2007 – IMDb: 7,3

İngiltere yapımı bir bilim kurgu ve macera filmi olan Sunshine’ın hikayesi Alex Garland tarafından yazıldı. Filmin yönetmenliğini ise Danny Boyle üstlendi. Oyuncu kadrosunda Cillian Murphy, Cliff Curtis, Chris Evans, Rose Byrne, Troy Garity, Benedict Wong, Hiroyuki Sanada, Mark Strong, michelle Yeoh gibi isimlerin yer aldığı film, uzak bir çağda geçer.

Filmin konusuna kaynak olan çağda, güneş ışınları dünyayı ısıtmakta pek etkili olamaz ve epey yetersiz kalır. Kritik bir durumun içerisine giren dünyayı kurtarmak isteyen insanlar buna bir çözüm bulabilmek adına güneşe iki tane uzay gemisi yollarlar. Bu gemiler ile güneşe müdahale edip dünyayı kurtarmayı amaçlayan ekibin başına türlü olaylar gelir ve macera filmin son anına kadar devam eder.

Filmde Murphy’yi fizikçi ve gemide yer alan bomba uzmanı olan Robert Capa, Rose Byrne’ı pilot olan Cassie, Cliff Curtis’i doktor ve psikolog olan Searle, Chris Evans’ı ise mühendis olan Mace rolünde görüyoruz.

9. 28 Days Later (28 Gün Sonra) – 2002 – IMDb: 7,6

Birleşik Krallık yapımı bir gerilim ve bilim kurgu filmi olan 28 Gün Sonra’nın yönetmen koltuğunda Danny Boyle oturuyor. Andrew Macdonald’ın yapımcılığını üstlendiği ve Alex Garland’ın senaryosunu kaleme aldığı filmin müzikleri ise John Murphy tarafından yapıldı. Oyuncu kadrosunda Alex Palmer, Bindu De Stoppani, Jukka Hiltunen, David Schneider, Toby Sedgwick, Cilian Murphy, Naomie Harris, Noah Huntley, Christopher Dunne, Emma Hitching gibi isimlerin yer aldığı film 5 milyon euroluk bir bütçe ile çekildi.

28 Gün Sonra filminde bir grup aktivist, Londra’da önemli araştırmalar yapan bir bilim merkezinde yer alan denek maymunları serbest bırakır ve maymunların serbest kalması ile beraber dünyaya ölümcül bir virüs yayılmaya başlar. Virüsten etkilenen bütün insanlar neredeyse çeyrek dakika içerisinde insani özelliklerini yitirip katliama meyilli saldırgan canavarlara dönüşmeye başlarlar. Salgın başladığında hastanede baygın bir şekilde yatmakta olan Jim, 28 gün sonra uyanır ve dışarı çıktığında dünyanın hiç de bıraktığı gibi olmadığını fark eder. Jim’in bunu fark etmesi ile beraber filmde olaylar gelişir ve kaliteli bir şekilde hazırlanan müzikler eşliğinde film akmaya devam eder.

8. The Fifth Elemen (Beşinci Element) – 1997 – IMDb: 7,7

Fransız yapımı olan ama İngilizce olarak çekilen Beşinci Elemet filmi, Luc Besson’un yönetmenliğini üstlendiği, Robert Mark Kamen’in ise senaryosunu kaleme aldığı bir eser. Oyuncu kadrosunda Bruce Willis, Gary Oldman, Milla Javovich, Brion James, Charlie Creed Miles, Chris Tucker, Ian Holm, Luke Perry gibi isimlerin yer aldığı film 23. yüzyılı anlatıyor. Filmin yönetmeni Besson, Beşinci Element filmine kaynak olan öyküyü 16 yaşındayken yazmaya başlamış. Bu hikayenin detayları üzerine öylesine uzun çalışmış ki film gösterime girdiğinde yaşı 38’i bulmuş. 90 milyon dolarlık bütçe ile çekilen film, gişede 263 milyon dolarlık hasılat elde etmeyi de başarmış. 1997’de gösterime giren bu film, 2011’de Can Dostum vizyona girene dek en çok uluslararası hasılat elde eden Fransız filmi olarak anılıyordu.

Konusundan kısaca bahsetmek gerekirse; Beşinci Element, 23. yüzyılda yaşayan Korben Dallas’ın genç bir kadınla tanışması ve sonrasında gelişen olayları anlatır. Dallas, önceden özel kuvvetlerde binbaşı olarak görev alan ama daha sonra taksicilik yapmaya başlayan biridir ve bir gün ansızın genç bir kadın taksisine düşer. İkili, dünyanın sonunu getirmek üzere olan bir saldırıyı önlemek için işbirliği yaparlar ve bu noktada filmin hikayesine konu alan o amansız mücadele ve macera da başlamış olur.

7. Edge of Tomorrow (Yarının Sınırında) – 2014 – IMDb: 7,9

Hiroshi Sakurazaka tarafından kaleme alınan bir Japon romanı olan All You Need is Kill adlı eserden beyazperde uyarlanan ve sinemaya adapte edilen senaryosu Christopher McQuarrie, Jez Butterworth, John Herry Butterwoth tarafından kaleme alınan Yarının Sınırında (Edge of Tomorrow) filminin yönetmen koltuğunda Doug Liman oturuyor. Tom Cruise ile Emily Blunt’ı başrolde izlediğimiz filmde Cruise Binbaşı William Cage’i, Blunt ise Çavuş Rita Rose Vratski karakterini canlandırıyor. Filmde Cruise ile Blunt’a Bill Paxton, Brandan Gleeson, Dragomir Mrsic, Charlotte Riley, Kick Gurry, Tony Way, Noah Taylor, Franz Drameh, Jonas Armstrong gibi oyuncular da eşlik ediyor.

Yakın bir geleceği konu alan filmde, dünyayı ele geçirme uğraşı içerisinde olan Mimics isimli bir uzay birliğinin büyük şehirleri birer birer yok etmesi ve milyarlarca insanı ölümle yüz yüze getirmesi hikayenin başlangıcı olarak kabul ediliyor. Hiçbir ülkenin ordusu, istilacı birliklerin silahlarıyla mücadele edecek güçte olmadığı ve telepati yöntemiyle verilen emirlere karşı yeni bir yöntem geliştiremedikleri için tüm dünya ülkeleri birleşip güçlü bir ordu kurmaya karar verir. Birliğin oluşturduğu güç dışında herhangi bir şansın olmadığına inanmaya başlarlar. Subay Cage ise daha önce herhangi bir şekilde böyle bir savaşa katılmayan tecrübesiz bir asker olarak tanınır ve böylesine önemli bir göreve atanması onun için birnevi intihr niteliğindedir. Cage, görevi sırasında kırılması güç bir döngü içerisinde kendisini bulur ve ekip arkadaşı Çavuş Rita Rose Vrataski ile beraber mücadeleyi daha etkili kılmak için yeni yöntemler aramaya başlar.

6. Children of Men (Son Umut) – 2006 – IMDb: 7,9

Bilim kurgu temalı bir senaryoya sahip olan Children of Men filmi P. D. James’in 1992’de kaleme aldığı aynı adlı eserden sinemaya uyarlanan bir eser. Alfonso Cuaron’un yönetmenliğinde beyazperdeye taşınan filmin oyuncu kadrosunda Julianne Moore, Clive Owen, Chiwetel Ejiofor, Claire Hope Ashitey ve Michael Caine gibi isimler bulunuyor.

Japonya, İngiltere ve Amerika Birleşik Devletleri’nin ortak yapımında hayata geçirilen filmde hikaye 2027 yılının Londra’sında başlıyor. Geleceğin dağılmış dünyasında bir başına yaşayan bir adam olan Theo Faron, zor bir hayat geçirir. Dünyanın her bir bölgesinde büyük yıkımlar yaşanmış ve buna karşın ayakta kalan en sağlıklı bölgelerden biri İngiltere olmuştur. Her noktada ciddi bir mülteci akınının olduğu dünyada kısırlık da büyük bir problem halindedir. Öylesine bir kısırlık akımı söz konusu olmuştur ki ülkede en genç insanların yaşı 18’dir. Theo’nun eski eşi Julian’ın kendisiyle görüşmesini istemesi üzerine çıktığı yolculuk hikayede olayların gelişmesine sebep olur.

5. Planet of the Apes (Maymunlar Cehennemi) – 1968 – IMDb: 8,0

Dünya sinemasının klasik eserlerinden biri haline gelen Maymunlar Cehennemi, 1968 senesinde çekilen bir çeşit bilim kurgu ve gerilim filmi. Pierre Boulle’in Fransızca kaleme aldığı romandan sinemaya uyarlanan filmin yönetmenliğini Franklin Schaffner üstlendi. Yenilenmiş versiyonu ile de dikkat çeken filmin oyuncu kadrosunda Charlton Heston, Roddy McDowall, Kim Hunter, Maurice Evans gibi isimler bulunuyor.

İki Oscar ödülü de alıp başarısını zamanında tescilleyen yapım, varoluş tartışması ve evrim teorisine kazandırdığı yeni bakış açıları ile de önemini katlayan bir film haline geldi. George Taylor’un da içlerinde yer aldığı bir astronot topluluğu, uzay gemisi ile oldukça uzakta yer alan ve ismi cismi bilinmeyen bir gezegene iniş gerçekleştirir. İnişin ardından astronotlar, oldukça ilginç şeyler görmeye başlar. Grup için artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktır ve çıktıkları yolculuk hayatlarının en ilginç deneyimlerinden birinin kaynağı olacaktır.

4. 12 Monkeys (12 Maymun) – 1995 – IMDb: 8,0

Senaryosu Chris Maker, David Peoples ve Janey Peoples tarafından kaleme alınan, yönetmen koltuğunda Terry Gilliam’ın oturduğu 12 Maymun filminin oyuncu kadrosunda Bruce Willis, Madeline Stowe, Brad Pitt, Jon Seda, Frank Gorshin, Christopher Plummer, Christopher Meloni, Bob Adrian, Lisa Gay Hamilton gibi isimler bulunuyor.

Müzikleriyle de döneme damga vuran film, tüm dünyayı tehdit eden ve insanlığın yok olmasına dahi sebep olabilme potansiyeli taşıyan bir virüsü konu alıyor. 1996 senesinde 5 milyar kişinin ölmesine sebep olan bu virüs, 2035’te dünya nüfusunun yalnızca %1’inin hayatta kalmasına da neden olur. İnsanlar bu virüs tarafından ölüme mahkum olmamak adına koloniler kurar ve yaşama tutunmak için yeni yöntemler bulmaya çalışırlar. Virüsün üstesinden gelinebilmesi adına bir mahkum olan James Cole, zaman makinesi ile geçmişe gönderilir ve bununla beraber başlayan macerada James’in başına gelenler ile insanlığın ayakta kalma mücadelesi filme eşsiz bir seyir zevki katar. Brad Pitt’in en iyi yardımcı erkek oyuncu dalında Oscar adayı gösterildiği film aynı zamanda en iyi kostüm dizaynı alanında da adaylık kazanmayı başarmıştı.

3. The Avangers (Yenilmezler) – 2012 – IMDb: 8,1

Marvel Comics’in süper kahraman ekibinin bir araya getirildiği ve Marvel Studios tarafından hazırlanan bir sinema filmi olan Yenilmezler, 220 milyon dolarlık oldukça çılgın bir bütçe ile çekildi. Dünyanın en yüksek hasılat elde eden filmlerinden biri olmayı başaran The Avangers, 1,5 milyar dolardan daha yüksek kazanç elde ederek yapımcısının yüzünü güldürdü. Başarılı sinemacı Joss Whedon’un yönetmen koltuğunda oturduğu ve senaryosunu yazdığı film, Stan Lee ve Jack Kirby’nin The Avangers adlı hikayesinden sinemaya uyarlandı. Güçlü oyuncu kadrosunda Robert Downey Jr, Scarlett Johansson, Chris Evans, Mark Ruffalo, Chris Hemsworth, Jeremy Renner, Tom Hiddleston, Samuel L. Jakson, Stellan Skarsgard gibi isimlerin yer aldığı filmin müziklerini ise Alan Silvestri hazırladı.

Marvel’ın dünya çapında senelerdir büyük ilgi ile takip edilen süper kahramanlarından Kaptan Amerika, Kara Dul, Nick Fury, Hulk, Thor, Hawkeye, Iron Man gibi güçlü kahramanları bir arada seyretme şansını bulacağınız filmde dünya çok büyük bir felaket ile karşı karşıya kalır. SHIELD ismiyle bilinen ve uluslararası bir barış örgütü olan bu topluluğun başında yer alan Nick Fury ise dünyayı ve insanlığı bu kıyamet senaryosundan kurtarıp insanlığın devamını sağlayabilmek adına bütün süper kahramanları bir araya getirmesi gerektiğini düşünür. Filmde, büyük tehdit altındaki dünyayı kurtarmak için süper kahramanların göstereceği mücadele hikayeyi ilginç yerlere taşıyacaktır. Yenilmezler, hem görsel efektler hem oyuncuların başarılı performansları hem de son derece başarılı kurgusu ve müzikleri ile seyirciye oldukça heyecanlı anlar yaşatan filmlerden birisi.

2. WALL-E (VOL-İ) – 2008 – IMDb: 8,4

Pixar tarafından çekilen üç boyutlu bir animasyon filmi olan Wall-e, gelecekte geçer ve film kıyamet sonrasında oluşan bir evreni konu alır. Daha önce Kayıp Balık Nemo filminin de yönetmenliğini üstlenen Andrew Stanton tarafından çekilen film, iki robot arasındaki duygusal ilişkiyi izleyiciye aktarıyor. Ana karakterlerde herhangi bir şekilde hayvan sesi kullanılmadı ve Ben Burtt tarafından tasarlanan robotik sesler ve beden dili kullanıldı. Pixar’ın şimdiye kadar çektiği en maliyetli film olan Wall-e’de hikaye harap bir halde, kirli ve kuru bir yapıda olan yeni bir dünya düzeninde başlar.

Çevrenin sürekli kötü bir şekilde kullanılması yüzünden yaşanmaz hale gelen dünya, insanlar tarafından terk edilmiştir ve Wall-e adlı robot terk edilen bu dünyayı temizlemek için üretilmiş bir robottur. Gezegende tek başına görevini yapan Wall-E, dünyaya arama faaliyetlerini yürütmesi için gönderilen bir diğer robot olan Eve ile tanışınca olaylar gelişir. 180 milyon dolar gibi dev bir bütçeye çekilen bu filmin hikayesi Peter Docter tarafından yazıldı.

1. Interstellar (Yıldızlararası) – 2014 – IMDb: 8,6

Yakın dönemin en etkileyici filmlerinden biri olan Interstellar’da yönetmen koltuğunda Christopher Nolan oturuyor. Epik bir bilim kurgu olarak da türünü tanımlayabileceğimiz bu filmin başrollerini Matthew McConaughey, Anne Hathaway, Michael Caine ve Jessica Chastain paylaşıyor. Birleşik Krallık ile Amerika Birleşik Devletleri ortaklığında çekilen filmin senaryosu ise Jonathan ve Christopher Nolan kardeşler tarafından yazıldı.

Dünyanın sonu ile ilgili filmler arasında en dikkat çekenlerden biri olan Interstellar, tahıl ürünlerinin telef olmasına sebep olan bir küf yüzünden yakın gelecekte uygarlığın gerilemesi ve yeniden tarım toplumu seviyesine düşmesini konu alıyor. Dev teknolojik gelişmelerin ardından evrene adeta hükmeden insanlık, böylesine bir gerileyiş ile kıyametin eşiğine geliyor. Tüm bu gelişmelerin ardından NASA’da astronot olarak görev yapan bir topluluk önemli bir göreve çıkıyor ve solucan deliğinden geçmek kaydıyla insanlık için yeni bir yaşam alanı aramaya başlıyorlar. Dünyada kıyamet kopmak ve insan nesli tükenmek üzereyken çıkılan bu yolculuk, özgün hikayesi ve başarıyla işlenen kurgusu sayesinde seyirciye eşsiz bir sinema lezzeti veriyor.

Arka Arkaya Soluksuz İzleyeceğiniz Seri Filmler Listesi

Sinema tarihi ilki başarılı olduğu ardı arkası kesilmeyen seriler haline gelen filmlerle dolup taşarken, izleyici ise artık bir noktada filmlerin içinden çıkamaz hale geldi. Genellikle üçleme olarak çekilen serilerin içinde altı, yedi hatta sekiz filme ve üstüne ulaşanlarda var. Seri olarak planlanan birkaç filmin dışında, bağımsız olarak çekilen ilk filminin başarısının ardından gerisi gelen seriler çoğunlukta.

Hatta seneler sonra yeni bölümleri çekilen, her bölümde yenilenen karakterlerle izleyici karşısına çıkan, çok uzun olup ikiye bölünen, ne ararsanız var olan filmler sinema endüstrisini beslerken, seyircinin de ilgisinden kaçmaz. İşte bir çırpıda izlenebilecek en iyi seri filmler listesi. Bu filmler listelenirken serinin ilk filminin IMDb puanları dikkate alınmıştır.

28. Star Trek (Uzay Yolu) – 1979 – IMDb: 6,4

uzay yolu

‘Işınla beni Scotty’ cümlesini ağızlara dolayan Star Trek serisi Gene Roddenberry tarafından yaratılır. İlk filmi Robert Wise yönetir. Üçüncü Dünya Savaşı sonrası, insanlık evrendeki diğer canlılar ile birleşerek Birleşik Gezegenler Federasyonu’nu kurar. Atılgan ve mürettabatının görevi ise kolonilerini korumaktır. Kaptan James T. Kirk ve ekibi çoğunlukla barışçıl yaklaşım sergilerler ancak çaresiz kaldıkları durumlarda başka yöntemlere de başvurmaktan kaçınmazlar. Kirk, soğukkanlı, gözü kara ve düşmanlarının kendisinden korkup karşısında kalmak istemediği bir karakterdir ancak, dostlarına da çok önem verir. Hatta Spock kaybolduğunda, bütün emirleri hiçe sayarak Atılgan’ı çalarak dostunu aramaya kalkar. Bu olay sonunda ulaşmış bulunduğu amiral rütbesi düşürülür.

Kaptan Kirk yanında serinin en çok bilinen ve sevilen karakteri sivri kulaklı Mr. Spock’tır. Spock, dünyalı bir anne ile vulcanlı bir babanın duygusuz, mantıklı, yeşil kanlı çocuğudur. Seri o kadar büyük ilgi görür ki, oyuncular gerçek hayatlarında bile filmdeki karakterleri ile tanınır. Dr. McCoy ve Scotty de unutulmaz karakterler arasındadır. Seri televizyon dizisi, roman, sinema filmi, bilgisayar oyunu olarak defalarca yayınlanır. Salt bir bilim kurgu ve macera filmi olmaktan öteye geçen Uzay Yolu serisi politik göndermeler de yapar. Özellikle ırkçılık, insan hakları, teknolojinin gelişimin insanlar üzerinde yarattığı etkiler üzerinde eleştiriler dikkatli izleyiciler tarafından yakalanabilir.

27. The Fast and the Furious (Hızlı ve Öfkeli) – 2001 – IMDb: 6,7

Hızlı ve Öfkeli

Los Angeles’ın arka sokaklarında büyük bahisler dönen yasa dışı araba yarışları yapılır. Dominic ise bu yarışların en favori isimlerinden biridir. Bir gün aralarına Brian adında bir genç katılır. Brian, çeteye hemen girmeyi başarır. Brian ile Dominic arasında hızla kurulan bağa, Dominic’in kız kardeşinin Brian’a karşı olan duyguları da eklenir. Ancak Brian hakkında bilmedikleri bir gerçek vardır; Los Angeles emniyetinde bir polis olduğu.

Vin Diesel, Paul Walker, Dwayne Johnson, Eva Mendes gibi oyuncularla bezeli kadrosu, aksiyon sahneleri ile akıllarda kalan film serilerinden biri Hızlı ve Öfkeli. Seriye ait filmler hızlı arabalar, bahisler, suç örgütleri, araba yaşları konuları etrafında toplanır. Zaman zaman düşman aynı olunca, eski dostlar birleşir. Olaylar uluslararası boyuta ulaşır. Konuların hızı gibi, serinin hızı da hız kesmez. Brian O’Conner karakterini oynayan Paul Walker için ise serinin yedinci filmi gösterime girmeden araba kazasında hayatını kaybeder. Araba ve hız tutkunlarının, yüksek tempolu film sevenlerin keyif aldığı seri sinema tarihinin çok bölümlü filmleri arasında yerini aldı.

26. The Chronicles of Narnia (Narnia Günlükleri) – 2005 – IMDb: 6,9

Narnia Günlükleri

Altı yaş ve üzeri çocuklarla keyifle seyredilecek, fantastik film Pevensie ailesinin savaştan kaçmak için ülkelerini terk etmeleri sırasında başlarından geçenleri konu alır. Dört kardeş, Peter, Edmund, Susan ve Lucy bir profesörün yanına sığınır. Haylaz kardeşlerden biri, kendilerini Narnia ülkesine götürecek bir dolabı keşfeder. Karlar altındaki Narnia, barışın, huzurun ve güzelliğin ülkesidir, bu dünyada hayvanlar da konuşur. Cadı Jadis ise bu ülkeyi buzlar altında bırakmıştır. Cadı Jadis kahramanlarımızı izler. Dört kardeş, cadıyı etkisiz hale getirmek için yönetici Aslan’ı bulmaya çalışır.

İkinci filmde yıllar sonra Narnia’ya tekrar gelen aileyi kötü bir sürpriz bekler. Şeytan Kral Miraz ülkeyi ele geçirmiştir. Narnia, eski mutlu günlerinden çok uzaktadır. Üçüncü filmde kahramanlarımız kendilerini okyanusun altında bulurlar. Bu seferki görevleri kayıp Telmarlı Narnia Lordlarını bulmaktır. Prens Kaspiyan’ın Şafak Yıldızı adı verilen gemisi ile yolculuğa başlarlar. Yollarına ejderhalar, kötü niyetli tüccarlar, büyüleri ile ünlü Mer halkı çıkacaktır. Filmin yönetmen koltuğunda Shrek serisiyle de tanınan Andrew Adamson oturur.

25. Mad Max (Çılgın Max) – 1979 – IMDb: 7,0

Mad Max

Avusturalya’da distopyan bir şehirde ahlaki çöküş bütün hızıyla toplumu ele geçirirken, hırsızlık, cinayet, gasp gibi suçlar almış başını yürümüştür. Bunun nedeni ise enerji kıtlığı yaşanmasıdır. Şehirden uzak toplumlar hala kendi hallerinde sıradan hayatlar yaşarken, motosikletli çeteler tarafından rahatsız edilirler. Max adlı devriye polisinin ailesi ise bir çete tarafından vahşice katledilir ve olaylar başlar. Max için hayatının geri kalanı intikam demektir.

George Miller tarafından yönetilen film 1979 yılında Avustralya’da vizyona girer. 1980 yılında uluslararası dağıtımı yapılır ve başrol oyuncusu Mel Gibson bütün dünya tarafından tanınan bir isim haline gelir. İkinci filmde nükleer savaşlar sonucu yok olan bir Avustralya vardır. Max, petrolü koruyan ve insanlara ulaştıran bir çetenin korumasını üstlenir. Üçüncü filmde uygarlık tamamen çöker ama diğerlerinden farklı olarak karamsar hava yerini umuda bırakır. Kahraman Max, Bartertown’da hayatta kalan insanları korur. Bu filmin sürpriz oyuncusu ise Tina Turner’dır. Seri boyunca insanlık ilkelliğe doğru giden bir seyir izler. Serinin beşinci filmi, ufak bir değişiklik ile 2015 yılında çekilir; başrolde Mel Gibson yerine Tom Hardy vardır.

24. Blade (Bıçağın İki Yüzü) – 1998 – IMDb: 7,1

Blade

Hollywood’un en çok sevdiği karakterlerden biri de kuşkusuz vampirler. Geceleri kan emen, gün ışığına tahammülü olmayan bu yaratıklar her an her yerde tehlike saçabilirler. Yine bir Marvel kahramanı Blade, beyaz perdede. Filmin başrol oyuncusu Wesley Snipes, bu sefer aykırı bir vampir tiplemesi olmuştur. Sinema tarihinde siyahi vampir görmek neredeyse imkansızdır. Annesi Venessa, boynunda bir ısırıkla hastaneye kaldırıldığında doktorlar bu yaranın nedenini bulamazlar. Bütün uğraşlara rağmen Venessa hayatını kaybeder ancak bebeği yaşar. Annesini kaybetmiş Blade, bir gün vampirler ile hesaplaşmak üzere kendini eğitir. Artık yetişkin bir vampir olduğunda, intikamını alma günü gelmiştir.

Blade’in bir avantajı vardır. Yarı insan yarı vampir olması vampirlerin etkilendiği unsurlardan onu korur. Yani gündüzleri de rahatlıkla dışarı çıkabilir. Blade’in vampir genlerinden dolayı kana olan ihtiyacı ise bir panzehir ile karşılanır. Bu serüvende en büyük yardımcısı kendisi gibi vampirleri sevmeyen Abraham’dır. Blade’in vampirler ile olan savaşı başlar. Vampirler ise kendileri için tehdit oluşturan Blade’i yok etmelidirler. Blade bir yandan annesinin ölmediğine inanarak onu arar, annesi ile ilgili de Blade’i bekleyen bir sürpriz vardır.

23. Mission: Impossible (Görevimiz Tehlike) – 1996 – IMDb: 7,1

Görevimiz Tehlike

Belli bir yaşın üstündeki herkesin bir dönem televizyondan hatırladığı televizyon serisi Görevimiz Tehlike’nin sinema filmlerinde başrolü Tom Cruise kapar. Cruise’a Emmanuelle Béart, Kristin Scott, Jon Voight, Thomas,Ving Rhames, Jean Reno, Vanessa Redgrav eşlik eder. Brian De Palma ise yönetmen koltuğuna oturur. Ethan Hunt ve Jim Phelpsin devlet için zorlu görevleri yerine getiren bir timin önemli isimleridir. Ajanımız Hunt, korkusuz, cesur ve ataktır. Hunt, Prag’da gerçekleştirilen bir operasyonun başarısız olmasının ardından hainlik ile suçlanır. Şimdi zaman Hunt için adını temize çıkartma zamanıdır. Hunt bu konuda ancak birlikte çalıştığı insanlara güvenebileceğini bilir.

İkinci filmde ise başka bir ajanın çaldığı virüsün peşine düşer. Bu filmin oyuncu kadrosunda Anthony Hopkins, Thandie Newton, Dominic Purcell, Ving Rhames yer alır. Serinin üçüncü filminde, ajanlığı bırakıp gözlerden uzak bir yaşam yaşamaya başlayan Hunt’ı geçmişinin geride bırakmadığı görülür. Azılı bir suçluyu yakalanamamıştır ve bu görevi başarabilecek tek kişi ise Hunt’tır. Ving Rhames ve Philip Seymour Hoffman üçüncü filmin oyuncularıdır. Serinin dördüncü filmine gelince, bu sefer bütün ekip suçlanır. Hunt ve ekibi “Hayalet Protokol” adını verdikleri operasyona başlarlar.

22. Man in Black (Siyah Giyen Adamlar) – 1997 – IMDb: 7,3

siyah giyen adamlar

Konusu bir çizgi romana dayanan filmin başrollerinde Tommy Lee Jones ve Will Smith, yönetmen koltuğunda ise Barry Sonnenfeld var. Hükümet için çalışan gizli bir servisin ajanı olan K’nın  (Tommy Lee Jones) kendisine eşlik edecek bir ajana ihtiyacı vardır. N.Y.P.D.’de çalışan James Edwards (Will Smith), yeni ajan olarak seçilir. Edwards’ın ismi bundan sonra J olacaktır. Bilim kurgu, komedi ve aksiyon türlerinde olan film, ilk ajanın dünyayı uzaylılardan kurtarmasını işler. Daha önce çekilmiş uzaylı istilası filmlerine de eğlenceli göndermeler yapar. Ekibin üstün teknoloji ürünü silahları ve aletleri vardır.

Serinin ikinci filminde ajan K, görevi bırakıp inzivaya çekilir. Görevi bırakmadan hafızası silenen K, geçmişe dair yaptıklarını hatırlamaz. Ajan J ise görevinin başındadır. Yeni bir dosya üzerinde çalışırken, K’nın yardımına ihtiyacı olduğunu fark eder. Ajan K’nın tutukladığı mahkumlardan biri olan Boris, geçmişte geriye giderek K’yı öldürür. Ajan J’nin görevi ise, bu yıllara dönerek hem arkadaşını, hem de ortağını kurtarmaktır. Genç K, ajan J’yi dikkate almaz. Üçüncü film 3D teknolojisi ile beyaz perdeye çıkar.

21. Spider-Man (Örümcek Adam) – 2002 – IMDb: 7,3

Örümcek Adam

Marvel Comics’in süper kahramanı Örümcek Adam, Sony Pictures prodüksiyonu olarak sinemaya aktarılır. Peter Parker, okulda silik bir öğrencidir. Bir bilim gezisi sırasında, örümcek tarafından ısırılınca bütün hayatı değişir. Örümcek, laboratuvarda genetiği değiştirilmiş bir hayvandır. Bir anda Parker, olağanüstü güçlere sahip olur. Tıpkı bir örümcek gibi tırmanabilir. Annesi babası yıllar önce ölmüş olan Parker, amcası Ben Parker ve eşi May Parker ile birlikte yaşar.

Bir gün amcası gözlerinin önünde bir soyguncu tarafından öldürülür. Peter’ı derinden etkileyen bu olay, onu bambaşka bir dünyaya götürecektir; o artık Örümcek Adam’dır. Karşısında da çok güçlü bir rakip vardır. Norman Osborn, yeşil bir Goblin’e dönüşmüştür. Başrollerde Tobey Maguire, Willem Dafoe, Kirsten Dunst yer alır. Seri devam ettikçe Örümcek Adam maceradan maceraya girerek, kötüler ile savaşına devam eder. Örümcek Adam, çizgi roman olduğu zamanlarda Batman ile birlikte en çok bilinen karakterdir. Serinin başlangıcında, insanların bir örümcekten etkileneceği üzerine şüpheler olsa da, bir anda fenomen haline gelir.

20. Harry Potter – 2001 – IMDb: 7,5

Harry Potter

J. K. Rowling tarafından yazılan Harry Potter kitap serisi Warner Bros’un gözünden kaçmaz. Fantastik edebiyatın, en önemli eserlerinden biri olan kitap, sinemaya da aktarıldığında da sonuç değişmez, hem çocuklar hem de büyükler için sihirle dolu bir dünyadır. Harry, küçük yaşlarda anne ve babasını bir trafik kazasında kaybeder. Teyzesi, eniştesi ve kuzeni ile birlikte yaşadığı evde mutsuzdur. Bu evde Harry’ye kötü davranılır. Bir gün ardı arkası kesilmeyen mektuplar gelmeye başlar. Sonunda Harry’nin bütün geçmişi ve yetenekleri ortaya çıkar. Hogwarts Cadılık ve Büyücülük Okulu’ndan gelen bir adam ona bütün gerçekleri anlatır. Ailesi trafik kazasında değil, kötü büyücü Voldemort tarfaından öldürülmüştür.

Harry, şimdi ailesininde bir zamanlar okuduğu okula doğru çıkmalıdır. Minik Potter, ailesinin intikamını almak için çalışacaktır. Filmin ana karakteri Harry Potter’ı Daniel Radcliffe oynar. Kendisine Rupert Grint, Richard Harris, Maggie Smith, Emma Watson eşlik eder. Seri Harry Potter ve Felsefe Taşı, Harry Potter ve Sırlar Odası, Harry Potter ve Azkaban Tutsağı, Harry Potter ve Ateş Kadehi, Harry Potter ve Zümrüdüanka Yoldaşlığı, Harry Potter ve Melez Prens, Harry Potter ve Ölüm Yadigârları: Bölüm 1, Harry Potter ve Ölüm Yadigârları: Bölüm 2 olarak devam eder.

19. Sherlock Holmes – 2009 – IMDb: 7,6

Sherlock Holmes

Sir Arthur Conan Doyle tarafından yaratılan dedektif kahraman, polisiye edebiyatın gelmiş geçmiş en önemli eserlerinden biriyken, sinema dünyası da bu hikayeye kayıtsız kalmaz. Yönetmenliğini Guy Ritchie’nin yaptığı filmin oyuncuları arasında Robert Downey Jr. ve Jude Law vardır. Holmes muhteşem zekası ile olayları çözme konusunda bir numaradır. Seri katil Lord Blackwood, Holmes ve Watson tarafından yakalandıktan sonra idam edilir. Asıl olaylar bundan sonra başlar. Blackwood, tekrar dirilerek daha büyük olaylara sebep olur. Holmes ve Watson ise tekrar Blackwood ile karşı karşıya gelir.

İkinci filmde Holmes’un karşısına ezeli rakibi Profesör James Moriarty çıkar. Bu kez hikaye İngiltere’nin sınırlarını aşar ve Fransa, Almanya ve İsviçre’ye ulaşır. Blackwood, her zaman Holmes’un bir adım önündedir ve Holmes’un en zeki olma özelliği geride kalır. Bu yeni seri Holmes karakterine daha modern bir çizgi çizer. Filmin en önemli özelliği Holmes rolünü oynayan Robert Downey Jr. ile Watson rolündeki Jude Law’ın hem oyuncu olarak kimyalarının hem de rollerine olan uygunluklarının kusursuz olmasıdır.

18. Lethal Weapon (Cehennem Silahı) – 1987 – IMDb: 7,6

cehennem silahı

Los Angeles polis departmanında görevli iki dedektifin maceradan maceraya atıldıkları film serisinde Mel Gibson ve Danny Glover başrolleri paylaşır. Richard Donner ise yönetmenliği yapar. İhtiyar kurt Roger Murtaugh (Glover), emeklilik hayalleri kurarken arkadaşının kızının öldürülmesiyle bu davanın peşine düşer. Martin Riggs (Gibson), yeni ortağıdır. Riggs, karısının ölümünden sonra bunalıma girmiş, intihar eğiliminde bir polistir. İkinci filmde ise, uyuşturucu örgütleriyle ilişkisi olan bir avukatın korunması gerekir. Bu iş çılgın ikiliye verilir. Üçüncü filmde ikilinin görevi, polis yeleklerini bile delebilen bir kurşun icat eden eski polis Jack Travis’in peşine düşmektir.

Dördüncü filmde emekli olmak isteyen polisleri başka bir sürpriz bekler. Çin mafyası ile başları belaya girer. Riggs ve Murtaugh, karakter olarak birbirlerinden taban tabana zıttır. Murtaugh’ın akılcılığına karşın, Riggs daha cesurdur ve tehlikeye atılmaktan çekinmez. İlk tanıştıklarında sürekli çekişen ikili, zaman geçtikçe birbirlerinin ailesi ve en yakın dostları olur. Birinci filmin başarısından sonra, ikinci filmin çekilmesine karar verilir ve Cehennem Silahı, seri film haline gelir.

17. Batman – 1989 – IMDb: 7,6

batman

Batman, 1989 yılında başlayan ve hiç bitmeyecek bir serüvendir. DC Comics’in Batman adlı çizgi romanından uyarlanır. Yönetmen koltuğuna sırası ile Tim Burton, Joel Schumacher, Christopher Nolan, Zack Snyder oturur. Batman ve Batman Dönüyor filmlerinde Michael Keaton; Batman Daima’da Val Kilmer; Batman & Robin’de George Clooney; Batman Başlıyor, Kara Şövalye, Kara Şövalye Yükseliyor’da Christian Bale; Batman v Superman: Adaletin Şafağı’nda Ben Affleck, Batman olur. Oyuncular değişir, yönetmenler değişir ama Batman hiç değişmez. Zengin bir ailenin çocuğu olan Bruce Wayne, anne ve babasının gözlerinin önünde öldürüldüğüne tanık olunca, kendini suçla mücadeleye adar. Gotham şehri, yozlaşmanın eşiğine gelmiştir. Bu süreçte en büyük desteği, anne ve babasının ölümünden sonra kendisine bakan Alfred’den alır.

Alfred, Bruce için sadece bir bakıcı değil, tüm ailesidir. Zamanla yarasa kıyafeti ile suçluların peşinden koşan bu adamı herkesin dikkatini çeker. Seri ilerledikçe yönetmenin çizgisine ve gelişen sinema tekniklerine bağlı olarak filmin arka planı da değişim gösterir. Tim Burton’ın gotik ve karanlık Gotham şehri, Nolan ile birlikte gökdelenlerin yükseldiği bir kente dönüşür. Film daha aydınlık bir atmosferde geçer. Tek bir unsur hiç değişmez; bu karizmatik karakter, her daim siyahlar içinde suçlularla savaşına devam eder.

16. Ice Age (Buz Devri) – 2002 – IMDb: 7,6

Buz Devri

Buzullar dünyayı kaplamaya başlarken, kahramanlarımız hayatta kalabilecekler mi? Çocukların olduğu kadar yetişkinlerin de favori filmlerinden buz devri, komedi animasyon türünün en güzel örneklerinden biri. Palamudunun peşinden dünyayı yerle bir eden Scrat, tabii ki herkesin favorisi olur. Her daim mantığı ile hareket eden dev mamut Manny, içindeki iyiliği ortaya çıkartmaya başaran kaplan Diego, dans etmeyi çok seven sakar Sid, Manny’nin eşi Ellie, küçük sıçanlar Crash ve Eddie, Manny ve Ellie’nin kızı Şeftali…

Diego, Sid ve Manny, buz devrinin başlangıcında, küçük bir bebeği ailesine kavuşturmak için çaba gösterirken iç dünyalarını da ortaya serer. Diego, önceleri Manny ve Sid’i tuzağa düşürmek istese de, Manny’nin kendisini kurtarmasından sonra, artık yeni dostlarının yanında yer alır. Birbirlerinden hiç ayrılmazlar. İlk bölüm hariç, serinin diğer filmleri hayvanların dünyasında geçer. Kahramanlarımız teker teker hayatlarını birleştirecek eşlerine kavuşur. Scrat ise palamudu için şekilden şekile girmeye devam eder; yassılır, düzelir, ezilir. Filmin en komik en komik unsuru olmayı sürdürür.

15. Saw (Testere) – 2004 – IMDb: 7,7

Testere

Psikolojik gerilim türündeki bu film ilk olarak 2004 yılında izleyicinin karşısına çıkar. Diğer bölümler ise birer yıl arayla seyirci ile buluşur. Yönetmenliğini James Wan’ın yaptığı film bir seri katilin hikayesini anlatır. Akıl almaz yöntemler ile insanları mahkum edip tuhaf bir maskenin ardında yaşarken, yaşamın anlamını anlamaları için zorlayan ve tutsaklarının çoğunu öldüren vahşi bir katil, kurbanlarına ölümcül oyunlar oynatır. İki adam, ayak bileklerinden zincirlenmiş bir şekilde uyanırlar. Birbirlerini hiç tanımamalarına rağmen, aynı katilin kurbanı olmuşlardır. Sadece bir kişi odadan sağ çıkmayı başarabilecektir; katilin oyununu oynamayı başarabilen.

Katilin ismi ise yöntemlerini açıkça ifade eder: Jigsaw. İkinci filmde katil, içlerinde peşine düşen dedektifin oğlunun da bulunduğu sekiz kişiyi bir odaya kapatır. Üçüncü filme gelince Jigsaw, ilerleyen kanser hastalığı nedeni ile oyunların yönetimini asistanı Amanda’ya bırakır. Jigsaw, ölümün eşiğinde olsa da yerini alacak birileri mutlaka çıkacaktır. Zekice yazılmış senaryosu, akıcı kurgusu, filmin gerilimine eşlik etmeyi başaran atmosferi ve sürpriz sonları ile Testere, kült korku filmleri arasında çoktan yerini aldı.

14. Ocean’s – 2001 – IMDb: 7,8

ocean's

Ocean’s Eleven, Ocean’s Twelve, Ocean’s Thirteen olarak devam eden seri bir hırsızlık örgütünün maceralarına odaklanır. Ama bu hırsızlar diğerlerinden farklıdır; zorlu ve büyük işleri tercih ederler. Danny Ocean, hapisten çıkmasının ardından büyük bir iş planlar. Terry Benedict’in Los Angeles’daki kumarhanelerinden 150 milyon dolar civarı para çalacaklardır. Burayı seçmelerinde Terry’nin Danny’nin eski karısı Tess ile çıkmasının da büyük rolü vardır. Filmin hareketli konusu kadar oyuncu kadrosunun da başarısına katkısı büyüktür. Serisi olan filmler içinde bu kadar yıldız oyuncuyu bir araya toplamayı başaran nadir serilerden biridir.

Danny Ocean karakteri ile seyircinin karşısına George Clooney çıkarken, Brad Pitt, Julia Roberts, Matt Damon, Andy Garcia, Casey Affleck, Scott Caan gibi oyuncular ile ana kast tamamlanır. Yönetmenliği ise Steven Soderbergh yapar. 2004 yılına gelince serinin ikinci filmi Ocean’s Twelve vizyona girer. Terry Benedict, çaldırdığı paranın peşindedir. Soygunun üzerinden üç yıl geçmesine rağmen hala öfkesi tükenmez. Ekip için başka bir süreç başlar. Ya parayı bulacaklar ya da hapse girecekler. Üçüncü filmin kadrosuna bir başka büyük oyuncu eklenir; Al Pacino. Bu seferki soygunun nedeni başkadır; kendi kumarhanelerini korumak. Ekip hem sahip oldukları kumarhanenin başındadır, hem de büyük bir soygun planlar.

13. Dollars Triology (Dolar Üçlemesi) – 1964 – IMDb: 8,0

İyi, Kötü ve Çirkin

Segio Leone’nin en çok bilinen film üçlemesi spagetti western türünün en iyi örnekleri arasındadır. Spagetti western, İtalyan yönetmen ve yapımcılar tarafından çekilen western filmlerine verilen addır. Üç filmlik serinin bütün bölümlerinde Clint Eastwood başroldedir. Fimlerin üçü de birbirinden bağımsız konular içerir. Seri Bir Avuç Dolar (1964), Birkaç Dolar İçin (1965) ve İyi, Kötü ve Çirkin (1966) filmleri ile oluşur. Bunların içinde en fazla bilineni İyi, Kötü ve Çirkin’dir. Bir Avuç Dolar, ismi film boyunca hiç açıklanmayan ‘Sarışın’ın içine düştüğü tuhaf durumu anlatır. Sarışın, birbirleriyle sürekli rekabet halinde olan iki aileyi kendi çıkarları için kullanır ve bu savaşın ortasında hayatta kalmayı başarır. Bir Avuç Dolar’da Monco (Clint Eastwood), arkadaşı Douglos Mortimer (Lee Van Cleef) ile suçluları yakalayıp aldıkları ödüller ile yaşamlarını sürdüren iki ödül avcısıdır.

Indigo adındaki suçlu hapisten kaçınca başına konulan on bin dolar ödül, iki ödül avcısının iştahını kabartır. Bilmedikleri tek şey ise Albay Douglas’ın intikam peşinde olduğudur. Serinin en çok tanınan filmi ise İyi, Kötü ve Çirkin’dir. Kanun kaçağı Tuco (Çirkin), Sarışın (İyi) ile birlikte kasaba kasaba dolaşırlar. Sarışın, gittikleri kasabalarda Tuco’yu adalete teslim eder, ödülü alırlar ve Tuco’yu asılmaktan kurtarır. İşler karışır ve olaylara Sentenza’da (Kötü) dahil olur.

12. The Terminator (Yokedici) – 1984 – IMDb: 8,0

Terminatör

1984 yılında ilki yayınlanan film Türkçe’ye “Yokedici” olarak çevrilmesine rağmen Terminatör olarak bilinir. Arnold Schwarzenegger’in en çok bilinen filmidir. Yönetmen ise James Cameron’dur. 2029 yılında büyük bir felaket meydana gelir. Dünya, insanların dünyası olmaktan çok uzaktır. Makineler dünyayı yönetirken, bir avuç direnişçi onlara karşı savaşır. Ancak makinelerin planı bir tek yaşanan güne ait değildir. Geçmişe gidip direnişin liderlerinden Sarah Connor’ı yok edeceklerdir. Böylece gelecekte daha büyük bir direniş başlatacak olan oğlu John’un da dünyaya gelmesinin önüne geçeceklerdir.

İkinci filme gelince, birinci filmde başarısız olan robotlar gelecekten gelerek bu sefer John’un peşinde düşer. John’u arayan bir tek robot yoktur. Başka bir robot, John’u kurtarmak için gelmiştir. Üçüncü filmde John henüz gelecek için ne kadar önemli olduğunun farkında olmadığı bir hayattadır ve peşinde yine makineler vardır. Artık annesi hayatta değildir. Dördüncü film kurtuluşun filmidir. Bir grup insan saklandıkları yerden çıkar ve makinelere karşı savaş açar. John Connor, direnişin başarılı olması için tek şanstır.

11. Pirates of the Caribbean (Karayip Korsanları) – 2003 – IMDb: 8,0

Karayip Korsanları: Siyah İncinin Laneti

Jack Sparrow, açık denizlerde sevimli, şımarık, nüktedan ve bir o kadar da başı beladan kurtulmayan bir kaptan. Karayip Korsanları’nın korkusuzca dolaştığı, maceradan maceraya atıldığı denizler, başka denizlere benzemez. Bu denizlerde gizemli yaratıklar, korkunç canavarlar ve onlarca tehlike vardır. İlk filmin oyuncu kadrosunda Johnny Depp, Geoffrey Rush, Orlando Bloom, Keira Knightley gibi ünlü isimler yer alırken, seri ilerledikçe Penélope Cruz, Javier Bardem gibi oyuncularda kadroya katılır. Deep ve Rush serinin bütün filmlerinde yer alırlar.

Bloom ve Knighley ise yerlerini diğer oyunculara bırakırlar. Yeteneği kadar yakışıklılığıyla da ünlenen Deep, bu filmde pis ve pasaklı bir korsan rolündedir. Karakterin oluşumu sırasında Deep’in de fikirlerinden faydalanıldığı bilinir. Bu güne kadar çekilen korsan filmleri içerisinde en başarılısıdır. Korsan filmlerinin gişede iş yapmaması ile ilgili inancı tersine çevirir. İlk filmin gördüğü ilgi üzerine serinin devam filmleri çekilir. Anlatım görsel efektler ve plastik makyaj ile güçlendirilir. İlk film ‘En İyi Erkek Oyuncu’ dahil beş dalda Oscar’a aday gösterilir.

10. Kill Bill (Kill Bill) – 2003 – IMDb: 8,1

kill bill

Standart bir Quentin Tarantino filminde yer alan her öğe Kill Bill’de de var; aksiyon, hız, dövüş, huzursuzluk. 2003 yılında Kill Bill: Volume 1, 2004 yılında Kill Bill: Volume 2 adlarıyla iki film olarak yayınlanan seri aslında tek film olarak çekilir. Daha sonra çok uzun olduğu için iki parçaya bölünür. Uma Thurman, Lucy Liu, David Carradine, Michael Madsen, Vivica A. Fox, Daryl Hannah, Sonny Chiba, Gordon Liu başrolleri paylaşır. Filmin ana karakteri Gelin, bir suikast timinin üyesidir. Timin başı olan Bill’den hamile kaldığını öğrenince kaçar ve başka bir adamla evlenmeye karar verir.

Düğün günü, Bill ve ekibi düğünü basar, herkesi öldürür. Gelin, yıllar sonra komadan uyandığında bebeğinin olmadığını fark eder. Bundan sonra intikam için yaşayacaktır. Gelin, ikinci filminde de intikamına devam eder. Senaryosunu da Tarantino’nun yazdığı filmi izlemek için ya bu türü ya yönetmeni çok sevmek gerekli. Tüyler ürperten sahneleri ile rahatsız edici bir havası var. Eleştirmenler tarafından sinemanın başyapıtlarından biri olarak nitelendirildiğini eklemekte fayda var.

9. Rocky – 1976 – IMDb: 8,1

Rocky 1

Altı filmlik seri Rocky Balboa’nın hayat hikayesini anlatır. Rocky Balboa’yı oynayan Sylvester Stallone, ilk filmin senaryosunu yazdıktan sonra yapımcı yapımcı dolaşır. Uzun arayışlar ardından filmin başrolünde kendisinin de oynamasını kabul eden bir yapımcı bulur. Senaryoya esin kaynağı olan olay Muhammad Ali ve Chuck Wepner arasında yapılan maçtır. Hiç kimse genç Wepner’a şans tanımaz, ancak Wepner son raunda kadar dayanmayı başarır. Rocky Balboa, bir yandan sıradan işlerde çalışırken diğer yandan da boks maçlarında dövüşür.

Dünya ağır boks siklet şampiyonu Apollo Creed ile karşılaşma şansı yakalayan Rocky için hayatının fırsatı doğar. Apollo karşısında gösterdiği başarı ile Rocky, bütün boks otoritelerini şaşırtır. Sıradan bir boksörün, dünyaca ünlü bir şampiyona dönüşmesi sırasında kendisine en çok destek olanlar ise karısı Adrian ve antrenörü Mickey’dir. Adrian rolü ile Talia, Mickey rolü ile Burgess Meredith, Apollo Creed rolü ile de Carl Weathers aynı filmi paylaşır. Ayrıca Butkus, Stallone’nin gerçek hayattaki köpeğidir. Spor konulu filmler arasında Oscar ödülüne layık görülen ilk filmdir.

8. Die Hard (Zor Ölüm) – 1988 – IMDb: 8,2

Zor Ölüm

New York şehrinde dedektif olan John McClane, Noel tatilini geçirmek için karısının yanına Los Angeles’a gelir. Karısı Nakatomi Plaza’daki yılbaşı partisini beklerken, bina Hans Gruber liderliğindeki teröristler tarafından ele geçirilir. McClane, karısı ile birlikte içerde rehin kalanları kurtarmak için mücadeleye başlar. Dedektifimiz, ikinci filmde Dulles Uluslararası Havaalanı’nın iniş sistemlerini kontrol altına alan teröristlere karşıdır. Seri boyunca teröristler ile uğraşan John McClane, artık bu konuda uzmandır. Aksiyon filmi karakterlerinin birçok klişesini taşır; sorunlu, başına buyruk, gözüpek.

Kahraman dedektif, film boyunca yaralanır, yorulur. Özellikle ilk film çekildiği yılla birlikte değerlendirilse serinin en başarılı filmi sayılır. John McClane rolü ile seyircinin karşısına çıkan Bruce Willis için ismi anılınca akla ilk gelen filmdir. Bonnie Bedelia ise McClane’in karısı Holly Gennaro McClane rolündedir. Serinin beşinci filminde ise artık kahramanımız terörist gruplarda baş edebilmesiyle ün salar ve Rusya’da doğru yola çıkar, bu sefer işin içinde oğlu da vardır.

7. Back to the Future (Geleceğe Dönüş) – 1985 – IMDb: 8,5

Geleceğe Dönüş

Bilim kurgu, komedi ve macera türündeki seri üç filmden oluşur. Michael J. Fox’un Marty McFly, Christopher Lloyd’un Emmett Brown olarak rol aldığı serinin yönetmenliğini Robert Zemeckis, yürütücü yapımcılığını Steven Spielberg yapar. Marty, seksenlerdeki tipik Amerikan gençliğini temsil eder. Rock’n Roll düşkünü, düzensiz, yaramaz ve dağınıktır. Brown ise bilimsel araştırmalarının peşindedir. Çılgın profesör Emmett Brown, zamanda yolculuk yapmayı sağlayan bir makine icat eder. İlk denemeyi köpeği Einstein ile yapan doktor, köpeğini geleceğe gönderir.

Araba geldiğinde Einstein’ın boynuna taktığı saate bakan doktor, bir dakikalık farkı görünce başarılı olduğunu anlar. Marty, zaman yolculuklarına başlar. Makinenin en büyük sıkıntısı ise plütonyum ile çalışmasıdır. Brown, plütonyumu ise bir grup teröristi bomba yapma vaadi ile kandırıp almıştır. Teröristler bu sırada doktorun peşine düşer. Bu yolculuklar sırasında ikilinin başına gelmeyen kalmaz. Plütonyumun olmadığı zamanlarda, yıldırımdan elde ettikleri enerjiyi kullanırlar. Marty, zaman yolculukları sırasında birçok değişikliğe yol açar. İlk film 1985, ikinci 1989, üçüncü 1990 yıllarında vizyona girer.

6. Alien (Yaratık) – 1979 – IMDb: 8,5

Yaratık

Yönetmenliğini Ridley Scott’ın yaptığı korku, gerilim, bilim kurgu türlerindeki serinin ilk filmi gişede büyük başarı yakalayınca devam filmlerinin çekilmesine karar verilir. İlk filmde başrollerde  Sigourney Weaver, Tom Skerritt, John Hurt izleyicinin karşısına çıkar. Yaratık karakterinin tasarımını, H.R. Giger yapar. Yaratıklar, zeki değildir, bütün yaşam amaçları üreme üzerine kurulur. Hikaye Nostromo adlı kargo gemisinin görevini tamamlamasının ardından Dünya’ya doğru yola çıkması sırasında başlar. Gemideki yedi mürettebatın beş erkek, ikisi kadındır. Yakın bir gezegenden yaşam belirtileri olduğuna dair sinyal alan ekip, o yöne doğru hareket eder. Değişik bir yaşam formuna ait yumurtaları bulurlar, ancak bu yaratıklar zekaları ile hareket etmezler. Tek amaçları üremek ve çoğalmaktır.

İlk filmin karakterlerinden olan Ellen Ripley (Sigourney Weaver) Nostromo’dan canlı kutulan tek kişidir. Uzun süredir uyumakta olduğu uykusundan uyandırılır. Yaratıkların bulunduğu gezegende artık insanlar yaşar. Ancak uzun süredir bu koloni ile olan iletişimin kesildiğini öğrenir. İkinci filmin yönetmen koltuğunda James Cameron, oyuncu kadrosunda ise Sigourney Weaver, Bill Paxton, Michael Biehn, Paul Reiser, Lance Henriksen var. Serinin üçüncü filmi David Fincher tarafından yönetilir. Bütün serinin en farklı ve felsefesi en derin filmi olarak tanımlanır. Dördüncü filmi Jean-Pierre Jeunet yönetir.

5. Indiana Jones – 1981 – IMDb: 8,5

Indiana Jones

Harrison Ford denince akla Indiana Jones, Indiana Jones denince akla Harrison Ford gelir. 1981 yılında başlayan seri Steven Spielberg yönetimiyle beyaz perdeye yansır. Hikayenin yaratıcılarından biri de George Lucas’tır. Bu ikilinin olduğu yerde macera ve aksiyon olmaması ise tuhaf olacaktır. Arkeolog Dr. Indiana Jones, kutsal emirlerin sırlarını bulmak için yola çıkar. Karşısına Hitler’in askerleri çıkacaktır. Nepal’den Kahire’ye kadar uzanan olaylar dizisi başlar. Dr. Jones, alanının en iyilerinden biridir ve  aynı zamanda üniversitede ders verirken engin bilgisi ile devletin ve hazine avcılarının bir numaralı danışmanıdır. Görülmeyeni görme, çözülmeyeni çözme konularında üstüne yoktur. Tabii ki serinin bütün filmlerinde Jones’un galip geldiğini tahmin etmekte zor değil.

Bütün filmler kurgusal tarihi olaylar etrafında mistik, mitolojik ve dini ögeler içerir. Film serisi çoğu insan için o güne kadar çok uzak bir kavram olan arkeolojiyi sevdirmesiyle de ünlüdür. 1981 yılında çekilen Kutsal Hazine Avcıları’nı, 1984’te Kamçılı Adam, 1989’da Son Macera izler, 2008’de ise Kristal Kafatası Krallığı ile tekrar sevenleri ile buluşur. Seri, sinemanın dışına taşarak televizyon dizilerine, çizgi romanlara ilham kaynağı olur.

4. The Matrix – 1999 – IMDb: 8,7

matrix

Larry ve Andy Wachowski kardeşlerin senaryosunu yazıp yönettiği üç serilik film gerçek ve gerçek dışı arasında gidip gelir. Bilgisayar yazılımcısı olan Thomas Anderson, iş dışındaki zamanlarında Neo takma adıyla hackerlık yaparken, Trinity ve Morpheus ile tanışır. Yaşadığı dünyanın sanal olduğu gerçeği ile baş başa kalan Neo, makineler tarafından uyutulan insanları kurtarmak için Matrix’e dönmek zorundadır. Matrix, gerçek dünyanın simülasyonudur. Yapay zeka ve insanlar arasında savaş başlamıştır. Film mitolojik ve dinsel öğelere göndermeler yaparken, temel fikrini Jean Baudrillard’ın Simülakrlar ve Simülasyon kitabında geçen teorilerinden alır.

Filmde Neo’yu Keanu Reeves, Morpheus’u Laurence Fishburne, Trinity’yi Carrie-Anne Moss oynar. İlk film ile birlikte oldukça fazla bir kitleye ulaşır ve gişede çok başarılı olur. Sanal dünya ve gerçeklik üzerine pek çok tartışmanın da kapısını açar. Filmde kullanılan uzun, deri pardösüler moda haline gelir.  Serinin birinci filmi ‘En İyi Ses Kurgusu’, ‘En İyi Ses Miksajı’, En İyi Görsel Efekt’, ‘En İyi Film Kurgusu’ dallarında Oscar ödülü almaya hak kazanır. Derin felsefesi ile izlenmesi gereken seri filmler listesinin başlarında gelir.

3. Star Wars (Yıldız Savaşları) – 1977 – IMDb: 8,7

Yıldız Savaşları: Yeni Bir Umut

George Lucas tarafından yönetilen serinin ilk filmi 1977 yılında yayınlanır. En iyi film serileri denilince ilk akla gelendir. Star Wars serisini sadece film olarak düşünmek neredeyse imkansızdır. İlk üç film üç yıl arayla çekilir. On altı yıl sonra ise serinin öncül filmleri devam eder. Ortaya tüm dünyada hayranları olan fenomen bir seri çıkar. Serinin ilk çekilen filmi olan Yıldız Savaşları filminin ismi, daha soran diğer filmlerle karışamaması için Yıldız Savaşları: Yeni Bir Umut olarak değiştirilir. Serinin sırası ise filmleri ise Gizli Tehlike, Klonların Saldırısı, Sith’in İntikamı, Yeni Bir Umut, İmparator, Jedi’nin Dönüşü, Güç Uyanıyor’dur. Ayrıca seriden bağımsız olan Rouge One: Bir Star Wars Hikayesi ise serinin tek bağımsız filmidir.

Karanlık tarafta bulunan Sithler ile aydınlık tarafın savaşçıları Jediler’in mücadelesi üzerine kurulan Star Wars’ta, ‘Güç’ evreni çevreleyen enerjinin adıdır. Taraflar arası geçen karakterlerde vardır. Darth Vader, tabii ki bunlardan en ünlüsü, serinin en çok sevilen kötü karakteridir. Darth Vader aynı zamanda, sinema dünyasının da en çok sevilen kötüleri arasında yer alır. Star Wars filmlerini değerlendirirken, sadece bir sinema filmi serisi olduğunu söylemek zor. Film, koleksiyonerleri olan, oyuncakları, t-shirtleri, kupaları, çantaları basılan, müzayedeler düzenlenen, milyonlarca fanı olan bir yapıttır.

2. The Lord of the Rings  (Yüzüklerin Efendisi) – 2001 – IMDb: 8,8

Yüzüklerin Efendisi

J.R.R. Tolkien’in Aynı adlı romanından uyarlanan filmin yönetmen koltuğunda Peter Jackson oturur. Görsel efektler ile güçlendirilmiş savaş sahneleri ile muhteşem bir seyir keyfi sunan serinin her bir filmi üç saat civarında sürer. 2001 yılında Yüzük Kardeşliği, 2002 yılında İki Kule, 2003 yılında ise Kralın Dönüşü vizyona girer. Orta Dünya’ya felaketten ve kandan başka bir getirisi olmayan güç yüzüklerinin sonuncusu amcası ölünce Frodo’ya kalır. Yüzük, Sauron’un eline geçmeden önce yok edilmelidir. Ancak, bir tek yerde yok edilmesi mümkündür; Mordor. Frodo ve arkadaşları Orta Dünya’yı felaketten kurtarmak için yola çıkarlar. Elfler, insanlar ve Hobbitler de birleşerek yola çıkar ve yüzük kardeşliği kurulur.

Gandalf, grubun en büyük yardımcısıdır. Yüzük o kadar kudretlidir ki, etkisi altına girmemek neredeyse imkansızdır. Ana temalarını dostluk, özgürlük, güven, iyi ile kötünün savaşı gibi konular oluşturur. Serinin ikinci filminde kahramanlarımız birbirinden ayrılır. Frodo ve Sam yola devam ederler. Yolda kendilerin takip eden Smeagol’un farkına varırlar ve tuzak kurarak onu yakalarlar. Kralın Dönüşü, yüzüğün artık Hüküm Dağı’na ulaştığı bölümdür. Orta Dünya’nın kaderi bu bölümde çizilir. Filmin başrollerinde  Elijah Wood, Liv Tyler, Orlando Bloom, Viggo Mortensen, Hugo Weaving, Cate Blanchett, Christopher Lee gibi isimler yer alır.

1. The Godfather (Baba) – 1972 – IMDb: 9,2

Baba 2

Sadece seri filmler arasında değil, tüm zamanların da en iyi filmleri arasında bulunan Baba filmi, Mario Puzo’nın aynı romanından uyarlanır. Yönetmen koltuğuna ise Francis Ford Coppola oturur. Başrollerde bulunan Marlon Brando ve Al Pacino’ya, James Caan, Diane Keaton, Robert Duvall gibi isimler eşlik eder. Üç filmlik seri, New York’ta Sicilyalı bir mafya ailesinin hikayesini konu alır. İlişkide oldukları politikacılar ve kanun insanları sayesinde gittikçe büyürler. Don Vito Corleone uğradığı suikastın ardından işleri yönetemeyecek duruma gelir, bu yüzden ailenin başına oğullarından birinin geçmesi gerekir. Savaş gazisi olan Michael ise, uzun süredir uzak durmaya çalıştığı aile işlerini üstlenir.

Baba filmi salt bir mafya filmi olmanın ötesine geçer. Aile ilişkileri, dönemim bunalımları, gelenekler üzerine de eğilir. Baba Don Vito aile geleneklerine bağlı, muhafazakar bir figür çizer. Michael ise daha yenilikçidir. İkinci film ise Michael Corleone ve Don Corloene ekseninde döner. Michael, aile işlerinin iyice başına geçerken, baba Vito Corleone’nin bir mafya liderine dönüşmesi flashbacklerle anlatılır. Üçüncü filmde de Michael’in ailesini suç dünyasından çıkartma ve iş dünyasına adapte etme çabaları vardır.

Sizi Dumura Uğratacak 30 Beyin Yakan Gizemli Film

Kimi filmler vardır ki izledikten sonra uzun bir süre kendinize gelemezsiniz. Siyah arka planda teknik ekibin ve oyuncuların ismi kaymaya başladığında derin düşüncelere dalar ve filmde olup bitenleri adeta tekrar yaşarsınız. Bu tip beyin yakan filmlerin her biri sinema seyircisinin kalbinde ayrı bir yere sahip.

30. Total Recall (Gerçeğe Çağrı) – 2012 – IMDB: 6,3

total recall

Oyuncu kadrosunda Colin Farell, Kate Beckinsale, Jessica Biel, Bryan Cranston gibi önemli isimlerin yer aldığı Total Recall filminin yönetmen koltuğunda Len Wiseman bulunuyor. Filmde çok sevdiği ve dünyalar güzeli olarak gördüğü eşiyle beraber hayatını sürdüren ama gayet sıradan bir işçi olarak çalışmaya devam eden Douglas, günlük yaşantısından sıkılır. Artık yeni arayışların içerisinde yer almak ister ve aslında yaşayabileceği en güzel şeylerin, süper bir ajanın anılarının içerisinde gizli olduğunu düşünmeye başlar. Başvurduğu Recall adlı şirkette meydana gelen bir çeşit prosedür hatası yüzünden beynine, yetkililerin aramakta olduğu bir ajanın hafızası yüklenmiş olur ve bu yüzden Douglas kendisini umulmadık ve son derece tehlikeli bir maceranın içinde bulur.

Sıkıcı hayatından şikayet ederken bir anda peşine bir polis grubu takmayı başaran Douglas, bir isyancı ile işbirliği yapmak zorunda kalır ve düzene karşı direniş gösteren bir yeraltı çetesinin liderine ulaşıp peşindeki Cohaagen adlı polis grubunu engelleme arzusu içine girer. Bir noktadan sonra yaşamakta olduğu gerçek ile belleğindeki hayalin arasında kaybolmaya başlayan kahramanımızın kaderi, gerçek kimliğini tekrar bulup onu ortaya çıkarmasına bağlıdır.

29. The Bone Collector (Kemik Koleksiyoncusu) – 1999 – IMDb: 6,7

the bone collector

Phillip Noyce’un yönetmen koltuğunda oturduğu film, Jeffery Deaver tarafından yazılan kitaptan beyazperdeye uyarlandı. Oyuncu kadrosunda Angelina Jolie, Denzel Washington, Queen Latifah, Michael Rooker gibi isimlerin yer aldığı filmde New York’ta yaşayan ve son derece saygın bir imaja sahip olan Lincoln Rhyme’in hikayesi anlatılıyor. Ülkenin en yetenekli kriminologlarından biri olan Lincoln, bir gün ciddi bir biçimde yaralanır ve bedeninin önemli bir kısmı felç olur. Henüz yirmili yaşlarda bir kadın polis olmasına karşın hayata karşı direnci düşük ve kendini sürekli yorgun hisseden Amelia, Rhyme ile tanışır. Hayattan yer yer ağır darbeler yiyen bu ikilinin beraber çalışmaya başlaması yeni hikayelere malzeme çıkartır.

Gerilim ve polisiye türünde olan The Bone Collector filmi, seyri boyunca seyircideki merakı canlı tutar ve izleyenler, hem oyuncuların güzel performansı hem de filmin yarattığı gizemin etkisiyle son derece heyecanlı bir iki saate yelken açar.

28. 1408 – 2007 – IMDb: 6,8

1408

Dünyaca ünlü yazar Stephen King tarafından kaleme alınan 1408 adlı kısa öykünün beyaz perde uyarlaması olarak karşımıza çıkan bu film, totalde üç değişik finale sahip olmasıyla izleyiciyi şaşırtan yapımlar arasında yer alıyor. 2007 senesinde gösterime giren ve Amerikan yapımı olan bu filmin yönetmen koltuğunda ise Mikael Hafstrom oturuyor. John Cusack, Samuel L. Jackson, Tony Shalhoub, Mary McCormack gibi dünyaca ünlü oyuncuların da kadroda yer aldığı film için 25 milyon dolarlık bir bütçe harcandı. Gerilim ve korku türünde karşımıza çıkan yapım, yayınlandığı dönemde Stephen King için The Green Mile’den sonra en iyi ikinci ticari kazancını elde etti.

Filmin hikayesine gelecek olursak; ana karakterimiz Mike Enslin olağanüstü olayların gerçekleştiğine yönelik iddiaların ortalıkta dolaştığı yerler hakkında araştırma yapar. Bu araştırmaları neticesinde yazarlık mesleği gereği bir kitap çıkarmak için çabalar. Yayınlanan son kitabı “En Korkutucu On Otel” okurla buluştuktan sonra kendisine gelen bir kartta New York şehrinde bulunan Dolphin otelinin 1408 numaralı odasına asla gitmemesi gerektiğine yönelik bir uyarı ile karşılaşır. Mike Enslin otel müdürünü zorla da olsa ikna ederek odaya yerleşir. İlk etapta her şey gayet normal gözükür fakat daha sonra enteresan olaylar olmaya başlar. Ana karakter ilk etapta bunun bir çeşit kandırmaca olduğunu düşünür. Daha sonra kaçmaya çalışır ama çıkış pek de mümkün olmaz. İşte gizem ve heyecan tam da burada başlar.

27. Triangle (Şeytan Üçgeni) – 2009 – IMDb: 6,9

triangle

Fantezi, gizem ve korku türündeki Triangle filmi Christopher Smith tarafından kaleme alındı ve yönetildi. Jess rolüyle başrolde yer alan Melissa George’a filmde Tommy karakteriyle Joshua McIvor, Greg rolüyle Michael Dorman ve Victor rolüyle Liam Hemsworth eşlik ediyor. Yakın zamanın dikkat çeken esrarengiz filmlerinden birisi olan Triangle’da işleniş itibariyle şaşkınlık verecek olan olay örgüsü ve sürpriz final izleyenlerin beğenisini kazandı.

Filmde ana karakter Jess, arabası ile seyir halinde ilerlerken bir martıya çarpar ve bu önemsiz gibi görünen olay aslında hayatı için son derece önemli ve büyük bir trafik kazasına dönüşür. Jess, farkında olmasa da hayatının değişmesine sebep olacak bir kaza yapmıştır. Arkadaşları ile bir yat gezisine çıkan Jess, içten içe aslında bir şeylerin yolunda gitmediğini düşünür fakat ne olduğuna dair en ufak bir fikri bile yoktur. Sadece içinde kötü bir his olduğunun farkındadır ve bunun temelini anlamaya çalışır. Yat gezisi sırasında fırtına çıkınca Jess’in içerisindeki huzursuzluk daha da artar. Gayet ilginç ve sürprizlerle dolu bir olay örgüsüne şahit olunan Triangle’da Jess, olayların sorumlusunu bulmaya çalışır.

26. Enemy (Düşman) – 2013 – IMDb: 6,9

enemy

İspanya ve Kanada ortak yapımı bir proje olan Enemy, Dennis Villeneuve’nin imzasını taşıyor. Başrolde gizem konulu filmlerin başarılı oyuncusu Jake Gyllenhaal’ın yer aldığı filmin oyuncu kadrosunda Melanie Laurent, Sarah Gadon, Isabella Rosellini gibi isimler de bulunuyor. Jake Gyllenhaal tarafından başarıyla canlandırılan karakter için yönetmenin ilk olarak Javier Bardem ve Christian Bale’e gitmiş ve eli boş dönmüş olması ise film hakkındaki enteresan bilgilerden biri.

Enemy filmi, üniversitede bir tarih hocası olarak çalışan Adam’ın okul ile ev arasında süregelen sıkıcı hayatını konu alıyor. Adam, kız arkadaşının da tavsiyesi üzerine bir gün bir film seyreder ve seyrettiği filmde kendine son derece benzeyen birini görüp bu kişinin peşine düşer. Adam, kendine çok benzeyen Anthony’i bulduktan sonra işler biraz karışır ve hikaye başlar. Jose Saramago’nun romanından beyazperdeye taşınan film öylesine gizemle doludur ki bazı sahnelerde görülen örümceklerin sırrı açığa çıkmasın diye oyunculara ve teknik ekibe özel bir gizlilik anlaşması imzalatılmış. 

25. Deja Vu – 2006 – IMDb: 7,0

deja vu

İngiltere ve ABD ortak yapımı bir film olan Deja Vu, filme adını veren kavramın hayatımızda büyük bir yer edinmiş olması ile birlikte oldukça büyük bir öneme sahip. Günümüzde vizyona giren birçok film için de önemli ilham kaynağı olması filmi, dünya sinemasının önemli yapıtları arasına koyuyor. Deja Vu’nun yönetmen koltuğunda Tony Scott oturuyor. Bilim kurgu, aksiyon ve polisiye türleri altında kategorize edilen bu filmin oyuncu kadrosunda Denzel Washington, Jim Caviezel, Paula Patton, Val Kimer gibi isimler yer alıyor.

Film, son derece gelişmiş teknolojik imkanlardan faydalanarak geliştirilen cihazlar aracılığıyla insanların geçmiş yaşantıları da dahil olmak üzere tüm hayatlarını mercek altına alabilme özelliğine sahip olan bir sistemin varlığından yola çıkıyor. Carlin adlı ajanımız bu sistemde görev alan bir yetkili ve New Orleans şehrinde meydana gelen ve gündemi adeta derinden sarsan bir patlama yüzünden yaşamının belki de en zor soruşturması ile yüzleşmek durumunda. Dahil olduğu mesele gereği zamanda geriye doğru yolculuğa çıkıp yaşanan olayların akışına müdahale etmek zorunda kalan Carlin, tam anlamıyla farkında olmasa da oldukça riskli bir işin içinde kendisini bulur ve olanlar da bundan sonra olur.

24. Coherence (Paralel Evren) – 2013 – IMDb: 7,2

coherence

2013’te seyirciyle buluşması ile birlikte izleyicinin beyninde fırtınalar koparan filmler sıralamasında önemli bir yerde kendine yer tutan Coherence, bilim kurgu ve gerilim türünde bir yapıt. İngiltere ve Amerika Birleşik Devletleri ortak yapımında çekilen filmin yönetmen koltuğunda James Ward Byrkit oturuyor.

Emily Baldoni’nin başrolde yer aldığı ve oyuncu kadrosunda Maury Sterling, Elizabeth Gracen, Lorene Scafaria, Nicholas Brendon, Hugo Armstrong, Lauren Maher, Alex Manugian, Alexis Boozer Sterling, Kelly Donovan gibi isimlerin yer aldığı filmde bir arkadaş grubu, akşam yemeğinde buluşma planlarını gerçekleştirmek üzere toplanırlar. Keyifli bir yemek için tüm şartlar elverişlidir. Ayrıca o akşam bir kuyruklu yıldız, dünyaya çok yakın bir konumdan geçecek ve güzel manzaraların ortaya çıkmasına uygun bir ortam hazırlayacaktır. Fakat kuyruklu yıldızın geçişi olağanüstü durumların vuku bulmasına sebep olur ve evde elektriklerin kesilmesiyle gizemli olayların başlangıcı gerçekleşir. Çünkü yalnızca kendilerinin bulunduğu evde elektrikler gider.

23. Limitless (Limit Yok) – 2011 – IMDb: 7,4

limitless

Kafa açan filmler listemizde sırada Limitless (Limit Yok) var. Neil Burger’ın yönetmen koltuğunda oturduğu bu sinema filmi, başarılı yazar Alan Glynn’in çok satanlar listesinde uzunca süre kendisini zirvede yer tutan ilk romanından uyarlandı. Bradley Cooper, Robert De Niro ve Abbie Cornish’in başrolde yer aldığı film, Eddie’nin macerasına odaklanıyor.

Pek parlak bir hayata sahip olmayan ve gelecek konusunda da etrafa açıkçası pek ışık saçmayan bir karakter olan Eddie, New York şehrinde son derece düzensiz bir yaşam içerisindedir. Bir yazar olarak karşımıza çıkan Eddie’nin başarılı olduğunu söyleyemeyiz. Kız arkadaşından ayrıldıktan bir gün sonra eski bir arkadaşı ile yol üzerinde karşılaşan Eddie’nin yaşamı birdenbire değişir. Eski dostun Eddie’ye vermiş oduğu hap, beyin hücrelerinin tam anlamıyla fonksiyonel bir şekilde çalışmasını sağlar ve bu ilacı kullanan Eddie’nin adeta dünyası değişir. Hayata yepyeni bir gözle bakmaya başlar. Hap kullandıktan sonra çekicilik, yüksek zeka ve paraya da sahip olmaya başlayan Eddie, aradan çok vakit geçmeden bu ilacın yan etkileri ile tanışır. Hap sayesinde güzel bir hayata sahip olan ama daha sonra yan etkiler yüzünden birtakım sıkıntılar çeken Eddie’nin öyküsü gerçekten izlenmeye değer seviyede.

22. Source Code (Yaşam Şifresi) – 2011 – IMDb: 7,5

source code

Duncan Jones’un çıtayı bir tık daha yukarı taşıdığı 2011 yapımı film projesi Source Code kendisini gelişen olayların arkasından bir anda devlet desteği ile yürütülen gizli bir deneyin içerisinde bulan askerin heyecanla dolu hikayesini işliyor. Başrolde Jake Gyllenhaal’in yer aldığı ve oyuncu kadrosunda Michelle Monaghan, Vera Farmiga, Jeffrey Wright gibi isimlerin bulunduğu Source Code filmi; aksiyon, gerilim ve bilim kurgu türlerini harmanlanmış olduğu bir eser.

Uyandığında kendisini hızlı trende bulan fakat neden burada uyandığına dair kafasında en ufak bir fikir kırıntısı dahi olmayan Colter Stevens, Jake Gyllenhaal tarafından canlandırılan bir yüzbaşıdır. Karşısında hiç tanımadığı Christina’yı bulan Yüzbaşı Colter, kadının hareketlerine bakarak kendisini tanıdığını düşünmeye başlar. Colter, aynaya bakınca kendi yüzünü değil de başka birisinin yüzünü görür ve şok olur. Cüzdanına baktığında ise sınıf öğretmeni olarak çalışan Sean Fentress adlı bir vatandaşın kimliğiyle karşılaşır. Gizem ve macera da tam olarak burada başlar. 

21. Dark City (Karanlık Şehir) – 1998 – IMDb: 7,7

dark city

Dünya üzerinde milyonlarca hayrana sahip olan ve en iyi gizem filmlerinden biri kabul edilen Dark City adlı yapım Alex Proyas tarafından hayata geçirildi. Hem yönetmen hem de senarist olarak filmde görev alan Proyas’ın ortaya çıkardığı eseri gizem ve bilim kurgu çatısı altında harmanlamak mümkün. William Hurt, Richard O Brien, Refus Sewell, Jennifer Connelly gibi isimlerin başrollerde yer aldığı Dark City filmi John Murdoch’un hikayesi üzerine kurulu.

Bir sabah kendisini bir otel odasında bulan John, buraya nasıl geldiğini hiçbir şekilde bilmez ve vahşi bir şekilde işlenen cinayetlerden “katil” olarak sorumlu tutulduğunu öğrenir. Hafıza kaybı yaşadığını düşündüğü için cinayetlerin hakikaten sorumlusu olup olmadığını da bir türlü anımsayamayan karakterimiz Dedektif Burmstead tarafından aranılır. Gerçek kimliğini öğrenmek ve kendisini içinde bulduğu tüyler ürpertici bilmeceyi çözmek isteyen John, önemli bir mücadelenin içine girer.

20. The Machinist (Makinist) – 2004 – IMDb: 7,7

the machinist

2004 yapımı İspanyol film olan Makinist’in orijinal ismi El Maquinista’dır ve hikayesi Scott Kosar tarafından kaleme alınmış filmin yönetmen koltuğunda ise Brad Anderson oturmuştur. Başrolde ise performansıyla önemli bir kitleyi kendine hayran bırakan Christian Bale yer alır. Bale, filmde Trevor Reznik adlı karaktere hayat verir. Çeşitli yarışmalarda yedi ödül birden toplamayı başaran film için başrol oyuncusu Christian Bale özel bir diyet uyguladı ve 82 kiloyken inanılmaz bir performans sergileyip 54 kiloya kadar düşmeyi başardı. Film ekibi ilk etapta Bale’in 45 kiloya düşmesini istedi fakat sağlık endişesi yüzünden bu fikirden vazgeçildi. Bir aktörün film için 28 kilo vermiş olması o dönemin en büyük rekoru olarak tarihe geçti. Film her ne kadar İspanyol yapımı olsa da İngilizce çekildi.

Sanayide bir torna ustası olarak çalışıp hayatını kazanan ama bir yandan da insomnia (uyku bozukluğu) rahatsızlığı ile başı belada olan Trevor’un hikayesini işleyen filmde ana karakterimiz neredeyse bir senedir hiç uyumaz ve her geçen gün daha da zayıflar. Bir süre sonra adeta bir iskelet gibi görünmeye başlayan Trevor’dan iş arkadaşları ürkmeye başlar. Bir süre sonra ana karakterimizin içine girdiği bir kaza yüzünden işçilerden biri kolunu kaybeder ve iş arkadaşları Trevor’a cephe almaya başlar. Hikaye de tam burada başlar. Yaşadığı şeylerin uykusuzluk yüzünden vuku bulan halüsinasyonlar mı yoksa arkadaşlarının kurduğu gerçek komplolar mı olduğunu düşünmeye başlayan Trevor’un yaşamı ilginç bir hal alır.

19. Zodiac – 2007 – IMDb: 7,7

zodiac

David Fincher’in yönetmen koltuğunda oturduğu bir diğer etkileyici sinema filmi olan Zodiac, 2007 yılında vizyona girdi ve filmin oyuncu kadrosuna baktığımız zaman Jake Gyllenhaal, Mark Ruffalo, Robert Downey Junior, Anthony Edwards gibi birbirinden başarılı isimleri görüyoruz. Film, Amerika’da 1960’lı senelerin sonlarından itibaren batı sahilleri civarında seri cinayetler işleyen, aynı zamanda kendisine Zodiac mahlasını takarak bu faaliyetlerini sürdüren bir katilin hikayesinden beyazperdeye uyarlandı. 21. yüzyılın en iyi sinema filmleri arasında da kendine yer bulmayı başaran Zodiac, Robert Graysmith’in öyküsünü seyirciye aktarıyor.

Film, Zodiac’ın ikinci kez insan öldürmesi ile başlar ve bu esnada Graysmith San Francisco şehrinde çalışmaya başlar. Katilin seri cinayetleri bir bir devam eder fakat polis bir türlü ipucuna ulaşamaz. Bir süre sonra ülkenin önemli gazetelerine Zodiac mahlası ile mektuplar iletilmeye başlanır. Seneler geçince cinayetler azalır ama mektuplar tek tük de olsa gitmeye devam eder. On sene sonra katil unutulmaya başlanır ama Graysmith olayın üstünde çalışmaya başlar. Filmin çarpıcı hikayesi de tam olarak burada ortaya çıkar.

18. The Game (Oyun) – 1998 – IMDb: 7,8

the game

David Fencher’in gizemli filmler listesinde yer alan ve seyirciye kaliteli zaman garantisi veren sinema filmi The Game’in oyuncu kadrosunda Michael Douglas, Sean Penn gibi isimler başta olmak üzere birbirinden başarılı oyuncular yer alıyor. 50 milyon dolarlık bir bütçe ile hazırlanan ve 1998 senesinde gösterime giren sinema filmi Nicholas Van Orton adlı karakterin hikayesini seyirciye yansıtıyor.

Filmde gayet zeki, başarılı ve kurnaz bir dolar milyoneri iş adamı olarak karşımıza çıkan Nicholas Van Orton, tüm yatırımlarının ve ikili ilişkilerinin kontrolünü elinde tutmaya alışık birisidir. Fakat Orton’un bu gayet düzenli şekilde işleyen hayatı, sorumsuz ama etkileyici bir karaktere sahip olan küçük kardeşi Conrad’ın kendisine verdiği sürpriz bir doğum günü hediyesi ile bütünüyle değişir. Kendisine hediye edilen bu gizemli oyun kahramanımızın günlük hayatına doğrudan etki eder ve garip etkilerin ortaya çıkmasına sebep olur. Oyunu oynamaya başladığında ucunda büyük bir ödül olduğunu fark eden Nicholas, kurallar ve oyunun amacı hakkında pek fikir sahibi değildir. Oyun oynadığı süre içerisinde Nicholas’ın başına gelen olayların hangisi gerçek hangisi oyunun bir parçası? İşte filmin beyin yakıcı ve gizem dolu kısmı tam da burası.

17. Edge of Tomorrow (Yarının Sınırında) – 2014 – IMDb: 7,9

edge of tomorrow

ABD ve Avustralya yapımı ortak bir film olan ve aksiyon, bilim kurgu sınıfına giren film, tam anlamıyla beyin yakan bir ürün. Tom Cruise ile Emily Blunt’ın başrollerini paylaştığı film, Japonyalı yazar Hiroshi Sakurazaka’nın kaleme aldığı “All You Need is Kill” isimli kısa bir romandan sinemaya uyarlandı. Filmin hikayesi o kadar etkileyici ve baş döndürücü ki yapımcı olarak projeye sahip çıkıp sinemada can bulmasını sağlayan Jeffrey Silver, Edge of Tomorrow’un senaryosunu çok beğendiğini ve şimdiye dek savaşla ilgili karşılaştığı en orijinal senaryo fikri olduğunu belirtiyor. Baş karakter olarak karşımıza çıkan Cage’in yaşadığı zaman döngüsü, içinde olduğu günü tekrar ve tekrar yaşaması fikrini çok beğenen Silver, bu filme bayıla bayıla yapımcı olduğunu her fırsatta belirtiyor.

Dünyayı yakın bir gelecekte ele geçiren Mimics isimli bir uzay birliği, pek çok büyük şehri ortadan kaldırır ve milyonlarca vatandaşın ölümle karşı karşıya kalmasına sebep olur. Dünya üzerindeki tüm ordular insanlığın geleceği için birleşmek ve beraber savaşmak durumunda kalır. Güç birliği dışında ikinci bir şanstan söz etmek mümkün değildir. Daha önce hiçbir şekilde bu savaşlara katılmayan Subay Cage, tecrübesiz bir asker olmasına rağmen bu göreve katılır ve bu onun için bir nevi intihar anlamına gelir. Kendini kırılmaz bir döngünün içinde bulan Cage, hem gerçeklikle hem de istilacılarla mücadele etmek durumunda kalır.

16. Last Year At Marienbad (Geçen Yıl Marienbad’da) – 1961 – IMDb: 7,9

last year at marienbad

Drama ve gizem türündeki bu film Venedik Film Festivali’nde aldığı Altın Aslan ödülü ile tüm dünyanın dikkatini çekmeyi başarmış ve dünya genelinde eleştirmenlerden büyük övgü almıştı. Last Year at Marienbad filminin yönetmenliğini Alain Resnais üstlendi. Filmin oyuncu kadrosunda ise Delphine Seyrig, Giorgio Albertazzi, Françoise Bertin, Sacha Pitoeff gibi isimler yer aldı. Adeta bir bilmece havasında seyirciye aktarılan film, gizemli ve tuhaf bir rüyayı andırıyor. Otel olarak işletilen harika bir şatoda birbirlerini gören bir erkek ile kadın hep daha önce nerede karşılaştıklarını öğrenmek ister ve geçmişlerini ararlar. Kim bilir, belki de hiç karşılaşmamışlardır. Çapraşık geri dönüşler ile seyirciye aktarılan film, Hollywood tarihindeki melodramlar arasında sürrealist bir parodiyle işlendiği için ayrı bir yere sahip.

BAFTA ve Oscar ödüllerinde de “en iyi film” dalında aday gösterilen filmin karakterleri A, X, M gibi harflerle isimlendirilir. Filmde aktarılan şeylerin hangisinin gerçek hangisinin kurgu olduğunu çözmek ise hakikaten seyirciyi beyin yakacak bir düşünceye iter.

15. Magnolia (Manolya) – 1999 – IMDb: 8,0

magnolia

Paul Thomas Anderson’un imzasının bulunduğu Magnolia filmi Ricky Jay adlı karakterin anlatıcı olarak karşımıza çıktığı bir yapım. Oyuncu kadrosunda Tom Cruise, Philip Baker, J. Moore Hall gibi isimlerin yanı sıra Seymour Hoffman, William Macy, John Reilly gibi oyuncuların da yer aldığı film zamanında Altın Küre ödülünü de kazanmıştı. Tom Cruise ise bu filmdeki performansı ile Oscar Ödülleri’nde en iyi yardımcı erkek oyuncu olarak aday gösterilmişti. Filmin yazarı ve yönetmeni olarak karşımıza çıkan Anderson da Manolya filmi için tüm yaşamı boyunca yapabileceği en iyi sinema ürünü tanımlamasını yapmıştı.

Birbiri ile uzaktan ya da yakından herhangi bir şekilde ilişkisi bulunan bir grup insan topluluğunun tesadüflere dayanan hikayesini seyirciye aktaran filmde polis memuru Jim, kokain bağımlısı Claudia, televizyonların sevilen bilgi yarışmasının sunucusu Jimmy, Claudia’nın babası, yarışmanın başarılı adamı Stanley ve yarışmanın eski şampiyonu Donnie gibi karakterler yer alır. Birbiriyle çok yakından alakası olmayan bu on karakterin hikayesi olağanüstü bir noktaya evrilir.

14. Shutter Island (Zindan Adası) – 2010 – IMDb: 8,1

shutter island

Martin Scorsese’in yönetmen koltuğunda oturduğu ve Leonardo DiCaprio, Mark Ruffalo, Ben Kingsley, Michelle Williams gibi başarılı isimlerin oyuncu kadrosunda yer aldığı ve seyirciye adeta nefes almayı unutturacak bir başyapıt olarak karşımıza çıkan Shutter Island, Dennis Lehane’in ünlü romanından sinemaya uyarlandı. DiCaprio’nun başrolde olduğu filmde; Teddy Daniles ile Chuck Aule adlı iki polis memuru, Rachel Solando isimli ruhsal dengesini yitirmiş bir hastanın kaybolmasının ardından önemli bir yolculuğa çıkar. İkilinin adresi Shutter ismiyle bilinen ve psikolojik bozukluklara sahip kişilerin tedavi gördüğü bir ada olur. Bu adada yer alan Ashecliffe Hastanesi’ne soruşturma için gelen polis memurlarını esrarengiz olaylar bekler. Adada ve hastanede polis memurlarının karşılaştığı isyan tablosu ve işlerin çığrından çıkması soruşturmayı zora sokar ve bir süre sonra rüya ile gerçek ayrımı çıkmaza girer.

Sürpriz bir sona sahip olup düşündüren filmler arasında kendine yer bulan Shutter Island; hikayesi, oyunculuk ve yönetmen başarısı, çekim teknikleri ve yarattığı gizem ve gerilim hissi ile milenyumda hayatımıza girip efsaneler arasında kendine yer bulmayı başarabilmiş bir film.

13. The Truman Show – 1998 – IMDb: 8,1

truman show

Jim Carrey’nin başrolde olduğu ve belki de kariyerinin en önemli performansına imza attığı The Truman Show ilk etapta bir komedi ve dram filmi gibi görünse de finalde yaşanan şeylerle beraber seyircinin derin düşüncelere dalmasına yardımcı oluyor. Yaşadığımız dünya ile ilgili birçok olayı sorgulamamıza sebep olabilecek ve kısa vadede hayata daha farklı bir gözle bakmamızı sağlayabilecek bu filmin yönetmen koltuğunda Peter Weir oturuyor, senaryo ise Andrew Niccol tarafından kaleme alındı.

Filmde Truman karakteri, adeta kartpostallara konu olacak kalitede, son derece güzel bir adada hayatını sürdürür. Truman’ın çok sevdiği bir eşi ve üzerine çalıştığı bir işi vardır. Fakat Truman’ın hayatı aslında bir televizyon şovunun parçasıdır ve kendisi hariç herkes bunun bir oyun olduğunu bilir. Truman gerçeğe ulaşabilecek midir, içerisinde yaşadığı yalan ama renkli dünyaya devam edecek mi yoksa gerçek ama kendisinin çok yabancı olduğu o dünyaya gidecek midir? Ufak detaylar ile birden fazla kırılma noktasına sahip filmi izledikten sonra kendi hayatınız hakkında da ufak sorgulamalar yapacağınızdan ve beyninizin bir süre bu filmin etkisi altında kalacağından emin olabilirsiniz.

12. A Beautiful Mind (Akıl Oyunları) – 2001 – IMDb: 8,2

akıl oyunları

Milenyumla beraber hayatımıza giren en önemli filmlerden birisi olan A Beautiful Mind, Russel Crowe’un harika performansı ve güzel kurgusu ile kısa sürede dünya sinemasının başarılı projeleri arasında yer almıştı. Nobel Ödülü’ne sahip Amerikalı bir matematikçi olan John Nash’in yaşamına odaklanan filmin yönetmenliğini Ron Howard yaptı. Sylvia Nasar’ın kitabından beyazperdeye uyarlanan bu projede John Nash, oyun kuramı alanında büyük başarılar elde etmiş fakat psikolojik bozukluklara sahip bir matematikçidir.

Öğrencilik döneminde hayaller görmeye başlayan ve mezuniyetinin ardından kendisine paranoid şizofreni teşhisi koyulan Nash, hastalığının farkına varmaz. Bir konferans esnasında tesadüfen bir psikiyatrist ile karşılaşınca olayların akışı birdenbire değişir ve akademik çalışmalarından uzaklaşmak durumunda kalıp hastaneye yatar. Nash’in burada daha da ilginçleşmeye başlayan çarpıcı hikayesinin konu alındığı film seyirciyi hem duygulandırır hem de şaşırtır.

11. 2001: A Space Odyssey (2001: Uzay Macerası) – 1968 – IMDb: 8,3

2001 a space odyssey

Neredeyse yarım yüzyıl önce çekilmiş olmasına rağmen günümüzde hala popülaritesini koruyan filmlerden biri olan 2001: A Space Odyssey oldukça ilginç bir yapıt. Zira bu, öyle bir film ki ilk çıktığı dönemde sevenleri olduğu kadar sevmeyenleri ve nefret edenleri de oldu. Kısaca 2001 ismiyle de bilinen bu filmde; ıssız bir mekanda bir takım primatlar yemek için kavga içerisindedir ve bir anda hemen yanlarında ortaya çıkan esrarengiz, gizemli bir taş yüzünden kavgaları bölünür. Ani bir şekilde meydana çıkan bu taş, primatların ilk kez alet kullanabilmesini mümkün kılacak bir gücün ortaya çıkmasını sağlar. Bu sayede evrimin en büyük adımlarından biri olarak kabul edilen akıl kullanımı gerçekleşmiş olur ve insanlar için şafak vakti gelir.

Film ile ilgili en önemli detaylardan bir ide Ay yüzeyini tasvir etmek için bir seneden uzun bir vaktin harcanmış olması ve bu çalışmaların yapıldığı esnada henüz insanların aya ayak basmamış olmasıdır. Neil Amstrong aya gittikten sonra Kubrick’in filmdeki detaylarının ne kadar kusursuz olduğu da gün yüzüne çıkınca filmin değeri ikiye katlanır.

10. Oldboy (İhtiyar Delikanlı) – 2003 – IMDb: 8,4

oldboy

2003 Güney Kore yapımı filmin yönetmen koltuğunda Park Chan Wook oturuyor. Aynı isimli bir Japon manga serisinden sinemaya uyarlanan film, 2004 yılında düzenlenen Cannes Film Festivali’nden ise Büyük Ödül’ün sahibi olarak ayrılmayı başardı.

Filmin ana karakterlerinden birisi olan Oh Dae Soo isimli adam bir gün beklenmedik bir biçimde kaçılır ve kaçıran kişiler tarafından kendisi 15 sene boyunca bakımsız, eski bir hücre içerisinde tutulur. Konu hakkında hiçbir açıklama yapılmaz ve karakterimiz bir gün serbest kalır. Oh Dae Soo’ya para, kaliteli kıyafet ve cep telefonu verilir. Adam, başına neden böyle bir durumun geldiğini ve bu olayların nasıl geliştiğini anlamak ve intikamını almak için oldukça kararlı bir ruh haline bürünür. Serbest bırakılmasının daha büyük planların bir parçası olduğunu düşünen karakterimiz gerçeği bulmak için gizemli ve sürprizlerle dolu bir yolculuğa çıkar. Dünyanın çeşitli ülkelerinde onlarca ödül almayı başarmış bu filmi izlemenizi kesinlikle tavsiye ediyoruz.

9. The Prestige (Prestij) – 2006 – IMDb: 8,5

the prestige

Amerika ve İngiltere’nin ortak yapımcılığında hazırlanan ve yönetmen koltuğunda Christopher Nolan’ın yer aldığı çarpıcı filmlerden bir diğeri ise The Prestige’dir. Christopher Priest adlı yazar tarafından kaleme alınan aynı adlı kitaptan beyazperdeye aktarılan film, dünya tarihinin gizem dalında en beğenilen on filmi arasında da yer alır. Hugh Jackman ve Christian Bale’in başrolde yer aldığı filmde Scarlet Johansson, Michael Caine, Rebecca Hall, Piper Perabo gibi başarılı yıldız isimler de bulunuyor.

Daha önceden beraber çalışan iki sihirbazın birdenbire rekabete ve hatta zaman zaman düşmanlığa evrilen hikayesinin işlendiği Prestij filminin konusu 19. yüzyıl İngiltere’sinin Viktorya Çağı olarak adlandırılan zamanında geçer. 79. Oscar Ödülleri’ne aday olsa da herhangi bir ödül kazanamayan ama seyircinin kalbinde taht kuran film olay örgüsü ve finaliyle oldukça ilginç bir yapıya sahip. Hikaye hakkında verilecek daha fazla detay spoiler etkisi yaratabileceği için size daha fazla ipucu vermek istemiyoruz ama filmin IMDb puanına bakarak bile ne kadar izlemeye değer olduğunu anlayabilirsiniz.

8. Rear Window (Arka Pencere) – 1954 – IMDb: 8,5

rear window

Yarım asrı aşkın bir süre önce çekilmesine rağmen sinema tarihinde önemli bir yere sahip olan Rear Window’un yönetmen koltuğunda usta isim Alfred Hitchcock oturuyor. Cornell Woolrich’in kısa hikayesinden beyazperdeye uyarlanan sinema filminin oyuncu kadrosunda James Stewart, Grace Kelly, Thelma Ritter, Wendell Corey, Judith Evelyn, Raymond Burr, Ross Bagdasarian, Frank Cady, Sara Berner gibi isimler yer alıyor.

Filmde fotoğrafçı olarak karşımıza çıkan ana karakterimiz L. B. Jeffries bir kaza geçirir ve bu kaza neticesinde bacağını kırar. Bacağını kırdığı için hareket özgürlüğü kısmen yitiren Jeffries, New York şehrinde yer alan apartman dairesinde bir nevi zorunlu bir tatil geçirmek durumunda kalır ve bu tatil esnasında dairesinin arka penceresinden komşularını teleskop aracılığıyla dikizlemeye başlar. Teleskop eşliğinde arka pencerede geçirilen ve eğlenceli geçmesi beklenen vakit, bir yerden sonra gerilim dolu bir hikayenin doğmasına ve filmde heyecanın tavan yapmasına sebep olur. Gerilim sinemasının önemli isimlerinden Hitchcook’un başyapıtlarından biri kabul edilen Rear Window’u, bu türü sevenlerin kesinlikle izlemesi gerekiyor.

7. Memento (Akıl Defteri) – 2000 – IMDb: 8,5

memento

Başarılı yönetmen Christopher Nolan’ın imzasıyla vizyona giren ve üzerinden onca yıl geçmesine rağmen popülerliğini hala korumayı başaran Memento, Leonard Shelby adlı bir karakterin hikayesine odaklanıyor. Filmde Leonard’ı Guy Pearce canlandırıyor. Pearce’a filmde Carrie Anne Moss, Jorja Fox, Joe Pantoliano gibi isimler de eşlik ediyor. Gerilim ve gizemin adeta tavan yaptığı bir film olarak hafızalara kazınan Memento, Jonathan Nolan’ın “Momento Mori” adlı kısa hikayesinden sinemaya uyarlandı. Psikolojik gerilim türünün de başarılı bir örneği olarak kabul edilen film 117 sinema eleştirmeni tarafından hazırlanan içinde olduğumuz yüzyılın en başarılı filmleri arasında kendine yer bulmayı da başardı.

Karısını öldürenlerden intikam almak isteyen Leonard, son derece az rastlanan ve tedavisi pek mümkün olmayan bir hafıza kaybı rahatsızlığına sahiptir. Leonard, yalnızca nakit para kullanan ve ucuz otel odalarında hayatını geçiren birisi. Gayet şık kıyafetler giyer, Jaguar marka araba kullanır ve dışarıdan bir iş adamı gibi görünür. Her ne kadar eşinin ölümünden önceki yaşananları hatırlasa da yeni olayları hatırlayamayan Leonard’ın öyküsü film ilerledikçe çok daha enteresan bir hale bürünür.

6. Interstellar (Yıldızlararası) – 2014 – IMDb: 8,6

interstellar

Christopher Nolan’ın kardçlleşi Jonathan ile beraber hikayesini kaleme aldığı ve tek başına yönetmen koltuğunda oturduğu Interstellar filminin başrolünde Matthew McConaughey bulunuyor. Oyuncu kadrosunda güzel oyuncu Anne Hatheway’in yanı sıra J. Chastain ve Michael Caine gibi başarılı isimler de yer alıyor. Film, bir astronot topluluğunun uzayda solucan deliğinden geçip insanlar için yeni bir hayat alanı bulma çalışmasını konu alıyor.

Filmdeki hikayeye göre; içinde yaşadığımız dünya, tahıl ürünlerinde yaşanan sorun sebebiyle medeniyetin gerilemesi ile kötü bir hal alır ve NASA’da önceden pilot olarak görev alan Cooper’ın kızının yaşadığı bir olay asıl hikayenin başlamasına sebep olur. Cooper’ın on yaşındaki küçük kızı bahçede bir şeylerle karşılaşınca ve babasını durumdan haberdar edince astronot ekibi yeni bir hayat için uzayda arayışa başlar. Bu arayış beynin sınırlarını zorlayan anlara da sebep olur ve yaklaşık üç saatlik süre boyunca seyircinin oldukça kaliteli zaman geçirmesini sağlar.

5. Se7en (Yedi) – 1995 – IMDb: 8,6

se7en

David Fincher’in imzasını taşıyan ve polisiye, gerilim türündeki harika filmlerden bir diğeri olan Se7en, 1995 yılında yayınlanmasın rağmen günümüzde hala ilgiyle izlenmeye devam ediyor. Usta oyuncu Morgan Freeman, o dönemde yeni yeni parlamaya başlayan Brad Bitt, John C. McGinley, Gwyneth Paltrow, Kevin Spacey, Daniel Zacapa, Andrew Kevin Walker gibi güçlü bir oyuncu kadrosuna sahip olan film yedi ölümcül günahı işleyenleri kendi yöntemiyle cezalandıran bir seri katilin hikayesini konu alıyor. Filmde Morgan Freeman ile Brad Pitt’i iki detektif olarak izleyeceksiniz. Hristiyanlık inancına göre yedi ölümcül günah arasında yer alan kıskançlık, şehvete düşkünlük, oburluk, tembellik, kibir, açgözlü olmak, yıkıcılık filmin seri katilinin harekete geçmesi için yeterli bir gerekçedir. Çarpıcı ve sürpriz finali ile dünya sinema tarihinde kalıcı iz bırakan ve Amerikan sinemasının yeniden sınıf atlamasına yardımcı olan filmin zamanında akademiden ödül alamamış olması ise oldukça ilginç bir detay.

4. The Usual Suspects (Olağan Şüpheliler) – 1995 – IMDb: 8,6

usual suspects

Dünya sinemasının efsaneleri arasında yer alan ve birçok eleştirmen ve sinema sevdalısı tarafından tarihin en iyi filmleri arasında ilk sıralarda gösterilen The Usual Suspects Amerikan yapımı ve Bryan Singer’ın yönettiği, Christopher McQuarrie’nin ise kaleme aldığı bir projedir. Geri dönüş ve öyküleme tekniğinin görsel ve hareketli sanatlardaki en başarılı eserlerinden biri olan Olağan Şüpheliler filmi için 6 milyon dolar harcandı.

Polis sorgusuna çekilen ve kendi çapında dolandırıcılık yapan Roger Kint (Verbal)’in öyküsünü anlatan filmde gizemli bir suç söz konusudur ve sorguya tutulan karakterlerden hangisinin bu suçun sahibi olduğu araştırılır. Efsanevi bir popülariteye sahip olan Türk uyruklu suç lideri Kayser Söze’nin de isminin sıkça geçtiği film, başından sonuna dek seyircinin kafasında soru işaretleri oluşturur ve olaylar çözülene dek izleyici gizem dolu bir hikaye ile baş başa bırakılır.

3. Matrix – 1999 – IMDb: 8,7

matrix

Andy ve Larry Wachowski kardeşler tarafından kaleme alınan ve yönetilen bir bilim kurgu filmi olan Matrix, beyin yakan formatıyla yakın zamana damga vurdu. 2000 yılında düzenlenen Oscar Akademi Ödülleri’nde en iyi ses kurgusu, görsel efekt, film kurgusu ve ses miksajı alanlarında dört ödül almayı başaran film 63 milyon dolarlık bir bütçe ile çekildi ve 460 milyon dolardan fazla hasılat elde etti. Daha sonra ikinci ve üçüncü filmi de çıkan Matrix’te olaylar, geceleri Neo ismiyle hackerlık yaparak vakit harcayan ama gündüzleri son derece saygın bir yazılım işinde çalışan Thomas Anderson’un bir gün ansızın beyaz tavşanı takip etmesiyle gelişiyor.

Trinity ve Merpheus’la tanıştıktan sonra Neo’nun hayatı tamamen değişir ve kendisini yepyeni bir dünyada bulur. Platon’un idealar dünyası ve mağara alegorisiyle de ilişkili bir hikayeye sahip olan Matrix, hem bilim kurgu türündeki başarısı hem felsefi altyapısı ile son derece başarılı ve seyirciyi bazı meseleler hakkında düşünmeye iten bir filmdir.

2. Inception (Başlangıç) – 2010 – IMDb: 8,8

inception

Inception, yönetmen koltuğunda Christopher Nolan’ın oturduğu ve başrolde Leonardo DiCaprio, Marion Cotillard, Ellen Page, Cillian Murphy gibi isimlerin yer aldığı bir sinema efsanesi. Enteresan senaryosu ile vizyona girdiği dönemde dünyayı kasıp kavuran Inception filmi ayrıca olağanüstü ve büyüleyici renk tonları, fantastik ve oldukça ustaca tasarlanan kurgusu ile de dikkatleri üzerine çekiyor. Sevilen oyuncu Leonardo Di Caprio’nun performansıyla yine herkesi kendine hayran bıraktığı filmin ana karakteri ise oldukça yetenekli bir hırsız olan Dom Cobb.

Beynin en karanlık ve savunma yetisinden uzak olduğu an olarak bilinen rüya görme eylemleri esnasında bilinçaltının derinliklerinde yatan değerli ve işe yarayan sırları çekip çıkarmak gibi doğaüstü bir yeteneğe sahip olan Dom Cobb, uluslararası bir kaçak haline gelir. İnsanlarda görülmesi pek mümkün olmayan bu harika özellik sayesinde casusluk alanında önemli işler yaparak tehlikeli bir dünyaya adım atan Cobb, sevdiği birçok şeyden de vazgeçmek zorunda kalır. Film, Cobb’un hayatını geri kazanabileceği ama imkansız gibi görünen son işe odaklanıyor. Cobb, bu sefer fikirleri çalmak değil de onları yerleştirmek için mücadele etmek durumunda kalır.

1. Fight Club (Dövüş Kulübü) – 1999 – IMDb: 8,8

fight club

Ufuk açan filmler arasında kendisine yer bulmayı başaran yapımlardan biri de Fight Club. 1999 senesinde vizyona girmesine rağmen son derece modern çekim teknikleri ile seyirciye servis edilen ve her detayıyla adeta beyinde önemli bir sarsılma yaşatan Fight Club filminin yönetmen koltuğunda David Fincher bulunuyor. Edward Norton ile Brad Pitt’in başrolde olduğu filmde Helena Bonham Carter de son derece hayati önem taşıyan karakterlerden biri olan Marla Singer’a can veriyor. Aktif yaşantısından sıkılan ve popüler kültürün dayattığı şeylere uyduğu için son derece sıradan bir beyaz yakalı yaşantısı sürdüren karakterimiz her ne kadar fark etmese de depresyondadır. Uyumak konusunda sıkıntı çeker, kendisine büyük zevk veren herhangi bir uğraşı yoktur ama bir noktadan sonra grup terapilerine katılıp kendini iyi hissetmeye çalışır. Grup terapisinde ilk önce Marla Singer’la tanışan karakterimizin yeni hayatı için bu sadece ilk adım olarak düşünülebilir.

Marla Singer’ın ardından Tyler Durden hayatına girdikten sonra onunla beraber bir dövüş kulübü kuran karakterimiz artık çok ilginç bir hayata sahip olur ve kendisini yepyeni bir hayatın içerisinde bulmanın yanı sıra yeni bir ruh halinin içerisinde de bulur. Her anı ayrı bir büyüye sahip olan film, finaliyle işi iyice doruk noktasına taşır ve seyircide adeta şok etkisi yaratır. Fight Club, hala izlememiş olup ısrarla beyin yakan film arayışı içerisinde olan her sinema severin izlemesi ve film bittikten sonra üzerine en az bir beş dakika düşünmesi gereken şaheserdir.

Tüm Zamanların En İyi 28 Politik Filmi

Her döneme damgasını vuran olaylar veya kişiler elbet vardır ve hikayelerinin de bir şekilde bilinmesi gerekir. Bu sanatın ya da en azından sinemanın görevi değildir belki ama, bize derdini anlatmak isteyen, farkındalık yaratmak isteyen ve huzursuzluğunu dile getirmek isteyen birçok sanatçı var. Bunu da yarattıkları eserlerle, çektikleri filmlerle yapıyor birçoğu. İç yüzünü bilmediğimiz çok sayıda hikayenin aslını, izlediğimiz filmlerden veya okuduğumuz kitaplardan öğreniyoruz. Ya da sadece kendi penceremizden baktığımız olaylara yeni bakış açılarıyla bakmamızı, sorgulamamızı sağlıyor bu eserler. Biz sanata tutundukça muhakkak devamı da gelir bu güzel şeylerin. Asıl konumuza dönecek olursak, dünyada şimdiye kadar olup biten birçok çarpıcı olaydan ve dönüm noktalarından ötürü politik ve siyasi filmler de sinema tarihinde önemli bir yere sahip. Çünkü ilhamını yaşanmış hikayelerden ve insanoğlunun yaptıklarından alır. İdeolojiniz ne olursa olsun, iyi bir politik film izlerken mutlaka hakkını teslim edersiniz ve kendi içinizde bir şeyleri sorgulamaya başlarsınız. Bu yüzden de birçok farklı perspektiften anlatılmış, tarihe ışık tutan ve size inandığınız şeyleri sorgulatacak tüm zamanların en iyi siyasi filmler listesini hazırladık.

28. Der Baader Meinhof Komplex (Bir Terör Filmi) – 2008 – IMDb: 7,4

baader meinhof

Bu etkileyici ve yüksek tempolu film, en tanınmış Alman kökten solcu terörist grubu Red Army Faction (Kızıl Ordu Fraksiyonu)’nu ele alıyor. Andreas Baader, Ulrike Meinhof ve Gudrun Ensslin’in başı çektiği ve 1960’ların sonu ve 70’lerin başında aktif olan bu grup, bombalama, adam kaçırma ve suikast gibi birçok olaya karışıyor. Kendilerini gerilla olarak gören bu grup daha iyi bir toplumda yaşamanın, kan dökülmeden mümkün olamayacağını savunuyor ve kanlı eylemler gerçekleştiriyor. Stefan Aust’un romanından uyarlanan film, gösterime girdiği zamanlarda birçok ödüle aday gösterildi ve aynı zamanda birçok tartışmaya da sebep oldu. Filmde grubun ve yaptıklarının gerçeklerden uzak ve içi boş bir şekilde aktarıldığını düşünenler ve grup üyelerinin sempatik gösterildiğini düşünenler şeklinde iki farklı izleyici görüşü mevcut. Ancak filmin düşmeyen temposu, aşırı gerçekçi sahneleri ve müzikleri izleyiciyi kendine çekiyor. Özellikle Andreas Baader rolündeki Moritz Bleibtreu ve Çöküş filminden de hatırlayacağınız Bruno Ganz, rollerinin hakkını fazlasıyla veriyor. Ayrıca bu grup psikolojide de bir fenomene adını vermiş.

27. Abluka – 2015 – IMDb: 7,4

Abluka

Türkiye’deki politik şiddeti film noir (kara film) türüyle harmanlayarak ele alan bu filmin yönetmeni ‘Tepenin Ardı’ ile tanıdığımız Emin Alper. Film, cezaevinden yeni çıkmış bir adamın, sonrasında yaşadığı olayları konu alıyor. Bunu yaparken de oldukça kaotik ve karanlık bir üslup kullanıyor. 20 yıldır hapiste olan Kadir, hükümlülüğünün bitmesine 2 yıl kala şartlı tahliyeyle çıkar. Arkadaşı Hamza’nın yardımıyla da kendisine iş bulur. Şartlı tahliye boyunca çöp toplayıcısı olarak çalışacak olan Kadir, aslında polis için muhbirlik yapacak ve çöplerde bomba yapmaya yarayan malzemeler olup olmadığını kontrol edip polise bildirecektir. Ancak hapisten çıktığında İstanbul’daki ortamın da değiştiğini ve kendi oturduğu mahalle de dahil, mahallelerin abluka altına alındığını görür. Uzun zamandır görüşmediği kardeşi Ahmet de belediyede çalışıyordur ancak araları pek iyi değildir. Kadir hem yeni yaşamına alışmaya hem de kardeşiyle olan ilişkisini düzeltmeye çalışır. Gerilimi yüksek olan bu başarılı filmde hayal ve gerçek çok ince bir nokta üzerinde ilerliyor ve zaman zaman seyircinin algısıyla oynuyor. Başrollerinde Mehmet Özgür, Berkay Ateş ve Tülin Özen’in yer aldığı film aynı zamanda Türkiye, Fransa ve Katar ortak yapımı. Hem ülkemizde hem de yurt dışında birçok festivalde gösterilen ve ödül alan film ayrıca önemli film festivallerinden Toronto Film Festivali’nde de gösterildi.

26. In The Loop (Kısırdöngü) – 2009 – IMDb: 7,5

in the loop

Yönetmenliğini Armando Lanucci’nin yaptığı In the Loop, İngiltere ve Amerika arasında yaşanan küçük bir çatışmayı konu alan bir politik komedi. Amerikan Başkanı ve İngiltere Başbakanı Ortadoğu’da bir savaş başlatma niyetindelerdir. Ancak Amerikalı General Miller ve İngiliz Kalkınma Bakanı Simon Foster ise bu fikre şiddetle karşı çıkarlar. Bakan Foster BBC’de canlı bir radyo programına katılır ve savaşla ilgili inanılmaz bir gaf yaparak tepki alır. Sonra bu hatasını düzeltmek için başka bir açıklama daha yapar ancak bu kez de farklı görüştekilerin eleştirisine uğrar. Simon Foster ve Miller’ın, savaşı engellemek için hem Washington halkının yanında olmaları hem de İngiltere Başbakanı’nın baş danışmanı olan Malcolm Tucker’ın oylamada yaptığı hileleri durdurmaları gerekir. George Miller rolünde James Gandolfini’yi, Simon Foster rolünde ise Tom Hollander’i görüyoruz. Aynı zamanda En İyi Uyarlama Senaryo dalında Oscar’a da aday olan bu politik film devlet ilişkileri hakkında da güzel dokundurmalar yapıyor. Bu tarz filmlerden çok hoşlanmıyorsanız bile keyifle izleyebileceğiniz bir film diyebiliriz.

25. Good Night And Good Luck (İyi Geceler ve İyi Şanslar) – 2005 – IMDb: 7,5

good night and good luck

Bu filmin yönetmen koltuğunda George Clooney var. Aynı zamanda da oyunculardan biri tabii. 2.Dünya Savaşı sonrası ABD ve SSCB arasındaki kutuplaşmayı konu alan film, siyah beyaz çekilmesi dolayısıyla hem filmin gerçekçiliğini hem de seyirci üzerindeki etkisini artırıyor. Önceleri müttefik olan bu iki devlet arasındaki çekişme giderek büyür ve ABD kendisine karşı olan herkesi “komünist” ilan eder. Senatörler devamlı komünizmi eleştiren söylemlerde bulunurlar ve durum giderek bir komünist avına döner. Bunun üzerine CBS muhabiri Edward Murrow ve yapımcısı Fred Friendly Senatör McCarthy’e meydan okumaya karar verir ve habercilikte bir çığır açarlar. McCarthy, yalanları ve öfkesiyle bir süre sonra halkın da tepkisini almaya başlar. Haberlerin ve olayların medyanın tekelinde olduğu, izleyiciyi edilgen bir konuma sokan ve tüketim toplumunun oluşturulmaya çalışıldığı bu kaos ortamında Edward Murrow ve ekibi inançlı bir mücadele verirler. Doğru haber yapmak ve gerçek bilgiyi halktan saklamamak için canhıraş uğraşırlar. Medyanın hala aynı durumda olduğunu düşünürsek, Good Night And Good Luck günümüz medyasını izlemek ve tahlil etmek için izlenmesi gereken filmlerden.

24. Iron Jawed Angels (Demir Çeneli Melekler) – 2004 – IMDb: 7,6

iron jawed angels

Katja Von Garnier’nin yönettiği ‘Demir Çeneli Kadınlar’ oldukça etkileyici bir televizyon filmi. ABD’de 1918 yılında kadınlara seçme hakkı verilmesi için başlayan zorlu mücadeleyi Alice Paul ve arkadaşlarının yaşanmış hikayeleri üzerinden anlatıyor. Alice Paul ve Lucy Burns İngiltere’de eğitim aldıktan sonra ABD’ye gelirler ve kadınların oy hakkı mücadelesine katılırlar. Sonrasında bazı fikir ayrılıkları yaşayıp kendi örgütlerini kurarlar. Dönemin devlet başkanı bu konunun gündemlerinde olmadığını söyler. Seçimlere az zaman kala büyük bir eylem düzenlerler. Ancak kadınların oy kullanmasını istemeyen birçok erkek eyleme gelerek saldırıda bulunur. 100’den fazla kadın yaralanır. Seçimler yine erkeklerin oy kullanmasıyla ve yöneticilerini seçmesiyle tamamlanır. Sonrasında ABD 1.Dünya Savaşı’na resmen katıldıkları duyurusunu yapar. Ancak kadınlar o dönemde de mücadeleden vazgeçmez ve her gün Beyaz Saray önünde pankart açarlar. Tutuklanıp cezaevine gönderilen kadınlar burada da birçok işkenceye ve şiddete maruz kalacak ancak pes etmeyip haklarını aramaya devam edecektir. Filmin oyuncu kadrosu da bir o kadar iyi. Hilary Swank, Frances O’Conner, Julia Ormond ve Vera Farmiga gibi yetenekli kadın oyuncular bir arada.

23. Milk – 2008 – IMDb: 7,6

milk

Bağımsız filmleriyle tanınan Gus Van Sant’ın yönettiği, Sean Penn, Emile Hirsch ve James Franko’nun başrollerde olduğu Milk, Amerika’nın ilk eşcinsel politikacısı olan Harvey Milk’in hayatının bir bölümünü konu alıyor. San Fransisco’nun genelde göçmenlerin oturduğu bir mahallesinde sevgilisi Scott’la birlikte bir fotoğrafçı açan Milk, devletin eşcinsellere yönelik ırkçı ve şiddet içeren saldırılarının üzerine belediye meclisine seçilebilmek için aday oluyor. Uzun bir mücadele döneminin ardından meclise girebiliyor ve eşcinsel hareketini başlatıyor. ‘Proposition 6’ olarak bilinen eşcinsel karşıtı yasanın meclisten geçmesini engelleyen Milk, bir ikon haline geliyor. Sadece eşcinsellerin de değil, göçmenlerin, siyahilerin bütün ezilenlerin sesi oluyor ve onları örgütlenmeye çağırıyor. Filmin jeneriğinde siyah beyaz belgesel görüntüleri kullanılmış ve filmin devamında da bu görüntülerden yararlanıyor Gus Van Sant. Sean Penn’in muhteşem oyunculuğu ise ona En İyi Erkek Oyuncu Oscar’ını kazandırıyor. Harvey Milk’in bu renkli ama bir o kadar da dramatik ve çetrefilli olan hayat hikayesi her açıdan izlenmeye değer bir film.

22. Hunger (Açlık) – 2008 – IMDb: 7,6

hunger

İzlediğinizde sizi bir hayli dumura uğratan ve etkisinden kolayca çıkamayacağınız bir film Hunger. Yaşanmış bir olayın anlatıldığı filmin kadrosunda Michael Fassbender ve Stuart Graham gibi yetenekli oyuncular yer alıyor. Yönetmeni ise Steve McQueen. Filmde IRA’lı hükümlülerin, hapishanede içinde bulundukları şartların değişmesi için başlattıkları açlık grevi anlatılıyor. IRA mensubu olmayan ancak örgütle birlikte hareket eden ve açlık grevini başlatan Bobby Sands’in (Michael Fassbender) kararlılık ve inançlılık hikayesi ön planda. Hükümlülerin şartlarının iyileştirilmesini talep eden Sands, IRA’ya verilen desteğin de artmasını ve medyanın ilgisini çekmeyi başarıyor ancak içeride işler istediği gibi olmuyor ve yavaş yavaş ölüme gidiyor. Mahkumların hücrelerdeki durumlarını, insani ihtiyaçlarını bile düzgünce karşılayamamalarını ve özgürlüğe olan inançlarını sade ama etkileyici bir biçimde ele alıyor. Kuzey İrlanda’nın tarihini şekillendiren bir hikayenin anlatıldığı bu film aynı zamanda yönetmeninin ilk filmi. Sert ve insanı oturduğu koltuğa sabitleyen türden, başarılı bir ilk film örneği teşkil ediyor.

21. Land And Freedom (Ülke ve Özgürlük) – 1995 – IMDb: 7,6

land and freedom

Ülke ve Özgürlük, genelde ezilen sınıfları filmlerine konu edinen, işçi sınıfının durumunu etkileyici bir şekilde anlatabilen yönetmenlerden olan Ken Loach’a ait bir yapım. Film 1936’da General Franco’nun yaptığı darbeyle İspanya Hükümeti’nin yıkılışını ve Franco yanlılarının cepheleri ele geçirişlerini anlatıyor. İşsiz bir komünist olan David, Franco’ya karşı direnen devrimcilere destek olmak için İspanya’ya gitmeye karar verir ve Marksist Birleşik İşçi Cephesi’ne (POUM) katılır. Bağımsızlık için verilen mücadeleyi izlerken David’in aşık olmasına da tanık oluruz. Ancak bir süre sonra David yaralanır ve Barcelona’ya tedavi olmaya gider. Fakat döndüğünde ortam bir hayli değişmiş olur ve sosyalistler birbirleriyle çatışmaya başlamıştır. David için mücadelenin son bulduğu nokta budur. Film, savaşın neden ve nasıl kazanılamadığını ve aslında o dönemde neler olduğunu, insanların direnmekten vazgeçişini objektif bir bakış açısıyla dile getiriyor ve bir otorite eleştirisi yapıyor. Mücadelenin gerekliliğini ve umutların hep diri tutulması gerektiğini de anlatan film, Ken Loach’un en iyi filmi olarak görülüyor.

20. Goodbye Lenin (Elveda Lenin) – 2003 – IMDb: 7,7

goodbye lenin

Yönetmenliğini Wolfgang Becker’in yaptığı bu politik ve bir o kadar da hüzünlü film, idealist bir sosyalist olan Christiane’nın, Doğu Almanya ile Batı Almanya arasında kapitalist rejim çatışmalarının yaşandığı zaman rahatsızlanıp 8 ay boyunca komada olduğu zamana odaklanıyor. Christiane komadayken Doğu bloğu direncini kaybeder ve ülkeyi ikiye bölen Berlin Duvarı yıkılır. Bunun sonucunda eski düzen tamamen değişir, kapitalizm yerleşmeye başlar. Batı’dan gelen ürünler her yeri donatır, duvarları Coca Cola afişleri kaplar, teknoloji değişir. Sosyalizm neredeyse bir anı haline gelir. Film bu durumu nostaljik boyutuyla ele alır ve bir anne ve oğlu üzerinden işler. Christian’ın oğlu Alex ve arkadaşları, annesi uyandığı zamana kadar eski düzeni geri getirmek için mücadele ederler. Eskiye olan özlemi en iyi şekilde gösteren filmde yer yer trajikomik ögeler de karşımıza çıkar. Aynı zamanda vahşi kapitalizme yönelik sert bir eleştiri de yapar. Filmin müzikleri ise Yann Tiersen’e ait ve filmin atmosferiyle harika bir uyum içerisinde ilerliyor. Kurulu bir düzenin bir anda nasıl yerle bir olacağını ve insanların eski hayatlarını geri getirmek için neler yapacaklarını anlatan bu başarılı filmi bugüne kadar izlemediyseniz, şimdi tam sırası!

19. Malcolm X – 1992 – IMDb: 7,7

malcolm x

Amerikan tarihinin en önemli insan hakları savunucularından olan Malcolm X’in hayatını ve kendini gerçekleştirme sürecini anlatan bu filmin yönetmenliğini Spike Lee yapıyor. Papaz olan babası Ku Klux Klan tarafından öldürülen Malcolm zor bir hayat geçirir. Yaşayabilmek için ufak çaplı suçlar ve hırsızlıklar yapar. İşlediği suçlardan dolayı hapse girer ve burası onun dönüm noktası olur. Hapisanede içine girdiği dini bir topluluk onu ruhani açıdan değiştirir ve bambaşka bir kimlik kazanır. Dışarı çıktığında, toplumdaki genel zihniyeti değiştirmek için çabalamaya başlar. Önceden kendisinin de dahil olduğu ırkçı eğilimden sıyrılır ve siyahi insanların kendi kaderlerini belirleme ve haklarını savunabilmeleri adına uğraşır. Bir süre sonra da büyük bir kitleyi de peşinden sürükler. Alex Haley’nin The Autobiography of Malcolm X isimli kitabından sinemaya uyarlanan ve Denzel Washington’ın usta oyunculuğuyla yer aldığı bu biyografi türündeki film, aynı zamanda en iyi siyasi filmler arasında sayılıyor. Malcolm X’i daha iyi tanımak ve anlamak isteyenler için izlenmesi gereken kaliteli bir yapıt.

18. Bloody Sunday (Kanlı Pazar) – 2002 – IMDb: 7,7

bloody sunday

Yönetmenliğini Paul Greengrass’ın yaptığı Bloody Sunday, 30 Ocak 1972’de bir pazar günü gerçekleşen Bogside Katliamı’nı konu alıyor. Kuzey İrlanda İnsan Hakları Derneği haksız tutuklamalara karşı protesto çağrısında bulunuyor. Buna karşılık Britanya Hükümeti eylemi yasa dışı ilan ederek sokağa çıkma yasağı başlatıyor ve ordu sokağa iniyor. Tabii ki bu karar halkta tepkilere neden oluyor ve sivil toplum örgütleri eylemlerin yasal olduğunu ve müdahale edilmemesi gerektiğini söylüyor. IRA ve silahlı mücadele yanlıları da bu görüşe katılıyor ve 30 Ocak pazar günü sokaklar çok sayıda insanla doluyor. Ancak ordu bütün sokak başlarını tutuyor ve önceden hazırladıkları hareket planını uygulamaya başlıyor. Sokaklar savaş alanına dönüyor. Dünya tarihinde kara bir leke olarak adlandırılan bu olay, filmde gerçekçi bir şekilde ve tüm çarpıcılığıyla ele alınmış. Yürüyüşün öncesi ve sonrasının ele alındığı ve belgesel şeklinde bir anlatımın hakim olduğu filmde, çoğu sahnenin el kamerasıyla çekilmiş olması da izleyicinin filmdeki kaos ortamına dahil olmasını ve empati kurmasını sağlıyor. Anlatılanların gerçek olduğunu bilmek de hem insanı dehşete düşürüyor, hem de barışçıl bir eylemin katliama dönüşmesini izlemek oldukça sarsıyor.

17. Frost/Nixon – 2008 – IMDb: 7,7

frost/nixon

En iyi politik filmler listemize Ron Howard’ın yönetmenliğini üstlendiği Frost/Nixon’la devam ediyoruz. Filmin bu derece başarılı ve akıcı olmasında özellikle başrol oyuncuları Frank Langella ve Michael Sheen’in payı çok büyük. Film, ABD tarihinde ilk defa görevinden istifa eden başkan olan Nixon’ın istifa ettikten sonra kendini temize çıkarmak ve siyasete geri dönmek amacıyla eğlence programları sunan David Frost’la yaptığı röportajlar çerçevesinde gelişen olayları konu alıyor. Frost’un bu işe girişmesinin sebebi ise Nixon’ın Watergate skandalıyla ilgili ne suçu üstlenmesi ne de halktan bir özür dilemesi. Nixon hem yüksek meblağda para teklifini hem de Frost’un eğlence programları hazırladığı için siyasi konulardan anlamadığını düşünerek bu teklifi kabul eder. Ancak David Frost, röportajların sohbet havasında geçmesini istemediğinden ve gerçekleri ortaya çıkarmaya kararlı olduğundan ekibine iki gazeteci daha ekler. Nixon’la yapılacak röportajın detayları konuşulur, Watergate olayıyla ilgili soruların neleri kapsayacağı hakkında uzlaşma sağlanır. Ancak röportajlar ilerledikçe iki tarafın da olayı kendi lehine çevirmek için elinden geleni yapması gerekir. 5 dalda Oscar adayı olan film temposunu kaybetmiyor ve izleyicinin ilgisini sonuna dek yüksek tutuyor.

16. Sonbahar – 2008 – IMDb: 7,8

sonbahar

En iyi politik filmler listemize bir Türk filmi ile devam ediyoruz. Yönetmenliğini Özcan Alper’in yaptığı film, Türkiye’nin karanlık dönemlerinden “Hayata Dönüş Operasyonları” adı verilen olay sonrası cezaevinden çıkan Yusuf’un hayatından bir kesit sunuyor. Devrimci bir genç olan Yusuf 1997 yılında tutuklanır ve hapse girer. Bu zaman zarfında açlık grevine katılır. 12 yıl kaldığı cezaevinden erken tahliye edilme sebebi ise birkaç aylık ömrünün kalmasıdır. Çıktıktan sonra Rize Çamlıhemşin’deki köyüne döner. Çoğu zaman geçirdiği kötü günlerin de etkisiyle içine kapanır. Bir gün köyden bir arkadaşının zoruyla ilçedeki meyhaneye gider ve oradaki Gürcü kız Elka’ya aşık olur. Bunca zaman yalnızlığa alışmış ve sadece ölümünü bekleyen Yusuf, öleceğini Elka’ya söyleyemez. Özcan Alper Yusuf’un öyküsünü ve ülkemizde yaşanılan acıları da ajite etmeden, sade ve etkileyici bir şekilde izleyiciye aktarıyor. Türk siyasi filmler arasında oldukça beğenilen bu film gösterime girdiğinde hem ülkemizdeki hem de Avrupa’daki birçok festivalde gösterildi ve ödüle layık görüldü.

15. Being There (Merhaba Dünya) – 1979 – IMDb: 8,0

being there

Türkçeye Merhaba Dünya adıyla çevrilen bu politik komedi filmin yönetmeni Hal Ashby. Başrollerde ise Peter Sellers ve Shirley Maclaine yer alıyor. Daha çok Boyalı Kuş kitabıyla tanınan Jerzy Kosinski’nin romanından uyarlanan film kitle kültürüne alaycı bir mizahla yaklaşıyor. Washington’da bir evde bahçıvanlık yapan Chance, orta yaşlı, sıradan ve oldukça saf bir adamdır. Bütün ömrünü bu malikanenin bahçesinde bir odada geçirmiş olan Chance dış dünyaya karşı tamamen yabancıdır. Sadece izlediği televizyondan bilir dünyayı. Bir gün işvereni ölünce kendisini gerçek dünyanın içinde bulur. Patronunun verdiği bir takım elbiseyle sokaklarda dolaşırken bir limuzin çarpar. Zengin bir iş adamı ve politikacı olan limuzinin sahibi tedavi için Chance’i evine davet eder. Burada özel doktorlar tarafından bakıma alınır ve bir süre sonra da tamamen onun himayesine girer. Böylelikle hayatı tamamen değişir. Televizyonun kitleleri nasıl kuşattığını ve insan doğasıyla olan çatışmasını iğneleyici bir mizahla ele alan, aynı zamanda da dramatik bir şekilde işleyen film size de içinde yaşadığınız dünyayı sorgulatacak.

14. All The President’s Men (Başkanın Tüm Adamları) – 1976 – IMDb: 8,0

all the presidents men

“Başkanın Tüm Adamları”da birçok ödül almış, çok sayıda festivalde gösterimi yapılmış başarılı bir film. Richard Nixon’ın istifa etmesine sebep olan, Amerika’daki en büyük skandallardan biri olan Watergate Skandalı’nın ortaya çıkışını ve sonrasında gelişen olayları konu alıyor. Başrollerinde Dustin Hoffman ve Robert Redford gibi iki büyük oyuncu var. Washington Post gazetesinin muhabirleri olan iki genç gazeteci olayın peşine düşüyor ve derin bir şekilde incelemeye başlıyor. Hiçbir bilgiyi es geçmeyen azimli gazetecilerin çalışmaları sonucu olay açıklığa kavuşuyor ve Nixon’ın istifasıyla sonuçlanıyor. Filmde benzersiz bir gazetecilik maratonuna ve medyanın gücüne şahit oluyoruz. Haber kaynağından ustaca bilgi koparmaları ve gece gündüz demeden çalışmaları araştırmacı gazeteciliğin de en güzel örneğini sunuyor. Ayrıca filmde her detay düşünülmüş. Washington Post ofisi çöp kutularına kadar bire bir filme uyarlanmış. Gösterime girdiği dönem 8 dalda Oscar’a aday olan film, en iyi uyarlama senaryo, en iyi yardımcı erkek oyuncu, en iyi müzik ve en iyi sanat yönetmeni ödüllerini alıyor.

13. JFK (JFK Kapanmayan Dosya) – 1991 – IMDb: 8,0

jfk

Yönetmenliğini Oliver Stone’un yaptığı film, J.F.Kennedy davasına eğiliyor. Kennedy rolünde Kevin Costner’ı görüyoruz. Ayrıca Gary Oldman, Tommy Lee Jones ve Sissy Spacek gibi başarılı oyuncular da kadroda yer alıyor. Başkan seçildiği zaman, barışçıl konuşmaları, savaş ve ırkçılık karşıtı söylemleri sayesinde sevilen ve hep iyi hatırlanan Kennedy’nin Küba füze krizindeki duruşu ve izlediği başka yöntemler bir suikasta kurban gitmesine yol açtı. Lee Harvey Oswald’ın Kennedy suikastının tek suçlusu olduğunun öne sürüldüğü ama mahkemenin ulaştığı verileri tatmin edici bulmayan New Orleans Bölge Savcısı Jim Garrison, olayı açıklığa kavuşturmak için çalışmalara başlar. Araştırdıkça da büyük bir komployla karşı karşıya olunduğunu fark eder. Filmin büyük bir bölümü Jim Garrison ve ekibinin suikastı araştırması ve iz sürmesi sürecini anlatır. Garrison davanın üstüne gittikçe işin içinde devlet içi bir olayın da olduğunu anlar ve dosyayı mahkemeye taşır. Bu komploda CIA, ordu ve FBI gibi birimlerin de parmağı olduğunu gösteren film, Oliver Stone’un kendi bakış açısını da bize yansıtıyor.

12. The Manchurian Candidate (Mançuryalı Aday) – 1962 – IMDb: 8,0

manchurian candidate

Türkçeye Casuslara Karşı olarak çevrilen 1962 yapımı bu politik gerilim filminin yönetmen koltuğunda John Frankenheimer var. Gösterildiği zaman hem sağ görüşlü hem de sol görüşlü kesimden birçok eleştiri alan ve kimseye yaranamayan film Amerikan sinemasının gerçekçi bir objektifle çekilen ve korkusuzca ortaya çıkarılan nadir filmlerinden. Raymond Shaw Kore Savaşı’ndan bir kahraman olarak ülkesine geri döner. Ancak diğer askerler onun neden madalya aldığını bile hatırlamazlar. Ancak bu askerler de ülkelerine döndükten sonra kabuslar görmeye başlarlar. Raymond Shaw’da bir tuhaflık olduğunu düşünen Marco, olayı araştırmak üzere kolları sıvar. Kısa bir süre sonra bu kabusların altında tahmininden çok farklı durumların olduğunu ve hükümet ve ordunun korkunç sırları gizlediğini öğrenir. Başrollerde Frank Sinatra, Laurence Harvey ve Janet Leigh gibi oyuncular bulunuyor. Film yıllar geçse de önemini ve ününü kaybetmiyor çünkü politika ve devlet işleri gibi asla değişmeyecek ve eskimeyecek bir kavramı irdeliyor. Ayrıca sinema tarihinin en önemli filmleri arasında yer alan Manchurian Candidate’in 2004’te başrolde Denzel Washington’ın oynadığı bir de remake (yeniden yapım)’i çekildi ancak çok başarılı bulunmadı.

11. No Man’s Land (Tarafsız Bölge) – 2001 – IMDb: 8,0

no man's land

Bosna Hersek’li yönetmen Denis Tanovic’in yazıp yönettiği No Man’s Land (Tarafsız Bölge), 1993 yılında Bosna’da olan savaşı konu alıyor. Ancak yüksek teknolojiyle çekilmiş, muazzam görselleri olan savaş filmlerinden değil. Düşük bütçeyle çekilmiş ancak derdini en iyi şekilde aktarabilen mütevazı bir film. Bu başarısından ötürü de En İyi Yabancı Dilde film kategorisinde Akademi Ödülü’ne ve Cannes Film Festivali’nde de En İyi Senaryo ödülüne layık görülüyor. Film, Bosna Savaşı’nda yollarını kaybedip kendilerini düşman hatları ortasındaki Tarafsız Bölge’de bulan biri Sırp biri Bosnalı iki askerin hikayesi anlatılıyor. Sırplar ve Boşnaklar Birleşmiş Milletler Barış Gücü’nden askerlerini tarafsız bölgeden kurtarmaları için yardım isterler. Barış Gücü komutanı bu isteğe pek sıcak bakmaz ancak çatışmaların yaşandığı bölgeye yakın olan çavuş Marchand mayın üzerinde mahsur kalan askerlere yardım etmeye karar verir, sonrasında dünya medyası da olaya dahil olur ve heyecanlı bekleyiş başlar. Her ne kadar yüksek tempolu ve aksiyonlu bir film gibi görünmese de BM’nin Bosna’da çözümden yana olmadığını ve Bosna’yı kendi kaderine terk ettiğini izleyiciyi sıkmadan, sade bir şekilde anlatır film.

10. Il Conformista (Konformist) – 1970 – IMDb: 8,1

il conformista

The Conformist, politik-dram türünde bir Bernardo Bertolucci filmi. Paris ve İtalya’da çekilen film, Mussolini’nin iktidarda olduğu baskıcı ve faşist döneme denk geliyor. Bertolucci de bu vesileyle bol bol siyasi göndermeler yapıyor. Baş karakter Marcello konformist bir devlet ajanıdır ve her koşulda içinde bulunduğu duruma ayak uydurup sadece görevini yapanlardandır. Ajan olmadan önce, bir adam öldürmeyi aklından bile geçirmeyen ve sadece bilgi toplayıp para kazanacağını düşünen Marcello’ya önemli bir suikast görevi verilir. Hem de öldürmesi beklenilen kişi üniversitede derslerine girdiği hocasıdır. Bu andan sonra bir değişim içine girer. Arada geri dönüşlerle Marcello’nun geçmişinden kesitler izleriz ve onun küçüklüğünden beri korkak ve çekingen biri olmasının altında yatan sebepleri öğreniriz. Burada Bertolucci karakterin üzerinden sert bir toplum ve faşizm eleştirisi de yapar. Marcello kendisine verilen bu görev yüzünden vicdanıyla bir hesaplaşmaya girer ve hayatını sorgulamaya başlar. Mussolini’nin devrilişinden sonra kendi çıkarlarının peşinde koşan halka yönelik eleştiriyi de gene karakterin değişimi üzerinden yapar. Kimi eleştirmenler çarpıcı görselliğin ve görüntü yönetmenliğinin filmin siyasi öyküsünün önüne geçecek derecede başarılı olduğu söyler.

9. Hotel Rwanda (Hotel Ruanda) – 2004 – IMDb: 8,1

hotel rwanda

2004 yapımlı bu filmin yönetmeni Terry George. Ruanda Soykırımı’nı konu alan, tamamen gerçek olayların anlatıldığı filmin konusu ise şöyle: Sömürgeci ülke Belçika, Ruanda halkını aynı etnik köken ve aynı ulusa sahip olmasına rağmen zenginler ve zengin olmayanlar olarak iki ayrı ulusa böler. Hutular ve Tutsiler. Bunlardan daha zengin olan Tutsilere çeşitli konularda ayrıcalık gösterilir ve bu durum bir süre sonra bir kaosa ve soykırıma dönüşür. Bir Hutu olan ve Tutsi bir kadınla evli olan Paul aynı zamanda bir otel müdürüdür ve katlim başladığı sırada ailesini kurtarıp otele yerleştirir. Ancak bir süre sonra durumun ciddiyetinin ve vehametinin farkına varır ve hem Hutu hem de Tutsi’lerden kurtarabildiği herkesi otele alır. Otel mülteci kampına dönmüştür. Birleşmiş Milletler ve diğer batı ulkeleri Ruanda’da yaşanan bu katliama seyirci kalmıştır ve film de bunun eleştirisini yapar. Batı’nın kendi halkını ne kadar önemserken, Afrika halklarına değer vermediği ve kendi çıkarları için onların yaşamlarını hiçe saydığını bu filmle birlikte daha net görmek mümkün. Başrolünde Don Cheadle’ın yer aldığı bu yapım birçok farklı ödüle de sahip.

8. Persepolis – 2007 – IMDb: 8,1

persepolis

2007 yapımı animasyon türünde bir film olan Persepolis, İran’da şah devrildikten sonra olan olayları anlatır. Halkın yaşadıkları onca kötü şeyden sonra her şeyin düzeleceğini ve demokratik bir düzene kavuşacaklarını sanar hayal kırıklığı yaşarlar. İslami devrimin gelişini küçük bir kızın, Marjane’in gözünden izleriz. İlk başlarda yaşanılanların farkına varamayan, durumun ciddiyetini anlayamayan Marjane büyüyüp genç bir kız olduğunda, ailesiyle birlikte alıştığı yaşama devam edemediğini ve etrafının yasaklarla çevrili olduğunu görür. Bu hayata uyum sağlamaya çalışırken bocalar ve ailesi onu okumak için Avrupa’ya gönderir. Orada da Avrupa halkının farklı yaşam tarzı ve umursamazlığıyla karşılaşan Marjane iki tarafta da bir türlü mutlu olamaz ve her şeye rağmen ailesinin yanına geri döner. Marjane Satrapi’nin kendi hayatını anlattığı otobiyografik çizgi romanından sinemaya uyarlanan bu filmi izlediğinizde, o dönemdeki olayların, günümüzde yaşananlarla çok da uzak olmadığını göreceksiniz. Gösterime girdiğinden beri oldukça konuşulan ve beğenilen bu filmin yönetmenliğini de yine Marjane Satrapi ve beraber çalıştığı Vincent Paronnaud yapıyor.

7. Z (Ölümsüz) – 1969 – IMDb: 8,2

Z

Costa Gavras’ın yönetmenliğini yaptığı Z Türkçeye “Ölümsüz” olarak çevrildi. Vassilis Vassilikos’un aynı adlı romanından sinemaya uyarlanan ve çıktığı dönem ülkemiz de dahil birçok ülkede yasaklanmış olan bu cesur film, 1963’te Yunanistan’da bir suikast sonucu hayatını kaybeden solcu parti milletvekili Grigoris Lambrakis’in öyküsünü konu alıyor. Seçimden önce küçük bir kasabaya konuşma yapmaya ve parti üyeleriyle buluşmaya gelen Lambrakis polis yetkilileri tarafından engellenmeye çalışılır. Konuşma yapacağı salonda toplanılmasına izin verilmez. Binlerce insanın dinlemeye geldiği konuşma için 200 kişilik bir salon verilir. Lambrakis konuşmasını burada yapar, dışarıda kalanlar ise hoparlörler aracılığıyla konuşmayı dinlerler. Ancak bu durum daha sonra kitlelerin kışkırtıldığı gerekçesiyle Lambrakis’in aleyhine çevrilir. Toplantı salonundan çıktıktan sonra ise aşırı sağcı Kralcı Hristiyan Örgütü tarafından saldırıya uğrar. Sonrasında soruşturma açılır ancak yerel polisler delilleri karartmaya çalışır, emniyet görevlileri hiçbir ceza almaz, olaya şahit olan diğer partililer “kazara” ölür. Film, hükümetlerin yargıyı nasıl kontrol altına aldığını ve barışın sağlanması yolunda yapılanları nasıl engellediğini tavizsiz bir biçimde anlatır. Asıl acı verici olan yanı ise gerçek bir olayın anlatılmasıdır.

6. V For Vendetta – 2005 – IMDb: 8,2

vendetta

Hemen hemen hepimizin bildiği, ülkemizde de birçok seveni olan bu filmi listeye almasak haksızlık olurdu sanırım. Filmin yönetmeni James McTeigue, senaryosu ise Matrix’in yaratıcıları olarak tanıdığım Wachowski kardeşlere ait. Aslı, Alan Moore’un yazdığı ve David Lloyd’un resimlediği bir çizgi roman olan ve sinemaya uyarlanan bu politik film, baş karakterimiz V’nin Evey (Natalie Portman)’ı kurtarması ve “5 Kasım’ı Hatırla!” sloganıyla yaptığı eylemlerle halkı hareketlendirmeye çalışmasıyla başlıyor. 5 Kasım ise Guy Fawkes’ın İngiliz Parlamento Sarayı’nı patlatma girişiminde bulunduğu tarih. Bir sonraki yıl 5 kasımda her şeyin değişeceğini söyleyen V herkesi parlamento binasının önünde toplanmaya çağırıyor. O bir sene içinde yönetimin baskısı artıyor, ancak halk uyanıyor, kendini ve kendi gücünü tanımaya başlıyor. Film, medyanın toplumdaki yerini ve rolünü doğru ve gerçekçi bir şekilde ele alır, İngiltere devletinin baskıyı sağlamada kullandığı en önemli araçlardan biridir. Halk V’ye inanmaya ve güvenmeye başlayınca medya devreye girer ve televizyon haberleri ile halk bu düşüncelerden uzaklaştırılmaya ve devletin tarafına çekilmeye çalışılır. Film boyunca maskeyle gördüğümüz Hugo Weaving mimiklerini kullanamasa da ses tonu ve vücut diliyle çok iyi bir performans çıkartıyor. Hugo Weaving’le beraber Natalie Portman’ın başrolleri paylaştığı bu başarılı filmde kullanılan Guy Fawkes maskesi ise günümüzde dünyada gerçekleştirilen muhalif eylemlerin birçoğunda hala kullanılıyor.

5. Citizen Kane (Yurttaş Kane) – 1941 – IMDb: 8,4

citizen kane

Tüm zamanların en iyi filmlerinden sayılan Citizen Kane’le listemize devam ediyoruz. Orson Welles’in ilk uzun metrajlı filmi olan Yurttaş Kane aynı zamanda film ve kamera teknikleri açısından da sinema tarihinin en yenilikçi filmi olarak da kabul edilir. Film konusu itibariyle hem çekildiği döneme hem de bugüne yapılmış bir eleştiridir. 120 dakika boyunca medyanın insanlar ve siyaset üzerindeki etkisini tartışır. Şimdiye kadar medyanın birçok filme konu olduğunu görüyoruz. Medyanın kontrol ve insanları etkileme ya da manipüle etme gücü o kadar yüksek ki her dönemde bu değişmiyor ve konu olabiliyor. Genç bir gazeteci, meşhur medya patronu Kane’in ölürken söylediği son söz olan “Rosebud”‘ın anlamını çözmek için Kane’e yakın olanlarla iletişime geçer ve film süresince farklı kişiler Kane’le ilgili bildiklerini ve onun hakkındaki düşüncelerini anlatırlar. Biz de Kane’in geçmişte yapmış olduğu her şeye şahit oluruz. Filmin başında gösterilen Rosebud’ın anlamı ise filmin sonuna kadar gizemini korur. Amerikan burjuvazisinin psikolojik çözümlemesini yapan film aynı zamanda komünizm ve faşizm kavramlarına da göndermeler yapar.

4. The Great Dictator (Büyük Diktatör) – 1940 – IMDb: 8,5

great dictator

1940 yapımı bu unutulmaz politik komedi Charlie Chaplin’in ilk sesli filmidir. Filmde verilen mesaj günümüz dünyası için de hala güncelliğini koruyor. Chaplin, Adolf Hitler parodisi olan Adenoid Hynkel adlı bir diktatörü ve Yahudi bir berberi canlandırıyor. Berber 1.Dünya Savaşı’nda Tomanya ordusunda savaşır. Çok iyi bir asker olmasa da Schultz adlı bir subayın hayatını kurtarır. Ancak sonrasında geçirdiği bir uçak kazasında yaralanır ve hafızasını kaybeder, senelerce hastanede yatar. O sırada Adenoid Hynkel adında bir diktatör Tomania’nın başına geçer ve Yahudilere karşı bir savaş başlatır. Yahudi Berber hastaneden çıkıp evine dönerken Hynkel’in askerleri ile karşılaşır. Askerler Yahudileri toplama kampına götürmek için gelmişlerdir ve Yahudi Berberi görünce onu Hynkel’e benzerliği yüzünden büyük diktatörleri zannederler ve olaylar karmaşık bir hal alır. Filmde yer alan Bacterian Diktatörü Napaloni ise Mussolini’dir ve ona yönelik dokundurmalar da yapılır. Ayrıca Chaplin büyük bir Nazizm ve Hitler eleştirisi yapar filmde. Hatta film daha fikir aşamasındayken Nazi örgütleri Chaplin’i ölümle tehdit etmiş ve filmin çekilmesini engellemeye çalışmışlardır. Filmin en sonunda yer alan ünlü tirat ise her şeyi özetler niteliktedir ve bugün bile konuşulur.

3. Dr. Strangelove or: How I Learned to Stop Worrying and Love the Bomb (Dr.Garipaşk) – 1964 – IMDb: 8,5

dr.strangelove

A Clockwork Orange’tan da bildiğimiz ve sevdiğimiz usta yönetmen Stanley Kubrick’in 1964 tarihinde çektiği bu film Peter George’un Red Alert adlı romanının sinemaya uyarlamasıdır. Kara mizah/politik komedi türündeki film 2.Dünya Savaşı sonrasında ABD ve SSCB’nin uyguladığı politikaları eleştiriyor. Savaştan sonra dünyada kutuplaşma başlamıştır ve taraflar çılgınca silahlanmaya gider. Bu çılgınlığın son noktası da nükleer silahtır. Amerikalı bir general olan Ripper gizli bir kod aracılığıyla nükleer savaş emri verir. Bu gizli koddan Amerika başkanı da dahil kimsenin haberi yoktur. Emrin geri dönüş kodunu ise sadece emri veren General Ripper bilir. Bunun üzerine Amerika kırmızı alarma geçer ve bir toplantı düzenlerler. Rus Büyükelçisi dünyadaki tüm canlıların yaşamını sonlandırabilecek güçte bir nükleer silahın devreye gireceğini söyleyince, çareyi eski Nazi bilim adamı Dr.Strangelove’a danışmakta ararlar. Dr.Strangelove’ın önerisi de bir o kadar ilginçtir. Başrolde yer alan Peter Sellers Yüzbaşı Mandrake, Başkan Muffley ve Dr.Strangelove olmak üzere üç farklı karakteri başarılı bir şekilde canlandırıyor ve filmi izlerken üçünün de aynı karakter olduğu anlaşılmıyor bile. Cesur eleştirilerin ve muhteşem oyunculukların olduğu bu film her sinema sever tarafından izlenmeli.

2. Das Leben Der Anderen (Başkalarının Hayatı) – 2006 – IMDb: 8,5

başkalarının hayatı

“Başkalarının Hayatı” olarak Türkçeye çevrilen, Florian Henckel von Donnersmarck’ın yazıp yönettiği politik gerilim ve dram türündeki bu Alman filmi, Berlin Duvarı’nın yıkılışının 5 yıl öncesinden başlıyor. Almanya’nın gelişmiş gizli istihbarat ağı Stasi için çalışan Gerd Wiesler’in görevi, ünlü sanatçı ve oyun yazarı Georg Dreyman ve sevgilisi Christa-Maria Sieland’ı gizlice gözetleyip ve dinleyip ihbar etmektir. Doğu Almanya Hükümeti son zamanlarında iktidarını ancak bu şekilde, başkalarının hayatını gözetleyerek sürdürüyordur ve bunun sonucunda binlerce kişi fişlenmiştir. Yarbay Anton Grubitz, Wiesler’i Dreyman’ın yeni oyununun galasına davet eder ve bununla birlikte yeni görevi başlar. Aslında Dreyman sanatçılar arasında bu rejime en uygun davrananlar arasındadır fakat Grubitz’in başka amaçları da vardır. Bir süre sonra Wiesler bir iç hesaplaşma yaşayıp yavaş yavaş yaptığı işten pişmanlık duymaya başlayacaktır. Birçok festivalde gösterilen, Yabancı Dilde En İyi Film Oscar’ını ve BAFTA ödüllerini alan film, daha çok karakterler üzerinden gider ve ruhsal çözümlemeler üzerine yoğunlaşır. Ayrıca 21.Yüzyılın En İyi Filmleri listesinde 32.sırada yer alır Das Leben Der Anderen.

1. Schindler’s List – Schindler’in Listesi – 1993 – IMDb: 8,9

Schindler's list

En iyi siyasi ve politik filmler listemizin 1 numarasına geldik. Steven Spielberg’in bu güzide filmi birçok ödül sahibi ve “Tüm Zamanların En İyi Filmleri” listesinde de üst sıralarda yer alıyor ve aynı zamanda da ABD Ulusal Film Arşivi’nde de muhafazaya alınmış. Konusu ise şöyle ilerliyor: 2.Dünya Savaşı zamanında bir iş adamı olan Oskar Schindler Almanya’ya iş kurmak için gelir. Nazi partisi üyesidir ancak onlarla bir yakınlığı yoktur. Bu sırada Yahudi soykırımı başlar. Schindler’in yardımcısı Itzhak belgelerde oyanamalar yaparak bazı yahudileri fabrikaya alır ve toplama kampına gönderilmekten kurtarır. Schindler bu arada birçok yahudinin ölümüne şahit olur ve mümkün olduğunca çok insanı kurtarmak adına rüşvet vererek onları fabrikasına alır. Bir gün işçileri Çekoslavakya’da kuracağı fabrikasına götüren trenlerden biri fabrikaya ulaşırken, kadınların olduğu tren yanlışlıkla Auschwitz’e götürülür. Onları kurtarmak için çabalayan Oskar’ın aynı zamanda Sovyet askerlerinden de kaçması gerekir çünkü Almanya teslim olmuştur ve kendisi hala bir Nazi partisi üyesidir. 7 dalda Akademi Ödülü alan filmde Oscar Schindler’i Liam Neeson, Itzhak Stern’i Ben Kingsley ve Amon Göth’ü ise Ralph Fiennes gibi birbirinden yetenekli oyuncular canlandırıyor. Zulüm ve katliam sahneleri de çok başarılı ve bir hayli can acıtıcı olan film, izledikten sonra uzun süre etkisinden çıkamayacağınız filmlerden.

Tüm Zamanların En İyi 10 Kore Filmi

Kore Savaşı’nın ardından Güney Kore Başkanı Syngman Rhee’nin teşvikleriyle gelişmeye başlayan Güney Kore sineması, sansürün ardından gerçekleştirdiği geri dönüşle bugün dünya sinemasının önde gelen eserlerini ortaya çıkarıyor. Renk kullanımı, az ama etkileyici diyalog tercihi, kadraja giren öğelerin son derece estetik duruşuyla, genel geçer sinema yaklaşımından ayrılan Güney Kore sineması, özellikle 1997 yılından sonra büyük bir gelişme kaydetmiştir. 1999 yılında gösterime giren Swiri (Shiri) ülke genelinde iki milyondan fazla bilet satarak sinemanın sansür dönemi sonrasında, canlanmasına ve ülkenin ilerleyen yıllarda sektörde söz sahibi olmasına ön ayak olmuştur. Özellikle son zamanlarda çekilen filmler yalnızca Asyalı izleyiciler için değil, Avrupa ve diğer kıtalardaki sinema seyircilerinin de takdiri ve beğenisini kazanmıştır. Kore savaşında bir Türk askeri ile küçük bir Koreli kızın hikayesinin anlatıldığı “Ayla” filminin gösterime girmesiyle biz de Kore’ye bir selam çakmak ve Kore sinemasının en iyi örneklerine göz atmak istedik. Dünya çapında adını duyuran Kore film önerileri listemize hoş geldiniz.

10. I’m a Cyborg, But That’s Ok (Ben Bir Robotum Ama Sorun Değil) – 2006 – IMDb: 7,1

im cyborg but thats ok

Kendine has özellikleri olan birçok hastanın bulunduğu bir akıl hastanesinde, kendini robot zanneden Cha Young-Goon ile insanların ruhunu çalabildiğine inanan Park Il-Sun arasında yaşanan sıra dışı yakınlaşma, tamamen farklı bir gerçeklik üzerine kurulmuş olan hastane ortamı ile destekleniyor. Bu iki akıl sağlığı yerinde olmayan genç, tamamen kendi kurdukları dünyalarında, gerçeklik algısını sorgulatırcasına yaşamaya devam ederler. Film, hastanedeki hastaların gözünden, onların dilinden beyaz perdeye taşınıyor. Yaşanan sorunları kendi dünyalarında nasıl algıladıkları, izleyiciye hem komik hem de romantik bir dille anlatılıyor. Kore sinemasının baş tacı yönetmen Chan-wook Park, yine farklı bakış açısıyla anlattığı bu filmde, gerçeklik algısını hoş bir dille sorgulatıyor. Düşsel bir yolculuğa çıkmak isteyenlere şiddetle tavsiye edebileceğimiz I’m a Cyborg, But That’s Ok, kurgusal, fantastik ve romantik ögeler içerse de, hayata dair ince detaylarla bezenmiş bir Chan-wook Park harikasıdır.

9. Okja (Okja) – 2017 – IMDb: 7,4

okja

Güney Kore’de dağlarda yaşayan küçük Mija’nın büyükbabasına, Mirando Corporation tarafından laboratuvar ortamında üretilen, su aygırı ve domuz genlerinin karışımı bir hayvan verilir. Ondan bu domuzcuğu doğal ortamda büyütmesi istenir. Büyükbabasıyla birlikte yaşayan Mija, bu domuzcuğa Okja ismini verir. Okja, büyüdüğünde ve kocaman olduğunda Mirando şirketinin sahibi, Lucy Mirando tarafından geri alınmak istenir. Okja ile derin bağları olan ve onun en yakın arkadaşı olan Mija, onu geri vermemek için ne gerekiyorsa yapar. Mija bir grup hayvan hakları koruyucuyla birlikte işbirliği yaparak, Okja’nın geri alınması için mücadele edecektir. Yönetmenliğini, Güney Kore’nin en iyi yönetmenleri Kim Ki-duk ve Chan-wook Park gibi adından söz ettirmiş bir diğer usta yönetmeni Joon-ho Bong yapmıştır. Bir Netflix filmi olan bu ABD – Kore yapımı filmde, Tilda Swinton, Paul Dano, Jake Gyllenhaal, Lily Collins gibi ünlü oyuncular göze çarpıyor. Listenin en global Kore sineması mahsulü olan Okja; fabrikalaşma, tüketim toplumu, hayvan hakları ve sömürü üzerine fantastik ögeler içeren bir çığlık niteliğindedir.

8. Train To Busan (Zombi Ekspresi) – 2016 – IMDb: 7,5

train to busan

Seok-Woo çok yoğun iş temposuyla çalışan bir babadır. Bu yüzden kızını sürekli ihmal eder. Kızı doğum gününde annesinin yanına gitmek ister. Seok-Woo da kızının bu ısrarına dayanamaz ve onu Busan’a götürmeye karar verir. Birlikte Seul’dan Busan’a giden trene binerler. Tren tam kalkmak üzereyken, Güney Kore’yi etkisi altına alan bir zombi virüsüyle karşılaşırlar. Bu virüsten etkilenen bir kadın da bu trene biner ve virüsü tüm trene bulaştırmaya başlar. Virüsün bulaştığı herkes birer birer zombiye dönüşür. Herkes çığlık çığlığa ne yapacağını bilmez bir şekilde kendini ve sevdiklerini bu virüsten korumaya çalışır. Sebebi belirlenemeyen bu virüsten korunmak için Seok-Woo ve kızı büyük bir mücadelenin içine girerler. Onlar gibi henüz virüsten etkilenmeyen bir grupla birlikte, bir vagona kısılıp kalan Seok-Woo ve kızı, üzerlerine gelen ve çok hızlı hareket eden bu zombilerle mücadeleyi kazanabilecekler mi? Tansiyonun bir dakika bile düşmediği bu aksiyon dolu filmde, siz de kendinizi amansız bir mücadelenin içinde bulabilirsiniz. En iyi Kore filmleri arasında olma özelliğini gösteren, İngilizce adıyla Train To Busan(Busanhaeng), Sang-ho Yeon’un yönetmenliğindeki Kore yapımı bir zombi filmidir. Amerikan zombi filmlerinden aşağı kalır yanı olmadığını gösteren bu heyecan dolu film, izleyenleri zombi karnavalına davet ediyor.

7. Bitter Sweet Life (Acı Tatlı Hayat) – 2005 – IMDb: 7,7

bitter sweet life

Sun-Woo, Seul’da bulunan lüks bir otelin işletmeciliğini yapar. Patronunun ise sağ kolu, en güvenilir adamıdır. Bir gün patronu, karısının onu aldattığından şüphelenir ve Sun-Woon’dan karısını takip etmesini ister. Bu görevi kabul eden Sun-Woon, kısa sürede sonuca ulaşır. Patronunun karısının ihanetine tanık olmuştur ancak bu sırada da kadına karşı derin bir sevgi beslemeye başlar. Patronu çok sert bir adamdır ve bu ihanetin sonunun ölüm olduğunu bilen Sun-Woon, bunu patronuna nasıl söyleyeceğini bilemez. Bir zaman sonra patronu bu durumdan şüphelenir ancak Sun-Woon, bu ölüm cezasına karşı çıkar. Ne pahasına olursa olsun, ne gerekiyorsa yapmaya hazırdır. Jee-Woon Kim yönetmenliğinde, bir Kore sineması harikası olan film, renk kullanımı, konunun işlenme biçimi ve insanı derinden etkileyen müzikleriyle izleyiciyi, hem aksiyonun hem de büyük bir dramın içine sürüklüyor. Yönetmen Jee-woon Kim’in, oyunculuğuyla hemen her filminde tercih ettiği Byung-Hun Lee’nin yine harika oyunculuğuna şahit olacağız. Etkisinden uzun süre çıkamayacağınız bu film, mutlaka izlenmesi gereken Kore filmleri arasındadır.

6. I Saw The Devil (Şeytanı Gördüm) – 2010 – IMDb: 7,8

i saw the devil

Sırf zevk olsun diye, genç kızlara tecavüz edip onları öldüren sapık seri katil Kyung-chul, bir gün yolda arabası bozulan bir genç kızı, yardım etme bahanesiyle tuzağına düşürür ve onu öldürür. Bu kız eski polis memurunun kızıdır ve aynı zamanda Kim Soo-hyeon’un nişanlısıdır. Kim Soo-hyeon nişanlısını öldüren bu seri katilden intikam alma planları yapar. Öyle soğukkanlı hareket eder ki, adeta seri katil Kyung-chul ile kedi fare oyunu oynar. Şeytanla şeytan olmayı göze alır. Çok zeki hamleleri ile kurduğu intikam planını, akıl oyunlarıyla yavaş yavaş işleyen Kim Soo-hyeon, amacını gerçekleştirebilecek mi? Güney Koreli ünlü yönetmen Jee-woon Kim, izlerken tüyleri diken diken eden sahneleriyle, adeta izleyiciyi aksiyonun, korkunun ve intikam teorilerinin içine bırakıveriyor. Old Boy’dan tanıdığımız Min-Sik Choi yine performansıyla göz dolduruyor. Ayrıca genç bir yetenek olan, Amerikan filmlerinin de yeni gözdesi Byung-hun Lee de, oyunculuğuyla alkışı hak ediyor. I Saw The Devil, Kore’de yaş sınırlamasıyla birlikte, yasaklı bir film olarak gösteriliyor.

5. My Sassy Girl (Hırçın Sevgilim) -2001 – IMDb: 8,1

my sassy girl

Kolejde okuyan Kyun-Woo akşam eve dönerken metroda çok güzel bir kızla karşılaşır. Kız güzel olduğu kadar sarhoştur da. Kyun-Woo, ayakta durmakta bile zorlanan kızı, trenin önüne düşmekten son anda kurtarır. Trene binmeleriyle birlikte kız kendinden geçer ve bu halinde bile bir yandan Kyun-Woo’ya laf atar. Metrodaki insanlar da kızı Kyun-Woo’nun sevgilisi sanırlar. Yolcular sevgilisi olduğunu düşündüklerinden Kyun-Woo’ya suçlayıcı bakışlar atarlar. Kızdan bir türlü kurtulamayan Kyun-Woo ne yapacağını bilemez. Kollarında baygın bir kız vardır ve onu o halde bırakamaz. Çareyi kızı bir motele götürmekte bulur. Kyun-Woo’nun bu tatlı beladan tabii ki öyle çabuk kurtulamayacaktır. Başına daha ne belalar açacak kim bilir. Jae-young Kwak yönetmenliğindeki bu harika romantik aşk filmi aslında, kaderci bir yaklaşımla konuyu ele alıyor. Kesinlikle sıkılmadan izleyebileceğiniz, size hoş vakit geçirtecek My Sassy Girl, Kore’de oldukça beğenilmiştir. Filmin bir de 2008’de Amerikan versiyonu çekilmiştir. Başrollerini Elisha Cuthbert ve Jesse Bradford’un paylaştığı film, maalesef Kore yapımının yanından bile geçememiştir. Kore yapımının daha çok sevildiği ve daha samimi bulunduğu My Sassy Girl, en iyi Kore aşk filmleri arasında; mutlaka izlenmesi gereken bir film niteliğindedir.

4. 3-Iron (Boş Ev) – 2004 – IMDb: 8,1

boş ev

Tae-Suk, motoruyla gezen ve karşılaştığı ya da tatil gidecek olan aileleri takip ederek onların evlerine giren ve bu evlerde misafir olan bir gençtir. Bu girdiği evlerde de, ev sahiplerine beslediği minnetin bir karşılığı olarak, ev sahiplerinin kirli çamaşırlarını yıkar ya da bozulan ev aletlerini tamir eder. Bu şekilde onlara olan borcunu öder. Bu ziyaretlerden birinde evde yalnız olmadığını fark eder. Evde karşılaştığı güzel genç kadın, kocası tarafından şiddet gören bir kadındır. Kadını gördüğü andan itibaren ona aşık olur ve onu kötü kocasından kurtarmak için, motorunun arkasına atar ve kadını götürür. Birlikte bir hayat sürmeye başlarlar ta ki bazı problemler ortaya çıkana kadar. Ünlü Güney Koreli yönetmen Kim Ki-Duk’un adeta şiir gibi işlediği bu sanatsal filmde, oyuncular arasında hiç diyalog bulunmaz. Öyle ki görselliğin ön planda olduğu film, göz okşayıcı sahneler, yalın bir anlatım, düşsel ve masalsı bir hikayeyle izleyenlere harika bir görsel şölen sunuyor. Katıksız ve yalın aşk hikayeleri sevenlere ve bu masalsı hikayenin içinde yer almak isteyenlere bu film şiddetle tavsiye edilir. Bin-Jip (Boş ev), Venedik Film Festivali’nde usta yönetmen Kim ki-Duk’a “En İyi Yönetmen” ödülünü getirmiştir. Filmin afişinde yer alan ve dillere pelesenk olmuş cümleyle noktayı koyalım: “Hepimiz birer boş eviz, ta ki birisi kilidimizi kırıncaya dek.”

3. Spring, Summer, Fall, Winter And Spring (İlkbahar, Yaz, Sonbahar, Kış ve İlkbahar) – 2003 – IMDb: 8,1

spring, summer, fall, winter and spring

Kore’nin el değmemiş doğasının orta yerinde, Budist bir keşiş genç bir çocuğu bilgelik ve azimle yetiştirmeye başlar. Öğrencisi, cinsel arzularının farkına vardığında ise, meditasyon halindeki yaşantısından vazgeçer ve ilk aşkının peşinden yollara düşer. Fakat kısa süre sonra modern dünyaya adapte olmakta zorlandığını fark eden bu genç öğrenci, tutkusu sebebiyle bir suç işleyerek hapse düşer. Hapisten çıktıktan sonra, normal yaşama adapte olamadığı için ustasının yanına kırlara dönen genç, bedel olarak fiziksel bir tükenişi göze alarak, ruhunu arındırmaya ve karmasını düzeltmeye çalışır. Usta yönetmen Kim Ki-Duk yönetmenliğindeki ve aynı zamanda da oyunculuğu eşliğinde, mistik öğeler içeren film, beş mevsimden oluşuyor. Her mevsimin ayrı bir hikayesi var. Karakterler de, bu mevsimler olarak tasvir ediliyor. Filmin odak noktası, Budist inancın öğretilerinden olan nefsin eğitilmesi çabasıdır. Her mevsimin temsili bir suç, hayvan, reenkarnasyon, aşk, intikam ve bu dünyaya ait olmayan türlü türlü sembolü içerir. Kim Ki-Duk, çok farklı bir anlatım tekniği kullanarak, spiritüel öğelerle beş mevsimi muhteşem şekilde harmanlamış bu filmde. Çok fazla alt metin içeren film, anlatılmak isteneni kusursuz bir görsel anlatım ve mistik bir dille izleyiciye veriyor. En güzel Kore filmlerinden biri olarak listede 3. sırayı alıyor.

2. A Moment To Remember (Hatırlanacak Bir Anı) – 2004 – IMDb: 8,2

a moment to remember

Sürekli umutsuz aşkların peşine düşen ve sonunda da hep hüsrana uğrayan zengin kız Su-Jin, bir erkekle tanışır. Cheol-su adındaki bu fakir genç kıza aşık olur, Su-Jin unutkandır, bu unutkanlığından dolayı o da Cheol-su’ya aşık olur. Çiftin güzel bir birliktelikleri olur. Bu mutluluklarını evlilikle taçlandırırlar. Ama ne var ki bir zaman sonra Su-Jin’in unutkanlıkları artıp Alzheimer olduğu anlaşılınca aşk, fedakarlıklar ve acı dolu bir seyirle ilerler. Bu aşamada Cheol-su karısını tekrar mutlu görebilmek için, onu anılarla yaşatmaya çalışır. Su-Jin ile birlikte geçirdikleri güzel günleri, yeniden anımsayabilmesi için benliğinden ödün veren Cheol-su, mutlu günlerin geri dönebilmesi için elinden ne geliyorsa yapar. Filmi izlerken mendillerinizi hazırlasanız iyi edersiniz. Güney Koreli yönetmen John H. Lee’nin konuyu işleyişi, renklerdeki sanatsal dokular ve hikayeyi tematik bir şekilde ele alış şekli muazzam. Gözyaşları içinde izleyeceğiniz bu film, romantik Kore filmlerinin ve Güney Kore sinemasının en güzel örneklerden biri.

1. Old Boy (İhtiyar Delikanlı) – 2003 – IMDb: 8,4

old boy

Oh Dae-Su yağmurlu bir gecede kaçırılır ve 15 yıllık bir esarete mahkum edilir. Odada sadece bir televizyon ve ihtiyaçlarını giderecek, banyo, yatak gibi eşyalar vardır. Esir alındığındaysa ne kadar süreyle bu yerde esir olarak kalacağı kendisine söylenmez. Ne için kaçırıldığını da bilmeyen Oh Dae-Su’nun yaptığı intihar girişimleri de gizemli kaçırıcısı tarafından engellenir. Bu esaret sırasında Oh Dae-Su’nun yemeğine, akıl sağlığını yitirmemesi için bazı psikolojik ilaçlar katılır. Tam 15 yıl sonra, hipnotize edilerek, kaçırıldığı yere yakın bir yerde, bir binanın çatı katına bırakılır. Oh Dae-Su artık ne istediğini bilen, soğukkanlı, fakat öfkeli ve artık ihtiyarlamış bir delikanlıdır. Oh Dae-Su kendisine bunu yapanları bulup intikam almak için, akıl almaz planlar yapsa da, onu kaçıran gizemli kişinin kedi-fare oyunu henüz bitmemiştir. Oh Dae-Su bir zamanlar, yaptığı suçun bedelini ne kadar ağır ödeyeceğinden bihaberdir. Kendisi intikam almaya çalışırken, ondan intikam almaya çalışan bu kişinin, Oh Dae-Su’nun hayatını nasıl geri dönüşü olmayan bir yola sokacağı, hayal gücünün sınırlarını zorlayan planlarla tek tek hesaplanmıştır. Bir Japon çizgi romanından uyarlanan, Chan-Wook Park’ın yönetmenliğiyle ve Min-sik Choi’nin muhteşem oyunculuğuyla hayat bulan bu aksiyon dolu, intikam temalı film, adeta bir trajediyi konu edinmiş ve çok ses getirmiştir. En çok izlenen Kore filmleri arasında yerini alan bu eser yalnızca Güney Kore’de değil tüm dünyada beğenilmiş ve tüm zamanların en iyi filmlerinden biri olarak kabul edilmiştir.

İçinde Kaybolacağınız En İyi Zamanda Yolculuk Filmleri

Edebiyat ve sinema dünyasının en vazgeçilmez unsurlarından biri olan “zaman yolculuğu” teması sayısız romana ve filme konu olmuştur. Bazı eserler bu kavramı biraz sömürürken diğerleri zaman yolculuğunun yarattığı nimetlerden, oluşturduğu paradokstan sonuna kadar faydalanmayı başarabilmiş ve sinema tarihine adını silinmesi zor harflerle yazdırmıştır.

Çok daha iyileri olması sebebiyle listemizde kendine yer bulamayan pek çok filmden biri olan, MTV’nin yapımcılığını üstlendiği Project Almanac’ı da zaman ile ilgili filmler arasından bireysel bir tercih olarak öneriyoruz.

Bir başka “en iyiler” listesinde görüşmek üzere diyerek sizi, en iyi zamanda yolculuk filmleriyle baş başa bırakıyoruz.

10. Frequency (Frekans) – 2000 – IMDb: 7,4

frequency

Frank Sullivan (Dennis Quaid), New York İtfaiye Departmanı’nda çalışan gözüpek bir itfaiyecidir. Bir binada çıkan yangına ekibiyle müdahale etmeye giden Frank, binada yaşanan patlamanın ardından trajik bir biçimde hayatını kaybeder.

Aradan 30 yıl geçer. Frank’in oğlu John Sullivan (Jim Caviezel), babasının ona bıraktığı mirası eski bir telsizin başında zaman öldürmektedir. Çok nadir görülen bir hava durumu sebebiyle telsiz frekansları zaman değişikliğine maruz kalır ve John telsiz aracılığıyla 30 yıl öncesine ulaşıp babasıyla irtibat kurar.

John, bu andan itibaren geçmişe dair tüm bilgisini ve hatıralarını babasını hayata döndürmek için kullanır ancak zaman çizgisiyle oynamanın hem geçmişte hem de gelecekte son derece büyük ve tehlikeli sonuçları olacaktır.

2000 yılında gösterime giren Frekans’ta, başarılı oyuncular Dennis Quaid ve Jim Caviezel’e, Lost dizisinden tanıdığımız Elizabeth Mitchell eşlik ediyor. Frekans, zamanda yolculuk fimlerinin gizli hazinelerinden biri.

9. Looper (Tetikçiler) – 2012 – IMDb: 7,4

looper

2074 yılında zaman yolculuğu artık sıradan bir hale gelmiş ve kötü amaçlarla kullanılmaması için devlet kontrolüne girmiştir. Ancak bu durum mafyayı çok etkilemez. Mafya, kurtulmak istediği kişileri zamanda geri gönderir ve şimdiki zamanda onu bekleyen tetikçiler tarafından öldürülmesini sağlar. Bu yöntem sayesinde ortada ceset olmadığı için suç da olmamaktadır.

Joe (Joseph Gordon-Levitt), bu çetenin önde gelen tetikçilerinden biridir ancak mafyanın tüm açık uçları ortadan kaldırmak ve “döngü”yü sonlandırmak için bir gün gelecekteki halini şimdiki zamana gönderip “kendisini kendisine” öldürteceğinin bilincindedir. Bu mafya için bir çeşit emekli etme yöntemidir.

Bir süre sonra beklenen gün gelir ve gelecekti Joe (Bruce Willis) döngünün kapanması için bugüne gönderilir. Bu durumu bekleyen ve hazırlıklı olan ihtiyar Joe, tecrübesini ve gücünü kullanarak genç Joe’nun elinden kurtulup kaçar.

Genç Joe, mafya tarafından yok edilmeden önce gelecekteki halini bulup döngüyü kapatmak için çabalarken ihtiyar Joe’nun şimdiki zamanda tamamlaması gereken ve her şeyi değiştirebilecek çok önemli bir işi vardır.

İki usta oyuncu Joseph Gordon-Levitt ve Bruce Willis’in performanslarıyla göz doldurduğu “Tetikçiler”, zaman yolculuğu gibi bilim kurgusal bir tema üzerine otursa da etkileyici aksiyon sahneleriyle de alkış topluyor.

8. Source Code (Yaşam Şifresi) – 2011 – IMDb: 7,5

sourcecode

Hatırladığı son şey Afganistan’da helikopterle bir görev uçuşu gerçekleştirdiği olan Yüzbaşı Colter Stevens (Jake Gyllenhaal), gözünü açtığında kendini nasıl geldiğinden haberi olmadığı bir trende, kim olduğuna dair hiçbir fikri olmayan bir kadınla konuşurken bulur. Burada ne aradığını, nasıl geldiğini, kadının kim olduğunu anlamaya çalışırken içinde bulunduğu tren büyük bir gürültüyle havaya uçar.

Yeniden uyandığında yetkililer ona çok gizli askeri bir programın bir parçası olduğunu ve içinde bulunduğu makine sayesinde bilincini sekiz dakika süreyle başka bir insana aktarabildiğini açıklarlar. Trende yaşadıkları ise o sabah meydana gelmiştir. Tren bir terörist saldırıya kurban gitmiş ve yüzlerce masum insan yaşamını yitirmiştir.

Sabahki patlamada yaşamını yitiren bir öğretmenin zihnine transfer olan Stevens, elindeki sekiz dakika içerisinde patlamanın kaynağını bulmalı ve teröristi tespit etmelidir. Çünkü aynı gün içerisinde başka bir bombanın daha patlatılacağı istihbaratı alınmıştır.

Geçmişi değiştiremeyeceği, yalnızca gözlem yapıp bilgi toplayabileceği söylense de beraber yolculuk yaptığı Christina’ya (Michelle Monaghan) karşı bazı hisler beslemeye başlayan Stevens, bir yandan verilen görevi yerine getirmeye çalışırken bir yandan bu bilinç transferinin sınırlarını keşfetmeye karar verir.

Zaman yolculuğu filmlerinde alışılagelmiş tema olan maddenin seyahatinden ziyade Yaşam Kaynağı’nda bilincin gerçekleştirdiği yolculuğa tanık oluyoruz.

7. The Time Machine (Zaman Makinesi) – 1960 – IMDb: 7,6

timemachine

1900 yılının Haziran ayında George (Rod Taylor), kendi verdiği davete geç kalır. İçeri girdiğinde arkadaşlarının meraklı bakışlarıyla karşılaşan George darmadağınık bir haldedir. Misafirlerine bir zaman makinesi icat ettiğini anlatan George, bu makineyi kullandığında başından geçen maceraları anlatmaya başlar.

Konuklarının şüpheci ve inanmaz bakışlarına aldırmadan zaman makinesiyle gerçekleştirdiği ziyaretleri anlatmayı sürdüren George, 802701 yılına gittiğini ancak burada umduğu gibi gelişmiş bir medeniyetle karşılaşmadığını aktarır. George’un yolculuk yaptığı 802701 yılındaki dünya her açıdan gelişmiş insanlar ve icatların olduğu bir ütopya olmaktan çok uzaktır. Medeniyet çökmüş ve dünya üzerindeki halk, yeryüzünde yaşayan ve kaygısız eloiler ile yeraltında yaşayan ve oldukça vahşi morloklar olarak ikiye bölünmüştür.

Hayalini kurduğu ütopyadan çok uzak bir geleceğe geldiğinin farkına varan George, kendisini hiç arzu etmediği bir varoluş savaşının tam ortasında bulur.

Ünlü bilim kurgu yazarı H.G. Wells’in en meşhur romanlarından biri olan Zaman Makinesi’nin bu beyaz perde uyarlamasında Wells’in romanını yine Wells’in ağzından dinliyor, yaşadıklarına tanık oluyoruz. Zaman Makinesi filmlerinin birden fazla olduğunu, 1960 tarihli bu yapımın diğerleriyle karıştırılmaması gerektiğini söylemekte fayda var.

Dönemi için oldukça başarılı görsel efektlere sahip yapım, 1961 yılı Akademi Ödülleri’nde “En İyi Görsel Efekt” dalında ödüle layık görüldü.

6. The Butterfly Effect (Kelebek Etkisi) – 2004 – IMDb: 7,7

butterflyeffect

Adını, ilk kez Edward Norton Lorenz tarafından ortaya atılan bir kaos teorisinden alan Kelebek Etkisi’nde Evan Treborn (Ashton Kutcher), küçük bir kasabada bekar annesi ve arkadaş grubuyla mutlu bir hayat sürmektedir. Evan, belirli zaman ve olaylar sırasında baygınlık geçirmektedir ve bambaşka bir yerde uyandığında başından geçenleri, oraya nasıl geldiğini anımsamamaktadır. Ne arkadaşları ne de annesi Evan’ın bu kısa süreli şuur kayıplarına inanır. Onun dikkat çekmek için rol yaptığını düşünürler.

Evan büyüdükçe bu bayılmalar önce giderek azalır ardından tamamen biter. Dönemsel bir rahatsızlık geçirdiğine kanaat eden Evan, üniversiteye gitmek için kasabadan ayrılır. Yurda getirdiği eşyalar sırasında bilinç kaybına maruz kaldığı dönemlerde yaşadıklarını yazdığı eski günlüğünü bulur.

Hem o günleri hatırlamak, hem de ne zamandır baygınlık geçirmediğini tespit edebilmek için günlüğü okumaya başlayan Evan, bulunduğu odanın ve çevresinin bir anda şekil değiştirmesiyle şoka girer. Gözünü açtığında günlükte okumakta olduğu zaman ve yere gelmiş olduğunu fark eder.

Yakışıklı oyuncu Ashton Kutcher’a Amy Smart ve “Daredevil” dizisindeki Foggy Nelson rolüyle sempatimizi kazanan Elden Henson’ın eşlik ettiği yapım, tekrar tekrar izlenen zaman filmlerinden biri.

5. About Time (Zamanda Aşk) – 2013 – IMDb: 7,8

abouttime

Sinema salonlarında, muhtemelen bir bilim kurgu filminden ziyade “Not Defteri” filminin devamı izlenimi uyandıran afişinden dolayı çok dikkat çekmeyen ve hatta burun kıvrılan “Zamanda Aşk” hiçbir görsel efekt kullanılmadan da bir zaman yolculuğu filmi yapılabileceğini gösteriyor.

21. yaş günü partisinden bir gün sonra Tim Lake (Domhnall Gleeson), babası tarafından çağırılır ve ona ailenin erkeklerinin bir yeteneğinin olduğunu, bu yeteneğin zamanda yolculuk yapmak olduğunu söyler. Babasının kitaplar arasında kayışı kopardığını düşünen Tim, bunun bir şaka olduğunu düşünse de yine de biri dolaba girip zamanda yolculuk yapmayı denemekten kendini alıkoyamaz.

Gözünü açtığında kendini bir gece önceki doğum günü partisinde bulan Tim bu aile sırrını gerçek aşkı bulabilmek için kullanmaya karar verir.

Tim, belli durumlarda hem kendisi hem de sevdikleri için ikinci bir şans yaratmak için gücünü kullanırken kısa bir süre sonra bu özelliğinin de bir sınırı ve mutlak sonuçları olduğunu fark eder. Zaman yolculuğuyla birlikte zamanla ilgili filmlerden biri olan yapımın oyuncu kadrosundaki kaliteli isimler de dikkat çekiyor.

Romantik ve zaman zaman oldukça duygusal bir zamanda yolculuk filmi olan “Zamanda Aşk”ta, Star Wars ve Black Mirror’dan aşina olduğumuz Domhnall Gleeson ve güzel oyuncu Rachel McAdams ile tecrübeli oyuncular Bill Nighy ve Lindsay Duncan performanslarıyla göz dolduruyor.

4. X-Men: Days of Future Pastd (X-Men: Geçmiş Günler Gelecek) – 2014 – IMDb: 8,0

daysoffuturepast

1981 yılında yayınlanan aynı adlı X-Men hikayesinden uyarlanan “Geçmiş Günler Gelecek” izleyiciye görsel bir şölen sunarken muhteşem oyuncu kadrosuyla da gösterime girdiği 2014 yılında adından söz ettirmiştir.

Yakın bir gelecekte mutantların neredeyse tamamı, Bolivar Trask adlı bilim adamının icadı olan ve Gözcü adı verilen robotlar tarafından katledilmiştir. Geriye kalan ve aralarında Wolverine, Magneto, Profesör X, Kitty Pride’ın da bulunduğu bir avuç mutant geçmişe baktıklarında her şeyin başladığı olay olarak Mystique’in Boliver Trask’i öldürmesi olduğunu görürler ve bunu değiştirmek için geçmişe dönmeye karar verirler.

İlk başta bu yolculuk için Xavier gönüllü olsa da Kitty Pride her ne kadar zihinsel bir yolculuk olmasına rağmen şimdiki zamandaki bedeninin bu süreci kaldırmayacağını söyler. Bu durumda eldeki tek isim, hızlı iyileşme yeteneğine sahip olan Wolverine kalır.

Mystique’in Trask’i öldürmesinden önce 1973 yılındaki zihnine dönen Wolverine, geçmişi değiştirerek geleceği yeniden şekillendirmeli, kendisi ve diğer tüm mutantların yaşamı adına bu suikastı durdurmalıdır.

Serinin yönetmenliğine Bryan Singer’ın dönmesiyle birlikte serinin eski oyuncularını da bünyesine dahil eden “Geçmiş Günler Gelecek” bir çizgi roman uyarlaması olmasının yanı sıra son derece başarılı bir zamanda yolculuk filmi. Daha önce hiç X-Men filmi izlememiş olsanız bile yalnızca bu filmden bir önceki “X-Men: Birinci Sınıf”ı izleyerek bu evrene adım atabilirsiniz.

3. 12 Monkeys (12 Maymun) – 1995 – IMDb: 8,0

12monkeys

1996 yılında yayılan ölümcül bir virüs korkunç bir hızla yayılarak beş milyar insanın ölümüne neden olur. 2035 yılına gelindiğinde nüfusun yalnızca %1’i hayattadır ve yeryüzündeki biyolojik tehlike halen sona ermediğinden yer altında yaşamak zorundadırlar.

George Orwell’in 1984’üne göz kırpan bir düzende, yer altında yaşamlarını sürdüren “şanslı” nüfustan biri olan James Cole (Bruce Willis), yöneticiler tarafından bu virüsün kaynağı ve nasıl yayıldığıyla ilgili bilgi toplaması için geçmişe gönderilir.

Ancak James’in geçmişe gönderilmesi sırasında bir karışıklık meydana gelir ve yanlışlıkla felaketin gerçekleştiği 1996’ya değil 1990 yılına gönderilir. Henüz ne virüs ne de dünyanın sonu hakkında bir fikri olan insanlar tarafından deli muamelesi gören Cole, bir akıl hastanesine kapatılır ve burada ünlü mikrobiyolog Doktor Goines’in, kafayı hayvan özgürlüğü ve “12 Maymun Ordusu”yla bozmuş oğlu Jeffrey Goines ile tanışır.

Gönülsüz kahraman James Cole rolünde izlediğimiz Bruce Willis ve o dönemde kadın izleyicilere çığlık attıracak roller için tercih edilirken bir akıl hastasını oynamayı tercih eden Bradd Pitt’in müthiş oyunculuklarının yücelttiği 12 Maymun, Pitt’e ilk Oscar adaylığını getirmişti.

Post-apokaliptik bir bilim kurgu filmi olan 12 Maymun’da gerilimden aksiyona, komediden korkuya her türden tatlar yakalamak mümkün.

2. Donnie Darko (Karanlık Yolculuk) – 2001 – IMDb: 8,1

donniedarko

Donnie Darko, ne ailesiyle ne sınıf arkadaşlarıyla ne de öğretmenleriyle anlaşabilmektedir. Bu soyutlanmış hayatına rağmen Gretchen adındaki bir kızla yakınlık kurmayı başarır. Donnie’nin hayatında iki yardımcısı vardır. Biri, hipnozun sayısız sırrı gizleyen kapıyı açacak anahtar olduğuna inanan psikiyatrı Dr. Fisher’dır. Diğer arkadaşı ise, Donnie’den başka kimse tarafından görülmeyen Frank adlı bir tavşandır.

Bir uçak motoru parçalanıp, gökyüzünden Donnie Darko’nun odasının tam tepesine düştüğünde şans eseri odasında değildir. Donnie kısa bir süre sonra hem uçak motorunun düşüşünün hem de bu kazanın bazı doğaüstü sebeplere bağlı olduğunu fark eder.

Ancak akıl hastalığı ve Frank’in oyunları sebebiyle Donnie Darko bunu ispat etmekte oldukça zorlanacaktır.

Sessiz sedasız sinema salonlarına düşen “Karanlık Yolculuk”, birbirine geçen sahneleriyle ilk izlemede anlaşılması oldukça güç “beyin yakan” bir zamanda yolculuk filmi.

1. Back to the Future (Geleceğe Dönüş) – 1985 – IMDb: 8,5

backtothefuture

Ve tüm zamanların en iyisi, eskimeyen, solmayan, bıkmadan tekrar tekrar izlenilen efsane Geleceğe Dönüş!

Marty McFly, özgüvensiz babası, muhafazakar annesi, şişman ablası ve yeteneksiz ağabeyi ile sıradan ve oldukça sıkıcı bir yaşam sürmektedir. Tek hayali bir gün bir şekilde Hill Valley kasabasından kurtulup sevgilisi Jennifer ile mutlu ve zengin bir hayat sürmek olan Marty’nin hayatı, bir gün yakın dostu Doktor Emmett Brown’dan aldığı telefonla tamamen değişir.

Doktor, Marty’e gece saat 24:00’da kamerasıyla birlikte Twin Pines Alışveriş Merkezi’ne gelmesini söyler. Marty çılgın doktorun yanına gittiğinde onun DeLorean marka arabadan bir zaman makinesi icat ettiğini görür.

Doktor, zaman makinesini çalıştırmak için ihtiyacı olan plütonyumu çaldığı Lübnanlı teröristler tarafından öldürülünce Marty çareyi arabaya atlayıp kaçmakta bulur ancak araba “saatte 88 mil hıza” ulaşınca genç adam kendisini 1955 yılında bulur. Ona bu zaman diliminde yardım edebilecek tek kişi, o güne kadar tek bir şey bile icat edememiş Doktor Emmett Brown’dır.

Geleceğe Dönüş serisinin yalnızca ilk filmini kaleme alsak da, eğer hala izlemeyen varsa kesinlikle bir üçleme olarak izlenmesini öneriyoruz. Her biri hem bir diğerinden ayrı hem de bağlantılı bu üç film filmde gösterilen “gelecek” 2115 yılında dahi eskimeyecek kalitede bir yapım.

Filmi, 90’lı yıllarda Star TV’nin Parliament Pazar Gecesi Sineması’nda izleyen nesil için Yekta Kopan ve Rüştü Asyalı dublajının yeri her daim ayrı olacak.

Kapalı Kapıların Ardında: En İyi Yasaklanmış Filmleri

Bazen içeriğindeki şiddet dozu, bazen de politik tavrı sebebiyle bazı filmler sinema tarihi boyunca çeşitli ülkelerde sansüre maruz kalmıştır. Bu filmlerden tamamen iğrençlik olsun diye çekilmiş, belli bir mesajı ve alt metni olan, ancak anlaşılamaması sebebiyle sansüre ve yasaklanmaya maruz kalmış filmler bulunuyor. Bununla birlikte içerdiği şiddet ve kanlı sahneler sebebiyle de aynı uygulamaya tabi tutulmuş bazı yapımların, hala çeşitli ülkelerde gösterimi yasak filmler olarak listelendiğini görmek oldukça üzücü.

Teknoloji çağında, legal ya da illegal pek çok yöntemle dünya sinemasının çeşitli örneklerine ulaşabilme imkanına sahipken, gösterime girdiği yıllarda yasaklanmış olmasına rağmen sonradan kült kabul edilmiş ve klasikleşen pek çok yapımı meraklıları için listeliyoruz.

10. Cannibal Holocaust – 1980 – IMDb: 6,0

cannibal

Yasaklanan filmler listemizin ilki senaryosunu Gianfranco Clerici’nin yazdığı, İtalyan yönetmen Ruggero Deodato tarafından yönetilen Cannibal Holocaust. Gösterime girdiği 1980 yılında içerdiği vahşet, tecavüz ve gerçek hayvan katliamı sahneleriyle büyük tepki toplamıştır. Bazı cinayet ve tecavüz sahnelerinin gerçek sanılması üzerine yönetmen Deodato tutuklanmış, ardından yönetmenin polisleri filmin oyuncularla tanıştırmasının ardından salıverilmiştir.

Cannibal Holocaust, Brezilya ve Peru arasında kalan Amazon ormanlarında daha önce hiç keşfedilmemiş yamyam kabileleriyle ilgili belgesel yapmak üzere bölgeye giden dört Amerikalı filmcinin başından geçenleri anlatır. Daha sonra “Blair Cadısı” gibi filmlerde de kullanılan “belgeselvari” anlatım tekniğini uygulayan filmde, Amazon ormanlarına giden ekipten hiçbir haber alınamaması üzerine bir kurtarma ekibi oluşturulur. New York Üniversitesi’nde görevli Antropolog Harold Monroe önderliğinde bölgeye giden kurtarma ekibi, tüm arama çalışmalarına rağmen dört Amerikalı genci bulamaz. Ekipten geriye yalnızca film ruloları kalmıştır. Amerikalı bir televizyon kanalı, film ekibinin başına gelenlerin yer aldığı bu filmleri, Monroe’nun tüm itirazlarına rağmen yayınlamaya karar verir. Filmde izlediklerimiz film ekibinin başına gelen “sözde” gerçek olaylardır.

İtalya, Avustralya ve daha pek çok ülkede yasaklanan Cannibal Holocaust’ın yasağı bazı ülkelerde ilerleyen yıllarda kaldırılsa da, halen çoğu ülkede yayınlanmamakta ve ev sineması için herhangi bir platformda üretilmemektedir.

9. Salò o le 120 giornate di Sodoma (Salo Ya da Sodom’un 120 Günü) – 1975 – IMDb: 6,0

salo

Orijinal adı Pasolini’s 120 Days of Sodom olan bu yapım, sadizmin isim babası ünlü aristokrat ve filozof Marquis de Sade’ın aynı adı taşıyan romanından uyarlanmıştır. Pier Paolo Pasolini yönetmenliğinde çekilen İtalyan-Fransız ortak yapımı bu filmde dört zengin libertin (cinsel arzularını hiçbir sınır olmadan yaşayan kişi, kişiler) ailenin gerçekleştirdiği acımasız eylemleri izliyoruz.

Bu aileler 18 genç kızı kaçırır ve tam dört ay boyunca onları şiddete, sadistik eylemlere, tecavüze, fiziksel ve zihinsel işkenceye maruz bırakır. Politik yozlaşma, gücün kötüye kullanımı, faşizm, sapkınlık, sadizm ve cinsellik gibi felsefi temalara dokunan film, ne yazık ki barındırdığı rahatsız edici derecede yüksek şiddet sahneleri sebebiyle vermek istediği mesajı aktaramaz.

Sodom’un 120 Günü izleyici tarafından öyle büyük bir tepkiyle karşılanır ki, yönetmen Pasolini Roma’da bir grup öfkeli izleyici tarafından katledilir. Yasaklanan filmlerden muhtemelen en trajik sonuca sahip olanı olsa gerek.

İngiltere, Kanada’nın Ontario eyaleti, Avustralya ve Yeni Zelanda gibi daha pek çok ülkede gösterilmeyen filmin yasağı, bazı ülkelerde hala devam ederken bazı ülkelerde ise 18 yaş sınırı ile gösterilmekte ve edinilebilmektedir.

8. The Last House on the Left (Kanlı Tecavüz) – 1972 – IMDb: 6,0

lasthouse

“Elm Sokağı’nda Kabus” ve “Çığlık” gibi sayısız korku filmini türe kazandıran efsane yönetmen Wes Craven imzalı bu filmde, acılı bir ailenin kanlı intikam planına tanık oluyoruz.

17. yaş günü şerefine Mari Collingwood ve arkadaşı Phyllis Stone, Bloodlust adlı grubun konserine gitmek için ailelerinden izin koparmayı başarırlar. Konserde, esrar içmek isteyen kızlar Junior adlı bir torbacıyla tanışırlar. Junior, malı satmak için onları evine davet ederek onları bir tuzağa çeker çünkü evde kızları bekleyen iki hapishane kaçkını daha vardır. Kızlara vahşice tecavüz edip onları öldürdükten sonra çete kaçmak üzere yola düşer ancak seyahat sırasında araçları arızalanır. Geceyi geçirmek için ne tesadüftür ki Mari’nin ailesinin evini tercih ederler. Kendi aralarında yaptıkları konuşmaya kulak misafiri olan Mari’nin annesi, bu adamların biricik kızlarını öldürdüğünü öğrenince onlardan intikam almak için eşiyle acımasız ve kanlı bir plan kurarlar.

Wes Craven’ın bu bol kanlı ve rahatsız edici tecavüz sahneleri barındıran ilk filmi sayısız ülkede yasaklansa da henüz video kasetlerin, sinema filmleri kadar yoğun bir denetimden geçmemesi sebebiyle yayılması sonucunda kült mertebesine erişir. Yapılan denetimlerin ardından video kasetleri de yasaklanıp toplansa da, film İngiltere’de hiçbir zaman gösterim sertifikası almayı başaramaz.

Avustralya’da ise film hiçbir zaman yasaklanmaz ancak kendisine bir distribütör bulmayı başaramadığından gösterime girmez.

7. Pink Flamingos (Pembe Flamingolar) – 1972 – IMDb: 6,1

pinkflamingos

“Yaşayan En İğrenç İnsan” unvanının sahibi Divine, kafadan üşütük hippi oğlu Crackers ve 150 kiloluk annesi Edie ile karavanlarında sakin bir yaşam sürerler. Divine’ın unvanını kıskanan komşuları Connie ve Raymond Marble, kadın otostopçuları onları kaçırıp, doğan bebekleri gay ve lezbiyen çiftlere satmak amacıyla hamile bırakır. Üstelik ikili, bu bebek satışından kazandıkları parayla da okullarda uyuşturucu satışı yaparlar. Divine’ın sahip olduğu “Yaşayan En İğrenç İnsan” unvanını kazanabilmek için girdikleri yarışta Connie ve Raymond, kısa süre sonra kadının bu unvanı ne kadar hak ettiğini öğrenecektir.

Yazımından kurgusuna, yapımcılığından yönetmenliğine kadar John Waters’a ait olan ve yönetmenin “çöp üçlemesi” adını verdiği serinin ilk yapımı olan Pembe Flamingolar ensest, mastürbasyon, yamyamlık, tecavüz ve insanın midesini ağzına getiren iğrençlikteki sahnelerine rağmen LGBT örgütleri ve eleştirmenler tarafından oldukça benimsenir.

Film başta Avustralya, Norveç ve Kanada’da yasaklansa da bu yasaklar, filmin şöhretine gölge düşürmek bir yana dursun, dünya çapındaki popülaritesine katkı sağlayarak onun sinefiller gözünde kült mertebesine erişmesine neden olur. Daha sonraki kaset ve DVD’lerin kırpılarak yayınlanması sebebiyle Pembe Flamingolar’ın orijinal kurgusuna sahip 1980 dönemi VHS’leri, koleksiyonerler açısından büyük bir değere sahip.

6. The Burning – 1981 – IMDb: 6,5

theburning

Konusunu, bir New York şehir efsanesinden alan The Burning, “Cadılar Bayramı” ve “13. Cuma”nın açtığı düşük bütçeli “slasher” filmlerinin yolundan yürüyor.

Yaz kampının müstahdemi Cropsy’nin tüm vücudu, yanlış giden bir şaka sonucunda feci şekilde yanar ve hastaneye kaldırılır. Hem fiziksel hem de psikolojik olarak darmadağın olan Cropsy, 5 yıl sonra akıl hastanesinden salıverildikten sonra kampa geri döner ve bir bahçe makasıyla, ona bu şakayı yapan yapmayan herkesten intikam almaya başlar.

Gişedeki başarısını, içerdiği kanlı şiddet sahneleri ve vahşetten alan “slasher” türünün diğer örneklerinden çok da farklı içeriği olmasa da “The Burning”, John Lennon Suikastı ve gençlerin şiddete yönelimi sebebiyle oluşturulan denetim kurulunun kararına kurban gider ve gösterime girdiği tarihten itibaren tam 30 yıl boyunca yasaklı kalır. Aynı şekilde film İngiltere’de de yasaklanır ancak filmin sansürsüz versiyonu kazara VHS formatında ev sinemasına gelir. 2007 yılında yoğun şiddet sahneleri kırpılmış halde izleyicisine kavuşan filmin yapımcısı bugünlerde sayısız taciz iddiasıyla gündeme gelen Hollywood’un efsane ismi Harvey Weinstein.

5. The Evil Dead (Şeytanın Ölüsü) – 1981 – IMDb: 7,5

evildead

5 üniversite öğrencisi sakin bir tatil geçirmek için ormanlıktaki izbe bir kulübeye giderler. Evde Nekronomikon adlı antik Sümerler’den kalma bir kitap bulan gençler, kitabı okumalarıyla birlikte serbest kalan kötülüğün hedefi haline gelirler ve bu karanlık güç tarafından teker teker yok edilirler. Bu saldırıdan sağ kurtulmaya başaran tek kişi olan Ash, “şeytanın ölüsü”nden kurtulmalı ve hem ölü arkadaşlarının, hem gizemli karanlığın delirtici saldırılarına rağmen sabaha kadar hayatta kalmalıdır.

Sam Raimi’nin, korku üstadı H.P. Lovecraft’ın eserinden referans alarak yarattığı bu bol kanlı ve absürd yapım, Amerika Birleşik Devletleri’nde biraz törpülenerek gösterime girmeyi başarsa da, aynı şansı İngiltere’de uzun süre yakalayamaz. Kanlı şiddet sahneleri sebebiyle pek çok ülkede yasaklanan The Evil Dead, video kaset furyasından nasiplenir ve filmin orijinal kurgusunu barındıran kasetler sayesinde korku türünün klasiklerinden biri olur. Gösterime girdikten birkaç yıl sonra ise filmin sansürsüz hali gösterime 18 yaş üstü derecelendirilerek gösterime girmeyi başarır.

Babasının yanında çalışmaya dönmek üzere olan Raimi ile taksi şoförlüğü işini bırakan Bruce Campbell’ın ortak çalışması bu film, Stephen King’in “en sevdiğim film” sözü üzerine şöhretine şöhret katar.

4. The Texas Chainsaw Massacre (Teksas Katliamı) – 1974 – IMDb: 7,5

texas

Jessica Biel’in kalın sesiyle çığlık atmayı beceremediği yeni yapımından çok önce, orijinal Texas Katliamı korku türüne yön veren bir klasik olarak sinema tarihindeki yerini almıştır.

Ed Gein adlı Amerikalı seri katilin gerçek hikayesini temel alan filmde bir grup genç, bir minibüse atlayarak seyahate çıkarlar. Yolculuklarının başlangıcında gençlerin keyfi yerindedir ancak bir süre sonra arabaya aldıkları otostopçunun garip hareketleri sebebiyle tedirgin olurlar. Gençlerden biri, otostopçunun ona bıçakla saldırması sonucunda yaralanır ve gençler adamı minibüsten atarak yola devam ederler. Ancak kısa süre sonra fark ederler ki bu otostopçu, onların arabasını insan eti yiyen yamyam ailesi tarafından yakalanmaları için işaretlemiştir. Gençler, bu yamyam ailenin elinden kurtulmaya çalışırken çıkışı olmayan bir labirente düştüklerinin farkına varırlar.

Bir korku klasiği olan Teksas Katliamı, gösterime girdiği yıl yasaklanmış filmlerden biri olmaz hatta bir pazarlama stratejisi olarak kullanılan “gerçek hikaye” sloganı sayesinde pek çok izleyiciyi sinema salonlarına çekmeyi başarır. Ancak bir yıl sonra ABD ve İngiltere başta olmak üzere pek çok ülke, içerdiği rahatsız edici vahşet ve işkence sahneleri sebebiyle filmin gösterimini yasaklar.

3. The Last Temptation of the Christ – 1988 – IMDb: 7,6

christ

Türkiye’de yasaklanmış filmlerden biri olan ve Willem Dafoe ve Harvey Keitel’in başarılı oyunculuklarıyla dikkat çeken bu filmde Hazreti İsa’nın yaşadığı korku ve ikilemler ön plana çıkmaktadır. Nazaretli marangoz İsa, Romalılar için çarmıh yapmanın getirdiği suçluluk duygusuyla birlikte şeytanın kulağına fısıldadığı ayartıcı sözlerle yoldan çıkacağını hissetmektedir. Bir yandan yeryüzündeki insanlara duyduğu acıma duygusu ruhunu tüketirken diğer yandan Tanrı’nın çağrısına nasıl cevap vereceğini bilmemesi İsa’yı, içinden nasıl çıkacağını bilmediği karanlık bir boşluğa iter.

Tanrı’nın çağrısını yanıtlayıp peygamber olarak onun adını yayarak görevini tamamlamak üzereyken Hazreti İsa, normal bir insan gibi yaşamaya devam edebilmenin arzusuyla inancının sarsıldığını hisseder. Nikos Kazantzakis’in 1955 tarihli aynı adlı romanından uyarlanan filmde İsa, bir peygamber olarak yüceltilmek şöyle dursun her insan gibi zayıflıkları ve zaafları olan ve zaman zaman bu zaaflara yenik düşen biri olarak resmedildiğinden ötürü ülkemiz başta olmak üzere, Yunanistan, Meksika, Şili, Filipinler, Singapur ve Arjantin’de yasaklanmıştır.

Gösterime girdiği ülkelerde de sinema salonlarının önünde büyük protestolara sebep olan filmin Fransa’daki gösteriminde salon protestocular tarafından ateşe verilmiştir. Video kasetleri ve DVD’leri yayınlansa da Blockbuster Video öncülüğündeki birçok tedarikçi, filmi satmayı reddetmiştir.

2. Freaks (Ucubeler) – 1932 – IMDb: 7,9

freaks

Yasaklı filmler listesinin belki de en garibi, Cleopatra rumuzlu trapezci, onunla aynı sirkte çalışan ve yan gösterilere çıkan cüce Hans’la evlenmek istemektedir. Ancak Cleopatra’nın Hans’a olan ilgisi yalnızca maddiyatla ilgilidir. Bir diğer sirk çalışanı Herkül’e tutkuyla bağlı olan Cleopatra, Hans’a onun gibi fiziksel deformasyona sahip arkadaşlarının onu kullandığına ve kandırdığına ikan etmeye çalışsa da başarılı olamaz. Düğün gecelerinde sarhoş olan Cleopatra, sirkteki ucubelere onlar hakkında gerçekten neler düşündüğünü ve hissettiğini onlarla alay ederek anlatır. Sirk ekibi, Cleopatra’dan intikam almak için onu kendilerinden biri yapmaya karar verirler.

Todd Browningin yönettiği 1932 tarihli Ucubeler daha gösterime girmeden büyük bir kıyıma uğrar. Filmin ön gösterimi sırasında bir kadın MGM’i (Metro Goldwyn Mayer) izlediği filmin düşük yapmasına sebep olduğu gerekçesiyle dava etmekle tehdit eder. Bu tehdit karşısında yapımcı firma, orijinal süresi 90 dakikayı bulan filmi kırparak 64 dakikaya indirir. Bu kesintiye rağmen Ucubeler, filmde fiziksel deformasyona sahip gerçek sirk çalışanları kullanılması sebebiyle gösterime girdiği yıl büyük tepki alır. Filmin rahatsız edici görselliğinden dolayı pek çok izleyici ya salonu terk eder ya da filmi izlerken fenalık geçirir. Film tam 30 yıl boyunca İngiltere’de yasaklı kalsa da sonunda 1960’lı yıllarda yeniden keşfedilir ve kendi yarattığı bir alt türün tek ve en iyi örneği olarak sinema klasikleri arasındaki yerini alır. Filmin kesilen 30 dakikalık bölümü ise ne yazık ki yıllar içerisinde kaybolur.

1. Persepolis – 2007 – IMDb: 8,1

persepolis

Marjane Satrapi’nin aynı adı taşıyan biyografik çizgi romanından uyarlanan Persepolis’te, İran’ın Şah yönetimindeki halini ve İslami devrim sonrasındaki büründüğü atmosferi Marji’nin gözünden izliyoruz.

Bruce Lee’nin öğrencisi olmak gibi hayallerle dolu olan küçük Marji, devrim sonrası her geçen gün muhafazakarlaşan İran’da yaşamının nasıl değiştiğini, özgürlüklerini ve haklarını nasıl kaybettiğini bize siyah beyaz estetik karelerde anlatır. Alkol tüketiminin tamamen yasak olduğu ülkede kadın ve erkeklerin bir arada bulunduğu etkinliklerin düzenlenmesi dahi devrim sonrasında suç haline gelmiştir. Ülkesinin düştüğü buhranın sonucunda Marji daha fazla sessiz kalamaz ve kendince bir protesto geliştirerek yasak olan yabancı müzik dinlemek, hatları belli edecek şekilde giyinmek gibi suç sayılan eylemlerin her birini uygulamaya başlar. Öyle ki öğretmenlerinin, devrim öncesi zulümlerle ilgili söyledikleri yalanlara da karşı çıkarak dikbaşlılığını sürdürür. Marji’nin tutuklanacağından korkan ailesi, tüm bu kaostan kurtarmak için kızlarını Viyana’ya gönderir.

İran’da 6 önemli sahnesi sansürlense de gösterime girmeyi başaran Persepolis, İran Farabi Fonu adlı örgütün yazdığı tehditvari mektuba rağmen 2007 Cannes Film Festivali’nde gösterilir. Ancak aynı durum Bangkok Film Festivali’nde de yaşanır ve film, festivalin organizatörleri ile İran Büyükelçiliği’nin yaptığı görüşme sonrasında festivalden kaldırılır.

İran’da yaşananlar üzerinden evrensel bir özgürlük haykırışı sunan Persepolis’in filmiyle birlikte çizgi romanı da başta İslam ülkeleri olmak üzere pek çok yerde ya yasaklanmış ya da belli kısımları sansüre kurban gitmiştir.

Türk Korku Filmleri – 30 Film

Türk korku filmleri, genellikle yabancı korku filmlerine kıyasla biraz daha emekleme döneminde olan filmlerdendir. Özellikle yaklaşık yüzde doksan civarında büyük bir kısmı, dini, cin konusu üzerine odaklanan bu korku filmleri asla izleyiciyi sıkmaz. Korku filmlerinin bir nevi sevilmesinin sebebi budur, hissiyat yaratır insanda. Bir komedi, dram, aksiyon, romantik gibi her türlü filmde sıkılabilir ve sıkıldığında filme odağı kesilebilir insanın. Lakin daha bir korku filmi sırasında, ben sıkıldım, bu nasıl film? diyen birini henüz duymadım. Türk korku filmleri dendiği anda aklımıza ilk Dabbe serisi geliyor olsa dahi, Türk korku filmleri sektörü gerçekten azımsanamayacak kadar fazla filmden oluşmaktadır. Genellikle kişinin dini inancı yönüyle gerçekten kişiyi çıkmaz korku, merak ve gerilime sürükleyen bu filmler, pek çok çevre tarafından beğenilmekte ve izlenmektedir. Biz de bunu göz önüne alarak, sizler için pek çok liste bulunan sitemize bir yeni film listesi daha eklemeye karar verdik. Neyse lafı fazla uzatmadan listemize başlayım işte sizler için hazırlanmış olan “IMDB Puanlarına Göre Düşükten Yükseğe Sıralanmış 30 Türk Korku Filmi” listemizi paylaşalım dedik.

Türk Korku Filmleri

 

30. Araf – 2006 – IMDB: 2,4

Genç ve mutlu bir çift, bebek beklerken mutlulukları birden bire ilerleyen hamilelik döneminde bozulur. Çünkü öğrenilene göre, Eda, Araf’ta sıkışıp kalan intikam arayan bir ruha hamiledir.

29. Büyü – 2004 – IMDB: 2,8

Bir grup arkeologun, hayalet bir kasabaya gidişleri ve burada buldukları garip şeylerin sonucunda başlarına gelenleri anlatan film, ilk Türk korku filmlerinden bir tanesi.

28. Cehennem – 2010 – IMDB: 3,1

Türkiye’nin ilk üç boyutlu korku filmi olan bu yapıtın yönetmenliğini Biray Dalkıran üstleniyor. Gerçekten herkese önereceğimiz bu korku filmi neden bu kadar düşük puan almış anlam veremedik.

27. Azazil: Düğüm – 2014 – IMDB:3,2

Anne ve babasını kaybetmiş olan Sinem’in tek başına yaşamasını istemeyen Sinem’in teyzesi ve teyzesinin eşi onunla birlikte ailesinden miras kalan bir evde yaşamaya başlarlar. Sinem sevgilisi Akın ile birlikte güzel bir ilişki yürütmektedir. Bir gün sevgilisi ile birlikte yaşadıkları bir araba kazası sonucunda çarptıkları bir köpek hayatını kaybeder ve hayat onlar için o günden sonra bir kabusa dönüşmeye başlar. Gerçekten sizi oldukça gerecek ve ürpertecek bu film kesinlikle mükemmel.

26. Ceberrut – 2016 – IMDB :3,3

Daha önce yaşanmış bir öyküden yola çıkılarak yazılan senaryoda, annesinin ölümü ile hayatı sarsılan bir çocuğun üvey annesi ile tanışmasından ölümüne kadar olan hikayesi anlatılıyor. Filmde İnternet de fenomen olmaya çalışan ve youtube’ a video yükleyen gençler bir türlü hedeflerinin sonucuna ulaşamıyor. Belirli bir süre sonra enteresan bir hikaye bulan gençler, bu hikayenin yaşandığı villayı bir hafta sonu için kiralıyorlar ve kendilerini asla beklemedikleri korku dolu olayların tam merkezinde buluyorlar.

25. Karadedeler Olayı – 2011 – IMDB :3,5

Genç bir gazeteci, anlatılan paranormal olayları araştırma amacıyla bir köye gelir ve on gün kalır lakin hiçbir şey olmaz. Gerçek bir hikayeden alıntılanan film gerçekten sizleri gerecek.

24. Mihrez: Cin Padişahı – 2015 – IMDB :3,5

Doğum günü kızı Betül ve arkadaşları kutlama amacı ile bir kamp düzenlerler. Kamp sırasında cin çağıran gençler olacakların sonucuna katlanamaz ve asla geri gönderemeyecekleri güçlü bir yaratığı cehennemden getirirler.

23. Azem: Cin Karası – 2014 – IMDB :3,5

Eylül Öztürk’ün başrolde oynadığı daha sonraki iki yıl boyunca ardına iki devam filmi çekilen bu filmin konusu bir gerçek hikayeden alıntılanmıştır. Düzce’de 1954 yılında yaşanan ve Azem olarak adlandırılan bir büyüden yola çıkan senaryo, anlatılan paranormal olayın yaşandığı köyde çekiliyor. Gerçekten izleyiciyi koltuğa gere gere sabitleyen bu film, kesinlikle bütün yerli ve dini figürlerden oluşan korku filmi severlere tavsiyemiz.

22. Üç Harfliler: Marid – 2010 – IMDB :3,8

Mutlu bir çift olarak hayatlarına devam eden Ayla ve Serkan gerçekten mükemmel bir aşk sürmektedir. Ayla’nın geçmişte yaşadığı en kötü anı olan olay, on bir yaşındayken kendisine musallat olan bir üç harflidir. Filmde Ayla gençliğini ve kabus dolu geçirdiği üç günü kendi ağzından anlatıyor ve kesinlikle ürpertici bir film.

21. Gen – 2006 – IMDB :3,8

Dağlık alanda bulunan eski bir tımarhanede, psikiyatrist olarak göreve başlayan Deniz, bir intihar vakası ile karşılaşmıştır. Olayı araştırma amacıyla gelen iki polis heyelan sonucu mahsur kalır ve bunun üzerine akıl hastanesinde sessizlik bozulur ve vahşi cinayetler olmaya başlar.

20. Şeytan-ı Racim – 2013 – IMDB :3,8

İstanbul’da yaşamakta olan Emrah ve Salih isimli iki üniversiteli için hayat oldukça normal ilerlerken, birden bire Salih bir gün bir büyü ilmine merak sarar ve bu büyü merakı gitgide asla çözülemeyecek bir hale gelir. Emrah bu olanlardan habersiz bir yaşam sürse dahi, belli bir süre sonra gördüğü kabuslar ve gelen karabasanlar sebebiyle yavaş yavaş akıl sağlığını kaybeder ve ailesinin yanına döner. Lakin dönüşte peşine musallat olan cinler onu burada da rahat bırakmaz ve ailesine olanları anlatması üzerine ailesi onu Bakırcı Mehmet adıyla bilinen bir hocaya götürür.

19. Ammar: Cin Tarikatı – 2014 – IMDB: 4,0

Halil Sezai Paracıkoğlu’nun dahi oynadığı film kesinlikle izlemeye değer bir yerli korku. Günahların bedeli çabuk ödenir konusu ile izleyiciye ulaşan korku filmi 2014 yılının Mart ayında vizyona girmişti ve konusu ise: Feride ile sevgilisi, arkadaşları Barkın’ın, Feride’nin ev arkadaşı ile ilişkiye sahip olması için çöpçatanlık yapma gayesiyle hafta sonunu bir dağ evinde geçirmeye karar verirler. Fakat Canan isimli arkadaşlarının onlarla davetsiz bir şekilde yolculuğa katılması sonucunda olaylar gergin bir hale girer.

18. Dabbe – 2006 – IMDB :5,1

2005 yılının sonlarında ABD’yi salan bir intihar salgını insanlığı ürkütmektedir. Bu konuyla ilgili bir adam, İnternet’in Dünya’yı saran Dabbe olduğu konusunda bir açıklama bulur.

17. Dabbe 2 – 2009 – IMDB : 5,2

İlk filmin bir nevi devamı sayılacak filmde anlatılan Dabbe, yavaş yavaş internet aracılığı ile her eve kendini yaymaya başlar ve bunlar kıyametin ilk alametleridir.

16. Ses – 2010 – IMDB :5,2

Derya, bir banka çağrı merkezi müşteri temsilcisidir ve annesiyle beraber yaşıyordur. Lakin klasik hayatı gaipten duyduğu bir ses ile tam bir kabusa dönmeye başlar.

15. Musallat 2 : Lanet – 2011 – IMDB :5,4

Türkü Turan’ın başrolde oynadığı çok ses getiren bu filmin konusu şöyle, bildiğimiz Tıp, insan hafızasının iki yaşından öncesini asla hatırlayamayacağını söylüyor. İşte başrolümüz Elif ise iki yaşından öncesini hatırlamak bu karanlık dönemde yaşadığı lanet olayları hatırlamak ve onlarla yüzleşmek zorunda. Bakalım Elif, gidip geçmişini öğrendiğinde kendisine musallat olan yaratıklardan kurtulmayı başarabilecek mi?

14. Semum – 2008 – IMDB :5,7

Evli çiftimiz Canan ve Volkan, aldıkları yeni eve taşınırlar ve belli bir süre sonra Canan’ın başına açıklayamayacağı olaylar gelmeye başlar. Bir süre sonra Canan, garip bir yaratık tarafından ele geçirilerek bu yaratığa dönüşmeye başlamıştır. Semum adı ile bilinen bu yaratık oldukça tehlikelidir.

13. El-Cin – 2013 – IMDB :5,8

İnsanları sürekli gizlenerek izleyen cinler, bir kız çocuğunu kaçırır. Gerçek bir hikayeden alıntılanan film gerçekten sizleri çok korkutacak ve yönetmeni ise; Hasan Karacadağ.

12. Baskın: Karabasan – 2015 – IMDB :5,8

Bir gece nöbeti sırasında beş polisin aldığı yardım çağrısı sonrası destek amacıyla seri bir şekilde gittikleri terkedilen bir Osmanlı karakolunda başlarına gelen paranormal olayları anlatan film gerçekten sizi çok gerecek. Daha önce aynı isimli bir kısa filmden beyaz perdeye uyarlanan film ilk olarak Toronto film festivalinde gösterime girdi.

11. Musallat – 2007 – IMDB:6,2

Başrolde Burak Özçivit’i gördüğümüz ve genellikle en sevilen korku filmi olarak bilinen Musallat’ın konusu ise şöyle, birbirine tutkulu bir biçimde aşık olan Suat ile Nurcan, yaşadıkları köyde mutlu mesut bir hayat sürerken birgün evlilik kararı alırlar. Tuhaf bir yaratık değişik bir şekilde hayatlarına etki eder ve açıklaması zor olaylar ortaya çıkar. Artık hayatları asla eskisi gibi olmayacaktır.

10. Dabbe 6 – 2015 – IMDB :6,2

Dabbe serisi sayesinde Türk korku sektörünü güçlendiren ve dış ülkelere kadar yayan büyük yönetmen Hasan Karacadağı bu filmde, bilinen en tehlikeli Cin kabilesi olan Cuhenna kabilesini anlatıyor. Gerçekten sizi korkutacak olan filmi izlemeseniz daha iyi diyebilirim.

9. Kabuslar Evi – Hayal-i Cihan – 2006 -IMDB :6,3

Cihan şehrin yoruculuğundan sıkılır ve kendine bir dağ evi bulur. Taşındığı yeni evde bir süre sonra paranormal olaylar yaşayacak ve tek başına olmadığını anlayacaktır.

8. Magi – 2016 – IMDB :6,3

Bir Hasan Karacadağ korkusu olan bu filmde, Olivia adında New-York’lu bir gazeteci, Türkiye’ye seyahat ettiğinde kız kardeşi Marla’nın hamile olduğunu öğrenir. İlişkisi bir süre önce ilişkisini bitirmiş olan Marla, bu bebeği babasız dahi olsa büyütmeye çalışır. Lakin belli bir süre sonra başlarına anlam veremedikleri olaylar gelmeye başlayacaktır.

7. Küçük Kıyamet – 2006 – IMDB :6,3

İnsanların doğal afetler sırasındaki korkusunu anlatan filmde, aslında İstanbul depremine neyin yol açtığı anlatılıyor. Gerçekten sizleri derinlemesine ürpertecek film, kesinlikle sizlere tavsiyemiz.

6. Dabbe: Zehr-i Cin – 2014 – IMDB :6,4

Mutlu bir hayat süren Ömer ve Dilek’in hayatı, Dilek’in bir gece kabus görmesi ile adeta kabusa dönmeye başlar. Rüyalarına sürekli giren belirsiz suretler ona değişik şeyler fısıldar ve normal hayatına da musallat olmaya başlarlar.

5. Siccin – 2014 – IMDB :6,5

Öznur ismindeki genç bir kadın imkansız bir aşka tutulmuş ve kuzeni Kudret’e aşık olmuştur. Öznür bir süre sonra Kudret’i ikna eder ve onunla cinsel ilişki yaşar. Lakin bunu kendine yediremeyen ve evli, bir çocuk babası olan Kudret onu ter keder. Bunu kaldıramayan Öznur, Kudret’in karısı olan Nisa’ya büyü yaptırır ve bu büyüye göre beş yatsı namazı sonra Nisa ölecektir. Bakalım Öznur bu konuda başarılı olabilecek mi?

4. Siccin 2 – 2015 – IMDB :6,9

Mutlu bir çift olan Hicran ile Adnan, daha iki yaşında olan çocuklarını trafik kazasında kaybettiklerinde bütün mutluluğunu kaybeder. Birbirleri ile iki yabancı gibi yaşayan çiftten Hicran, tuhaf olaylar yaşamaya başladıktan sonra akıl sağlığını kaybeder ve bir hocaya görünür. Hoca Hicran’a ismi kırk bir dikiş olan bir büyü yapıldığını söyler. En güçlü büyü olarak da bilinen bu kırk bir dikiş büyüsünün bozulması için yapılması gereken tek şey, büyü yapan kişinin kırk bir niyetten hangisini ederek büyü yaptığını itiraf etmesidir.

3. Alamet-i Kıyamet – 2016 – IMDB :6,9

1999 yılında yaşanan bir hikayeden konu edinen filmde, tek başına yaşayan Elif adındaki bir kadın hamiledir. O dönemde sürekli kıyamet alametleri yaşanırken, apartmanında yaşayan kimselerde garip kimselerdir.

2. Dabbe: Cin Çarpması – 2013 – IMDB :7,1

Evlilik hazırlığı hapan genç Kübra, kınası sırasında cinler tarafından ele geçirilir. Lakin bu olaylar Kıbledere köyü için gayet normaldir. Çünkü Kübra’nın babası da daha önce cinler ile anlaşma yaparak zengin olmuş bir adamdır. Aslen bu köylü olan psikiyatrist Ebru, köye geldiğinde bu olay ile karşılaşınca birazcık şaşırır ve Cinci Faruk Hoca ile tanışır.

1. Siccin 3: Cürmü Aşk – 2016 – IMDB :7,7

Bir trafik kazasında aşık olduğu kadını kaybeden bir adam, bu kadının ağabeyi ve etraflarında dönen ilginç olaylardan sonra kadının ağabeyi, bir şeylerden şüphelenir ve adamın evine gider. Gördüğü manzara karşısında ağzı açık kalan ağabey bakalım gördüğü işlerin içinden çıkabilecek mi?

Kuzey Avrupa Sineması: İskandinav Filmleri

İskandinavya, günümüzde medeniyetin, bundan bin yıl kadar öncesinde ise barbarlığın, başkenti. İskandinav filmleri, klasik Avrupa sinemasına kıyasla konuları ve konuların işlenişi bakımından diğer milletlerin filmlerinden ayrılmaktadır. Ülkemizde pek rağbet görmese dahi, İskandinav filmleri, bize İskandinavların, yalnızca yaşama konusunda değil, sinema konusunda da çok iyi bir düzeye geldiklerini gösteriyorlar. İskandinav filmlerinin en ilgi çekici yanı ise, film makyajsızdır, abartı efektler, replikler, saçma sapan mimikler olmaz İskandinav filmlerinde. Konu direk subjektif bir bakış açısı ile izleyiciye aktarılır, konu soru işaretleri ile doludur ve bu soruları cevaplamak için biraz kafanızı yormanız gerekir. Makyajı yapan beyninizdir yani. Sizi saatlerce düşündüren, konuşturan bu filmler için IMDB puanlarına göre düşükten yükseğe sıralı bir liste hazırladık haydi geçelim.

İskandinav Filmleri

 

14. Valhalla Rising – Valhalla Rising – 2009 – IMDB :6,0


Savaş kölesi olmaya zorlanan bir pagan savaşçısı, bir oğlan ile beraber ülkesinden kaçıyor ve bir grup haçlı askerine katılıyor, bu sırada haçlılar onları kendileri ile birlikle Kutsal Topraklar’a götürüyor.

13. Dead Snow – Dead Snow – 2009 – IMDB :6,3


Tıp öğrencilerinin kayak tatili , birden bire bölgede dirilen Nazi zombilerin ortaya çıkması ile berbat bir hale dönüşüyor. Bakalım öğrencilerimiz ne yapacak.

12. Naboer – Kapı Komşusu – 2005 – IMDB :6,6


John kısa bir süre önce sevgilisi Ingrid tarafından terk edilmiştir. Aşk acısının kendisinde yarattığı derin duygusallık ile mistik ve korkutucu bir Dünya’ya giren John, kısa bir süre sonra burada neyin gerçek neyin yalan olduğunu anlamanın çok zor olduğunu idrak edecek ve pişman olacaktır.

11. I Am Dina – Dina : Lanetli Kadın – 2002 – IMDB :6,6


1860 yılında Norveç’in kuzeyinde yaşayan Dina isimli küçük bir kız kazara annesinin ölümüne sebep oluyor. Bunun üzerine babası onu yetiştirmeyi reddediyor ve Dina hayatı boyunca kime yakınlaşsa bir sıkıntı yaşıyor.

10. O’ Horten – O’ Horten – 2007 – IMDB :6,9


Bir tren mühendisi olan 67 yaşındaki O’Horten’ in hayatını anlatan mükemmel bir drama, tam da emekliliğe ayrılacakken başına gelenleri güzel bir şekilde anlatan mükemmel bir komedi ve dram filmi olan bu film herkese tavsiyemiz.

9. Trolljegeren – Troll Avı -2010 – IMDB :7,0


Bir grup öğrenci gizemli ceset serisini takip ediyor. Değişik bir ayı türü tarafından katledildiği düşünülen insanların öldürüldüğü yere gidiyorlar. Buraya geldiklerinde bir avcı ile tanışıyorlar ve artık onu takip ediyorlar daha sonra bu avcımızın bir troll avcısı olduğunu öğreniyorlar ve karşılarındaki tehlikenin ise bir hayvan değil bir troll olduğunu öğreniyorlar.

8. Just Another Love Story – Başka Bir Aşk Hikayesi – 2007 – IMDB :7,2


Banliyölerde iki çocuğa babalık yapmak artık Jonas’ı yıpratmıştır. Bir araba kazası mağduru olan kadın, Jonas’ı kendi sevgilisi Sebastian için kandırmaya ve yanıltmaya çalışır. Bu sırada her şey iyice dramatikleşir ve doğru ile yalan arasındaki çizginin bir o tarafı bir bu tarafı görünmeye başlar.

7. In Order of Disappearance – In Order of Disappearence – 2014 – IMDB :7,2


Onurlu bir vatandaş olan Nils, bir çocuğu kazara öldürüldükten sonra Sırp Mafyası Papa ve “Kont” lakabı ile tanınan bir gangstere savaş ilan ediyor.

6. Salmer fra kjokkenet – Kitchen Stories – 2003 – IMDB :7,3


İşi bilimsel gözlemcilik olan bir adam kendine yeni bir araştırma konusu buluyor ve huysuz, aksi ve bekar bir erkeğin mutfak ile olan ilişkisini yakından inceliyor. Tabi ki kısa zaman sonra bu iki karakter arasında da bir arkadaşlık gelişiyor.

5. Troubled Water – Bulanık Sular – 2008- IMDB :7,6


Ergenliği sırasında bir çocuğu öldürüp hapse giren ve hapisten şartlı tahliye kararı doğrultusunda kurtulan Jan, kendine yeni ve temiz bir yaşam kurmak için mücadele vermeye çalışıyor.

4. Brodre – Kardeşler – 2004 – IMDB :7,6


İki kardeş rollerini değişmek üzere birbirleri ile anlaşıyorlar. Özellikle de aile bağlarını sağlamlaştıran bu dizi kesinlikle göz yaşartıcı mükemmel bir dram. Bir kardeşin savaş sırasında Afganistan’a gitmesi her şeyi değiştiriyor ve kardeşler birbirleriyle rol değiştirmek zorunda kalıyor.

3. Hodejegerne – Kafa Avcıları – 2011 – IMDB :7,6


1 BAFTA adaylığı bulunan bu filmde, ana karakterimiz olan Roger ( Aksel Hennie), Norveç’te yaşayan en iyi kelle avcısıdır. Yaşadığı mükemmel hayatı sürdürmek için aynı zamanda sanat eseri hırsızlığı işine de başlar. Bir galeri açılışında tanıştığı eski bir paralı asker olan Clas’ın paha biçilemeyecek derecede bir tabloya sahip olduğunu öğrendiğinde ise, tek amacı bu tabloyu çalmak olacak ve her şeyini buna adayacaktır. Clas rolünde ise Game of Thrones’tan Jamie Lannister, rolü ile tanıdığımız Nikolaj-Coster Waldau bulunuyor.

2. The Girl With the Dragon Tattoo – Ejderha Dövmeli Kız – 2009 – IMDB :7,9


Bir gazeteci yaklaşık kırk yıldır kayıp veya ölü olan bir kadını aramak için genç bir bilgisayar hacker’ı olan kızdan yardım istiyor. 1 BAFTA ödülü bulunan bu film herkese tavsiyemiz.

1. Pelle the Conqueror – Fatih Pelle – 1987 – IMDB :7,9


Film on dokuzuncu yüzyılın sonlarında başlıyor. İsveçli muhacirler ile dolu olan bir gemi bir süre sonra Danimarka devletine ait olan Bornholm adasına yanaştığında demir atıyor. Bunların arasında Danimarka’ya iş bulma ümidi ile gelmiş olan Pelle ve Lasse da bulunuyor. Zaman geçiyor ve büyük bir çiftlikte iş buluyor ana karakterlerimiz. Fakat yaşadıkları hayat onlar için tamamen kabusa dönüşüyor, sürekli çalışıyorlar sadece çalışıyorlar ve zaman geçtikçe Pelle, Danca konuşmaya başlıyor lakin hala bir yabancı olarak muamele görüyor. Pelle’nin tek bir amacı var, ailesini rahata kavuşturmak ve İsveç’te bıraktıklarından daha iyi olan bir hayata sahip olmak.