Ozark Dizisi Konusu ve Oyuncuları

Yaz dönemi yapımlarının kuraklığına Netflix’in sunduğu yağmur olan Ozark’ta temiz gibi görünmesine rağmen, uyuşturucu baronu Del Rio için kara para aklayan Marty Bryde’ın hikayesine tanık oluyoruz. Dizi biraz aksak ve ağır bir başlangıca sahip olsa da serpilmek için ihtiyaç duyduğu zamana eriştiğinde giderek dallanıp budaklanıyor ve izleyiciyi bir sonraki bölüm için kumandaya basma güdüsüyle dolduruyor. Bill Dubuque ve Mark Williams tarafından yaratılan dizi, Breaking Bad ve Narcos’tan sonra kaliteli bir suç dizisi arayan bünyelere gerekli ilacı zerk etmeyi başarıyor.

Dizinin başarılı senaryosunu taşıyabilecek kalitedeki oyuncu tercihleri de dikkat çekiyor. Arrested Development haricinde televizyon ekranlarında görmeye, hele ki oldukça ciddi ve karanlık bir rolde görmeye hiç aşina olmadığımız Jason Bateman hırslı iş adamı Marty Bryde rolünün hakkını sonuna kadar veriyor. Ara sıra dizilerde konuk olarak boy gösterse de genel olarak sinema filmlerinden tanıdığımız, Laura Linney ise, Marty’nin mücadeleci eşi Wendy rolüyle başarılı bir portre ortaya koyuyor.

Suç ve gerilim türünde dizi izlemek isteyen, kumandayla kategoriler arasında gidip gelen izleyicilere Ozark fazlasıyla tatmin edici bir suç draması sunarken arada Death Note uyarlaması gibi hatalı yapımlara imza atsa da bariz bir kalite çizgisini muhafaza etmeyi başaran Netflix’e de şapka çıkarılmasını sağlıyor.

Ozark Dizisi Konusu

ozarkmain

Finansal danışmanlık şirketinin sahibi Marty ve ortağı Bruce uzaktan bakıldığında son derece normal görünürler. Her danışmanlık şirketinde olduğu gibi Marty ve Bruce’da pek çok farklı firmaya danışmanlık hizmeti vermekte, bu şirketlerin zararlarını kısarak mali olarak kalkınmalarını sağlarlar. Ancak büyük resme bakıldığında Marty ve Bruce göründükleri kadar temiz değildir.

İkili şirketlerini bir paravan olarak kullanıp perde arkasında gizli işler çevirir. Uyuşturucu baronlarının gelirlerini aklayarak legal hale getiren Marty’nin ortağı Bruce çok büyük paralar kazanmasına rağmen, insanoğlunun en büyük zaaflarından biri olan aç gözlülüğe yenik düşer ve iş yaptıkları en büyük ve en acımasız patron Camino “Del” Rio’dan para çalmaya başlar.

Acımasız uyuşturucu patronu bu durumu fark ettiğinde Marty, hem kendisini hem de ailesini kurtarmak için çok az bir zamanı olduğunu anlar. Hızlıca karar vermesi gereken Marty, geride neredeyse hiç iz bırakmayarak ailesini alır ve Chicago’nun görkemli gökdelenlerinden ayrılarak Missouri’deki “Ozarks” adlı turistik taşra kasabasına kaçar.

Marty bir yandan Del’in acımasız dokunuşundan kendisini ve ailesini korumaya çalışırken diğer yandan bu küçük kasabada bile yapabileceği karlı fakat bir o kadar da karanlık işlerin peşinden koşmaya başlar. Ancak Marty, hayatta kalmak için bir şehir değişikliğinden çok daha fazlasına ihtiyacı olduğunu kısa süre içerisinde öğrenecektir.

Ozark Dizisi Karakterleri / Oyuncuları

Marty Bryde (Jason Bateman)

marty

Arrested Development adlı kahkaha tufanı ve Patrondan Kurtulma sanatı adlı filmle tanıdığımız Jason Bateman’ın canlandırdığı Marty Bryde, hırslı ve başarılı bir patrondur. Kurduğu finansal danışmanlık şirketi sayesinde oldukça “temiz” görünen Marty aslında şirketini paravan olarak kullanarak kara para aklama işlerini yürütür. Ortağının yaptığı büyük bir hata yüzünden iş yaptığı mafya ile kafa kafaya gelen hırslı iş adamı kurtuluşu Chicago’yu ailesiyle birlikte terk etmekte bulur. Marty başlangıçta “bu muymuş” dedirtecek şekilde pasif görünse de sonradan uyguladığı hamlelerle izleyicinin dikkatini ve takdirini topluyor.

Wendy Bryde (Laura Linney)

wendy

Daha çok “İlk Korku” ve “Gizemli Nehir” gibi sinema filmlerinden aşina olduğumuz oyuncu Laura Linney’in canlandırdığı Wendy Bryde, Marty’nin en az onun kadar hırslı ve karanlık eşidir. Chicago’nun görkeminden Ozarks’ın yavanlığına çabuk adapte olan Wendy, emlak danışmanlığı yapmaya başlasa da aslında bu da tıpkı kocasının yaptığı gibi asıl işini gizlemek için uyguladığı bir gölgeleme taktiğidir. Wendy bu yöntemle Marty’nin kara para aklayabileceği işleri keşfederek kocasını yönlendirir ve nakit akışını saklar.

Charlotte Bryde (Sophia Hublitz)

charlotte

Bryde ailesinin 15 yaşındaki şımarık ergen kızı Charlotte, tüm arkadaşlarını Chicago’da bırakmanın verdiği öfkeyle ailesine baş kaldırır. Ailenin başındaki bin türlü belaya ve tehlikeye rağmen Charlotte’un tek istediği bu izbe kasabadan kurtulmak ve Chicago’da bıraktığı geçmişine yeniden kavuşmaktır. Daha önce birkaç yapımda ufak rollerde görünse de Charlotte Bryde, Sophia Hublitz’in ekranlardaki ilk büyük rolü.

Jonah Bryde (Skylar Gaertner)

jonah

Küçük yaşına rağmen sayısı film ve dizide pek çok rol üstlenen Syklar Gaertner’ı keskin gözlü izleyiciler Daredevil’daki küçük Matt Murdock olarak hatırlayacaktır. Gaertner’ın başarılı oyunculuğuyla hayat bulan, ailenin 13 yaşındaki küçük oğlu Jonah Bryde sessiz, sakin ve içine kapanık bir çocuktur. Ailesiyle birlikte Ozarks’a taşınmalarının ardından Jonah, tabancalar ve ölü hayvanlara karşı tehlikeli bir ilgi beslemeye başlar. Bu tuhaf heves giderek, hem Jonah hem de ailesi için son derece keskin sonuçları olabilecek bir takıntıya dönüşür.

Ruth Langmore (Julia Garner)

ruth

Ozarks’taki “Lickety Splitz” adlı yerel bir striptiz kulübünün gündelik işleriyle ilgilenen Ruth, oldukça tehlikeli bir suçlu olma potansiyeline sahiptir. Marty, kızın operasyonel yeteneklerinin farkına varınca onu para aklama faaliyetlerinde kullanmak üzere kanatları altına alır. Emma Watson ve Ezra Miller gibi başarılı oyuncuların yer aldığı “Saksı Olmanın Faydaları” adlı filmde “Susan” olarak küçük bir rol alan Julia Garner’ın bu rolü, tıpkı Sophia Hublitz’inki gibi ilk “ağır top” olma özelliğini taşıyor.

Camino Del Rio (Esai Morales)

camino

Meksikalı bir uyuşturucu kartelinin acımasız lideri Camino Del Rio, bu trafikten elde ettiği geliri aklaması için Marty ve Bruce’un şirketini kullanır. Zaman içerisinde iki ortağın kendisinden para çaldığını fark eden Del Rio, hem intikam hem de ibret için çaresiz Marty’nin peşine düşer. Pek çok dizi ve filmde rol alan Esai Morales, ölümcül baron Camino Del Rio’ya hayli ürkütücü ve inandırıcı bir performansla hayat veriyor.

Ozark Dizisi Detay

Yapım Yılı: 2017

Tür: Suç, Gerilim, Drama

Ülke: A.B.D.

Yaratıcılar: Bill Dubuque, Mark Williams

Kanal: Netflix

Süre: 55 dk, Final Bölümü 80 dk

Oyuncular: Jason Bateman, Laura Linney, Esai Morales, Skylar Gaertner, Sofia Hublitz, Julia Garner, Jordana Spiro, Jason Butler Harner, Peter Mullan, Lisa Emery

The Defenders Konusu ve Oyuncuları

Marvel Sinematik Evreni’nin beyaz ekrana yaptığı sıçramanın son mahsulü olan The Defenders’ta solo dizilerinden aşina olduğumuz karakterler Daredevil, Jessica Jones, Luke Cage ve Iron Fist, mistik terör örgütü El’e karşı güçlerini birleştirerek aksiyon dolu bir mücadeleye girişiyorlar. Netflix’in Yenilmezler’in televizyon versiyonu olarak tanıttığı The Defenders’ta, Marvel’ın diğer süper kahramanları dünyayı kurtarırken biraz daha yerel davranarak şehirlerini kötülerin istilasından korumaya çalışır. “Kara Gök” adlı ne olduğu bilinmeyen ancak dünyanın sonunu getireceğine inanılan silahı eline geçirmeyi başaran örgüt “El”, eskisinden çok daha güçlü bir halde New York’ta terör estiriyordu.

Başrollerinde Charlie Cox, Finn Jones, Kyrsten Ritter ve Mike Colter gibi isimlere Alien serisinden tanıdığımız, üç Oscar adaylığı bulunan usta oyuncu Sigourney Weaver da eşlik ediyor. Aksiyon ve maceranın bir an olsun dinmediği The Defenders ara ara tökezlemesine rağmen Netflix’in detaycılığı sayesinde son dönemde çizgi roman uyarlaması furyasının kaymağını yemeye çalışan diğer başarısız yapımlardan ayrılıyor.

The Defenders Konusu

defenders

Her bir kahramanın hikayesinin anlatıldığı kendi adlarını taşıyan dizilerin ardından yaratılan The Defenders, dört süper kahramanın bir araya gelerek New York’u korumak için bir takım oluşturmasını ve ortak bir düşmana karşı mücadele etmesini konu alıyor. Daredevil’ın ikinci sezonunun sonunda yaşayan talihsiz olayların sonrasında başlayan The Defenders’ta Matt Murdock, ortağı Foggy ile ayrılmış tıpkı eskiden olduğu gibi ödeme güçlüğü çeken müşterilerine avukatlık hizmeti sunar. Ancak yaşadığı trajedi sebebiyle artık kostümünü giyip geceleri çatıdan çatıya koşmayı bırakmış, Daredevil olmaktan vazgeçmiştir.

Mistik suç örgütü “El”in peşinden Kamboçya’ya giden Iron Fist ve Colleen Wing, çetenin üyeleriyle gerçekleştirdiği dövüşün ardından asıl savaşın New York’ta olacağını öğrenerek apar topar ülkelerine dönerler. Murdock’ın eski ortağı Foggy tarafından hapisten kurtarılan Luke Cage yeniden özgür kalır ancak mahallesi Harlem’de gençleri işe alarak onlara kanunsuz işler yaptıran yeni bir grubun türediğini öğrenir ve bu grubun izini sürmeye karar verir. Gamsız dedektif Jessica Jones, kocasının kaybolduğunu söyleyen bir kadın tarafından tutulmak ister. Bir şirkette mimar olarak çalışan kocası hiçbir neden yokken ortadan kaybolmuştur ve ortada ona dair tek bir iz bile yoktur.

Adamın nerede olabileceğine dair bulduğu ipuçlarını takip eden Jessica Jones, adam tarafından kiralanan bir dairenin adresini bulur. Daireye gittiğinde Jones, odaların New York’un yarısını havaya uçurabilecek kadar çok patlayıcıyla dolu olduğunu görür. Her biri kendince sebeplere ve amaçlara sahip bu başına buyruk dört karakter en başta birbirlerinden çok haz etmeseler de giderek düşmanlarının ortak olduğunu fark eder ve bu düşmanı yenmenin tek yolunun takım halinde hareket etmek olduğunu görürler.

The Defenders Karakterleri / Oyuncuları

Daredevil (Charlie Cox)

daredevil

Çocukken geçirdiği bir kaza sırasında maruz kaldığı kimyasal madde sebebiyle görme duyusunu yitiren Matt Murdock, kaybettiği gözlerinin yerine son derece güçlü işitme, koklama ve hissetme duyularına erişir. Babası bir boksör olan küçük Matt, bir gece evde babasının dövüşten gelmesini bekler ancak babası sabaha kadar eve dönmez. Mafyadan maçı kaybetmesi için para alan Jack Murdock, son anda karar değiştirir ve rakibini yere serer. Bu sebeple de mafya tarafından öldürülür. Kendisini doğururken ölen annesinden sonra babasını da kaybeden Matt tek başına kalmış ne yapacağını düşünürken, tıpkı kendisi gibi kör bir adam ona ulaşır ve güçlerini nasıl kullanacağını öğretir.

Iron Fist (Finn Jones)

ironfist

Iron Fist olmadan önce bir diğer popüler dizi Game of Thrones’ta Loras Tyrell olarak izlediğimiz Finn Jones’un canlandırdığı Danny Rand, Rand Girişim şirketinin kurucusu ve sahibi Wendell Rand’in oğludur. Danny Rand ve ailesinin içinde bulunduğu özel uçak bir seyahat sırasında Himalayalar civarında düşer. Ailesini kazada kaybeden küçük Danny bir grup keşiş tarafından bulunur. Bu keşişler K’un L’un adlı saklı bir şehrin koruyucularıdır ve Danny’i de tıpkı kendileri gibi şehrin koruyucularından biri olması için yetiştirirler. Yoğun bir eğitimin ardından Danny bir sınava tabi tutulur ve bunun neticesinde K’un L’un’ın kadim koruyucusu Iron Fist’in güçlerine sahip olur. Sonunda New York’a dönen Danny, babasının şirketini almak istediğinde hiçte beklemediği bir tepkiyle karşılaşır.

Jessica Jones (Krysten Ritter)

jessica

New York’ta Alias Investigation adlı özel bir dedektiflik bürosu açmış, sakin bir yaşam sürmeyi amaçlayan Jessica Jones geçmişte yaşadığı kötü olaylar sebebiyle post travmatik stres bozukluğundan muzdariptir. Jones, burada sakince gelen dosyaları çözmeyi amaçlasa da karşısına çıkan kötülük sonucunda saklamaya ant içtiği güçlerini her geçen gün daha da kullanmak zorunda kalacaktır. Alaycı ve birazda alkolik dedektif Jessica Jones’u canlandıran Krysten Ritter’ı dikkatli izleyiciler Breaking Bad dizisinden hatırlayacaktır.

Luke Cage (Mike Colter)

lukecage
İşlemediği bir suçtan hüküm giyen Luke Cage, hapishanede gönüllü olduğu bir deney sonucunda insanüstü fiziksel güce sahip olur ve derisi neredeyse yok edilemez hale gelir. Dışarı çıktıktan sonra yaşadığı yer olan Harlem’in karanlık kişiler tarafından ele geçirilip kirletildiğini gören Cage, edindiği bu güçleri mahallesini arındırmak için kullanmaya karar verir.

Elektra (Élodie Yung)

elektra

Zengin iş adamı Hugo Kostas Natchios’un kızı Elektra genç yaşta, Matt Murdock’ı da eğiten gizemli savaşçı Stick’in öğretileri altına girer. Her ne kadar Elektra son derece yetenekli olsa da Stick, kısa sürede kızın içindeki tehlikeli karanlığın farkına varır. Bu saklı okulun diğer öğretmenleri kızın öldürülmesi gerektiğine karar verse de Stick, onları ortadan kaldırıp Elektra’nın kaçmasına izin verir. Yıllar sonra üniversitede Matt Murdock ile tanışan Elektra, bu kör ve gizemli gence yoğun bir aşk duysa da onunla yakınlaşma sebebi bundan çok daha başkadır.

The Defenders Detay

Yapım Yılı: 2017

Tür: Aksiyon, Macera, Fantastik, Suç

Ülke: A.B.D.

Yaratıcılar: Douglas Petrie, Marco Ramirez

Kanal: Netflix

Süre: 60 dk

Oyuncular: Charlie Cox, Finn Jones, Krysten Ritter, Mike Colter, Élodie Yung, Sigourney Weaver, Rosario Dawson, Ramón Rodríguez, Eka Darville, Elden Henson, Jessica Henwick, Simone Missick, Rachael Taylor, Deborah Ann Woll, Scott Glenn.

5 Farklı Kategoride Mutlaka İzlenmesi Gereken 25 Unutulmaz Film

Sinema, farklı ülkelerin, farklı kültürleriyle bezeli milyonlarca filmin dokuduğu eskimeyen bir kilim gibi hayatlarımızı, yaşamlarımızı sarıp sarmalıyor. İzlediğimiz her kaliteli yapım bizi bambaşka bir evrene, bambaşka bir hikayeye alıp götürüyor. Lumier Kardeşler’in Gara Giren Tren’inden beri, bir kitle sanatı olan sinema, yüzyılı aşkın süredir dünyanın sarsılmaz gerçekliğinden bir süre dahi olsa bir kaçış sağlayarak, kimi zaman güldüren, kimi zaman ağlatan, kimi zaman korkutan, kimi zaman düşünceler denizinde kaybolmamızı sağlayan bir illüzyon geçidi sunuyor. Her yıl kesinlikle izlenmesi gereken filmler listemiz kabarırken boşa geçirdiğimiz yahut günün iş güç koşuşturmasında tükettiğimiz her saat, sinema bize oyunlar oynamayı sürdürüyor ve bu listeyi yeni yeni yıldızlarla donatmayı sürdürüyor.

Elbette ki ölmeden önce izlenmesi gereken binlerce, on binlerce film var. Üstelik türlerin bu kadar iç içe geçtiği günümüzde filmleri, salt korku ya da salt aksiyon olarak kategorize etmek de bir o kadar güç. Bu sebeple listemizi hazırlarken öncelikle filmin türdeki ağırlığını baz aldık. Örneğin bir film, hem korku hem aksiyon öğeleri barındırıyorsa bu iki janrdan hangisi daha ağırlıktaysa o filmi, ilgili başlık altına yerleştirdik. Sinema gibi subjektif bir sanat dalında itirazlar ve burun kıvıranlar muhakkak olacaktır ki haklıdırlar da. Ancak listeyi hazırlarken elimizden geldiğince kişisel görüşümüzü bir kenara bırakarak, izleyicinin genel yorumlarını ve sinema otoritelerinin görüşlerini referans alarak hazırlamaya gayret gösterdik.

Filmleri inceleyip listeye dahil edip etmeme sürecinde baz aldığımız şey, filmin türe, akıma, aktör/aktrise ya da sinema anlayışına yaptığı katkı ya da katkıları incelemek oldu. Şüphesiz ki birbirinden kaliteli yüzlerce film arasından bu seçkiyi yapmak zor bir süreç olsa da bazı filmlerin, hem türe hem de sektöre yaptığı katkıları görmezden gelmek imkansıza yakındı. Örneğin, her ne kadar listede yer almasa da “Arabistanlı Lawrence” filminin altın oran kullanımı ve serüven filmlerine getirdiği geniş açılı bakış, pek çok yönetmeni etkilemiş, bu filmden sonra gelen yüzlerce filmde “Arabistanlı Lawrence” gibi sahneler ve çekim teknikleri kullanılmıştır.

Aksiyon, korku, komedi, bilim kurgu ve animasyon başlıkları altında, her türden beşer filmin tanıtıldığı bu listede, favori filmlerini göremeyenler muhakkak olacaktır. Ancak ünlü bir düşünür İsmail YK’nın da dediği gibi “benim beğendiğim beni beğenmez, beni beğeneni ben beğenmem”. Huzurlarınızda, beş farklı türe göre en iyi filmler listesi!

Aksiyon Filmleri

5. Die Hard (Zor Ölüm) – 1988 – IMDb: 8,2

die hard bruce wills

Kesinlikle ölmeden önce izlenmesi gereken filmlerden bir aksiyon klasiği olan Zor Ölüm! Noel Gecesi, New York polis departmanında görev alan karizmatik dedektif John Mcclane, aralarının bozuk olduğu karısıyla, tekrar eskisi gibi olabilmek ve barışabilmek için karısının yanına Los Angeles’a gelir. Eşi Holly, Noel partisi için Nakatomi plazaya gider. John Mcclaine de oraya gitmek için yola koyulur. Mcclaine Nakatomi Plazaya vardığında, üzerini değiştirmek için bir odaya girer. Bu sırada da binayı bir grup Alman terörist kuşatır ve içerideki insanları rehin alır. Bu rehinelerin arasından sadece Dedektif Mcclaine kurtulur. Mcclaine, içeride karısının da bulunduğu bu rehineleri kurtarmak için her şeyi yapacaktır. Tabii bir ağrı kesici bulabilmek için de. Bruce Willis’i “Mavi Ay” daki temiz yüzlü dizi çocuğundan, dünyaca ünlü bir aksiyon yıldızına dönüştüren filmdir. O dönemde çok sükse yapan filmin 3 devam filmi daha çekilmiştir. Die Hard aksiyon dolu sahneleri, akılcı ve esprili diyalogları ile diğer bir klasik olan “High Noon (Kahraman Şerif)” filminden beri Hollywood’un sevdiği bir tema olan, “Siz Hepiniz, Ben Tek” türünün başarılı örneklerindendir. Hatta belki de en başarılısı… Öyle ki Akademi Ödülleri’nde de 4 dalda Oscar’a aday gösterilmiştir.

4. Aliens (Yaratık 2) – 1986 – IMDb: 8.4

aliens ripley

Nostromo’dan sağ kurtulan Ripley, derin uykuda 57 yıl geçirdikten sonra tesadüf eseri bulunur. Tedavi sürecinin ardından kurulan komisyonda başından geçenleri anlatır fakat şirketin hukuk bürosu ve yönetici ekibi anlatılanlara inanmazlar. Çünkü Ripley’nin olayların yaşandığını iddia ettiği gezegen, 20 yıl önce atmosferi solunabilir hale getirilmiş, kolonileştirilmiş ve Ripley’in iddia ettiği Xenomorph’a dair hiçbir iz bulunamamıştır. Ripley’in uçuş lisansı elinden alınır. Ripley, lisansı elinden alındıktan sonra, limanda kargo işçisi olarak çalışıp, kabuslarıyla mücadele ederken, şirketin avukatlarından Burke, Ripley’in kapısını çalar ve gezegen LV-426 ile iletişimin kesildiğini söyler. Yanında, bulmak ve yok etmek için eğitilmiş piyadelerle tekrar LV-426 gezegenine dönmesini ister. Çünkü bu yabancı yaşam formuna karşı Ripley’nin bildiklerinden başka ellerinde hiçbir veri yoktur. Ömrünü kargo işçisi olarak tamamlamak istemeyen Ripley, iliklerine kadar korksa da uçuş lisansını geri alabilmek için bu teklifi gönülsüzce kabul eder. Ancak gezegene vardıkları andan itibaren durumun söylenenden çok daha kötü olduğunu anlar fakat geri dönüşü yoktur. Üstelik geminin doktoru Bishop’unda sakladığı bir şeyler vardır. Aliens korku, bilim kurgu ve aksiyonun güzel bir kombinasyonu olsa da, aksiyonun daha ağır bastığı bir tür olarak karşımıza çıkar.

3. Old Boy (İhtiyar Delikanlı) – 2003 – IMDb: 8.4

old boy

Oh Dae-Su Yağmurlu bir gecede kaçırılır ve 5 yıllık bir esarete mahkum edilir. Odada sadece bir televizyon ve ihtiyaçlarını giderecek banyo, yatak gibi eşyalar vardır. Esir alındığındaysa ne kadar süreyle bu yerde esir olarak kalacağı kendisine söylenmez. Ne için kaçırıldığını da bilmeyen Oh Dae-Su’nun yaptığı intihar girişimleri de gizemli kaçırıcısı tarafından engellenir. Bu esaret sırasında Oh Dae-Su’nun yemeğine, akıl sağlığını yitirmemesi için bazı antipsikotik ilaçlar katılır. Tam 15 yıl sonra hipnotize edilerek kaçırıldığı yere yakın bir yerde bir binanın çatı katına bırakılır. Oh Dae-Su kendisine bunu yapanları bulup intikam almak için akıl almaz planlar yapsa da onu kaçıran gizemli kişinin kedi-fare oyunu henüz bitmemiştir. Oh Dae-Su bir zamanlar yaptığı suçun bedelini ne kadar ağır ödeyeceğinden hsabersizdir. Kendisi intikam almaya çalışırken ondan intikam almaya çalışan bu kişinin, Oh Dae-Su’nun hayatını nasıl geri dönüşü olmayan bir yola sokacağı hayal gücünün sınırlarını zorlayan planlarla tek tek hesaplanmıştır. Chan-Wook Park’ın yönetmenliğiyle ve Min-sik Choi’nin muhteşem oyunculuğuyla hayat bulan bu aksiyon dolu, intikam temalı film çok ses getirmiş ve unutulmaz filmler arasında yerini almayı başarmıştır.

2. Terminator 2: Judgment Day (Mahşer Günü) – 1991 – IMDb: 8.5

terminatör

Sene 1991, ilk Terminatör’ün ziyaretinden ve Sarah Connor’ın fabrikayı T-800 ile birlikte havaya uçurmasının üzerinden on yıl geçmiştir. Sarah Connor yakalanmış, oğlu genç John Connor, bir ailenin yanına evlatlık verilmiştir. Ancak makinelerin bu kez başka bir planı vardır. Direnişin liderini doğuracak kadını öldüremeyen makineler, hedeflerine bu kez genç John Connor’u alırlar. Gelecekten gönderilen Terminatör, John Connor’un peşine düşerken direniş de onu koruması için, tanıdık bir yüzü 1991’e gönderir. Makinelerin zaferi ya da çöküşü tam anlamıyla bu tanıdık yüze bağlıdır. Bilim kurgu ve aksiyon unsurlarını muhteşem bir şekilde harmanlayan Terminatör 2, öncülünden çok daha beğenilmiş ve bir aksiyon, bilim kurgu klasiğine dönüşmüştür. Bir dönem herkes ortalıkta birbirine “Hasta la vista bebeğim” diyerek dolaşmaya başlamıştır. Sonradan birçok devam filmi gelmiş hatta son filmi Terminatör Gynesis ile evren sıfırlanmış ancak serinin hiçbir filmi, Terminatör 2 kadar başarılı olamadı. Arnold Schwarzenegger’in klasik performansının yanı sıra Linda Hamilton’ın muhteşem oyunculuğu, o dönemin yetenekli çocuk oyuncusu Edward Furlong’un göz dolduran performansıyla birleşince, Terminatör zamansız bir klasik olmayı başarmıştır.

1. Raiders Of The Lost Ark (Kutsal Hazine Avcıları) – 1981 – IMDb: 8,5

harison ford indiana jones

Amerikan Hükümeti, maceraperest Arkeolog Dr. Henry Walton Indiana Jones’u Kutsal Hazine Sandığı’nı bulması için görevlendirir. Ancak Hitler’in ajanları da sandığın peşine düşer. Çünkü sandığın ünlü 10 Emir’i barındırdığına ve kutsal güçlere sahip olduğuna inanılır. Indiana Jones, eski sevgilisi Marion’la birlikte Nepal’den Kahire’ye kadar aksiyon dolu bir maceranın tehlikeli kollarına atılırlar. Serinin sonraki filmleri de sevenleri tarafından beğenilse de Kutsal Hazine Avcıları, macera ve aksiyon türüne kattıkları, Indy’nin keşifleri sırasında seyirciye hissettirdikleriyle tüm diğer ardıllarından ayrılıyor. George Lucas’ın 1930’ların maceraperest kahramanlarından esinlenerek yarattığı Indiana Jones karakterinin ilk filmi olan Kutsal Hazine Avcıları, Steven Spielberg’in eşsiz yönetmenliğiyle birleşince seyrine doyulmaz bir film ortaya çıkıyor ve izlenmesi gereken en iyi filmler arasında yerini almayı da başarıyor.

Komedi Filmleri

5. Groundhog Day (Bugün Aslında Dündü) – 1993 – IMDb: 8,0

bill murray andie macdowell

Kibirli, ukala, dik kafalı muhabir Phil Connors, köstebek günü kutlamasının haberini yapmak üzere Pensilvanya’nın kırsal bir kasabasına gider. Haber yapılır, kasaba ve köstebek tanıtılır. Muhabir Phil Connors, yine günü kurtarır. Ertesi gün yola çıkmak için uyandığında radyoda dün sabahki şarkının aynısının çaldığını fark eder. Phil Connors, aynı gün içerisinde kısılıp kalmıştır ve ne yaparsa yapsın bu kısır döngüden çıkamamaktadır. İlk önce bu durumdan kurtulmanın yollarını arar. Ancak daha sonra bu durumu kendi lehine çevirerek avantajlarından faydalanmaya karar verir. Komedi unsurlarının üzerine biraz fantezi tozu serpiştirildiğinde nasıl eşsiz bir güzellik ortaya çıkabileceğinin en güzel örneklerinden biri olan Bugün Aslında Dündü, tek bir güne kısılıp kalmış bir adamın perspektifinden, yaşamımızı aslında ne kadar boşa geçirdiğimizi ve anın kıymetini bilip bilmediğimizi sorgulatıyor. Başarılı komedi oyuncusu Bill Murray’e Ab-ı Hayat çeşmesinden içmiş, yaşlanmak nedir bilmeyen Andie MacDowell eşlik ediyor bu filmde ve ikili izleyenlere kahkaha dolu saatler vadediyor.

4. The Truman Show (Truman Şov) – 1998 – IMDb: 8,1

truman şov jim carrey

Truman çok güzel bir adada yaşayan, mutlu bir evliliği olan, komşuları ve arkadaşları tarafından sevilen, iyi bir ev ve iş sahibi olan, kısaca Amerikan rüyasını yaşayan birisidir. Truman’ın bilmediği şey ise tüm bunların bir televizyon şovu, kendisinin de bu şovun baş yıldızı olduğudur. Truman’ın hayatı anne karnından itibaren tüm dünya tarafından izlenmeye başlanmış, onu dünyanın en çok izlenilen televizyon şovu haline getirmiştir. Hayatının koca bir film platosundan ibaret olduğundan bihaber Truman, giderek yaşadığı Amerikan rüyasındaki bazı gariplikleri ve tutarsızlıkları fark etmeye başlar. Bu gariplikleri incelemeye başlayan Truman, o platonun tanrısı, yapımcı Christof’un senaryo bazında müdahalelerine maruz kalarak sürekli engellenir. Yaşadığı şeyin ki artık o her ne ise, gerçek olmadığından artık emin olan Truman, cevapları ve gerçeği aramak üzere en büyük korkusu olan denizle yüzleşmek zorundadır. Yaşam, ideal birey, televizyonun hayatımız üzerinde varmış olduğu nokta, tanrı ve tanrının varlığı gibi kavramlar üzerine okuyabilen gözler için pek çok anektod barındıran Truman Şov, muhteşem bir komedi filmi olmasının yanı sıra ekran karardığında izleyiciyi pek çok soru işaretiyle baş başa bırakıyor.

3. The Grand Budapest Hotel (Büyük Budapeşte Oteli) – 2014 – IMDb: 8,1

büyük budapeşte oteli ralph fiennes

20. yüzyıldaki iki savaş arasında geçen filmde,Zubrowka isimli şehirde bulunan Büyük Budapeşte Oteli, ihtişamlı dönemlerindedir. Gustave, otel işletmesinde son derece profesyonel ve müşterilerine karşı her daim nazik davranmış bir konsiyerj görevlisidir. Bir gün otele bellboy görevlisi olarak gelen Zero Mustafa adındaki gençle tanışır. Zaman geçtikçe aralarında bir dostluk başlar. İkili birbirlerinin en büyük sırdaşı olurlar. Bu sırada da savaş, şehri etkisi altına almaya başlar. Bir gün Gustave’in yaşlı sevgilisi Madame D’nin esrarengiz bir şekilde öldüğü haberi gelir. Bunun üzerine Zero Mustafa ve Gustave, Madame D’nin cenazesine gitmek için yola çıkarlar. Madame D’nin malikanesine vardıklarında kendilerini büyük bir miras paylaşımı için toplanan ailenin ortasında bulurlar. Madame D, Gustave’e miras olarak bir rönesans tablosu bırakmıştır ve bunun açıklanmasıyla olaylar içinden çıkılamaz bir hal alır. Gustave ve Zero bu karmaşadan kurtulabilmek için maceradan maceraya koşacaklardır. Wes Anderson gibi büyük bir üstadın yönetmenliğindeki bu filmde, Ralph Fiennes, Bill Murray, Tilda Swinton, Edward Norton, Adrien Brody, Jude Law, Owen Wilson, Willem Dafoe ve birbirinden ünlü daha pek çok sima yer alır. Wes Anderson, Hugo Guinnes ile birlikte yazdığı senaryoda, Yazar Stefan Zweig’in çalışmalarından yararlanmıştır. Müzikleriyle de insanın içini ısıtan film, 87. Oscar Ödülleri’nde, En İyi Film Müziği dalında ödüle layık görüldü.

2. Monty Python and the Holy Grail (Kutsal Kadeh) – 1975 – IMDb: 8,3

monty python

Ortaçağ İngilteresi’nde Kral Arthur ve şövalyeleri, Tanrının verdiği bir emir ile İsa’nın kaybettiği kutsal kaseyi bulmaya çalışırlar ve kendilerini birbirinden komik maceralar yaşarken bulurlar. İngiliz komedi grubu Monty Python’un Kral Arthur parodisi olarak ortaya koyduğu bu absürd komedi, Kral Arthur efsanesinin erdem, iman, cesaret ve kahramanlık öyküsünü ters yüz eder bir anlatımla izleyiciye sunuyor. Kral Arthur olduğunu iddia eden adamın atı bile yoktur. İngiliz Komedi tarzının bir göstergesi olan filmde tüm Monty Python ekibi yer alır. İçerisinde animasyon ve farklı çekim tekniklerinin de yer aldığı film, absürd komedinin beyaz perdeye yansıyan sayılı örneklerindendir. ”İspanyol Engizisyonu”nu kimsenin beklemediği gibi bu filmdeki bazı esprileri ve kahkahaları da kimse beklemiyor.

1. Modern Times (Modern Zamanlar) – 1936 – IMDb: 8,5

modern zamanlar

Şarlo, çalıştığı iş yerinde hep aynı işleri yapmaktan dolayı monotonluğun verdiği tekdüzelik yüzünden büyük bir buhrana girer. Patronu bu buhrandan kurtulması için Şarlo’yu akıl hastanesine yatırır. Bir süre akıl hastanesinde yattıktan sonra hastaneden çıkan Şarlo, kendi halinde yolda yürürken bir grup insanın ellerinde, özgürlüğü simgeleyen bayraklar ve pankartlarla bağırarak grev yaptığını görür. Şarlo’nun elinde tesadüf eseri komünizmi temsil eden kırmızı bir bayrak olması polisler tarafından komünist provakatör olduğu kanaatine varılıp hapse gönderilmesine neden olur. Düşüncelerini özgürce dile getiren bu insanlara güvenlik güçleri tarafından baskı uygulanır. Emeğinin karşılığını almaya çalışan insanlara müdahale edilerek söz hakları ellerinden alınır ve onlar da Şarlo gibi hapse yollanırlar. O dönemde yaşanan teknolojik gelişmeler ve kapitalist düzenin hakimiyeti yüzünden insan gücüne olan ihtiyacın azalması insan emeğinin değerinin hiçe sayılmasına neden olur ve işçiler işten çıkarılmaya başlanır. İşçi gücü yerini makine gücüne bırakır. Bu yüzden işsizlik artar ve bu dönemde artık insanların kurduğu tek hayal; bir işlerinin olması ve bu işten atılmamalarıdır. Bu duruma sürüklenen insanlar, kendi kişiliklerine uygun olmayan ve hiç yapmayacakları davranışları yapmak zorunda bırakılırlar. Şarlo da tüm yaşananlara rağmen bu mücadelenin içinde yer alır. Fordist üretimi, işçi hakları ve emeğin sömürüsüne dair Chaplin’in muhteşem dehasının dokunuşuyla değinen Modern Zamanlar, bir komedi klasiği olmakla birlikte türünün en başarılı örneklerinden bir siyasi hiciv aynı zamanda.

Korku Filmleri

5. The Birds (Kuşlar) – 1963 – IMDb: 7,7

the birds

Şımarık ve zengin kadın Melanie Daniels, dominant ve güçlü bir erkek olan Mitch Brenner ile San Francisco’da kuş satan bir dükkanda tanışırlar. Melanie, kız kardeşinin doğum günü için hediye olarak aldığı kuşu beklerken, uçarı ve deli dolu bir kadın olduğundan Mitch’e oyun oynar ve ona kuş satılan bu dükkanda çalıştığını söyler. Ancak zeki bir avukat olan Mitch kadının bu oyununa gelmez. Fakat anladığını da belli etmez. Aralarında bir etkileşim olmaya başlar. Melanie aldığı kuşları, Mitch’in yazlık evine götürmeye karar verir. Bu sırada da kasabada, sebepsiz yere kuş saldırıları yaşanmaya başlar. İnsanlar korku içindedir ve evlerinden çıkamaz hale gelirler. İlk kuş saldırısına ise Melanie ile başlayacaktır. Muhteşem zekasıyla, en iyi korku filmlerine imza atmış usta Yönetmen Alfred Hitchcock, 1963 yapımı olan bu filmiyle, “En İyi Görsel Efekt” dalında Oscar’a aday gösterilmiştir. Ayrıca film için özel olarak eğitilmiş gerçek kuşların da kullanılması, aslında korkunun gerçekliğini gözler önüne serer. Kült korku filmi olarak gösterilen “The Birds” gelmiş geçmiş en iyi korku filmleri arasında yerini her zaman koruyacak bir başyapıt.

4. Halloween (Yabancı) – 1978 – IMDb: 7,8

halloween

1963 yılı Cadılar Bayramı gecesi, 6 yaşındaki Michael Myers sebepsiz yere bir cinayet işler ve ablası Judith Myers’ı büyük bir mutfak bıçağıyla öldürür. Kendinden geçmiş bir halde bulunan Michael, bu cinayetin ardından apar topar hastaneye kaldırılır. Çocuk psikiyatristi olan Dr Sam Loomis tarafından 8 yıl boyunca gözetim altında tutulur. 1978 yılında artık bir yetişkin olarak mahkemede yargılanacak olan Michael Myers, duruşmaya gidildiği sırada, Dr Sam Loomis’in elinden kaçarak kurtulur. Dr Loomis peşine düşer fakat Michael’ı yakalayamaz. Michael Myers, 15 yıl sonra kötü geçmişini yeniden yaşamak için kasabaya geri döner. Korku filmi ustası, John Carpenter yönetmenliğinde çekilen film, oldukça düşük bir bütçeyle çekilmiş olduğundan ünlü oyunculara pek yer verilememiştir. Öyle ki filmde yer alan oyunculara bile oldukça cüzi miktarlar ödenmiştir. Oynaması için teklif götürülen birçok oyuncu, sırf bu yüzden teklifi geri çevirmiştir. Bu kadar az bir bütçeyle çekilmiş olmasına rağmen milyon dolarlık bir hasılat yapan bu muhteşem film, korkuyu ve gerilimi iliklere kadar hissettiren kült korku filmleri arasında yerini almayı başarıyor.

3. The Exorcist (Şeytan) – 1973 – IMDb: 8,0

the exorcist

Ünlü bir aktris olan Chris MacNeil, 12 Yaşındaki kızı Regan ile yaşayan bekar bir kadındır. Regan için düzenlenen doğum günü partisinde, küçük kızın halıya işemesiyle başlayan garip davranışlarına annesiyle birlikte gittiği onlarca doktor teşhis koyamaz. Bu sebeple de tedavi edemez. Regan’ın garip davranışlarına, fiziksel görüntüsündeki değişimler ve fizik kurallarına aykırı vücut hareketleri de eklenince Chris MacNeil, son çareyi kiliseden yardım almakta bulur. Tanrı tanımaz olan Chris’in yardımına, yine ne tesadüftür ki inancını sorgulamakta olan Peder Damien Karras yetişir. Henüz çok genç yaşta olmasına rağmen üstün bir oyunculuk sergileyen Linda Blair, neredeyse filmi tek başına sırtlıyor. The Exorcist’in tema müziği de en az kendisi kadar kült olan bu yapımın, devam filmleri olsa da hiçbiri bu ilk filmin kalitesine ve özgünlüğüne erişemedi.

2. The Thing (Şey) – 1982 – IMDb: 8,2

the thing

Norveçli bilim adamları, kuzey kutbunun soğuk ve puslu topraklarında bir kurdun peşine düşerler. Onu bulmak için Amerika Antarktik araştırma merkezine kadar gelirler. Ancak geldikleri bu yerde garip bir şekilde can verirler. Amerikan bilim adamları, neler olup bittiğini anlamak için Norveç araştırma üssüne giderler. Burada karşılaştıkları şeyler çok esrarengiz, garip ve tüyler ürperticidir. Cesetle karşılaşırlar ve otopsi için cesedi yanlarına alırlar. Ancak bu “Şey”in garipliğinin boyutları, bilim adamlarını dehşete düşürecektir. Usta korku yönetmeni John Carpenter’ın kısa öyküsünden uyarlanan bilim kurgu, gerilim ve korku öğelerinin bir arada harmanlanarak verildiği bu dehşet uyandırıcı film, karizmatik Kurt Russel’ın da oyunculuğu ile mutlaka izlenmesi gereken filmler arasındaki bir şaheser haline geliyor. İnsanları paranoyak edercesine rahatsız edici bir gerilim yaratan bu filmin oyunu da yapılmıştır. Filmi kadar ses getiren ve film ile aynı ismi taşıyan bu oyun, The Thing filminin bittiği yerden başlıyor. Bu sayede filmin gerilimi ve heyecanını oyunun içinde birebir yaşamak ve o gerilimi devam ettirmek mümkün hale geliyor.

1. The Shining (Cinnet) – 1980 IMDb: 8,4

the shining

Yazar olan Jack Torrance, kış sezonunda kapalı olan Overlook Hotel’in kış bekçiliğini üstlenir. Karısı Wendy Torrance ve oğlu Danny ile birlikte otele yerleşirler. Jack’in küçük oğlu Danny, bazı mistik güçleri olmasından dolayı oteldeki geçmişin kayıp ruhlarını görmeye başlar. Sürekli gördüğü bu ruhlar konusunda ailesini inandırmaya çalışır. Kar fırtınasının olduğu bir gün, oteli sarmalayan gizemli ve kötücül güç, kendisine hedef olarak bu kez Jack Torrence’i seçecektir. Yoksa gizemli güç Jack Torrence’in ta kendisi midir? Stephen King’in kusursuz kaleminin Stanley Kubrick’in eşsiz bakışıyla birleştiği bu filmde, sonraki pek çok filmde başvurulan ve bir nevi saygı duruşunda bulunulan pek çok sahne ve diyalog mevcut. En iyi filmler listesinde, her daim kendine yer bulmayı başarabilen bu korku klasiğinin Stephen King’in yönetmenliğinde bir versiyonu daha çekilmiştir. Stephen King versiyonunu Tim Roth’un bile kurtaramadığını ve eleştirmenler tarafından, resmen acımasızca yerin dibine sokulduğunu belirtmekte fayda var. Takıntılı yönetmen Kubrick, bu filmin dublaj örneklerini tüm dünyadan istemiş ve dublajını beğenmediği ülkelerde seslendirmeli olarak yayınlanmasına izin vermemiştir. Bu sebeple yakın zamana kadar filmin dublajlı versiyonu ülkemizde bulunmuyordu.

Bilim Kurgu Filmleri

5. Blade Runner  (Bıçak Sırtı) – 1982 – IMDb: 8,2

blade runner

Tyrell denilen şirket, “insandan daha insan” mottosuyla hareket ederek, Replikant adı verilen insan benzeri robotlar üretmektedir. Ancak bu robotlardan bazıları hatalı üretilmiş ve kimliklerini gizleyerek birer insanmış gibi gündelik hayata karışıp insanların arasında yaşamaya başlamışlardır. Şirket bu hatanın giderilmesi, daha doğrusu yok edilmesi için, Uzman Blade Runner olan Rick Deckard’i görevlendirir. Görevi bu replikantları başkalarına zarar vermeden kaldırmak olan Deckard, bu varlıklarla girdiği mücadeleyi sürdürürken, bir yandan da kendi benliğini sorgulamaya başlar. Bu replikantları, ondan daha az insan yapan şey nedir? Bu varlıklar korkuyor, seviyor, sevişiyor, düşünüyor, saklanıyor; özetle herhangi bir insanın hayatta kalmak için yapacağı her şeyi yapıyorlar. Deckard, yaptığı şeyin arızalanan bir makineyi ortadan kaldırmak mı yoksa cinayet mi olduğunu sorgulamaya başlar. Ridley Scott’un bilim kurgu filmografisine eklediği bir başka şaheser olan Blade Runner (Bıçak Sırtı), bilinç ve varlığı sorgularken, İsaac Asimov’a da saygı duruşunda bulunuyor. Blade Runner, yanlızca bilim kurgu türüne ilgi duyanların değil, tüm sinemaseverlerin izlemesi gereken bir mihenk taşı. Hele ki 35 yıl sonra, Blade Runner 2049 gösterime girmişken eğer hala izlemeyen varsa muhakkak izlemelidir.

4. 2001: A Space Odyssey (2001: Uzay Yolu Macerası) – 1968 – IMDb: 8,3

a space odyssey

Bir Grup Primat kimsenin olmadığı bir yerde, yemek için kavga ederler. O esnada yanlarında siyah bir taşın belirmesi dikkatlerini çeker. Bir anda kavgalarını bitirip, bu esrarengiz siyah taşın ne olduğu anlamaya çalışırlar. Bu esrarengiz taş primatların ilk defa alet kullanarak bir şeyler yapmasını sağlayacak bir güce sahiptir. Böylelikle aklın kullanımı ile evrimin ilk adımı da atılmış olur. 4 milyon yıl sonra 2001’de bir uzay gemisi Ay’dan gelen sinyalleri fark eder ve oraya gittiğinde yine bu siyah taşla karşılaşır. Hem de bu sinyaller ayın yüzeyinden Jüpiter’e gitmektedir. 18 Ay geçtikten sonra astronotlar David Bowman ve Frank Poole, Jupiter’e doğru yola çıkarlar. Bu uzay gemisinde çok zeki ve kusursuz tasarlanmış, HAL 9000 adında yapay zekaya sahip, dünyanın en gelişmiş yapay zekaya sahip bilgisayarı HAL 9000’in bazı planları vardır. Stanley Kubrick’in yine akıllarda bir sürü soru işareti bırakarak açıklığa kavuşturmadığı film, ucu açık çok fazla alt metin içerir. Stanley Kubrick’in takıntılı karakteri, Filmde Ay’ın tasvir edildiği sahnelerin çekimlerinin 1 yıl sürmesine neden olur. Filmde dini göndermeler ve gelecek ile ilgili çok gerçekçi tespitler yapan Kubrick yine bir başyapıta imza atmıştır.

3. Interstellar (Yıldızlararası) – 2014 – IMDb: 8,6

interstellar

Cooper, önceleri NASA’nın uzay programına katılmış eski bir pilottur. Ekolojik felaket yüzünden, bu işleri bırakıp çiftçiliğe dönmüş ve mısır ekimiyle ilgilenmeye başlamıştır. NASA, Profesör Brand’ın başkanlığında, eskiden Cooper’ın da ekibe dahil olduğu projeyi devam ettirmek ister. Brand’ın amacı galaksiler arası seyahatin mümkün olduğu, uzaylılar tarafından oluşturulmuş bir “solucak deliği” vesilesiyle insanlığa evrende yeni bir ev bulmaktır. Brand, Cooper’a çok yakın zamanda dünyanın sonunun geleceğini, çözümün ise yeryüzünde değil gökyüzünde olduğunu söyler ve bu proje için Cooper’ı ikna etmeye çalışır. Cooper ailesini bu korkunç sondan korumak için teklifi kabul eder ve kendisini de büyük tehlikeye atarak bu yolculuğa çıkar. Brand’in kızı Amelia ile birlikte bu yolculuğa çıkan Cooper, pek çok macera yaşayacak ve karşısına çıkan zorluklarla mücadele edecektir. Bu mücadelenin sonunda, acaba Cooper ailesini kurtarabilecek ve insanlığa yeni bir ev bulabilecek midir? İnsanlığın ekolojik bir felaket ve gıda krizinin içerisinde kıvrandığının, artık yeryüzünün yaşanılır bir tarafının kalmadığının betimlemesi yapılan Interstellar, gerek çekim teknikleri gerekse kurgusu ile adından çokça bahsettirmiş ve bahsettirmeye de devam edecek bir bilim kurgu harikasıdır.

2. Star Wars (Yıldız Savaşları) – 1977 – IMDb: 8,7

star wars

Prenses Leia’ya ait 2 Droid, birinin içinde çok önemli bilgiler olduğu halde, bir mekik ile prensesin saldırılan gemisinden kaçarlar. İki kaçak Droid, tamamen tesadüf eseri bir çöl gezegeni olan, Tattuine’e düşerler. Hurdacı Jawa ırkı tarafından bulunan Droidler, köle olarak satışa çıkarılırlar ve genç Luke Skywalker ile amcası Owen tarafından satın alınırlar. Luke bu Droidleri temizleyip bakımlarını yaparken, küçük R2-D2’nun hologram sistemini aktive eder ve prensesin yardım çağrısını duyar. Bu yardım çağrısında Prenses Lea, Obi Van diye birinden bahsetmektedir. Bu kişinin, Tattuine’de yaşayan münzevi yaşlı Ben olup olmadığını merak eden Luke, sorusunun cevabını almak üzere, Ben’in yanına gider. Ben ona geçmişiyle ilgili hikayeyi anlatırken, galaksi imparatorluğunu, demir yumruğu ve gücün sınırsız kuvvetiyle yöneten Darth Vader, tükenmek bilmez bir hırsla Droidleri aramaktadır. Luke bir süre sonra hayatının macerasını yaşayacağından haberdar değildir. Her ne kadar belli bir kesim tarafından, bilim kurgu değil fantastik bir yapım olarak görülse de Star Wars, George Lucas’ın döneminin çok üzerinde çekim teknikleri ve efektleriyle, bilim kurgu seven sevmeyen herkes tarafından benimsenmiş, asla eskimeyen ve yaşlanmayan kült bir klasik olarak kalmayı başarmıştır. Tabii George Lucas’ın Lucasfilm’i Disney’e satmasını ve Disneyland’de insanları eğlendirmek için dans eden bir Darth Vader olduğunu, nasıl görmezden gelebiliriz bilmiyoruz.

1. The Matrix – 1999 – IMDb: 8,7

the matrix

Thomas Anderson gündüzleri büyük bir yazılım şirketinde çalışan, kübik ofise hapsolmuş klasik bir beyaz yakalıdır. Geceleri ise yazılımları ve siteleri hackleyen, edindiği verileri para karşılığı satan bir siber suçludur. Neo, rüya ile gerçeklik arasında kaldığı anlarda yaşadığı dünyanın gerçekliğini sorgulamaya başlar. Bu şüphe ve sorular onu Morpheus adlı bir teröriste yönlendirir. Bir gece bilgisayarı hacklenen Neo’ya “Beyaz tavşan”ı Takip etmesi söylenir. Neo “Tavşan”ın peşine düştüğünde, tünelin sonundaki ışığın bambaşka bir dünyaya açıldığını görecektir. Wacowski kardeşlerin hem en büyük başarısı, hem de laneti olan The Matrix, 1999 yılında gösterime girdiğinde sinemadaki aksiyon ve bilim kurgunun temellerini derinden sarstı. Film o kadar başarılıydı ki aynı dönemde gösterime giren diğer pek çok başarılı film The Matrix’in yarattığı sansasyon sebebiyle güme gitti. Filmde kullanılan çekim teknikleri, görsel efektler, aksiyon sahnelerinin özgünlüğü o denli başarılıydı ki The Matrix’ten sonra çekilen onlarca film konusuna bakılmaksızın bu filmin görselliğiyle kıyaslandı. Yalnızca görsel olarak değil, felsefi açıdan da göndermeler ve sorgulamalarla dolu olan The Matrix, milenyum sonrası Hollywood sinemasını derinden etkiledi. Pek çok proje bu film nedeniyle rafa kaldırıldı. Sonrasında Matrix Reloaded ve Revolutions gelse de bu iki devam filmi de serinin ilk filminin başarısına ulaşamadı. Wachowski Kardeşler de The Matrix’ten sonra bu denli kaliteli ve sükseli bir film üretemedi ne yazık ki.

Animasyon Filmleri

5. How To Train Your Dragon (Ejderhanı Nasıl Eğitirsin) – 2010 – IMDb: 8,1

ejderhanı nasıl eğitirsin

Her köyün başına bela olan bazı yaratıklar vardır. Bazı köyleri bit pire sarar, bazısını çekirge, bazısını ise kene. Kuzeydeki Berk Adası’nın baş belası ise bunlardan biraz daha farklı, biraz daha büyüktür. Berk Adası’nın belası ejderhalardır! Kabilenin şefi Zebellah’ın, çelimsiz, asosyal, sakar ama bir o kadar da zeki oğlu Hıçkıdık, babası gibi güçlü ve cesur bir savaşçı olamadığı için tüm kasaba halkı tarafından dışlanıp hor görülmektedir. Ejderhaların köye düzenlediği saldırılardan birinde Hıçkıdık, kendini kanıtlamak için bir fırsat görür ve kendi icadı ile gecenin karanlığında bir ejderhayı yakalamayı başarır. Ertesi sabah, yakaladığı Gece Öfkesi adlı ejderhayı öldürüp kendini kabileye kanıtlamayı planlayan Hıçkıdık’ın yüreği bu eşsiz canlıyı öldürmeye el vermez ve onu serbest bırakır. Bu hamlesiyle birlikte, ejderhayla aralarında kurulan dostluk sayesinde kabile şefinin oğlu, bu zamana kadar ejderhalar hakkında bildikleri her şeyin yanlış olduğunu öğrenecektir. Pixar’ın ezeli rakibi, ebedi dostu Dreamworks Stüdyoları’nın ürünü olan “Ejderhanı Nasıl Eğitirsin”, çok yeni bir konu işlemese de (bir çocuğun başka bir canlıyla kurduğu dostluk) hikayeyi işleyiş biçimi ve karakter dönüşümleri açısından son derece başarılı bir iş çıkarıyor. Üstelik sadece genç Hıçkıdık’ın değil, öfkeli ejderha Dişsiz’in de Hıçkıdık’la arasındaki bağ sayesinde giderek değiştiğine ve farklı bir yapıya büründüğüne sahip oluyoruz. Esprili diyalogları ve etkileyici aksiyon sahneleriyle “Ejderhanı Nasıl Eğitirsin” tüm zamanların en iyi animasyonlarından biri.

4. Inside Out (Ters Yüz) – 2015 – IMDb: 8,2

inside out

Riley, gayet sosyal, arkadaşları tarafından sevilen, dışa dönük, sevgi dolu ailesi olan genç bir kızdır. Tüm sahip olduklarını, babasının San Fransisco’da bulduğu yeni işe başlaması için şehir değiştirmeleri sebebiyle bir anda kaybeden Riley’nin hayatı, bu çöküşe bir de ergenlik sancıları eklenince tamamen alt üst olur. Her insan gibi Riley de duyguları tarafından kontrol edilmektedir. Neşe, korku, öfke, tiksinti ve hüzün, Riley’i, beynindeki karargahtan yönetmekte ve duruma göre tepkisini belirlemektedirler. Riley’in kişiliğinin belirleyici duygusu neşe, her ne kadar bu kaos durumunu elinden geldiğince kontrol etmeye çalışsa da diğer duygular, genç kızın başına bir kara bulut gibi bir anda çöken onlarca durumla nasıl başa çıkması gerektiğiyle ilgili fikir ayrılıkları yaşamaktadırlar. Riley, yeni okul, yeni şehir, yeni arkadaşlar gibi sorunlarla başa çıkmaya çalışırken zihnindeki anılar da bu mücadelenin etkisiyle bir bir yıkılmaya başlar. Ama Neşe’nin bunun gerçekleşmesine izin vermeye niyeti yoktur. IMDb En İyi 250 Film listesinde 137. sırada yer alan Ters Yüz, gösterime girdiği 2015 yılında büyük ses getirmeyi başardı. Duyguların, hatta hissetmekten hiç hoşlanmadığımız hüznün bile bizi biz yapan olgulardan biri olduğunu, hem çocuksu hem de bir o kadar ciddi bir dille anlatan yapım 2016 Akademi Ödülleri’nde “En İyi Animasyon” dalında Oscar’a layık görülürken “En İyi Özgün Senaryo” dalında da aday olma başarısını gösterdi.

3. Toy Story (Oyuncak Hikayesi) – 1995 – IMDb: 8,3

toy story

Andy, uçsuz bucaksız hayal gücüyle oyuncaklarından yarattığı evrende mutlu mesut yaşamaktadır. Fakat oyuncakların bir sırrı vardır. Andy’nin tüm oyuncakları o odadan çıkar çıkmaz canlanıp kendi kendilerine hareket etmektedirler. Oyuncak topluluğunun lideri kovboy Woody için işler her zamankinden iyidir. Ancak Woody’nin liderliği ve kusursuz hayatı çok yakında değişecektir. Andy’nin doğum gününde aralarına katılacak yepyeni oyuncak Buzz Lightyear gelir gelmez küçük çocuğun en sevdiği oyuncak olacak, Woody’nin pabucu dama atılacaktır. Bu durumu kabullenemeyen ve Buzz’ı içten içe kıskanan Woody, konumunu tehdit eden bu yeni oyuncaktan kurtulmak için planlar yapmaya başlar. Ancak tüm bu işte bir gariplik vardır. Buzz Lightyear bir oyuncak olduğunun farkında değildir. Ünlü animasyon şirketi Pixar’ı, küçük bir şirketten alıp dünya çapında tanınan bir animasyon fabrikasına dönüştüren Oyuncak Hikayesi, hem orijinal hem de yerli seslendirme kadrosundaki isimlerle de dikkat çekiyor. Orijinalinde Tom Hanks ve Tim Allen tarafından seslendirilen yapım ülkemizde, Mehmet Ali Erbil ve Haluk Bilginer’in sesleriyle hayat buluyor. Animasyon ekolünü başlatan ve hatta yarattığı furya ile Akademi Ödülleri’nde “animasyon” kategorisinin eklenmesini sağlayan Oyuncak Hikayesi’nin yalnızca ilk filmine değinsek de serinin diğer filmlerini, özellikle son filmini de izlemenizi kesinlikle tavsiye ediyoruz. Bir bütünün ilk parçası olan Oyuncak Hikayesi, 7’den 70’e herkesin izlemesi gereken bir animasyon efsanesi…

2. Wall-E (VOL-İ) – 2008 – IMDb: 8,4

wall e

Uzak bir gelecekte insanoğlu, sonunda tüketimin varabileceği son noktaya erişmiş, dünyayı mahvedip tamamen çöp yığınlarından oluşan bir gezegen haline getirdikten sonra dünyayı terk etmiştir. Bir atık toplama ve biriktirme ünitesi olan, türünün son örneği Vol-i her gün bıkmadan usanmadan çöpleri toplamakta, küçük kare gövdesine tıktığı yığınlardan küçük küpler oluşturarak dünyayı daha yaşanabilir hale getirmeye çalışmaktadır. Çünkü onun yegane görevi budur. Ancak yalnız geçirdiği sayısız günün neticesinde Vol-i diğer hiçbir robotik varlıkta olmayan bir şeye sahip olur; bir ruha! Öyle ki, Vol-i yaşadığı konteynerda ilgisini çeken ya da farklı olduğunu düşündüğü şeylerin koleksiyonunu yapmakta, küçük televizyonunda kocaman gözleri hayranlıkla açılarak aşk filmleri seyretmekte ve hatta paletleri izin verdiği kadar dans etmektedir. Vol-i programlandığı şeyi yapmak için konteynerından çıktığı günlerden birinde aşina olduğu bu dünyada hiç de aşina olmadığı bir şey görür. Vol-i’ye daha ilk gördüğü andan itibaren kendini hayran bırakan EVE, son insanların yaşadığı ütopik uzak gemisinden dünyaya yaşam formu bulması, dünyanın yaşanabilir bir yer olup olmadığını öğrenmesi için gönderilmiştir. Vol-i, ruhunda aşkın bir yangın gibi büyüdüğünü hisseder. Artık yalnız değildir. Vol-i, izlerken yer yer kahkahalarınızdan yer yer üzüntüden gözyaşlarınızı kontrol edemeyeceğiniz kadar duygu dolu bir film. Vol-i kusursuz bir animasyon olmasının yanı sıra bakış açısına göre post-apokaliptik bir bilim kurgu ya da aşk filmi olarak da kategorize edilebilir. Türünün kesinlikle en iyi örneklerinden biri.

1. Grave Of The Fireflies (Ateş Böceklerinin Mezarı) – 1988 – IMDb: 8,5

grave of the fireflies

1945 yılında 2. Dünya Savaşı zamanında, Seita ve Setsuka, Amerikan uçaklarının şehri bombalaması yüzünden annelerini savaşta kaybederler. Donanma mensubu olan babalarının da savaşta olmasından dolayı kimsesiz kalan çocuklar akrabalarının yanına gönderilirler. Çocuklar burada hiç de iyi muamele görmezler. Teyzeleri her geçen gün daha da az yemek vermeye başlar. Sonunda Seita ve Setsuka bu yerde bir türlü barınamazlar ve evden kaçarlar. Her yerde savaş ve yıkım vardır. 2. Dünya Savaşı’nın yıkıcı etkileri gittikleri her sokakta kendini gösterir. Seita ve Setsuka bu vahşet dolu sokaklarda yaşam mücadelesi vermeye çalışırlar. Her taraf aç ve savaşın izlerini taşıyan insanlarla doludur. İzleyici kendini filmin hakim olduğu atmosfer ve kurgu tekniklerinin muhteşemliği eşliğinde tamamen gerçekçi bir hikayenin içinde bulur. Film, Akiyuki Nosaka’nın otobiyografik romanından uyarlanmış ve yönetmen İsao Takahata, dram tarzındaki bu anime filminde konuyu işleyiş biçimiyle, 2. Dünya Savaşı’nın verdiği yıkımı ve acıyı izleyicinin içinde yaşamasını sağlıyor. Göz yaşları içerisinde izlenecek derecede başarılı ve hassas olan bu film, savaş karşıtı bir film olarak eleştirmenlerden de tam not almıştır. Akıllara kazınan bu harika anime, unutulmaz filmler arasında da yerini her zaman koruyacaktır.

Dünyanın Sonu Bu Filmler ile Geldi: En İyi Kıyamet Filmleri

Kıyamet temalı filmler uzun süredir birçok kesim tarafından büyük beğeni ile izlenen ve zaman zaman da büyük tartışmalara sebep olan yapımlardır. Bu listemizde kıyamet konulu sinema filmlerini ilgiyle izleyenler ya da bu tür ile yeni tanışacak olanlar için birbirinden farklı özellikte ve kalitede 30 filmi listeledik.

30. The Darkest Hour (Karanlık Saat) – 2011 – IMDb: 4,9

The Darkest Hour

2011 yılında giren ve 3D seyir seçeneği ile dikkat çeken The Darkest Hour filminde Emilie Hirsch, Rachael Taylor, Joel Kinnaman, Olivia Thirbly gibi isimler rol aldı. Kıyamet konulu film seven seyircilerin yanı sıra, sinemada farklı bir üç boyut deneyimi yaşamak isteyenlerin de tercih ettiği film, teknik ve görüntü kalitesi açısından birçok eleştirmenden olumlu puan aldı. Amerikan yapımı bir film olan The Darkest Hour; bilim kurgu, aksiyon ve korku türlerini içerisinde harmanlıyor.

Chris Gorak’ın yönetmen koltuğunda oturduğu sinema filminde bir grup Amerikalı genç tatil için Rusya’ya gider. İnsan gözüyle görmenin mümkün olmadığı uzaylılar ise dünyayı istila ederler ve bu istila belki de dünyanın sonunun gelmesine sebep olacaktır. Rusya’ya turistik gezi için gelen gençler, bu istilaya Moskova’da yakalanır. Şehrin yerle bir olmasına, canlı olan ve hareket eden her şeyin tuzla buz olmasına şahitlik eden gençler bir yandan ölümden tüm güçleriyle kaçmaya çalışırlarken, bir yandan da uzaylılarla mücadele etmek için çabalarlar. Kıyametin ardından seyirciye aktarılan yıkık kent manzaralarıyla da dikkat çeken film, boş vakitlerini değerlendirmek isteyenler için iyi bir alternatif olabilir.

29. Nine (Dokuz) – 2009 – IMDb: 5,8

Nine

Macera ve aksiyon türünde bir animasyon filmi olan Dokuz’un yönetmen koltuğunda Shane Acker oturuyor. Acker’in hikayesinin senaryolaşmasına Pamela Pettler’in de katkı verdiği ve bu sayede beyazperde taşınan filme ses veren isimler arasında Christopher Plummer, Martin Landau, Jennifer Connelly, Crispin Glover, John C. Reilly, Elijah Wood, Tom Kane gibi birbirinden ünlü isimler bulunuyor. Kıyamet konulu filmlerden birisi olan Dokuz’da yakın bir gelecek konu olarak seyirciye aktarılıyor. Filmin hikayesine göre kıyamet kopmuştur ama kıyamet kopmadan önce yapay zeka teknolojisi ile çalışan robotlar insanlara savaş açmışlardır ve bu savaş insanların aleyhine sonuçlanmıştır. Her ne kadar askeri alanda savunma amaçlı olarak üretilseler de, yapay zeka robotlar tarafından dünyanın sonunun getirilmesi, insanlık için kıyametin kopmasıyla beraber Dokuz doğar ve filmin hikayesi de tam olarak burada başlar.

28. 2012 – 2009 – IMDb: 5,8

2012

Yakın geçmişte en çok ses getiren kıyamet temalı sinema filmlerinden biri de 2012’ydi. Seyircilerin filme verdiği puana baktığımız zaman durumun gündemde meşgul edilen yerle pek doğru orantılı olmadığı görülse de, bu tipte film seven birçok seyirci ve eleştirmen film hakkında olumlu şeyler söyledi. Yönetmen koltuğunda Roland Emmerich’in bulunduğu bir çeşit felaket filmi olan bu Amerikan yapımı eserde, yapımcı olarak Emmerich ile beraber Mark Gordon, Herald Kloser, Ute Emmerich, Larry Franco da görev aldı. Filmin senaryosunu ise Herald Kloser ile Roland Emmerich beraber yazdılar. 200 milyon dolarlık dev bir bütçe ile çekilen ve 750 milyon dolardan daha büyük hasılat elde eden filmin uzunluğu ise 2,5 saat. 2012’nin oyuncu kadrosunda John Cusack, Amanda Peet, Oliver Platt, Thandie Newtyon, Chiwetel Ejiofor, gibi isimler yer alıyor.

Filmde 2012’de dünyanın sonunu getiren global bir felaketin varlığı işleniyor ve bu felaketin ardından hayatta kalmayı başaran kahramanların mücadelesi ve destansı bir macera seyirciye sunuluyor. Maya takviminde 2012’yle beraber günlerin sona ermesi, yeni bir kıyamet senaryosunun doğmasına sebep olmuş ve film bu takvimden çıkarılan mesajı konu almıştır. Dünya gezegeninin vadesinin dolduğu fikriyle ortaya çıkan bu senaryoda kıyametten kurtulup yaşama devam etmek ve insanlığı kurtarmak isteyen kahramanların mücadelesi, başarılı kurgu ve ilgi çekici olay örgüsü film süresince seyirciyi içine çekiyor.

27. Derin Darbe (Deep Impact) – 1998 – IMDb: 6,1

Milenyum öncesi gösterime giren kıyamet konulu sinema filmlerinden birisi olan Derin Darbe’nin yönetmen koltuğunda Mimi Leder oturuyor. Steven Spielberg, Richard D. Zanuck ve David Brown’un yapımcılığını üstlendiği filmin senaryosunu ise Bruce Joel Rubin ile Michael Tolkin kaleme aldı. Paramount Pictures ve Dream Works gibi iki dev şirket tarafından çekilen bir felaket ve bilim kurgu filmi olan Derin Darbe’nin oyuncu kadrosunda Elijah Wood, Morgan Freeman, Robert Duvall, Tea Leoni gibi isimler yer alıyor. 75 milyon dolarlık bütçeye çekilen ve 350 milyon dolardan fazla hasılat elde eden filmin müziklerini ise James Horner yaptı.

Filmin ana teması, hareket halinde olan bir kuyrukluyıldızın dünyaya çarpmasına odaklanıyor. Bu yıldız dünyaya çarptıktan sonra gezegen üzerinde yaşamını sürdüren tüm canlı türleri yok olma tehlikesi ile karşı karşıya kalıyor ve bununla birlikte olaylar gelişiyor.

26. Knowing (Kehanet) – 2009 – IMDb: 6,2

Alex Proyas’ın yönetmen koltuğunda oturduğu ve senaryosu Ryne Douglas, Pearson, Juliet Snowden tarafından kaleme alınan bir film olan Kehanet; drama, aksiyon, gerilim, gizem gibi birçok türü harmanlıyor. Oyuncu kadrosunda Nicloas Cage, Chandler Canterbury, D. G. Maloney, Alan Hopgood, Nadia Townsend, Lara Robinson gibi isimlerin bulunduğu film 50 milyon dolarlık bir bütçe ile çekildi.

Filmin konusuna gelecek olursak; 1959’un sonbaharında bir ilkokulda, öğretmen çocuklara bir ödev verir ve geleceği hayallerinde ne şekilde canlandırdıklarını resimle ifade etmelerini ister. Daha sonra bu resimlerin bir kapsüle konulacağını ve 50 senelik bir süre içerisinde saklanacağını söyler. Fakat bir öğrenci resim çizmek yerine kağıda sayılar kondurur ve elli sene sonra kapsülü inceleyen öğrenciler bu sayıların yer aldığı kağıtla ilgili enteresan şeyler tespit eder.

25. Monsters (İstila) – 2010 – IMDb: 6,4

monsters

Gareth Edwards’ın yazıp yönettiği; bilim kurgu, drama ve korku türünde bir eser olan Monsters filmi BAFTA Ödülleri’nde bir adaylık kazanmış ve çeşitli organizasyonlarda 13 ödül almayı başarmıştı. İngiltere yapımı bir proje olan Monsters’ın oyuncu kadrosunda Scoot McNairy, Whitney Able, Justin Hall, Annalee Jefferies, Mario Zuniga Benavides gibi isimler yer alıyor.

Uzaylı istila filmleri dalında en düşük bütçeli kıyamet konulu filmlerden biri olan Monsters’ta, 2009 senesinde NASA güneş sisteminde uzaylıların var olduğuna dair ilk delilleri insanlarla paylaşma kararı alır. NASA’nın uzaya örnek toplamak adına gönderdiği bir uydu ise dönüş yolunda bir kaza geçirerek Orta Amerika’ya düşer. Aracın düştüğü bölgede yeni bir yaşam formu oluşur ve yeni yaratıklar görülmeye başlanır. Bu bilinmeyen formun incelenmesi ve dünyanın olası tehditlerden korunması adına bölge karantina altına alınır ve yasak bölge ilan edilir. Hikayenin başladığı ve heyecanın arttığı bölüm ise hikayenin baş kahramanlarından biri olan Amerikan gazeteci Andrew’in karantina bölgesinde bulunan patronunun kızı Sam Wynden’ı bu yasak bölgeden kurtarmak adına yola koyulmasıdır.

24. The Day After Tomorrow (Yarından Sonra) – 2004 – IMDb: 6,4

Küresel ısınma sonrasında gerçekleşen bir felaket ve kıyamet senaryosunu konu alan Yarından Sonra (The Day After Tomorrow) filminin yönetmen koltuğunda Roland Emmerich oturuyor. Emmerich, filmin yapımcılığını Mark Gordon, senaristliğini ise Jeffery Nachmanoff ile birlikte üstlendi. Başarılı görsel efektlere sahip olan filmin oyuncu kadrosunda ise Dennis Quaid, Emmy Rossum, Jake Gyllenhall, Ian Holm, Kenneth Welsh, Jay O. Sanders, Sela Ward gibi isimler bulunuyor. 125 milyon dolarlık bir bütçe ile hazırlanan ve yarım milyar dolardan fazla hasılat elde eden film; aksiyon, macera ve bilim kurguyu harmanlıyor.

Bir iklim bilimci olarak çalışan Jack Hall, kutup bölgesinde araştırmasını sürdürürken buz katmanının kırıldığını görür ve bunun sebebinin küresel ısınma ile alakalı olduğunu düşünmeye başlar. İçinde olduğu toplantılarda bu durumu sıkça dile getiren ama bir türlü insanların dikkatini çekemeyen Jack, felaketin gerçekleşmesi ve dünyanın dengesinin bozulması ile birlikte ne kadar haklı olduğunu görür. Dünyanın birçok bölgesi felaket yüzünden yaşanamaz hale gelmiş ve milyonlarca insan ölmüştür.

23. War of the Worlds (Dünyalar Savaşı) – 2005 – IMDb: 6,5

132 milyon dolarlık dev bir bütçeyle çekilen ve yayınlandığı dönemde sinemalarda büyük bir ilgi ile izlenen Dünyalar Savaşı filmi, Kathleen Kennedy’nin yapımcılığında hayata geçirildi. Yönetmen koltuğunda Steven Spielberg’ün oturduğu filmin senaryosunu ise David Koepp ve Josh Friedman kaleme aldı. H. G Wells’in The War of The Worlds adlı romanından beyazperdeye uyarlanan filmde anlatıcı olarak karşımıza usta oyuncu Morgan Freeman çıkıyor. Dünya genelinde 591 milyon dolardan daha fazla hasılat elde etmeyi başaran filmin oyuncu kadrosunda ise Tom Cruise, Dakota Fanning, Justin Chatwin, Miranda Otto, Rick Gonzalez, Tim Robbins,  Lisa Ann Walter gibi isimler yer alıyor.

Kıyamet hikayesi anlatan bilim kurgu ve gerilim türündeki bu filmde mutlu bir yaşam sürmediğini düşünen Ray Ferrier’in ve bakmakla yükümlü olduğu ailesinin hikayesini görüyoruz. Düşük bir kazanca sahip olan ama ailesine olabildiğince iyi bakmaya çalışan Ray, New Jersey’de yaşıyor. Bir gün üç ayaklı ve dev boyutta savaş araçlarının dünyaya inmesi ve kıyamet senaryosunun başlaması ile Ray’in heyecan dolu hikayesi ve filmdeki asıl olaylar başlar.

22. This is the End (Buraya Kadar) – 2013 – IMDb: 6,6

Kıyameti konu alan filmler arasında en dikkat çekicilerden birisi de This is the End. Zira diğerlerine kıyasla hüzünlü bir aksiyon yerine komedi ögeleriyle dolu bir maceranın seyirciye yansıtılması amaçlanmış ve oldukça renkli, eğlenceli bir film ortaya çıkarılmaya çalışılmış. Özgün bir kıyamet konulu film olarak adeta “ben buradayım” diyen yapımlardan olan This is The End’in yönetmen koltuğunda Evan Goldberg ve Seth Rogen oturuyor. Ayrıca film geniş ve güçlü bir oyuncu kadrosuna da sahip. James Franco, Jonah Hill, Jay Baruchel, Seth Rogen, Danny McBride, Craig Robinson, Emma Watson, Michael Cera, Mindy Kaling, Martin Starr, Rihanna gibi birçok dünya yıldızını kadrosuna barındıran filmde oyuncular kendilerini canlandırıyor.

James Franco’nun evinde düzenlenen partiye Rogen, Baruchel gibi birçok yıldız isim davet edilmiştir. Parti esnasında kıyamet kopar ama evde oldukça sınırlı sayıda gıda ürünü vardır. Dünyanın kaosa sürüklendiği bir ortamda dünya yıldızları aynı evde nasıl bir mücadele verecek ve başlarına neler gelecek? Hayatta kalma güdüsü için dünya starlarının verdiği kimi mücadeleler oldukça eğlenceli anlara da sahne olacak.

21. Independence Day (Kurtuluş Günü) – 1996 – IMDb: 7,0

Roland Emmerich’in hem yapımcı hem yönetmen hem de senarist olarak karşımıza çıktığı film, vizyonda kaldığı dönem boyunca gişede rekorlar kırdı. Toplamda 811 milyon dolardan fazla hasılat elde ederek ne kadar ilgi çekici bir film olduğunu bir kez daha ispatlayan filmin müziklerini ise David Brenner yaptı. Independence Day filminin oyuncu kadrosunda Will Smith, Bill Pullman, Mary McDonnell, Jeff Goldblum, Judd Hirsch, Robert Loggia, Randy Quaid, Margaret Colin, Vivica A. Fox, James Rebhorn, Adam Baldwin, Harvey Fierstein gibi isimler bulunuyor.

Temmuz’un ikinci gününde dünyanın farklı bölgelerindeki şehirlerin tepelerinde dev cisimlerin görülmesini konu alan film, bir çeşit uzaylı istilasını ve bu istila sonrasında ortaya çıkan kıyamet ihtimalini anlatıyor. İstila başladıktan yalnızca birkaç saat sonra, uzaylılar dünyayı yakıp yıkmaya başlarlar. Buna birileri dur demezse dünyanın yok olması ve insanlığın bitmesi gündemdedir. Büyüleyici efektlere ve heyecan dolu bir kurguya sahip olan Independence Day, gösterimde olduğu yıl Akademi Ödülleri’nde en iyi görsel efekt dalında Oscar ödülü almayı da başarmıştı. Yaklaşık 2,5 saat süren ama bu uzun süre içerisinde seyirciyi neredeyse hiç sıkmadan heyecanın içerisinde tutmayı başaran bir film olan Independence Day’i bu tip filmlerle ilgilenen herkesin izlemesini tavsiye ediyoruz.

20. Cloverfield (Canavar) – 2008 – IMDb: 7,0

Bilim kurgu, aksiyon ve korku türlerini harmanlayan bir film olan Cloverfield’ın yönetmen koltuğunda Mat Reeves oturuyor. Senaryosu Drew Goddard tarafından kaleme alınan filmin oyuncu kadrosunda ise Lizzy Caplan, Jessica Lucas, Michael Stahl David, T. J. Miller, Mike Vogel, Odette Annable, Anjul Nigam, Theo Rossi, Brian Klugman, Kelvin Yu, Liza Lapira, Lili Mirojnick gibi ünlü aktör ve aktrisler yer alıyor. Çekimlerden önce adı 1-18-08 olarak belirlenen film daha sonra isim değişikliğine gitme kararı almıştı.

Bir canavar saldırısı ardından gündeme gelen kıyamet senaryosunu konu alan film, New York’taki olayları ve bu olaylara tanıklık eden insanların hikayesini seyirciye aktarıyor. Canavarların New York’a saldırması üzerine yaşanan olaylar ve çekimler sırasında ev yapımı, amatör tat vermek için kullanılan mobil kameraların başarılı performansı seyirciye oldukça ilginç anlar yaşatıyor. Son derece ilgi çekici bir kurguya ve büyüleyici bir gerçekçi havaya sahip olan Amerikan yapımı sinema filmi yayınlandığı dönemde birçok eleştirmenden olumlu puan almayı başarmıştı.

19. Pacific Rim (Pasifik Savaşı) – 2013 – IMDb: 7,0

Travis Beackham tarafından kaleme alınan hikayeyi seyirciye aktaran Pasifik Savaşı filminin yönetmen koltuğunda Guillermo del Toro oturuyor. Toro’nun yanı sıra Jon Jashni, Mary Parent, Thomas Tull gibi isimlerin de yapımcı olarak imzasının yer aldığı film 190 milyon dolarlık büyük bir bütçe ile çekildi. Oyuncu kadrosunda Charlie Hunnam, Charlie Day, Rinko Kikuchi, Idris Elba, Burn Gorman, Max Martini, Ron Perlman, Clifton Collins Jr., Ellen McLain gibi isimlerin bulunduğu Pasifik Savaşı filmi, 3D ve IMAX 3D sürümleri ile de vizyonda yer aldığı için epey dikkat çeken bir proje olmuştu.

Bir çeşit bilim kurgu filmi olan Pasifik Savaşı, 2020’li yıllarda bambaşka bir boyuttan dünyaya gelip Büyük Okyanus’ta ortaya çıkan Kaiju isimli dev bir canavarın dünyayı ve insanlığı yok etme çabasını anlatıyor. Dünyanın böylesine büyük bir felakete sürüklendiğini gören birçok ülke birleşip bu canavara karşı ortak mücadele etme kararı alıyor ve Jaegers ismi verilen dev robotlar üretip karşı atağa başlıyorlar.

18. The World’s End (Dünyanın Sonu) – 2013 – IMDb: 7,0

İngiltere yapımı kıyamet konulu filmlerden birisi olan Dünyanın Sonu, aynı türde olan filmlere kıyasla daha düşük bir bütçe ile çekildi. 20 milyon dolarlık mütevazi bir bütçe ile seyirciyle buluşturulan filmin yönetmen koltuğunda Edgar Wright yer alıyor. Filmin başrol oyuncularından Simon Pegg ile beraber senaryoyu da kaleme alan Wright, projeyi Zombilerin Şafağı ve Sıkı Aynasızlar filmlerinin devamı niteliğinde görüyor. Dünyanın Sonu filminin oyuncu kadrosu ise Simon Pegg, Nick Frost, Martin Freeman, Paddy Considine, Rosamund Pike, Bill Nighy, Michael Smiley, David Bradley, Eddie Marsan, Thomas Law, Rafe Spall gibi isimlerden oluşuyor.

Filmin hikayesine gelecek olursak; karakterlerimiz Clif ile Derek yaşamları için önemli bir yolculuğa çıkmak için karar almış iki iyi dosttur ve dünyanın en uzak noktalarına giderek hayatın tadını çıkarmak gibi bir plana sahiptirler. Fakat bir süre sonra bu tatlı planları ve güzel gezileri karanlık bir hal almaya başlar ve iki sıkı dost bu meselenin kaynağını ve çözümünü aramaya başlarlar. Aksiyon, komedi ve bilim kurgu türündeki bu film seyirciye hem heyecanlı hem de eğlenceli anlar yaşatmayı vaat ediyor.

17. Snowpiercer (Kar Küreyici) – 2013 – IMDb: 7,0

Aksiyon, macera ve drama türünde bir film olan Snowpiercer’ın yönetmenliğini Joon ho Bong üstlendi. Oyuncu kadrosunda Chris Evans, King ho Song, Ed Harris, Tilda Swinton, Jamie Bell, John Hurt, Octavia Spancer, Ewen Bremner, Ah Sung Ko, Vlad Ivanov gibi birçok ismin yer aldığı film; Amerika Birleşik Devletleri, Çek Cumhuriyeti, Güney Kore ve Fransa’nın ortak yapımında çekildi.

Filmin konusu geleceğe odaklanıyor. Başarısızlığa uğrayan bir deney neticesinde dev bir felaket ortaya çıkıyor ve dünyadaki yaşamı neredeyse tümüyle yok etme potansiyeline sahip bir küresel ısınma meydana geliyor. Dünyanın etrafında kesintisiz olarak tur atan bir tren hayatta kalmak isteyenlerin son sığınağı haline gelir, fakat bu trende yer almak ve hayatta kalmak için de sınıfsal farklılıklardan doğan eşitsizlikler önemli bir etkendir. Böylesine bir dünyada insanlar, hayatta kalabilmek için ne yapacak, ortaya çıkan bu büyük felaketle mücadele edebilmek için alternatif bir yöntem geliştirilebilecek mi yoksa olayların kendiliğinden düzelmesi mi beklenecek?

16. World War Z (Dünya Savaşı Z) – 2013 – IMDb: 7,0

Aksiyon, korku ve dram ögelerini içerisinde harmanlamayı başaran kıyamet konulu filmlerden birisi olan Dünya Savaşı Z’nin yönetmen koltuğunda Marc Foster bulunuyor. Filmde başrol oyuncusu olarak da izleyeceğimiz Brad Pitt; Dede Gardner, Jeremy Kleiner ve Ian Bryce ile beraber Dünya Savaşı Z’nin yapımcılığını üstlendi. Max Vrooks’un 2006’da okurla buluşan Zombi Savaşı isimli kitabından beyazperdeye uyarlanan filmin senaryo adaptasyonunu ise Matthew Michael Carnahan, Damon Lindelof, Drew Goddard’dan oluşan üçlü bir senarist ekibi gerçekleştirdi. Filmin oyuncu kadrosunda ise Brad Pitt’in yanı sıra Mireille Enos, Daniella Kertesz, Fana Mokoena, James Badge Dale, David Morse, Matthew Fox, Ludi Boeken, Abigail Hargrove, Sterling Jerins ve Fabrizio Zacharee Gudioas yer alıyor.

Filmde Brad Pitt’in can verdiği Gerry Lane karakteri, iki kızı ve çok sevdiği karısı ile beraber son derece mutlu bir yaşam sürdüren iyi bir aile babasıdır. Bir gün ailece bir yerden bir yere doğru giderlerken arabaları ile trafikte sıkışıp kalırlar. Fakat bu sefer oluşan trafik daha öncekilerden oldukça farklıdır ve bir şeylerin ters gittiği konusunda her geçen dakika daha da fazla emin olmaya başlarlar. Tehlikenin hızla yaklaştığını fark eden Gerry Lane, ailesini daha güvenli bir bölgeye yerleştirmek ister. Aynı zamanda bir Birleşmiş Milletler çalışanı da olan Gerry, dünyanın içinde olduğu bu felaketle nasıl mücadele edileceği konusunda da epey kafa yorar ve önemli bir mücadele gösterir.

15. Perfect Sense (Yeryüzündeki Son Aşk) – 2011 – IMDb: 7,1

Senaryosu Kim Fubz Aakeson, müzikleri Max Richter tarafından yapılan ve yönetmen koltuğunda David Mackenzie’nin oturduğu Yeryüzündeki Son Aşk filminin başrollerinde Eva Green ile Ewan McGregor yer alıyor. Filmin geniş oyuncu kadrosunda Green ile McGregor’a Ewn Bremner, Stephen Dilliane, Anamaria Marinca, Connie Nielsen,  Liz Strange, Denis Lawson gibi isimler eşlik ediyor.

Filmde Ewan McGregor tarafından canlandırılan Michael karakteri bağlanma konusunda sıkıntılar yaşayan ama yemek yapma konusunda da inanılmaz yetenekleri olan bir şef olarak karşımıza çıkıyor. Eve Green’in can verdiği Susan karakteri ise son derece soğuk bir görüntüye sahip olan ama işinde hakikaten uzman bir doktordur. Özel hayatına pek fazla insan sokmayı sevmez. Michael ile Susan birbirlerine yaklaşırken bir anda dünyada bütün insanların duygularını yerle yeksan eden bir salgın hastalık ortaya çıkar ve olaylar gelişir. Hem kıyamet benzeri bir konuyu işlemesi hem de romantik meselelere değinmesi itibariyle birçok seyirciden olumlu puan alan Yeryüzündeki Son Aşk, zaman zaman sizi derin duygulara itecek.

14. I Am Legend (Ben Efsaneyim) – 2007 – IMDb: 7,2

Kıyamet sonrasını anlatan bir çeşit bilim kurgu filmi olan I am Legend, yönetmen koltuğunda Francis Lawrance’in oturduğu; Akiva Goldsman, David Heyman v Erwin Stoff’un yapımcı olarak görev aldığı bir filmidir. Norveç asıllı ünlü bir Amerikan bilim kurgu ve korku yazarı olan Richard Matheson tarafından 1954’te kaleme alınan aynı adlı romandan beyazperdeye uyarlanan filmin senaryosunu Akiva Goldsman ile Mark Protosevich sinemaya adapte etti. Filmin uyarlandığı roman, Türkiye’de ilk olarak 1972’de Hepimiz Vampiriz adıyla yayınlansa da daha sonra farklı isimlerle tekrar okurla buluştu. Will Smith’in başrolde olduğu I am Legend filminin oyuncu kadrosunda Alice Braga, Charlie Tahan, Willow Smith, Salli Richardson Whitfield, Darrell Foster, April Grace, Joanna Numata, Dash Mihok, Samuel Glen ve Marin Ireland gibi isimler yer alıyor.

Film, birçok insana bulaşan ve dünya üzerindeki insan türünün varlığını tehdit eden bir çeşit virüsün yayılmasını konu alıyor. Tüm insanlığı yok edeceğine inanılan ve önüne geçilemez olduğu düşünülen virüs, Robert Neville adlı başarılı bilim insanına bulaşmamıştır. Çok kısa bir sürede birçok insanın ölümüne neden olan virüs, Neville’in New York’ta hayatta kalan tek insan olmasına da sebep olmuştur. Dünya üzerinde kalan belki de tek insan olmayı başaran Neville, bu durumla nasıl mücadele edeceği ve bundan sonra neler olacağı konusunda oldukça kararsız ve ümitsizdir. Etrafında olan her şeyi gözlemleyen ve bir çıkış yolu arayan Neville’in yaklaşık 1,5 saatlik hikayesi seyirciyi ekrana kitleyecek kadar gizem ve macera doludur.

13. The Mist (Öldüren Sis) – 2007 – IMDb: 7,2

18 milyon dolarlık mütevazi bir bütçeyle çekilen, korku ve gerilim türünde bir kıyamet senaryosunu seyirciyle buluşturan Öldüren Sis filminin yönetmen koltuğunda Frank Darabont oturuyor. Yapım ekibinde yönetmen Darabont’a Martin Shafer ve Liz Glotzer de eşlik ediyor. Başarılı yazar Stephen King tarafından kaleme alınan Skeleton Crew adlı kitaptan beyazperde uyarlanan filmin senaryo uyarlamasını da Darabont kaleme aldı. Thomas Jane, Marcia Gay Harden, Toby Jones, Laurie Holden, Andre Braugher, William Sadler, Frances Sternhagen, Jeffrey DeMunn, Nethan Gamble gibi isimlerin oyuncu kadrosunda yer aldığı The Mist filminde çok şiddetli bir fırtınanın hemen sonrasında meydana gelen sis, hikayenin geçtiği kasabayı tamamıyla kaplar. Yoğun sisin ortaya çıkmasıyla beraber insanları yiyerek beslenen ilginç yaratıkların varlığından da insanlar haberdar olmaya başlar. Kasaba için bir çeşit kıyamet senaryosu niteliğinde olan bu olaylardan korunmak isteyen halk, çeşitli davranışlar sergiler ve kendi içlerinde fikir ayrılığına düşerler. Stephen King’in hikayesinden uyarlanan filmde insanların hayatta kalabilmek ve yaratıklar tarafından yok edilmemek için yaptıkları konu alınır.

12. Dawn of the Dead (Ölülerin Şafağı) – 2004 – IMDb: 7,3

2004’te gösterime giren Amerikan yapımı bir çeşit korku filmi olan Ölülerin Şafağı, George A. Romero’nun aynı adlı 1978 yapımı filminin tekrardan sinemaya uyarlanması ile hayat bulmuştur. Yönetmen koltuğunda Zack Snyder’in oturduğu yapım ekibinde ise Eric Newman, Marc Abraham ve Richard P. Rubinstein’in bulunduğu filmin müzikleri Tyler Bates tarafından hazırlandı. Filmin oyuncu kadrosunda ise Sarah Polley, Ving Rhames, Mekhi Phifer, Ty Burrell, Jake Weber, Michael Kelly, Kevin Zagers, Lindy Booth, Jayne Eastwood, R. D. Reid, Matt Frewer gibi isimler bulunuyor.

Ölülerin Şafağı filminde Sarah Polley tarafından canlandırılan ve gayet genç ve güzel bir hemşire olan Ana’nın, hastanede her zamanki gibi mesaisini bitirip eve dönmesi ve her şeyden çok sevdiği eşi ile güzel bir zaman geçirdikten sonra uyuması ile başlayan hikaye seyirciye aktarılıyor. Ertesi gün kocasını son derece ilginç bir halde bulan ve mahallede enteresan bir kaosun hüküm sürdüğünü gören Ana, zombilerin de farkına varır ve hayatta kalmak için son derece zorlu bir mücadelenin içerisine girer. Film, Ana’nın hayatta kalmak ve sevdiklerini koruyabilmek için vereceği mücadeleyi konu alıyor.

11. The Road (Yol) – 2009 – IMDb: 7,3

2006’da Cormac McCharthy’ye Pulitzer ödülü getiren aynı adlı romandan sinemaya uyarlanan The Road filmi, 2009 yapımı bir proje olmakla beraber post apokaliptik yaklaşımıyla dikkat çeken dram türünde bir yapım. Yönetmen koltuğunda John Hillcoat’ın oturduğu filmin başrollerinde Viggo Mortensen ve Kodi Smit McPhee yer alıyor.

En iyi kıyamet filmlerinden biri olarak gösterilen The Road’da bir baba ile oğlunun hayatta kalma mücadelesi anlatılır. Dünyayı kaplayan ve medeniyeti yok edecek kadar büyük afetlerin yaşandığı bir dönemde insanlığını kaybetmeden bu mücadeleyi verip daha güzel bir iklimde yaşamak isteyen baba ve oğlun macerası gerçekten izlemeye değer. Filmin anlattığı dönemde yiyecek imkanları azalmış, dünyanın birçok noktası yaşanmaz hale gelmiş, ağaçların yaprakları neredeyse hiç kalmamış ve kökleri zayıflamış, güneşi görmek neredeyse imkansız bir hal almış ve insanlar yamyama dönüşmeye başlamıştır. Senaryasonu Joe Penhall’ın yazdığı filmin çekimleri için ise 25 milyon dolarlık bir bütçe harcandı.

10. Sunshine (Gün Işığı) – 2007 – IMDb: 7,3

İngiltere yapımı bir bilim kurgu ve macera filmi olan Sunshine’ın hikayesi Alex Garland tarafından yazıldı. Filmin yönetmenliğini ise Danny Boyle üstlendi. Oyuncu kadrosunda Cillian Murphy, Cliff Curtis, Chris Evans, Rose Byrne, Troy Garity, Benedict Wong, Hiroyuki Sanada, Mark Strong, michelle Yeoh gibi isimlerin yer aldığı film, uzak bir çağda geçer.

Filmin konusuna kaynak olan çağda, güneş ışınları dünyayı ısıtmakta pek etkili olamaz ve epey yetersiz kalır. Kritik bir durumun içerisine giren dünyayı kurtarmak isteyen insanlar buna bir çözüm bulabilmek adına güneşe iki tane uzay gemisi yollarlar. Bu gemiler ile güneşe müdahale edip dünyayı kurtarmayı amaçlayan ekibin başına türlü olaylar gelir ve macera filmin son anına kadar devam eder.

Filmde Murphy’yi fizikçi ve gemide yer alan bomba uzmanı olan Robert Capa, Rose Byrne’ı pilot olan Cassie, Cliff Curtis’i doktor ve psikolog olan Searle, Chris Evans’ı ise mühendis olan Mace rolünde görüyoruz.

9. 28 Days Later (28 Gün Sonra) – 2002 – IMDb: 7,6

Birleşik Krallık yapımı bir gerilim ve bilim kurgu filmi olan 28 Gün Sonra’nın yönetmen koltuğunda Danny Boyle oturuyor. Andrew Macdonald’ın yapımcılığını üstlendiği ve Alex Garland’ın senaryosunu kaleme aldığı filmin müzikleri ise John Murphy tarafından yapıldı. Oyuncu kadrosunda Alex Palmer, Bindu De Stoppani, Jukka Hiltunen, David Schneider, Toby Sedgwick, Cilian Murphy, Naomie Harris, Noah Huntley, Christopher Dunne, Emma Hitching gibi isimlerin yer aldığı film 5 milyon euroluk bir bütçe ile çekildi.

28 Gün Sonra filminde bir grup aktivist, Londra’da önemli araştırmalar yapan bir bilim merkezinde yer alan denek maymunları serbest bırakır ve maymunların serbest kalması ile beraber dünyaya ölümcül bir virüs yayılmaya başlar. Virüsten etkilenen bütün insanlar neredeyse çeyrek dakika içerisinde insani özelliklerini yitirip katliama meyilli saldırgan canavarlara dönüşmeye başlarlar. Salgın başladığında hastanede baygın bir şekilde yatmakta olan Jim, 28 gün sonra uyanır ve dışarı çıktığında dünyanın hiç de bıraktığı gibi olmadığını fark eder. Jim’in bunu fark etmesi ile beraber filmde olaylar gelişir ve kaliteli bir şekilde hazırlanan müzikler eşliğinde film akmaya devam eder.

8. The Fifth Elemen (Beşinci Element) – 1997 – IMDb: 7,7

Fransız yapımı olan ama İngilizce olarak çekilen Beşinci Elemet filmi, Luc Besson’un yönetmenliğini üstlendiği, Robert Mark Kamen’in ise senaryosunu kaleme aldığı bir eser. Oyuncu kadrosunda Bruce Willis, Gary Oldman, Milla Javovich, Brion James, Charlie Creed Miles, Chris Tucker, Ian Holm, Luke Perry gibi isimlerin yer aldığı film 23. yüzyılı anlatıyor. Filmin yönetmeni Besson, Beşinci Element filmine kaynak olan öyküyü 16 yaşındayken yazmaya başlamış. Bu hikayenin detayları üzerine öylesine uzun çalışmış ki film gösterime girdiğinde yaşı 38’i bulmuş. 90 milyon dolarlık bütçe ile çekilen film, gişede 263 milyon dolarlık hasılat elde etmeyi de başarmış. 1997’de gösterime giren bu film, 2011’de Can Dostum vizyona girene dek en çok uluslararası hasılat elde eden Fransız filmi olarak anılıyordu.

Konusundan kısaca bahsetmek gerekirse; Beşinci Element, 23. yüzyılda yaşayan Korben Dallas’ın genç bir kadınla tanışması ve sonrasında gelişen olayları anlatır. Dallas, önceden özel kuvvetlerde binbaşı olarak görev alan ama daha sonra taksicilik yapmaya başlayan biridir ve bir gün ansızın genç bir kadın taksisine düşer. İkili, dünyanın sonunu getirmek üzere olan bir saldırıyı önlemek için işbirliği yaparlar ve bu noktada filmin hikayesine konu alan o amansız mücadele ve macera da başlamış olur.

7. Edge of Tomorrow (Yarının Sınırında) – 2014 – IMDb: 7,9

Hiroshi Sakurazaka tarafından kaleme alınan bir Japon romanı olan All You Need is Kill adlı eserden beyazperde uyarlanan ve sinemaya adapte edilen senaryosu Christopher McQuarrie, Jez Butterworth, John Herry Butterwoth tarafından kaleme alınan Yarının Sınırında (Edge of Tomorrow) filminin yönetmen koltuğunda Doug Liman oturuyor. Tom Cruise ile Emily Blunt’ı başrolde izlediğimiz filmde Cruise Binbaşı William Cage’i, Blunt ise Çavuş Rita Rose Vratski karakterini canlandırıyor. Filmde Cruise ile Blunt’a Bill Paxton, Brandan Gleeson, Dragomir Mrsic, Charlotte Riley, Kick Gurry, Tony Way, Noah Taylor, Franz Drameh, Jonas Armstrong gibi oyuncular da eşlik ediyor.

Yakın bir geleceği konu alan filmde, dünyayı ele geçirme uğraşı içerisinde olan Mimics isimli bir uzay birliğinin büyük şehirleri birer birer yok etmesi ve milyarlarca insanı ölümle yüz yüze getirmesi hikayenin başlangıcı olarak kabul ediliyor. Hiçbir ülkenin ordusu, istilacı birliklerin silahlarıyla mücadele edecek güçte olmadığı ve telepati yöntemiyle verilen emirlere karşı yeni bir yöntem geliştiremedikleri için tüm dünya ülkeleri birleşip güçlü bir ordu kurmaya karar verir. Birliğin oluşturduğu güç dışında herhangi bir şansın olmadığına inanmaya başlarlar. Subay Cage ise daha önce herhangi bir şekilde böyle bir savaşa katılmayan tecrübesiz bir asker olarak tanınır ve böylesine önemli bir göreve atanması onun için birnevi intihr niteliğindedir. Cage, görevi sırasında kırılması güç bir döngü içerisinde kendisini bulur ve ekip arkadaşı Çavuş Rita Rose Vrataski ile beraber mücadeleyi daha etkili kılmak için yeni yöntemler aramaya başlar.

6. Children of Men (Son Umut) – 2006 – IMDb: 7,9

Bilim kurgu temalı bir senaryoya sahip olan Children of Men filmi P. D. James’in 1992’de kaleme aldığı aynı adlı eserden sinemaya uyarlanan bir eser. Alfonso Cuaron’un yönetmenliğinde beyazperdeye taşınan filmin oyuncu kadrosunda Julianne Moore, Clive Owen, Chiwetel Ejiofor, Claire Hope Ashitey ve Michael Caine gibi isimler bulunuyor.

Japonya, İngiltere ve Amerika Birleşik Devletleri’nin ortak yapımında hayata geçirilen filmde hikaye 2027 yılının Londra’sında başlıyor. Geleceğin dağılmış dünyasında bir başına yaşayan bir adam olan Theo Faron, zor bir hayat geçirir. Dünyanın her bir bölgesinde büyük yıkımlar yaşanmış ve buna karşın ayakta kalan en sağlıklı bölgelerden biri İngiltere olmuştur. Her noktada ciddi bir mülteci akınının olduğu dünyada kısırlık da büyük bir problem halindedir. Öylesine bir kısırlık akımı söz konusu olmuştur ki ülkede en genç insanların yaşı 18’dir. Theo’nun eski eşi Julian’ın kendisiyle görüşmesini istemesi üzerine çıktığı yolculuk hikayede olayların gelişmesine sebep olur.

5. Planet of the Apes (Maymunlar Cehennemi) – 1968 – IMDb: 8,0

Dünya sinemasının klasik eserlerinden biri haline gelen Maymunlar Cehennemi, 1968 senesinde çekilen bir çeşit bilim kurgu ve gerilim filmi. Pierre Boulle’in Fransızca kaleme aldığı romandan sinemaya uyarlanan filmin yönetmenliğini Franklin Schaffner üstlendi. Yenilenmiş versiyonu ile de dikkat çeken filmin oyuncu kadrosunda Charlton Heston, Roddy McDowall, Kim Hunter, Maurice Evans gibi isimler bulunuyor.

İki Oscar ödülü de alıp başarısını zamanında tescilleyen yapım, varoluş tartışması ve evrim teorisine kazandırdığı yeni bakış açıları ile de önemini katlayan bir film haline geldi. George Taylor’un da içlerinde yer aldığı bir astronot topluluğu, uzay gemisi ile oldukça uzakta yer alan ve ismi cismi bilinmeyen bir gezegene iniş gerçekleştirir. İnişin ardından astronotlar, oldukça ilginç şeyler görmeye başlar. Grup için artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktır ve çıktıkları yolculuk hayatlarının en ilginç deneyimlerinden birinin kaynağı olacaktır.

4. 12 Monkeys (12 Maymun) – 1995 – IMDb: 8,0

Senaryosu Chris Maker, David Peoples ve Janey Peoples tarafından kaleme alınan, yönetmen koltuğunda Terry Gilliam’ın oturduğu 12 Maymun filminin oyuncu kadrosunda Bruce Willis, Madeline Stowe, Brad Pitt, Jon Seda, Frank Gorshin, Christopher Plummer, Christopher Meloni, Bob Adrian, Lisa Gay Hamilton gibi isimler bulunuyor.

Müzikleriyle de döneme damga vuran film, tüm dünyayı tehdit eden ve insanlığın yok olmasına dahi sebep olabilme potansiyeli taşıyan bir virüsü konu alıyor. 1996 senesinde 5 milyar kişinin ölmesine sebep olan bu virüs, 2035’te dünya nüfusunun yalnızca %1’inin hayatta kalmasına da neden olur. İnsanlar bu virüs tarafından ölüme mahkum olmamak adına koloniler kurar ve yaşama tutunmak için yeni yöntemler bulmaya çalışırlar. Virüsün üstesinden gelinebilmesi adına bir mahkum olan James Cole, zaman makinesi ile geçmişe gönderilir ve bununla beraber başlayan macerada James’in başına gelenler ile insanlığın ayakta kalma mücadelesi filme eşsiz bir seyir zevki katar. Brad Pitt’in en iyi yardımcı erkek oyuncu dalında Oscar adayı gösterildiği film aynı zamanda en iyi kostüm dizaynı alanında da adaylık kazanmayı başarmıştı.

3. The Avangers (Yenilmezler) – 2012 – IMDb: 8,1

Marvel Comics’in süper kahraman ekibinin bir araya getirildiği ve Marvel Studios tarafından hazırlanan bir sinema filmi olan Yenilmezler, 220 milyon dolarlık oldukça çılgın bir bütçe ile çekildi. Dünyanın en yüksek hasılat elde eden filmlerinden biri olmayı başaran The Avangers, 1,5 milyar dolardan daha yüksek kazanç elde ederek yapımcısının yüzünü güldürdü. Başarılı sinemacı Joss Whedon’un yönetmen koltuğunda oturduğu ve senaryosunu yazdığı film, Stan Lee ve Jack Kirby’nin The Avangers adlı hikayesinden sinemaya uyarlandı. Güçlü oyuncu kadrosunda Robert Downey Jr, Scarlett Johansson, Chris Evans, Mark Ruffalo, Chris Hemsworth, Jeremy Renner, Tom Hiddleston, Samuel L. Jakson, Stellan Skarsgard gibi isimlerin yer aldığı filmin müziklerini ise Alan Silvestri hazırladı.

Marvel’ın dünya çapında senelerdir büyük ilgi ile takip edilen süper kahramanlarından Kaptan Amerika, Kara Dul, Nick Fury, Hulk, Thor, Hawkeye, Iron Man gibi güçlü kahramanları bir arada seyretme şansını bulacağınız filmde dünya çok büyük bir felaket ile karşı karşıya kalır. SHIELD ismiyle bilinen ve uluslararası bir barış örgütü olan bu topluluğun başında yer alan Nick Fury ise dünyayı ve insanlığı bu kıyamet senaryosundan kurtarıp insanlığın devamını sağlayabilmek adına bütün süper kahramanları bir araya getirmesi gerektiğini düşünür. Filmde, büyük tehdit altındaki dünyayı kurtarmak için süper kahramanların göstereceği mücadele hikayeyi ilginç yerlere taşıyacaktır. Yenilmezler, hem görsel efektler hem oyuncuların başarılı performansları hem de son derece başarılı kurgusu ve müzikleri ile seyirciye oldukça heyecanlı anlar yaşatan filmlerden birisi.

2. WALL-E (VOL-İ) – 2008 – IMDb: 8,4

Pixar tarafından çekilen üç boyutlu bir animasyon filmi olan Wall-e, gelecekte geçer ve film kıyamet sonrasında oluşan bir evreni konu alır. Daha önce Kayıp Balık Nemo filminin de yönetmenliğini üstlenen Andrew Stanton tarafından çekilen film, iki robot arasındaki duygusal ilişkiyi izleyiciye aktarıyor. Ana karakterlerde herhangi bir şekilde hayvan sesi kullanılmadı ve Ben Burtt tarafından tasarlanan robotik sesler ve beden dili kullanıldı. Pixar’ın şimdiye kadar çektiği en maliyetli film olan Wall-e’de hikaye harap bir halde, kirli ve kuru bir yapıda olan yeni bir dünya düzeninde başlar.

Çevrenin sürekli kötü bir şekilde kullanılması yüzünden yaşanmaz hale gelen dünya, insanlar tarafından terk edilmiştir ve Wall-e adlı robot terk edilen bu dünyayı temizlemek için üretilmiş bir robottur. Gezegende tek başına görevini yapan Wall-E, dünyaya arama faaliyetlerini yürütmesi için gönderilen bir diğer robot olan Eve ile tanışınca olaylar gelişir. 180 milyon dolar gibi dev bir bütçeye çekilen bu filmin hikayesi Peter Docter tarafından yazıldı.

1. Interstellar (Yıldızlararası) – 2014 – IMDb: 8,6

Yakın dönemin en etkileyici filmlerinden biri olan Interstellar’da yönetmen koltuğunda Christopher Nolan oturuyor. Epik bir bilim kurgu olarak da türünü tanımlayabileceğimiz bu filmin başrollerini Matthew McConaughey, Anne Hathaway, Michael Caine ve Jessica Chastain paylaşıyor. Birleşik Krallık ile Amerika Birleşik Devletleri ortaklığında çekilen filmin senaryosu ise Jonathan ve Christopher Nolan kardeşler tarafından yazıldı.

Dünyanın sonu ile ilgili filmler arasında en dikkat çekenlerden biri olan Interstellar, tahıl ürünlerinin telef olmasına sebep olan bir küf yüzünden yakın gelecekte uygarlığın gerilemesi ve yeniden tarım toplumu seviyesine düşmesini konu alıyor. Dev teknolojik gelişmelerin ardından evrene adeta hükmeden insanlık, böylesine bir gerileyiş ile kıyametin eşiğine geliyor. Tüm bu gelişmelerin ardından NASA’da astronot olarak görev yapan bir topluluk önemli bir göreve çıkıyor ve solucan deliğinden geçmek kaydıyla insanlık için yeni bir yaşam alanı aramaya başlıyorlar. Dünyada kıyamet kopmak ve insan nesli tükenmek üzereyken çıkılan bu yolculuk, özgün hikayesi ve başarıyla işlenen kurgusu sayesinde seyirciye eşsiz bir sinema lezzeti veriyor.

Arka Arkaya Soluksuz İzleyeceğiniz Seri Filmler Listesi

Sinema tarihi ilki başarılı olduğu ardı arkası kesilmeyen seriler haline gelen filmlerle dolup taşarken, izleyici ise artık bir noktada filmlerin içinden çıkamaz hale geldi. Genellikle üçleme olarak çekilen serilerin içinde altı, yedi hatta sekiz filme ve üstüne ulaşanlarda var. Seri olarak planlanan birkaç filmin dışında, bağımsız olarak çekilen ilk filminin başarısının ardından gerisi gelen seriler çoğunlukta.

Hatta seneler sonra yeni bölümleri çekilen, her bölümde yenilenen karakterlerle izleyici karşısına çıkan, çok uzun olup ikiye bölünen, ne ararsanız var olan filmler sinema endüstrisini beslerken, seyircinin de ilgisinden kaçmaz. İşte bir çırpıda izlenebilecek en iyi seri filmler listesi. Bu filmler listelenirken serinin ilk filminin IMDb puanları dikkate alınmıştır.

28. Star Trek (Uzay Yolu) – 1979 – IMDb: 6,4

uzay yolu

‘Işınla beni Scotty’ cümlesini ağızlara dolayan Star Trek serisi Gene Roddenberry tarafından yaratılır. İlk filmi Robert Wise yönetir. Üçüncü Dünya Savaşı sonrası, insanlık evrendeki diğer canlılar ile birleşerek Birleşik Gezegenler Federasyonu’nu kurar. Atılgan ve mürettabatının görevi ise kolonilerini korumaktır. Kaptan James T. Kirk ve ekibi çoğunlukla barışçıl yaklaşım sergilerler ancak çaresiz kaldıkları durumlarda başka yöntemlere de başvurmaktan kaçınmazlar. Kirk, soğukkanlı, gözü kara ve düşmanlarının kendisinden korkup karşısında kalmak istemediği bir karakterdir ancak, dostlarına da çok önem verir. Hatta Spock kaybolduğunda, bütün emirleri hiçe sayarak Atılgan’ı çalarak dostunu aramaya kalkar. Bu olay sonunda ulaşmış bulunduğu amiral rütbesi düşürülür.

Kaptan Kirk yanında serinin en çok bilinen ve sevilen karakteri sivri kulaklı Mr. Spock’tır. Spock, dünyalı bir anne ile vulcanlı bir babanın duygusuz, mantıklı, yeşil kanlı çocuğudur. Seri o kadar büyük ilgi görür ki, oyuncular gerçek hayatlarında bile filmdeki karakterleri ile tanınır. Dr. McCoy ve Scotty de unutulmaz karakterler arasındadır. Seri televizyon dizisi, roman, sinema filmi, bilgisayar oyunu olarak defalarca yayınlanır. Salt bir bilim kurgu ve macera filmi olmaktan öteye geçen Uzay Yolu serisi politik göndermeler de yapar. Özellikle ırkçılık, insan hakları, teknolojinin gelişimin insanlar üzerinde yarattığı etkiler üzerinde eleştiriler dikkatli izleyiciler tarafından yakalanabilir.

27. The Fast and the Furious (Hızlı ve Öfkeli) – 2001 – IMDb: 6,7

Hızlı ve Öfkeli

Los Angeles’ın arka sokaklarında büyük bahisler dönen yasa dışı araba yarışları yapılır. Dominic ise bu yarışların en favori isimlerinden biridir. Bir gün aralarına Brian adında bir genç katılır. Brian, çeteye hemen girmeyi başarır. Brian ile Dominic arasında hızla kurulan bağa, Dominic’in kız kardeşinin Brian’a karşı olan duyguları da eklenir. Ancak Brian hakkında bilmedikleri bir gerçek vardır; Los Angeles emniyetinde bir polis olduğu.

Vin Diesel, Paul Walker, Dwayne Johnson, Eva Mendes gibi oyuncularla bezeli kadrosu, aksiyon sahneleri ile akıllarda kalan film serilerinden biri Hızlı ve Öfkeli. Seriye ait filmler hızlı arabalar, bahisler, suç örgütleri, araba yaşları konuları etrafında toplanır. Zaman zaman düşman aynı olunca, eski dostlar birleşir. Olaylar uluslararası boyuta ulaşır. Konuların hızı gibi, serinin hızı da hız kesmez. Brian O’Conner karakterini oynayan Paul Walker için ise serinin yedinci filmi gösterime girmeden araba kazasında hayatını kaybeder. Araba ve hız tutkunlarının, yüksek tempolu film sevenlerin keyif aldığı seri sinema tarihinin çok bölümlü filmleri arasında yerini aldı.

26. The Chronicles of Narnia (Narnia Günlükleri) – 2005 – IMDb: 6,9

Narnia Günlükleri

Altı yaş ve üzeri çocuklarla keyifle seyredilecek, fantastik film Pevensie ailesinin savaştan kaçmak için ülkelerini terk etmeleri sırasında başlarından geçenleri konu alır. Dört kardeş, Peter, Edmund, Susan ve Lucy bir profesörün yanına sığınır. Haylaz kardeşlerden biri, kendilerini Narnia ülkesine götürecek bir dolabı keşfeder. Karlar altındaki Narnia, barışın, huzurun ve güzelliğin ülkesidir, bu dünyada hayvanlar da konuşur. Cadı Jadis ise bu ülkeyi buzlar altında bırakmıştır. Cadı Jadis kahramanlarımızı izler. Dört kardeş, cadıyı etkisiz hale getirmek için yönetici Aslan’ı bulmaya çalışır.

İkinci filmde yıllar sonra Narnia’ya tekrar gelen aileyi kötü bir sürpriz bekler. Şeytan Kral Miraz ülkeyi ele geçirmiştir. Narnia, eski mutlu günlerinden çok uzaktadır. Üçüncü filmde kahramanlarımız kendilerini okyanusun altında bulurlar. Bu seferki görevleri kayıp Telmarlı Narnia Lordlarını bulmaktır. Prens Kaspiyan’ın Şafak Yıldızı adı verilen gemisi ile yolculuğa başlarlar. Yollarına ejderhalar, kötü niyetli tüccarlar, büyüleri ile ünlü Mer halkı çıkacaktır. Filmin yönetmen koltuğunda Shrek serisiyle de tanınan Andrew Adamson oturur.

25. Mad Max (Çılgın Max) – 1979 – IMDb: 7,0

Mad Max

Avusturalya’da distopyan bir şehirde ahlaki çöküş bütün hızıyla toplumu ele geçirirken, hırsızlık, cinayet, gasp gibi suçlar almış başını yürümüştür. Bunun nedeni ise enerji kıtlığı yaşanmasıdır. Şehirden uzak toplumlar hala kendi hallerinde sıradan hayatlar yaşarken, motosikletli çeteler tarafından rahatsız edilirler. Max adlı devriye polisinin ailesi ise bir çete tarafından vahşice katledilir ve olaylar başlar. Max için hayatının geri kalanı intikam demektir.

George Miller tarafından yönetilen film 1979 yılında Avustralya’da vizyona girer. 1980 yılında uluslararası dağıtımı yapılır ve başrol oyuncusu Mel Gibson bütün dünya tarafından tanınan bir isim haline gelir. İkinci filmde nükleer savaşlar sonucu yok olan bir Avustralya vardır. Max, petrolü koruyan ve insanlara ulaştıran bir çetenin korumasını üstlenir. Üçüncü filmde uygarlık tamamen çöker ama diğerlerinden farklı olarak karamsar hava yerini umuda bırakır. Kahraman Max, Bartertown’da hayatta kalan insanları korur. Bu filmin sürpriz oyuncusu ise Tina Turner’dır. Seri boyunca insanlık ilkelliğe doğru giden bir seyir izler. Serinin beşinci filmi, ufak bir değişiklik ile 2015 yılında çekilir; başrolde Mel Gibson yerine Tom Hardy vardır.

24. Blade (Bıçağın İki Yüzü) – 1998 – IMDb: 7,1

Blade

Hollywood’un en çok sevdiği karakterlerden biri de kuşkusuz vampirler. Geceleri kan emen, gün ışığına tahammülü olmayan bu yaratıklar her an her yerde tehlike saçabilirler. Yine bir Marvel kahramanı Blade, beyaz perdede. Filmin başrol oyuncusu Wesley Snipes, bu sefer aykırı bir vampir tiplemesi olmuştur. Sinema tarihinde siyahi vampir görmek neredeyse imkansızdır. Annesi Venessa, boynunda bir ısırıkla hastaneye kaldırıldığında doktorlar bu yaranın nedenini bulamazlar. Bütün uğraşlara rağmen Venessa hayatını kaybeder ancak bebeği yaşar. Annesini kaybetmiş Blade, bir gün vampirler ile hesaplaşmak üzere kendini eğitir. Artık yetişkin bir vampir olduğunda, intikamını alma günü gelmiştir.

Blade’in bir avantajı vardır. Yarı insan yarı vampir olması vampirlerin etkilendiği unsurlardan onu korur. Yani gündüzleri de rahatlıkla dışarı çıkabilir. Blade’in vampir genlerinden dolayı kana olan ihtiyacı ise bir panzehir ile karşılanır. Bu serüvende en büyük yardımcısı kendisi gibi vampirleri sevmeyen Abraham’dır. Blade’in vampirler ile olan savaşı başlar. Vampirler ise kendileri için tehdit oluşturan Blade’i yok etmelidirler. Blade bir yandan annesinin ölmediğine inanarak onu arar, annesi ile ilgili de Blade’i bekleyen bir sürpriz vardır.

23. Mission: Impossible (Görevimiz Tehlike) – 1996 – IMDb: 7,1

Görevimiz Tehlike

Belli bir yaşın üstündeki herkesin bir dönem televizyondan hatırladığı televizyon serisi Görevimiz Tehlike’nin sinema filmlerinde başrolü Tom Cruise kapar. Cruise’a Emmanuelle Béart, Kristin Scott, Jon Voight, Thomas,Ving Rhames, Jean Reno, Vanessa Redgrav eşlik eder. Brian De Palma ise yönetmen koltuğuna oturur. Ethan Hunt ve Jim Phelpsin devlet için zorlu görevleri yerine getiren bir timin önemli isimleridir. Ajanımız Hunt, korkusuz, cesur ve ataktır. Hunt, Prag’da gerçekleştirilen bir operasyonun başarısız olmasının ardından hainlik ile suçlanır. Şimdi zaman Hunt için adını temize çıkartma zamanıdır. Hunt bu konuda ancak birlikte çalıştığı insanlara güvenebileceğini bilir.

İkinci filmde ise başka bir ajanın çaldığı virüsün peşine düşer. Bu filmin oyuncu kadrosunda Anthony Hopkins, Thandie Newton, Dominic Purcell, Ving Rhames yer alır. Serinin üçüncü filminde, ajanlığı bırakıp gözlerden uzak bir yaşam yaşamaya başlayan Hunt’ı geçmişinin geride bırakmadığı görülür. Azılı bir suçluyu yakalanamamıştır ve bu görevi başarabilecek tek kişi ise Hunt’tır. Ving Rhames ve Philip Seymour Hoffman üçüncü filmin oyuncularıdır. Serinin dördüncü filmine gelince, bu sefer bütün ekip suçlanır. Hunt ve ekibi “Hayalet Protokol” adını verdikleri operasyona başlarlar.

22. Man in Black (Siyah Giyen Adamlar) – 1997 – IMDb: 7,3

siyah giyen adamlar

Konusu bir çizgi romana dayanan filmin başrollerinde Tommy Lee Jones ve Will Smith, yönetmen koltuğunda ise Barry Sonnenfeld var. Hükümet için çalışan gizli bir servisin ajanı olan K’nın  (Tommy Lee Jones) kendisine eşlik edecek bir ajana ihtiyacı vardır. N.Y.P.D.’de çalışan James Edwards (Will Smith), yeni ajan olarak seçilir. Edwards’ın ismi bundan sonra J olacaktır. Bilim kurgu, komedi ve aksiyon türlerinde olan film, ilk ajanın dünyayı uzaylılardan kurtarmasını işler. Daha önce çekilmiş uzaylı istilası filmlerine de eğlenceli göndermeler yapar. Ekibin üstün teknoloji ürünü silahları ve aletleri vardır.

Serinin ikinci filminde ajan K, görevi bırakıp inzivaya çekilir. Görevi bırakmadan hafızası silenen K, geçmişe dair yaptıklarını hatırlamaz. Ajan J ise görevinin başındadır. Yeni bir dosya üzerinde çalışırken, K’nın yardımına ihtiyacı olduğunu fark eder. Ajan K’nın tutukladığı mahkumlardan biri olan Boris, geçmişte geriye giderek K’yı öldürür. Ajan J’nin görevi ise, bu yıllara dönerek hem arkadaşını, hem de ortağını kurtarmaktır. Genç K, ajan J’yi dikkate almaz. Üçüncü film 3D teknolojisi ile beyaz perdeye çıkar.

21. Spider-Man (Örümcek Adam) – 2002 – IMDb: 7,3

Örümcek Adam

Marvel Comics’in süper kahramanı Örümcek Adam, Sony Pictures prodüksiyonu olarak sinemaya aktarılır. Peter Parker, okulda silik bir öğrencidir. Bir bilim gezisi sırasında, örümcek tarafından ısırılınca bütün hayatı değişir. Örümcek, laboratuvarda genetiği değiştirilmiş bir hayvandır. Bir anda Parker, olağanüstü güçlere sahip olur. Tıpkı bir örümcek gibi tırmanabilir. Annesi babası yıllar önce ölmüş olan Parker, amcası Ben Parker ve eşi May Parker ile birlikte yaşar.

Bir gün amcası gözlerinin önünde bir soyguncu tarafından öldürülür. Peter’ı derinden etkileyen bu olay, onu bambaşka bir dünyaya götürecektir; o artık Örümcek Adam’dır. Karşısında da çok güçlü bir rakip vardır. Norman Osborn, yeşil bir Goblin’e dönüşmüştür. Başrollerde Tobey Maguire, Willem Dafoe, Kirsten Dunst yer alır. Seri devam ettikçe Örümcek Adam maceradan maceraya girerek, kötüler ile savaşına devam eder. Örümcek Adam, çizgi roman olduğu zamanlarda Batman ile birlikte en çok bilinen karakterdir. Serinin başlangıcında, insanların bir örümcekten etkileneceği üzerine şüpheler olsa da, bir anda fenomen haline gelir.

20. Harry Potter – 2001 – IMDb: 7,5

Harry Potter

J. K. Rowling tarafından yazılan Harry Potter kitap serisi Warner Bros’un gözünden kaçmaz. Fantastik edebiyatın, en önemli eserlerinden biri olan kitap, sinemaya da aktarıldığında da sonuç değişmez, hem çocuklar hem de büyükler için sihirle dolu bir dünyadır. Harry, küçük yaşlarda anne ve babasını bir trafik kazasında kaybeder. Teyzesi, eniştesi ve kuzeni ile birlikte yaşadığı evde mutsuzdur. Bu evde Harry’ye kötü davranılır. Bir gün ardı arkası kesilmeyen mektuplar gelmeye başlar. Sonunda Harry’nin bütün geçmişi ve yetenekleri ortaya çıkar. Hogwarts Cadılık ve Büyücülük Okulu’ndan gelen bir adam ona bütün gerçekleri anlatır. Ailesi trafik kazasında değil, kötü büyücü Voldemort tarfaından öldürülmüştür.

Harry, şimdi ailesininde bir zamanlar okuduğu okula doğru çıkmalıdır. Minik Potter, ailesinin intikamını almak için çalışacaktır. Filmin ana karakteri Harry Potter’ı Daniel Radcliffe oynar. Kendisine Rupert Grint, Richard Harris, Maggie Smith, Emma Watson eşlik eder. Seri Harry Potter ve Felsefe Taşı, Harry Potter ve Sırlar Odası, Harry Potter ve Azkaban Tutsağı, Harry Potter ve Ateş Kadehi, Harry Potter ve Zümrüdüanka Yoldaşlığı, Harry Potter ve Melez Prens, Harry Potter ve Ölüm Yadigârları: Bölüm 1, Harry Potter ve Ölüm Yadigârları: Bölüm 2 olarak devam eder.

19. Sherlock Holmes – 2009 – IMDb: 7,6

Sherlock Holmes

Sir Arthur Conan Doyle tarafından yaratılan dedektif kahraman, polisiye edebiyatın gelmiş geçmiş en önemli eserlerinden biriyken, sinema dünyası da bu hikayeye kayıtsız kalmaz. Yönetmenliğini Guy Ritchie’nin yaptığı filmin oyuncuları arasında Robert Downey Jr. ve Jude Law vardır. Holmes muhteşem zekası ile olayları çözme konusunda bir numaradır. Seri katil Lord Blackwood, Holmes ve Watson tarafından yakalandıktan sonra idam edilir. Asıl olaylar bundan sonra başlar. Blackwood, tekrar dirilerek daha büyük olaylara sebep olur. Holmes ve Watson ise tekrar Blackwood ile karşı karşıya gelir.

İkinci filmde Holmes’un karşısına ezeli rakibi Profesör James Moriarty çıkar. Bu kez hikaye İngiltere’nin sınırlarını aşar ve Fransa, Almanya ve İsviçre’ye ulaşır. Blackwood, her zaman Holmes’un bir adım önündedir ve Holmes’un en zeki olma özelliği geride kalır. Bu yeni seri Holmes karakterine daha modern bir çizgi çizer. Filmin en önemli özelliği Holmes rolünü oynayan Robert Downey Jr. ile Watson rolündeki Jude Law’ın hem oyuncu olarak kimyalarının hem de rollerine olan uygunluklarının kusursuz olmasıdır.

18. Lethal Weapon (Cehennem Silahı) – 1987 – IMDb: 7,6

cehennem silahı

Los Angeles polis departmanında görevli iki dedektifin maceradan maceraya atıldıkları film serisinde Mel Gibson ve Danny Glover başrolleri paylaşır. Richard Donner ise yönetmenliği yapar. İhtiyar kurt Roger Murtaugh (Glover), emeklilik hayalleri kurarken arkadaşının kızının öldürülmesiyle bu davanın peşine düşer. Martin Riggs (Gibson), yeni ortağıdır. Riggs, karısının ölümünden sonra bunalıma girmiş, intihar eğiliminde bir polistir. İkinci filmde ise, uyuşturucu örgütleriyle ilişkisi olan bir avukatın korunması gerekir. Bu iş çılgın ikiliye verilir. Üçüncü filmde ikilinin görevi, polis yeleklerini bile delebilen bir kurşun icat eden eski polis Jack Travis’in peşine düşmektir.

Dördüncü filmde emekli olmak isteyen polisleri başka bir sürpriz bekler. Çin mafyası ile başları belaya girer. Riggs ve Murtaugh, karakter olarak birbirlerinden taban tabana zıttır. Murtaugh’ın akılcılığına karşın, Riggs daha cesurdur ve tehlikeye atılmaktan çekinmez. İlk tanıştıklarında sürekli çekişen ikili, zaman geçtikçe birbirlerinin ailesi ve en yakın dostları olur. Birinci filmin başarısından sonra, ikinci filmin çekilmesine karar verilir ve Cehennem Silahı, seri film haline gelir.

17. Batman – 1989 – IMDb: 7,6

batman

Batman, 1989 yılında başlayan ve hiç bitmeyecek bir serüvendir. DC Comics’in Batman adlı çizgi romanından uyarlanır. Yönetmen koltuğuna sırası ile Tim Burton, Joel Schumacher, Christopher Nolan, Zack Snyder oturur. Batman ve Batman Dönüyor filmlerinde Michael Keaton; Batman Daima’da Val Kilmer; Batman & Robin’de George Clooney; Batman Başlıyor, Kara Şövalye, Kara Şövalye Yükseliyor’da Christian Bale; Batman v Superman: Adaletin Şafağı’nda Ben Affleck, Batman olur. Oyuncular değişir, yönetmenler değişir ama Batman hiç değişmez. Zengin bir ailenin çocuğu olan Bruce Wayne, anne ve babasının gözlerinin önünde öldürüldüğüne tanık olunca, kendini suçla mücadeleye adar. Gotham şehri, yozlaşmanın eşiğine gelmiştir. Bu süreçte en büyük desteği, anne ve babasının ölümünden sonra kendisine bakan Alfred’den alır.

Alfred, Bruce için sadece bir bakıcı değil, tüm ailesidir. Zamanla yarasa kıyafeti ile suçluların peşinden koşan bu adamı herkesin dikkatini çeker. Seri ilerledikçe yönetmenin çizgisine ve gelişen sinema tekniklerine bağlı olarak filmin arka planı da değişim gösterir. Tim Burton’ın gotik ve karanlık Gotham şehri, Nolan ile birlikte gökdelenlerin yükseldiği bir kente dönüşür. Film daha aydınlık bir atmosferde geçer. Tek bir unsur hiç değişmez; bu karizmatik karakter, her daim siyahlar içinde suçlularla savaşına devam eder.

16. Ice Age (Buz Devri) – 2002 – IMDb: 7,6

Buz Devri

Buzullar dünyayı kaplamaya başlarken, kahramanlarımız hayatta kalabilecekler mi? Çocukların olduğu kadar yetişkinlerin de favori filmlerinden buz devri, komedi animasyon türünün en güzel örneklerinden biri. Palamudunun peşinden dünyayı yerle bir eden Scrat, tabii ki herkesin favorisi olur. Her daim mantığı ile hareket eden dev mamut Manny, içindeki iyiliği ortaya çıkartmaya başaran kaplan Diego, dans etmeyi çok seven sakar Sid, Manny’nin eşi Ellie, küçük sıçanlar Crash ve Eddie, Manny ve Ellie’nin kızı Şeftali…

Diego, Sid ve Manny, buz devrinin başlangıcında, küçük bir bebeği ailesine kavuşturmak için çaba gösterirken iç dünyalarını da ortaya serer. Diego, önceleri Manny ve Sid’i tuzağa düşürmek istese de, Manny’nin kendisini kurtarmasından sonra, artık yeni dostlarının yanında yer alır. Birbirlerinden hiç ayrılmazlar. İlk bölüm hariç, serinin diğer filmleri hayvanların dünyasında geçer. Kahramanlarımız teker teker hayatlarını birleştirecek eşlerine kavuşur. Scrat ise palamudu için şekilden şekile girmeye devam eder; yassılır, düzelir, ezilir. Filmin en komik en komik unsuru olmayı sürdürür.

15. Saw (Testere) – 2004 – IMDb: 7,7

Testere

Psikolojik gerilim türündeki bu film ilk olarak 2004 yılında izleyicinin karşısına çıkar. Diğer bölümler ise birer yıl arayla seyirci ile buluşur. Yönetmenliğini James Wan’ın yaptığı film bir seri katilin hikayesini anlatır. Akıl almaz yöntemler ile insanları mahkum edip tuhaf bir maskenin ardında yaşarken, yaşamın anlamını anlamaları için zorlayan ve tutsaklarının çoğunu öldüren vahşi bir katil, kurbanlarına ölümcül oyunlar oynatır. İki adam, ayak bileklerinden zincirlenmiş bir şekilde uyanırlar. Birbirlerini hiç tanımamalarına rağmen, aynı katilin kurbanı olmuşlardır. Sadece bir kişi odadan sağ çıkmayı başarabilecektir; katilin oyununu oynamayı başarabilen.

Katilin ismi ise yöntemlerini açıkça ifade eder: Jigsaw. İkinci filmde katil, içlerinde peşine düşen dedektifin oğlunun da bulunduğu sekiz kişiyi bir odaya kapatır. Üçüncü filme gelince Jigsaw, ilerleyen kanser hastalığı nedeni ile oyunların yönetimini asistanı Amanda’ya bırakır. Jigsaw, ölümün eşiğinde olsa da yerini alacak birileri mutlaka çıkacaktır. Zekice yazılmış senaryosu, akıcı kurgusu, filmin gerilimine eşlik etmeyi başaran atmosferi ve sürpriz sonları ile Testere, kült korku filmleri arasında çoktan yerini aldı.

14. Ocean’s – 2001 – IMDb: 7,8

ocean's

Ocean’s Eleven, Ocean’s Twelve, Ocean’s Thirteen olarak devam eden seri bir hırsızlık örgütünün maceralarına odaklanır. Ama bu hırsızlar diğerlerinden farklıdır; zorlu ve büyük işleri tercih ederler. Danny Ocean, hapisten çıkmasının ardından büyük bir iş planlar. Terry Benedict’in Los Angeles’daki kumarhanelerinden 150 milyon dolar civarı para çalacaklardır. Burayı seçmelerinde Terry’nin Danny’nin eski karısı Tess ile çıkmasının da büyük rolü vardır. Filmin hareketli konusu kadar oyuncu kadrosunun da başarısına katkısı büyüktür. Serisi olan filmler içinde bu kadar yıldız oyuncuyu bir araya toplamayı başaran nadir serilerden biridir.

Danny Ocean karakteri ile seyircinin karşısına George Clooney çıkarken, Brad Pitt, Julia Roberts, Matt Damon, Andy Garcia, Casey Affleck, Scott Caan gibi oyuncular ile ana kast tamamlanır. Yönetmenliği ise Steven Soderbergh yapar. 2004 yılına gelince serinin ikinci filmi Ocean’s Twelve vizyona girer. Terry Benedict, çaldırdığı paranın peşindedir. Soygunun üzerinden üç yıl geçmesine rağmen hala öfkesi tükenmez. Ekip için başka bir süreç başlar. Ya parayı bulacaklar ya da hapse girecekler. Üçüncü filmin kadrosuna bir başka büyük oyuncu eklenir; Al Pacino. Bu seferki soygunun nedeni başkadır; kendi kumarhanelerini korumak. Ekip hem sahip oldukları kumarhanenin başındadır, hem de büyük bir soygun planlar.

13. Dollars Triology (Dolar Üçlemesi) – 1964 – IMDb: 8,0

İyi, Kötü ve Çirkin

Segio Leone’nin en çok bilinen film üçlemesi spagetti western türünün en iyi örnekleri arasındadır. Spagetti western, İtalyan yönetmen ve yapımcılar tarafından çekilen western filmlerine verilen addır. Üç filmlik serinin bütün bölümlerinde Clint Eastwood başroldedir. Fimlerin üçü de birbirinden bağımsız konular içerir. Seri Bir Avuç Dolar (1964), Birkaç Dolar İçin (1965) ve İyi, Kötü ve Çirkin (1966) filmleri ile oluşur. Bunların içinde en fazla bilineni İyi, Kötü ve Çirkin’dir. Bir Avuç Dolar, ismi film boyunca hiç açıklanmayan ‘Sarışın’ın içine düştüğü tuhaf durumu anlatır. Sarışın, birbirleriyle sürekli rekabet halinde olan iki aileyi kendi çıkarları için kullanır ve bu savaşın ortasında hayatta kalmayı başarır. Bir Avuç Dolar’da Monco (Clint Eastwood), arkadaşı Douglos Mortimer (Lee Van Cleef) ile suçluları yakalayıp aldıkları ödüller ile yaşamlarını sürdüren iki ödül avcısıdır.

Indigo adındaki suçlu hapisten kaçınca başına konulan on bin dolar ödül, iki ödül avcısının iştahını kabartır. Bilmedikleri tek şey ise Albay Douglas’ın intikam peşinde olduğudur. Serinin en çok tanınan filmi ise İyi, Kötü ve Çirkin’dir. Kanun kaçağı Tuco (Çirkin), Sarışın (İyi) ile birlikte kasaba kasaba dolaşırlar. Sarışın, gittikleri kasabalarda Tuco’yu adalete teslim eder, ödülü alırlar ve Tuco’yu asılmaktan kurtarır. İşler karışır ve olaylara Sentenza’da (Kötü) dahil olur.

12. The Terminator (Yokedici) – 1984 – IMDb: 8,0

Terminatör

1984 yılında ilki yayınlanan film Türkçe’ye “Yokedici” olarak çevrilmesine rağmen Terminatör olarak bilinir. Arnold Schwarzenegger’in en çok bilinen filmidir. Yönetmen ise James Cameron’dur. 2029 yılında büyük bir felaket meydana gelir. Dünya, insanların dünyası olmaktan çok uzaktır. Makineler dünyayı yönetirken, bir avuç direnişçi onlara karşı savaşır. Ancak makinelerin planı bir tek yaşanan güne ait değildir. Geçmişe gidip direnişin liderlerinden Sarah Connor’ı yok edeceklerdir. Böylece gelecekte daha büyük bir direniş başlatacak olan oğlu John’un da dünyaya gelmesinin önüne geçeceklerdir.

İkinci filme gelince, birinci filmde başarısız olan robotlar gelecekten gelerek bu sefer John’un peşinde düşer. John’u arayan bir tek robot yoktur. Başka bir robot, John’u kurtarmak için gelmiştir. Üçüncü filmde John henüz gelecek için ne kadar önemli olduğunun farkında olmadığı bir hayattadır ve peşinde yine makineler vardır. Artık annesi hayatta değildir. Dördüncü film kurtuluşun filmidir. Bir grup insan saklandıkları yerden çıkar ve makinelere karşı savaş açar. John Connor, direnişin başarılı olması için tek şanstır.

11. Pirates of the Caribbean (Karayip Korsanları) – 2003 – IMDb: 8,0

Karayip Korsanları: Siyah İncinin Laneti

Jack Sparrow, açık denizlerde sevimli, şımarık, nüktedan ve bir o kadar da başı beladan kurtulmayan bir kaptan. Karayip Korsanları’nın korkusuzca dolaştığı, maceradan maceraya atıldığı denizler, başka denizlere benzemez. Bu denizlerde gizemli yaratıklar, korkunç canavarlar ve onlarca tehlike vardır. İlk filmin oyuncu kadrosunda Johnny Depp, Geoffrey Rush, Orlando Bloom, Keira Knightley gibi ünlü isimler yer alırken, seri ilerledikçe Penélope Cruz, Javier Bardem gibi oyuncularda kadroya katılır. Deep ve Rush serinin bütün filmlerinde yer alırlar.

Bloom ve Knighley ise yerlerini diğer oyunculara bırakırlar. Yeteneği kadar yakışıklılığıyla da ünlenen Deep, bu filmde pis ve pasaklı bir korsan rolündedir. Karakterin oluşumu sırasında Deep’in de fikirlerinden faydalanıldığı bilinir. Bu güne kadar çekilen korsan filmleri içerisinde en başarılısıdır. Korsan filmlerinin gişede iş yapmaması ile ilgili inancı tersine çevirir. İlk filmin gördüğü ilgi üzerine serinin devam filmleri çekilir. Anlatım görsel efektler ve plastik makyaj ile güçlendirilir. İlk film ‘En İyi Erkek Oyuncu’ dahil beş dalda Oscar’a aday gösterilir.

10. Kill Bill (Kill Bill) – 2003 – IMDb: 8,1

kill bill

Standart bir Quentin Tarantino filminde yer alan her öğe Kill Bill’de de var; aksiyon, hız, dövüş, huzursuzluk. 2003 yılında Kill Bill: Volume 1, 2004 yılında Kill Bill: Volume 2 adlarıyla iki film olarak yayınlanan seri aslında tek film olarak çekilir. Daha sonra çok uzun olduğu için iki parçaya bölünür. Uma Thurman, Lucy Liu, David Carradine, Michael Madsen, Vivica A. Fox, Daryl Hannah, Sonny Chiba, Gordon Liu başrolleri paylaşır. Filmin ana karakteri Gelin, bir suikast timinin üyesidir. Timin başı olan Bill’den hamile kaldığını öğrenince kaçar ve başka bir adamla evlenmeye karar verir.

Düğün günü, Bill ve ekibi düğünü basar, herkesi öldürür. Gelin, yıllar sonra komadan uyandığında bebeğinin olmadığını fark eder. Bundan sonra intikam için yaşayacaktır. Gelin, ikinci filminde de intikamına devam eder. Senaryosunu da Tarantino’nun yazdığı filmi izlemek için ya bu türü ya yönetmeni çok sevmek gerekli. Tüyler ürperten sahneleri ile rahatsız edici bir havası var. Eleştirmenler tarafından sinemanın başyapıtlarından biri olarak nitelendirildiğini eklemekte fayda var.

9. Rocky – 1976 – IMDb: 8,1

Rocky 1

Altı filmlik seri Rocky Balboa’nın hayat hikayesini anlatır. Rocky Balboa’yı oynayan Sylvester Stallone, ilk filmin senaryosunu yazdıktan sonra yapımcı yapımcı dolaşır. Uzun arayışlar ardından filmin başrolünde kendisinin de oynamasını kabul eden bir yapımcı bulur. Senaryoya esin kaynağı olan olay Muhammad Ali ve Chuck Wepner arasında yapılan maçtır. Hiç kimse genç Wepner’a şans tanımaz, ancak Wepner son raunda kadar dayanmayı başarır. Rocky Balboa, bir yandan sıradan işlerde çalışırken diğer yandan da boks maçlarında dövüşür.

Dünya ağır boks siklet şampiyonu Apollo Creed ile karşılaşma şansı yakalayan Rocky için hayatının fırsatı doğar. Apollo karşısında gösterdiği başarı ile Rocky, bütün boks otoritelerini şaşırtır. Sıradan bir boksörün, dünyaca ünlü bir şampiyona dönüşmesi sırasında kendisine en çok destek olanlar ise karısı Adrian ve antrenörü Mickey’dir. Adrian rolü ile Talia, Mickey rolü ile Burgess Meredith, Apollo Creed rolü ile de Carl Weathers aynı filmi paylaşır. Ayrıca Butkus, Stallone’nin gerçek hayattaki köpeğidir. Spor konulu filmler arasında Oscar ödülüne layık görülen ilk filmdir.

8. Die Hard (Zor Ölüm) – 1988 – IMDb: 8,2

Zor Ölüm

New York şehrinde dedektif olan John McClane, Noel tatilini geçirmek için karısının yanına Los Angeles’a gelir. Karısı Nakatomi Plaza’daki yılbaşı partisini beklerken, bina Hans Gruber liderliğindeki teröristler tarafından ele geçirilir. McClane, karısı ile birlikte içerde rehin kalanları kurtarmak için mücadeleye başlar. Dedektifimiz, ikinci filmde Dulles Uluslararası Havaalanı’nın iniş sistemlerini kontrol altına alan teröristlere karşıdır. Seri boyunca teröristler ile uğraşan John McClane, artık bu konuda uzmandır. Aksiyon filmi karakterlerinin birçok klişesini taşır; sorunlu, başına buyruk, gözüpek.

Kahraman dedektif, film boyunca yaralanır, yorulur. Özellikle ilk film çekildiği yılla birlikte değerlendirilse serinin en başarılı filmi sayılır. John McClane rolü ile seyircinin karşısına çıkan Bruce Willis için ismi anılınca akla ilk gelen filmdir. Bonnie Bedelia ise McClane’in karısı Holly Gennaro McClane rolündedir. Serinin beşinci filminde ise artık kahramanımız terörist gruplarda baş edebilmesiyle ün salar ve Rusya’da doğru yola çıkar, bu sefer işin içinde oğlu da vardır.

7. Back to the Future (Geleceğe Dönüş) – 1985 – IMDb: 8,5

Geleceğe Dönüş

Bilim kurgu, komedi ve macera türündeki seri üç filmden oluşur. Michael J. Fox’un Marty McFly, Christopher Lloyd’un Emmett Brown olarak rol aldığı serinin yönetmenliğini Robert Zemeckis, yürütücü yapımcılığını Steven Spielberg yapar. Marty, seksenlerdeki tipik Amerikan gençliğini temsil eder. Rock’n Roll düşkünü, düzensiz, yaramaz ve dağınıktır. Brown ise bilimsel araştırmalarının peşindedir. Çılgın profesör Emmett Brown, zamanda yolculuk yapmayı sağlayan bir makine icat eder. İlk denemeyi köpeği Einstein ile yapan doktor, köpeğini geleceğe gönderir.

Araba geldiğinde Einstein’ın boynuna taktığı saate bakan doktor, bir dakikalık farkı görünce başarılı olduğunu anlar. Marty, zaman yolculuklarına başlar. Makinenin en büyük sıkıntısı ise plütonyum ile çalışmasıdır. Brown, plütonyumu ise bir grup teröristi bomba yapma vaadi ile kandırıp almıştır. Teröristler bu sırada doktorun peşine düşer. Bu yolculuklar sırasında ikilinin başına gelmeyen kalmaz. Plütonyumun olmadığı zamanlarda, yıldırımdan elde ettikleri enerjiyi kullanırlar. Marty, zaman yolculukları sırasında birçok değişikliğe yol açar. İlk film 1985, ikinci 1989, üçüncü 1990 yıllarında vizyona girer.

6. Alien (Yaratık) – 1979 – IMDb: 8,5

Yaratık

Yönetmenliğini Ridley Scott’ın yaptığı korku, gerilim, bilim kurgu türlerindeki serinin ilk filmi gişede büyük başarı yakalayınca devam filmlerinin çekilmesine karar verilir. İlk filmde başrollerde  Sigourney Weaver, Tom Skerritt, John Hurt izleyicinin karşısına çıkar. Yaratık karakterinin tasarımını, H.R. Giger yapar. Yaratıklar, zeki değildir, bütün yaşam amaçları üreme üzerine kurulur. Hikaye Nostromo adlı kargo gemisinin görevini tamamlamasının ardından Dünya’ya doğru yola çıkması sırasında başlar. Gemideki yedi mürettebatın beş erkek, ikisi kadındır. Yakın bir gezegenden yaşam belirtileri olduğuna dair sinyal alan ekip, o yöne doğru hareket eder. Değişik bir yaşam formuna ait yumurtaları bulurlar, ancak bu yaratıklar zekaları ile hareket etmezler. Tek amaçları üremek ve çoğalmaktır.

İlk filmin karakterlerinden olan Ellen Ripley (Sigourney Weaver) Nostromo’dan canlı kutulan tek kişidir. Uzun süredir uyumakta olduğu uykusundan uyandırılır. Yaratıkların bulunduğu gezegende artık insanlar yaşar. Ancak uzun süredir bu koloni ile olan iletişimin kesildiğini öğrenir. İkinci filmin yönetmen koltuğunda James Cameron, oyuncu kadrosunda ise Sigourney Weaver, Bill Paxton, Michael Biehn, Paul Reiser, Lance Henriksen var. Serinin üçüncü filmi David Fincher tarafından yönetilir. Bütün serinin en farklı ve felsefesi en derin filmi olarak tanımlanır. Dördüncü filmi Jean-Pierre Jeunet yönetir.

5. Indiana Jones – 1981 – IMDb: 8,5

Indiana Jones

Harrison Ford denince akla Indiana Jones, Indiana Jones denince akla Harrison Ford gelir. 1981 yılında başlayan seri Steven Spielberg yönetimiyle beyaz perdeye yansır. Hikayenin yaratıcılarından biri de George Lucas’tır. Bu ikilinin olduğu yerde macera ve aksiyon olmaması ise tuhaf olacaktır. Arkeolog Dr. Indiana Jones, kutsal emirlerin sırlarını bulmak için yola çıkar. Karşısına Hitler’in askerleri çıkacaktır. Nepal’den Kahire’ye kadar uzanan olaylar dizisi başlar. Dr. Jones, alanının en iyilerinden biridir ve  aynı zamanda üniversitede ders verirken engin bilgisi ile devletin ve hazine avcılarının bir numaralı danışmanıdır. Görülmeyeni görme, çözülmeyeni çözme konularında üstüne yoktur. Tabii ki serinin bütün filmlerinde Jones’un galip geldiğini tahmin etmekte zor değil.

Bütün filmler kurgusal tarihi olaylar etrafında mistik, mitolojik ve dini ögeler içerir. Film serisi çoğu insan için o güne kadar çok uzak bir kavram olan arkeolojiyi sevdirmesiyle de ünlüdür. 1981 yılında çekilen Kutsal Hazine Avcıları’nı, 1984’te Kamçılı Adam, 1989’da Son Macera izler, 2008’de ise Kristal Kafatası Krallığı ile tekrar sevenleri ile buluşur. Seri, sinemanın dışına taşarak televizyon dizilerine, çizgi romanlara ilham kaynağı olur.

4. The Matrix – 1999 – IMDb: 8,7

matrix

Larry ve Andy Wachowski kardeşlerin senaryosunu yazıp yönettiği üç serilik film gerçek ve gerçek dışı arasında gidip gelir. Bilgisayar yazılımcısı olan Thomas Anderson, iş dışındaki zamanlarında Neo takma adıyla hackerlık yaparken, Trinity ve Morpheus ile tanışır. Yaşadığı dünyanın sanal olduğu gerçeği ile baş başa kalan Neo, makineler tarafından uyutulan insanları kurtarmak için Matrix’e dönmek zorundadır. Matrix, gerçek dünyanın simülasyonudur. Yapay zeka ve insanlar arasında savaş başlamıştır. Film mitolojik ve dinsel öğelere göndermeler yaparken, temel fikrini Jean Baudrillard’ın Simülakrlar ve Simülasyon kitabında geçen teorilerinden alır.

Filmde Neo’yu Keanu Reeves, Morpheus’u Laurence Fishburne, Trinity’yi Carrie-Anne Moss oynar. İlk film ile birlikte oldukça fazla bir kitleye ulaşır ve gişede çok başarılı olur. Sanal dünya ve gerçeklik üzerine pek çok tartışmanın da kapısını açar. Filmde kullanılan uzun, deri pardösüler moda haline gelir.  Serinin birinci filmi ‘En İyi Ses Kurgusu’, ‘En İyi Ses Miksajı’, En İyi Görsel Efekt’, ‘En İyi Film Kurgusu’ dallarında Oscar ödülü almaya hak kazanır. Derin felsefesi ile izlenmesi gereken seri filmler listesinin başlarında gelir.

3. Star Wars (Yıldız Savaşları) – 1977 – IMDb: 8,7

Yıldız Savaşları: Yeni Bir Umut

George Lucas tarafından yönetilen serinin ilk filmi 1977 yılında yayınlanır. En iyi film serileri denilince ilk akla gelendir. Star Wars serisini sadece film olarak düşünmek neredeyse imkansızdır. İlk üç film üç yıl arayla çekilir. On altı yıl sonra ise serinin öncül filmleri devam eder. Ortaya tüm dünyada hayranları olan fenomen bir seri çıkar. Serinin ilk çekilen filmi olan Yıldız Savaşları filminin ismi, daha soran diğer filmlerle karışamaması için Yıldız Savaşları: Yeni Bir Umut olarak değiştirilir. Serinin sırası ise filmleri ise Gizli Tehlike, Klonların Saldırısı, Sith’in İntikamı, Yeni Bir Umut, İmparator, Jedi’nin Dönüşü, Güç Uyanıyor’dur. Ayrıca seriden bağımsız olan Rouge One: Bir Star Wars Hikayesi ise serinin tek bağımsız filmidir.

Karanlık tarafta bulunan Sithler ile aydınlık tarafın savaşçıları Jediler’in mücadelesi üzerine kurulan Star Wars’ta, ‘Güç’ evreni çevreleyen enerjinin adıdır. Taraflar arası geçen karakterlerde vardır. Darth Vader, tabii ki bunlardan en ünlüsü, serinin en çok sevilen kötü karakteridir. Darth Vader aynı zamanda, sinema dünyasının da en çok sevilen kötüleri arasında yer alır. Star Wars filmlerini değerlendirirken, sadece bir sinema filmi serisi olduğunu söylemek zor. Film, koleksiyonerleri olan, oyuncakları, t-shirtleri, kupaları, çantaları basılan, müzayedeler düzenlenen, milyonlarca fanı olan bir yapıttır.

2. The Lord of the Rings  (Yüzüklerin Efendisi) – 2001 – IMDb: 8,8

Yüzüklerin Efendisi

J.R.R. Tolkien’in Aynı adlı romanından uyarlanan filmin yönetmen koltuğunda Peter Jackson oturur. Görsel efektler ile güçlendirilmiş savaş sahneleri ile muhteşem bir seyir keyfi sunan serinin her bir filmi üç saat civarında sürer. 2001 yılında Yüzük Kardeşliği, 2002 yılında İki Kule, 2003 yılında ise Kralın Dönüşü vizyona girer. Orta Dünya’ya felaketten ve kandan başka bir getirisi olmayan güç yüzüklerinin sonuncusu amcası ölünce Frodo’ya kalır. Yüzük, Sauron’un eline geçmeden önce yok edilmelidir. Ancak, bir tek yerde yok edilmesi mümkündür; Mordor. Frodo ve arkadaşları Orta Dünya’yı felaketten kurtarmak için yola çıkarlar. Elfler, insanlar ve Hobbitler de birleşerek yola çıkar ve yüzük kardeşliği kurulur.

Gandalf, grubun en büyük yardımcısıdır. Yüzük o kadar kudretlidir ki, etkisi altına girmemek neredeyse imkansızdır. Ana temalarını dostluk, özgürlük, güven, iyi ile kötünün savaşı gibi konular oluşturur. Serinin ikinci filminde kahramanlarımız birbirinden ayrılır. Frodo ve Sam yola devam ederler. Yolda kendilerin takip eden Smeagol’un farkına varırlar ve tuzak kurarak onu yakalarlar. Kralın Dönüşü, yüzüğün artık Hüküm Dağı’na ulaştığı bölümdür. Orta Dünya’nın kaderi bu bölümde çizilir. Filmin başrollerinde  Elijah Wood, Liv Tyler, Orlando Bloom, Viggo Mortensen, Hugo Weaving, Cate Blanchett, Christopher Lee gibi isimler yer alır.

1. The Godfather (Baba) – 1972 – IMDb: 9,2

Baba 2

Sadece seri filmler arasında değil, tüm zamanların da en iyi filmleri arasında bulunan Baba filmi, Mario Puzo’nın aynı romanından uyarlanır. Yönetmen koltuğuna ise Francis Ford Coppola oturur. Başrollerde bulunan Marlon Brando ve Al Pacino’ya, James Caan, Diane Keaton, Robert Duvall gibi isimler eşlik eder. Üç filmlik seri, New York’ta Sicilyalı bir mafya ailesinin hikayesini konu alır. İlişkide oldukları politikacılar ve kanun insanları sayesinde gittikçe büyürler. Don Vito Corleone uğradığı suikastın ardından işleri yönetemeyecek duruma gelir, bu yüzden ailenin başına oğullarından birinin geçmesi gerekir. Savaş gazisi olan Michael ise, uzun süredir uzak durmaya çalıştığı aile işlerini üstlenir.

Baba filmi salt bir mafya filmi olmanın ötesine geçer. Aile ilişkileri, dönemim bunalımları, gelenekler üzerine de eğilir. Baba Don Vito aile geleneklerine bağlı, muhafazakar bir figür çizer. Michael ise daha yenilikçidir. İkinci film ise Michael Corleone ve Don Corloene ekseninde döner. Michael, aile işlerinin iyice başına geçerken, baba Vito Corleone’nin bir mafya liderine dönüşmesi flashbacklerle anlatılır. Üçüncü filmde de Michael’in ailesini suç dünyasından çıkartma ve iş dünyasına adapte etme çabaları vardır.

Sizi Dumura Uğratacak 30 Beyin Yakan Gizemli Film

Kimi filmler vardır ki izledikten sonra uzun bir süre kendinize gelemezsiniz. Siyah arka planda teknik ekibin ve oyuncuların ismi kaymaya başladığında derin düşüncelere dalar ve filmde olup bitenleri adeta tekrar yaşarsınız. Bu tip beyin yakan filmlerin her biri sinema seyircisinin kalbinde ayrı bir yere sahip.

30. Total Recall (Gerçeğe Çağrı) – 2012 – IMDB: 6,3

total recall

Oyuncu kadrosunda Colin Farell, Kate Beckinsale, Jessica Biel, Bryan Cranston gibi önemli isimlerin yer aldığı Total Recall filminin yönetmen koltuğunda Len Wiseman bulunuyor. Filmde çok sevdiği ve dünyalar güzeli olarak gördüğü eşiyle beraber hayatını sürdüren ama gayet sıradan bir işçi olarak çalışmaya devam eden Douglas, günlük yaşantısından sıkılır. Artık yeni arayışların içerisinde yer almak ister ve aslında yaşayabileceği en güzel şeylerin, süper bir ajanın anılarının içerisinde gizli olduğunu düşünmeye başlar. Başvurduğu Recall adlı şirkette meydana gelen bir çeşit prosedür hatası yüzünden beynine, yetkililerin aramakta olduğu bir ajanın hafızası yüklenmiş olur ve bu yüzden Douglas kendisini umulmadık ve son derece tehlikeli bir maceranın içinde bulur.

Sıkıcı hayatından şikayet ederken bir anda peşine bir polis grubu takmayı başaran Douglas, bir isyancı ile işbirliği yapmak zorunda kalır ve düzene karşı direniş gösteren bir yeraltı çetesinin liderine ulaşıp peşindeki Cohaagen adlı polis grubunu engelleme arzusu içine girer. Bir noktadan sonra yaşamakta olduğu gerçek ile belleğindeki hayalin arasında kaybolmaya başlayan kahramanımızın kaderi, gerçek kimliğini tekrar bulup onu ortaya çıkarmasına bağlıdır.

29. The Bone Collector (Kemik Koleksiyoncusu) – 1999 – IMDb: 6,7

the bone collector

Phillip Noyce’un yönetmen koltuğunda oturduğu film, Jeffery Deaver tarafından yazılan kitaptan beyazperdeye uyarlandı. Oyuncu kadrosunda Angelina Jolie, Denzel Washington, Queen Latifah, Michael Rooker gibi isimlerin yer aldığı filmde New York’ta yaşayan ve son derece saygın bir imaja sahip olan Lincoln Rhyme’in hikayesi anlatılıyor. Ülkenin en yetenekli kriminologlarından biri olan Lincoln, bir gün ciddi bir biçimde yaralanır ve bedeninin önemli bir kısmı felç olur. Henüz yirmili yaşlarda bir kadın polis olmasına karşın hayata karşı direnci düşük ve kendini sürekli yorgun hisseden Amelia, Rhyme ile tanışır. Hayattan yer yer ağır darbeler yiyen bu ikilinin beraber çalışmaya başlaması yeni hikayelere malzeme çıkartır.

Gerilim ve polisiye türünde olan The Bone Collector filmi, seyri boyunca seyircideki merakı canlı tutar ve izleyenler, hem oyuncuların güzel performansı hem de filmin yarattığı gizemin etkisiyle son derece heyecanlı bir iki saate yelken açar.

28. 1408 – 2007 – IMDb: 6,8

1408

Dünyaca ünlü yazar Stephen King tarafından kaleme alınan 1408 adlı kısa öykünün beyaz perde uyarlaması olarak karşımıza çıkan bu film, totalde üç değişik finale sahip olmasıyla izleyiciyi şaşırtan yapımlar arasında yer alıyor. 2007 senesinde gösterime giren ve Amerikan yapımı olan bu filmin yönetmen koltuğunda ise Mikael Hafstrom oturuyor. John Cusack, Samuel L. Jackson, Tony Shalhoub, Mary McCormack gibi dünyaca ünlü oyuncuların da kadroda yer aldığı film için 25 milyon dolarlık bir bütçe harcandı. Gerilim ve korku türünde karşımıza çıkan yapım, yayınlandığı dönemde Stephen King için The Green Mile’den sonra en iyi ikinci ticari kazancını elde etti.

Filmin hikayesine gelecek olursak; ana karakterimiz Mike Enslin olağanüstü olayların gerçekleştiğine yönelik iddiaların ortalıkta dolaştığı yerler hakkında araştırma yapar. Bu araştırmaları neticesinde yazarlık mesleği gereği bir kitap çıkarmak için çabalar. Yayınlanan son kitabı “En Korkutucu On Otel” okurla buluştuktan sonra kendisine gelen bir kartta New York şehrinde bulunan Dolphin otelinin 1408 numaralı odasına asla gitmemesi gerektiğine yönelik bir uyarı ile karşılaşır. Mike Enslin otel müdürünü zorla da olsa ikna ederek odaya yerleşir. İlk etapta her şey gayet normal gözükür fakat daha sonra enteresan olaylar olmaya başlar. Ana karakter ilk etapta bunun bir çeşit kandırmaca olduğunu düşünür. Daha sonra kaçmaya çalışır ama çıkış pek de mümkün olmaz. İşte gizem ve heyecan tam da burada başlar.

27. Triangle (Şeytan Üçgeni) – 2009 – IMDb: 6,9

triangle

Fantezi, gizem ve korku türündeki Triangle filmi Christopher Smith tarafından kaleme alındı ve yönetildi. Jess rolüyle başrolde yer alan Melissa George’a filmde Tommy karakteriyle Joshua McIvor, Greg rolüyle Michael Dorman ve Victor rolüyle Liam Hemsworth eşlik ediyor. Yakın zamanın dikkat çeken esrarengiz filmlerinden birisi olan Triangle’da işleniş itibariyle şaşkınlık verecek olan olay örgüsü ve sürpriz final izleyenlerin beğenisini kazandı.

Filmde ana karakter Jess, arabası ile seyir halinde ilerlerken bir martıya çarpar ve bu önemsiz gibi görünen olay aslında hayatı için son derece önemli ve büyük bir trafik kazasına dönüşür. Jess, farkında olmasa da hayatının değişmesine sebep olacak bir kaza yapmıştır. Arkadaşları ile bir yat gezisine çıkan Jess, içten içe aslında bir şeylerin yolunda gitmediğini düşünür fakat ne olduğuna dair en ufak bir fikri bile yoktur. Sadece içinde kötü bir his olduğunun farkındadır ve bunun temelini anlamaya çalışır. Yat gezisi sırasında fırtına çıkınca Jess’in içerisindeki huzursuzluk daha da artar. Gayet ilginç ve sürprizlerle dolu bir olay örgüsüne şahit olunan Triangle’da Jess, olayların sorumlusunu bulmaya çalışır.

26. Enemy (Düşman) – 2013 – IMDb: 6,9

enemy

İspanya ve Kanada ortak yapımı bir proje olan Enemy, Dennis Villeneuve’nin imzasını taşıyor. Başrolde gizem konulu filmlerin başarılı oyuncusu Jake Gyllenhaal’ın yer aldığı filmin oyuncu kadrosunda Melanie Laurent, Sarah Gadon, Isabella Rosellini gibi isimler de bulunuyor. Jake Gyllenhaal tarafından başarıyla canlandırılan karakter için yönetmenin ilk olarak Javier Bardem ve Christian Bale’e gitmiş ve eli boş dönmüş olması ise film hakkındaki enteresan bilgilerden biri.

Enemy filmi, üniversitede bir tarih hocası olarak çalışan Adam’ın okul ile ev arasında süregelen sıkıcı hayatını konu alıyor. Adam, kız arkadaşının da tavsiyesi üzerine bir gün bir film seyreder ve seyrettiği filmde kendine son derece benzeyen birini görüp bu kişinin peşine düşer. Adam, kendine çok benzeyen Anthony’i bulduktan sonra işler biraz karışır ve hikaye başlar. Jose Saramago’nun romanından beyazperdeye taşınan film öylesine gizemle doludur ki bazı sahnelerde görülen örümceklerin sırrı açığa çıkmasın diye oyunculara ve teknik ekibe özel bir gizlilik anlaşması imzalatılmış. 

25. Deja Vu – 2006 – IMDb: 7,0

deja vu

İngiltere ve ABD ortak yapımı bir film olan Deja Vu, filme adını veren kavramın hayatımızda büyük bir yer edinmiş olması ile birlikte oldukça büyük bir öneme sahip. Günümüzde vizyona giren birçok film için de önemli ilham kaynağı olması filmi, dünya sinemasının önemli yapıtları arasına koyuyor. Deja Vu’nun yönetmen koltuğunda Tony Scott oturuyor. Bilim kurgu, aksiyon ve polisiye türleri altında kategorize edilen bu filmin oyuncu kadrosunda Denzel Washington, Jim Caviezel, Paula Patton, Val Kimer gibi isimler yer alıyor.

Film, son derece gelişmiş teknolojik imkanlardan faydalanarak geliştirilen cihazlar aracılığıyla insanların geçmiş yaşantıları da dahil olmak üzere tüm hayatlarını mercek altına alabilme özelliğine sahip olan bir sistemin varlığından yola çıkıyor. Carlin adlı ajanımız bu sistemde görev alan bir yetkili ve New Orleans şehrinde meydana gelen ve gündemi adeta derinden sarsan bir patlama yüzünden yaşamının belki de en zor soruşturması ile yüzleşmek durumunda. Dahil olduğu mesele gereği zamanda geriye doğru yolculuğa çıkıp yaşanan olayların akışına müdahale etmek zorunda kalan Carlin, tam anlamıyla farkında olmasa da oldukça riskli bir işin içinde kendisini bulur ve olanlar da bundan sonra olur.

24. Coherence (Paralel Evren) – 2013 – IMDb: 7,2

coherence

2013’te seyirciyle buluşması ile birlikte izleyicinin beyninde fırtınalar koparan filmler sıralamasında önemli bir yerde kendine yer tutan Coherence, bilim kurgu ve gerilim türünde bir yapıt. İngiltere ve Amerika Birleşik Devletleri ortak yapımında çekilen filmin yönetmen koltuğunda James Ward Byrkit oturuyor.

Emily Baldoni’nin başrolde yer aldığı ve oyuncu kadrosunda Maury Sterling, Elizabeth Gracen, Lorene Scafaria, Nicholas Brendon, Hugo Armstrong, Lauren Maher, Alex Manugian, Alexis Boozer Sterling, Kelly Donovan gibi isimlerin yer aldığı filmde bir arkadaş grubu, akşam yemeğinde buluşma planlarını gerçekleştirmek üzere toplanırlar. Keyifli bir yemek için tüm şartlar elverişlidir. Ayrıca o akşam bir kuyruklu yıldız, dünyaya çok yakın bir konumdan geçecek ve güzel manzaraların ortaya çıkmasına uygun bir ortam hazırlayacaktır. Fakat kuyruklu yıldızın geçişi olağanüstü durumların vuku bulmasına sebep olur ve evde elektriklerin kesilmesiyle gizemli olayların başlangıcı gerçekleşir. Çünkü yalnızca kendilerinin bulunduğu evde elektrikler gider.

23. Limitless (Limit Yok) – 2011 – IMDb: 7,4

limitless

Kafa açan filmler listemizde sırada Limitless (Limit Yok) var. Neil Burger’ın yönetmen koltuğunda oturduğu bu sinema filmi, başarılı yazar Alan Glynn’in çok satanlar listesinde uzunca süre kendisini zirvede yer tutan ilk romanından uyarlandı. Bradley Cooper, Robert De Niro ve Abbie Cornish’in başrolde yer aldığı film, Eddie’nin macerasına odaklanıyor.

Pek parlak bir hayata sahip olmayan ve gelecek konusunda da etrafa açıkçası pek ışık saçmayan bir karakter olan Eddie, New York şehrinde son derece düzensiz bir yaşam içerisindedir. Bir yazar olarak karşımıza çıkan Eddie’nin başarılı olduğunu söyleyemeyiz. Kız arkadaşından ayrıldıktan bir gün sonra eski bir arkadaşı ile yol üzerinde karşılaşan Eddie’nin yaşamı birdenbire değişir. Eski dostun Eddie’ye vermiş oduğu hap, beyin hücrelerinin tam anlamıyla fonksiyonel bir şekilde çalışmasını sağlar ve bu ilacı kullanan Eddie’nin adeta dünyası değişir. Hayata yepyeni bir gözle bakmaya başlar. Hap kullandıktan sonra çekicilik, yüksek zeka ve paraya da sahip olmaya başlayan Eddie, aradan çok vakit geçmeden bu ilacın yan etkileri ile tanışır. Hap sayesinde güzel bir hayata sahip olan ama daha sonra yan etkiler yüzünden birtakım sıkıntılar çeken Eddie’nin öyküsü gerçekten izlenmeye değer seviyede.

22. Source Code (Yaşam Şifresi) – 2011 – IMDb: 7,5

source code

Duncan Jones’un çıtayı bir tık daha yukarı taşıdığı 2011 yapımı film projesi Source Code kendisini gelişen olayların arkasından bir anda devlet desteği ile yürütülen gizli bir deneyin içerisinde bulan askerin heyecanla dolu hikayesini işliyor. Başrolde Jake Gyllenhaal’in yer aldığı ve oyuncu kadrosunda Michelle Monaghan, Vera Farmiga, Jeffrey Wright gibi isimlerin bulunduğu Source Code filmi; aksiyon, gerilim ve bilim kurgu türlerini harmanlanmış olduğu bir eser.

Uyandığında kendisini hızlı trende bulan fakat neden burada uyandığına dair kafasında en ufak bir fikir kırıntısı dahi olmayan Colter Stevens, Jake Gyllenhaal tarafından canlandırılan bir yüzbaşıdır. Karşısında hiç tanımadığı Christina’yı bulan Yüzbaşı Colter, kadının hareketlerine bakarak kendisini tanıdığını düşünmeye başlar. Colter, aynaya bakınca kendi yüzünü değil de başka birisinin yüzünü görür ve şok olur. Cüzdanına baktığında ise sınıf öğretmeni olarak çalışan Sean Fentress adlı bir vatandaşın kimliğiyle karşılaşır. Gizem ve macera da tam olarak burada başlar. 

21. Dark City (Karanlık Şehir) – 1998 – IMDb: 7,7

dark city

Dünya üzerinde milyonlarca hayrana sahip olan ve en iyi gizem filmlerinden biri kabul edilen Dark City adlı yapım Alex Proyas tarafından hayata geçirildi. Hem yönetmen hem de senarist olarak filmde görev alan Proyas’ın ortaya çıkardığı eseri gizem ve bilim kurgu çatısı altında harmanlamak mümkün. William Hurt, Richard O Brien, Refus Sewell, Jennifer Connelly gibi isimlerin başrollerde yer aldığı Dark City filmi John Murdoch’un hikayesi üzerine kurulu.

Bir sabah kendisini bir otel odasında bulan John, buraya nasıl geldiğini hiçbir şekilde bilmez ve vahşi bir şekilde işlenen cinayetlerden “katil” olarak sorumlu tutulduğunu öğrenir. Hafıza kaybı yaşadığını düşündüğü için cinayetlerin hakikaten sorumlusu olup olmadığını da bir türlü anımsayamayan karakterimiz Dedektif Burmstead tarafından aranılır. Gerçek kimliğini öğrenmek ve kendisini içinde bulduğu tüyler ürpertici bilmeceyi çözmek isteyen John, önemli bir mücadelenin içine girer.

20. The Machinist (Makinist) – 2004 – IMDb: 7,7

the machinist

2004 yapımı İspanyol film olan Makinist’in orijinal ismi El Maquinista’dır ve hikayesi Scott Kosar tarafından kaleme alınmış filmin yönetmen koltuğunda ise Brad Anderson oturmuştur. Başrolde ise performansıyla önemli bir kitleyi kendine hayran bırakan Christian Bale yer alır. Bale, filmde Trevor Reznik adlı karaktere hayat verir. Çeşitli yarışmalarda yedi ödül birden toplamayı başaran film için başrol oyuncusu Christian Bale özel bir diyet uyguladı ve 82 kiloyken inanılmaz bir performans sergileyip 54 kiloya kadar düşmeyi başardı. Film ekibi ilk etapta Bale’in 45 kiloya düşmesini istedi fakat sağlık endişesi yüzünden bu fikirden vazgeçildi. Bir aktörün film için 28 kilo vermiş olması o dönemin en büyük rekoru olarak tarihe geçti. Film her ne kadar İspanyol yapımı olsa da İngilizce çekildi.

Sanayide bir torna ustası olarak çalışıp hayatını kazanan ama bir yandan da insomnia (uyku bozukluğu) rahatsızlığı ile başı belada olan Trevor’un hikayesini işleyen filmde ana karakterimiz neredeyse bir senedir hiç uyumaz ve her geçen gün daha da zayıflar. Bir süre sonra adeta bir iskelet gibi görünmeye başlayan Trevor’dan iş arkadaşları ürkmeye başlar. Bir süre sonra ana karakterimizin içine girdiği bir kaza yüzünden işçilerden biri kolunu kaybeder ve iş arkadaşları Trevor’a cephe almaya başlar. Hikaye de tam burada başlar. Yaşadığı şeylerin uykusuzluk yüzünden vuku bulan halüsinasyonlar mı yoksa arkadaşlarının kurduğu gerçek komplolar mı olduğunu düşünmeye başlayan Trevor’un yaşamı ilginç bir hal alır.

19. Zodiac – 2007 – IMDb: 7,7

zodiac

David Fincher’in yönetmen koltuğunda oturduğu bir diğer etkileyici sinema filmi olan Zodiac, 2007 yılında vizyona girdi ve filmin oyuncu kadrosuna baktığımız zaman Jake Gyllenhaal, Mark Ruffalo, Robert Downey Junior, Anthony Edwards gibi birbirinden başarılı isimleri görüyoruz. Film, Amerika’da 1960’lı senelerin sonlarından itibaren batı sahilleri civarında seri cinayetler işleyen, aynı zamanda kendisine Zodiac mahlasını takarak bu faaliyetlerini sürdüren bir katilin hikayesinden beyazperdeye uyarlandı. 21. yüzyılın en iyi sinema filmleri arasında da kendine yer bulmayı başaran Zodiac, Robert Graysmith’in öyküsünü seyirciye aktarıyor.

Film, Zodiac’ın ikinci kez insan öldürmesi ile başlar ve bu esnada Graysmith San Francisco şehrinde çalışmaya başlar. Katilin seri cinayetleri bir bir devam eder fakat polis bir türlü ipucuna ulaşamaz. Bir süre sonra ülkenin önemli gazetelerine Zodiac mahlası ile mektuplar iletilmeye başlanır. Seneler geçince cinayetler azalır ama mektuplar tek tük de olsa gitmeye devam eder. On sene sonra katil unutulmaya başlanır ama Graysmith olayın üstünde çalışmaya başlar. Filmin çarpıcı hikayesi de tam olarak burada ortaya çıkar.

18. The Game (Oyun) – 1998 – IMDb: 7,8

the game

David Fencher’in gizemli filmler listesinde yer alan ve seyirciye kaliteli zaman garantisi veren sinema filmi The Game’in oyuncu kadrosunda Michael Douglas, Sean Penn gibi isimler başta olmak üzere birbirinden başarılı oyuncular yer alıyor. 50 milyon dolarlık bir bütçe ile hazırlanan ve 1998 senesinde gösterime giren sinema filmi Nicholas Van Orton adlı karakterin hikayesini seyirciye yansıtıyor.

Filmde gayet zeki, başarılı ve kurnaz bir dolar milyoneri iş adamı olarak karşımıza çıkan Nicholas Van Orton, tüm yatırımlarının ve ikili ilişkilerinin kontrolünü elinde tutmaya alışık birisidir. Fakat Orton’un bu gayet düzenli şekilde işleyen hayatı, sorumsuz ama etkileyici bir karaktere sahip olan küçük kardeşi Conrad’ın kendisine verdiği sürpriz bir doğum günü hediyesi ile bütünüyle değişir. Kendisine hediye edilen bu gizemli oyun kahramanımızın günlük hayatına doğrudan etki eder ve garip etkilerin ortaya çıkmasına sebep olur. Oyunu oynamaya başladığında ucunda büyük bir ödül olduğunu fark eden Nicholas, kurallar ve oyunun amacı hakkında pek fikir sahibi değildir. Oyun oynadığı süre içerisinde Nicholas’ın başına gelen olayların hangisi gerçek hangisi oyunun bir parçası? İşte filmin beyin yakıcı ve gizem dolu kısmı tam da burası.

17. Edge of Tomorrow (Yarının Sınırında) – 2014 – IMDb: 7,9

edge of tomorrow

ABD ve Avustralya yapımı ortak bir film olan ve aksiyon, bilim kurgu sınıfına giren film, tam anlamıyla beyin yakan bir ürün. Tom Cruise ile Emily Blunt’ın başrollerini paylaştığı film, Japonyalı yazar Hiroshi Sakurazaka’nın kaleme aldığı “All You Need is Kill” isimli kısa bir romandan sinemaya uyarlandı. Filmin hikayesi o kadar etkileyici ve baş döndürücü ki yapımcı olarak projeye sahip çıkıp sinemada can bulmasını sağlayan Jeffrey Silver, Edge of Tomorrow’un senaryosunu çok beğendiğini ve şimdiye dek savaşla ilgili karşılaştığı en orijinal senaryo fikri olduğunu belirtiyor. Baş karakter olarak karşımıza çıkan Cage’in yaşadığı zaman döngüsü, içinde olduğu günü tekrar ve tekrar yaşaması fikrini çok beğenen Silver, bu filme bayıla bayıla yapımcı olduğunu her fırsatta belirtiyor.

Dünyayı yakın bir gelecekte ele geçiren Mimics isimli bir uzay birliği, pek çok büyük şehri ortadan kaldırır ve milyonlarca vatandaşın ölümle karşı karşıya kalmasına sebep olur. Dünya üzerindeki tüm ordular insanlığın geleceği için birleşmek ve beraber savaşmak durumunda kalır. Güç birliği dışında ikinci bir şanstan söz etmek mümkün değildir. Daha önce hiçbir şekilde bu savaşlara katılmayan Subay Cage, tecrübesiz bir asker olmasına rağmen bu göreve katılır ve bu onun için bir nevi intihar anlamına gelir. Kendini kırılmaz bir döngünün içinde bulan Cage, hem gerçeklikle hem de istilacılarla mücadele etmek durumunda kalır.

16. Last Year At Marienbad (Geçen Yıl Marienbad’da) – 1961 – IMDb: 7,9

last year at marienbad

Drama ve gizem türündeki bu film Venedik Film Festivali’nde aldığı Altın Aslan ödülü ile tüm dünyanın dikkatini çekmeyi başarmış ve dünya genelinde eleştirmenlerden büyük övgü almıştı. Last Year at Marienbad filminin yönetmenliğini Alain Resnais üstlendi. Filmin oyuncu kadrosunda ise Delphine Seyrig, Giorgio Albertazzi, Françoise Bertin, Sacha Pitoeff gibi isimler yer aldı. Adeta bir bilmece havasında seyirciye aktarılan film, gizemli ve tuhaf bir rüyayı andırıyor. Otel olarak işletilen harika bir şatoda birbirlerini gören bir erkek ile kadın hep daha önce nerede karşılaştıklarını öğrenmek ister ve geçmişlerini ararlar. Kim bilir, belki de hiç karşılaşmamışlardır. Çapraşık geri dönüşler ile seyirciye aktarılan film, Hollywood tarihindeki melodramlar arasında sürrealist bir parodiyle işlendiği için ayrı bir yere sahip.

BAFTA ve Oscar ödüllerinde de “en iyi film” dalında aday gösterilen filmin karakterleri A, X, M gibi harflerle isimlendirilir. Filmde aktarılan şeylerin hangisinin gerçek hangisinin kurgu olduğunu çözmek ise hakikaten seyirciyi beyin yakacak bir düşünceye iter.

15. Magnolia (Manolya) – 1999 – IMDb: 8,0

magnolia

Paul Thomas Anderson’un imzasının bulunduğu Magnolia filmi Ricky Jay adlı karakterin anlatıcı olarak karşımıza çıktığı bir yapım. Oyuncu kadrosunda Tom Cruise, Philip Baker, J. Moore Hall gibi isimlerin yanı sıra Seymour Hoffman, William Macy, John Reilly gibi oyuncuların da yer aldığı film zamanında Altın Küre ödülünü de kazanmıştı. Tom Cruise ise bu filmdeki performansı ile Oscar Ödülleri’nde en iyi yardımcı erkek oyuncu olarak aday gösterilmişti. Filmin yazarı ve yönetmeni olarak karşımıza çıkan Anderson da Manolya filmi için tüm yaşamı boyunca yapabileceği en iyi sinema ürünü tanımlamasını yapmıştı.

Birbiri ile uzaktan ya da yakından herhangi bir şekilde ilişkisi bulunan bir grup insan topluluğunun tesadüflere dayanan hikayesini seyirciye aktaran filmde polis memuru Jim, kokain bağımlısı Claudia, televizyonların sevilen bilgi yarışmasının sunucusu Jimmy, Claudia’nın babası, yarışmanın başarılı adamı Stanley ve yarışmanın eski şampiyonu Donnie gibi karakterler yer alır. Birbiriyle çok yakından alakası olmayan bu on karakterin hikayesi olağanüstü bir noktaya evrilir.

14. Shutter Island (Zindan Adası) – 2010 – IMDb: 8,1

shutter island

Martin Scorsese’in yönetmen koltuğunda oturduğu ve Leonardo DiCaprio, Mark Ruffalo, Ben Kingsley, Michelle Williams gibi başarılı isimlerin oyuncu kadrosunda yer aldığı ve seyirciye adeta nefes almayı unutturacak bir başyapıt olarak karşımıza çıkan Shutter Island, Dennis Lehane’in ünlü romanından sinemaya uyarlandı. DiCaprio’nun başrolde olduğu filmde; Teddy Daniles ile Chuck Aule adlı iki polis memuru, Rachel Solando isimli ruhsal dengesini yitirmiş bir hastanın kaybolmasının ardından önemli bir yolculuğa çıkar. İkilinin adresi Shutter ismiyle bilinen ve psikolojik bozukluklara sahip kişilerin tedavi gördüğü bir ada olur. Bu adada yer alan Ashecliffe Hastanesi’ne soruşturma için gelen polis memurlarını esrarengiz olaylar bekler. Adada ve hastanede polis memurlarının karşılaştığı isyan tablosu ve işlerin çığrından çıkması soruşturmayı zora sokar ve bir süre sonra rüya ile gerçek ayrımı çıkmaza girer.

Sürpriz bir sona sahip olup düşündüren filmler arasında kendine yer bulan Shutter Island; hikayesi, oyunculuk ve yönetmen başarısı, çekim teknikleri ve yarattığı gizem ve gerilim hissi ile milenyumda hayatımıza girip efsaneler arasında kendine yer bulmayı başarabilmiş bir film.

13. The Truman Show – 1998 – IMDb: 8,1

truman show

Jim Carrey’nin başrolde olduğu ve belki de kariyerinin en önemli performansına imza attığı The Truman Show ilk etapta bir komedi ve dram filmi gibi görünse de finalde yaşanan şeylerle beraber seyircinin derin düşüncelere dalmasına yardımcı oluyor. Yaşadığımız dünya ile ilgili birçok olayı sorgulamamıza sebep olabilecek ve kısa vadede hayata daha farklı bir gözle bakmamızı sağlayabilecek bu filmin yönetmen koltuğunda Peter Weir oturuyor, senaryo ise Andrew Niccol tarafından kaleme alındı.

Filmde Truman karakteri, adeta kartpostallara konu olacak kalitede, son derece güzel bir adada hayatını sürdürür. Truman’ın çok sevdiği bir eşi ve üzerine çalıştığı bir işi vardır. Fakat Truman’ın hayatı aslında bir televizyon şovunun parçasıdır ve kendisi hariç herkes bunun bir oyun olduğunu bilir. Truman gerçeğe ulaşabilecek midir, içerisinde yaşadığı yalan ama renkli dünyaya devam edecek mi yoksa gerçek ama kendisinin çok yabancı olduğu o dünyaya gidecek midir? Ufak detaylar ile birden fazla kırılma noktasına sahip filmi izledikten sonra kendi hayatınız hakkında da ufak sorgulamalar yapacağınızdan ve beyninizin bir süre bu filmin etkisi altında kalacağından emin olabilirsiniz.

12. A Beautiful Mind (Akıl Oyunları) – 2001 – IMDb: 8,2

akıl oyunları

Milenyumla beraber hayatımıza giren en önemli filmlerden birisi olan A Beautiful Mind, Russel Crowe’un harika performansı ve güzel kurgusu ile kısa sürede dünya sinemasının başarılı projeleri arasında yer almıştı. Nobel Ödülü’ne sahip Amerikalı bir matematikçi olan John Nash’in yaşamına odaklanan filmin yönetmenliğini Ron Howard yaptı. Sylvia Nasar’ın kitabından beyazperdeye uyarlanan bu projede John Nash, oyun kuramı alanında büyük başarılar elde etmiş fakat psikolojik bozukluklara sahip bir matematikçidir.

Öğrencilik döneminde hayaller görmeye başlayan ve mezuniyetinin ardından kendisine paranoid şizofreni teşhisi koyulan Nash, hastalığının farkına varmaz. Bir konferans esnasında tesadüfen bir psikiyatrist ile karşılaşınca olayların akışı birdenbire değişir ve akademik çalışmalarından uzaklaşmak durumunda kalıp hastaneye yatar. Nash’in burada daha da ilginçleşmeye başlayan çarpıcı hikayesinin konu alındığı film seyirciyi hem duygulandırır hem de şaşırtır.

11. 2001: A Space Odyssey (2001: Uzay Macerası) – 1968 – IMDb: 8,3

2001 a space odyssey

Neredeyse yarım yüzyıl önce çekilmiş olmasına rağmen günümüzde hala popülaritesini koruyan filmlerden biri olan 2001: A Space Odyssey oldukça ilginç bir yapıt. Zira bu, öyle bir film ki ilk çıktığı dönemde sevenleri olduğu kadar sevmeyenleri ve nefret edenleri de oldu. Kısaca 2001 ismiyle de bilinen bu filmde; ıssız bir mekanda bir takım primatlar yemek için kavga içerisindedir ve bir anda hemen yanlarında ortaya çıkan esrarengiz, gizemli bir taş yüzünden kavgaları bölünür. Ani bir şekilde meydana çıkan bu taş, primatların ilk kez alet kullanabilmesini mümkün kılacak bir gücün ortaya çıkmasını sağlar. Bu sayede evrimin en büyük adımlarından biri olarak kabul edilen akıl kullanımı gerçekleşmiş olur ve insanlar için şafak vakti gelir.

Film ile ilgili en önemli detaylardan bir ide Ay yüzeyini tasvir etmek için bir seneden uzun bir vaktin harcanmış olması ve bu çalışmaların yapıldığı esnada henüz insanların aya ayak basmamış olmasıdır. Neil Amstrong aya gittikten sonra Kubrick’in filmdeki detaylarının ne kadar kusursuz olduğu da gün yüzüne çıkınca filmin değeri ikiye katlanır.

10. Oldboy (İhtiyar Delikanlı) – 2003 – IMDb: 8,4

oldboy

2003 Güney Kore yapımı filmin yönetmen koltuğunda Park Chan Wook oturuyor. Aynı isimli bir Japon manga serisinden sinemaya uyarlanan film, 2004 yılında düzenlenen Cannes Film Festivali’nden ise Büyük Ödül’ün sahibi olarak ayrılmayı başardı.

Filmin ana karakterlerinden birisi olan Oh Dae Soo isimli adam bir gün beklenmedik bir biçimde kaçılır ve kaçıran kişiler tarafından kendisi 15 sene boyunca bakımsız, eski bir hücre içerisinde tutulur. Konu hakkında hiçbir açıklama yapılmaz ve karakterimiz bir gün serbest kalır. Oh Dae Soo’ya para, kaliteli kıyafet ve cep telefonu verilir. Adam, başına neden böyle bir durumun geldiğini ve bu olayların nasıl geliştiğini anlamak ve intikamını almak için oldukça kararlı bir ruh haline bürünür. Serbest bırakılmasının daha büyük planların bir parçası olduğunu düşünen karakterimiz gerçeği bulmak için gizemli ve sürprizlerle dolu bir yolculuğa çıkar. Dünyanın çeşitli ülkelerinde onlarca ödül almayı başarmış bu filmi izlemenizi kesinlikle tavsiye ediyoruz.

9. The Prestige (Prestij) – 2006 – IMDb: 8,5

the prestige

Amerika ve İngiltere’nin ortak yapımcılığında hazırlanan ve yönetmen koltuğunda Christopher Nolan’ın yer aldığı çarpıcı filmlerden bir diğeri ise The Prestige’dir. Christopher Priest adlı yazar tarafından kaleme alınan aynı adlı kitaptan beyazperdeye aktarılan film, dünya tarihinin gizem dalında en beğenilen on filmi arasında da yer alır. Hugh Jackman ve Christian Bale’in başrolde yer aldığı filmde Scarlet Johansson, Michael Caine, Rebecca Hall, Piper Perabo gibi başarılı yıldız isimler de bulunuyor.

Daha önceden beraber çalışan iki sihirbazın birdenbire rekabete ve hatta zaman zaman düşmanlığa evrilen hikayesinin işlendiği Prestij filminin konusu 19. yüzyıl İngiltere’sinin Viktorya Çağı olarak adlandırılan zamanında geçer. 79. Oscar Ödülleri’ne aday olsa da herhangi bir ödül kazanamayan ama seyircinin kalbinde taht kuran film olay örgüsü ve finaliyle oldukça ilginç bir yapıya sahip. Hikaye hakkında verilecek daha fazla detay spoiler etkisi yaratabileceği için size daha fazla ipucu vermek istemiyoruz ama filmin IMDb puanına bakarak bile ne kadar izlemeye değer olduğunu anlayabilirsiniz.

8. Rear Window (Arka Pencere) – 1954 – IMDb: 8,5

rear window

Yarım asrı aşkın bir süre önce çekilmesine rağmen sinema tarihinde önemli bir yere sahip olan Rear Window’un yönetmen koltuğunda usta isim Alfred Hitchcock oturuyor. Cornell Woolrich’in kısa hikayesinden beyazperdeye uyarlanan sinema filminin oyuncu kadrosunda James Stewart, Grace Kelly, Thelma Ritter, Wendell Corey, Judith Evelyn, Raymond Burr, Ross Bagdasarian, Frank Cady, Sara Berner gibi isimler yer alıyor.

Filmde fotoğrafçı olarak karşımıza çıkan ana karakterimiz L. B. Jeffries bir kaza geçirir ve bu kaza neticesinde bacağını kırar. Bacağını kırdığı için hareket özgürlüğü kısmen yitiren Jeffries, New York şehrinde yer alan apartman dairesinde bir nevi zorunlu bir tatil geçirmek durumunda kalır ve bu tatil esnasında dairesinin arka penceresinden komşularını teleskop aracılığıyla dikizlemeye başlar. Teleskop eşliğinde arka pencerede geçirilen ve eğlenceli geçmesi beklenen vakit, bir yerden sonra gerilim dolu bir hikayenin doğmasına ve filmde heyecanın tavan yapmasına sebep olur. Gerilim sinemasının önemli isimlerinden Hitchcook’un başyapıtlarından biri kabul edilen Rear Window’u, bu türü sevenlerin kesinlikle izlemesi gerekiyor.

7. Memento (Akıl Defteri) – 2000 – IMDb: 8,5

memento

Başarılı yönetmen Christopher Nolan’ın imzasıyla vizyona giren ve üzerinden onca yıl geçmesine rağmen popülerliğini hala korumayı başaran Memento, Leonard Shelby adlı bir karakterin hikayesine odaklanıyor. Filmde Leonard’ı Guy Pearce canlandırıyor. Pearce’a filmde Carrie Anne Moss, Jorja Fox, Joe Pantoliano gibi isimler de eşlik ediyor. Gerilim ve gizemin adeta tavan yaptığı bir film olarak hafızalara kazınan Memento, Jonathan Nolan’ın “Momento Mori” adlı kısa hikayesinden sinemaya uyarlandı. Psikolojik gerilim türünün de başarılı bir örneği olarak kabul edilen film 117 sinema eleştirmeni tarafından hazırlanan içinde olduğumuz yüzyılın en başarılı filmleri arasında kendine yer bulmayı da başardı.

Karısını öldürenlerden intikam almak isteyen Leonard, son derece az rastlanan ve tedavisi pek mümkün olmayan bir hafıza kaybı rahatsızlığına sahiptir. Leonard, yalnızca nakit para kullanan ve ucuz otel odalarında hayatını geçiren birisi. Gayet şık kıyafetler giyer, Jaguar marka araba kullanır ve dışarıdan bir iş adamı gibi görünür. Her ne kadar eşinin ölümünden önceki yaşananları hatırlasa da yeni olayları hatırlayamayan Leonard’ın öyküsü film ilerledikçe çok daha enteresan bir hale bürünür.

6. Interstellar (Yıldızlararası) – 2014 – IMDb: 8,6

interstellar

Christopher Nolan’ın kardçlleşi Jonathan ile beraber hikayesini kaleme aldığı ve tek başına yönetmen koltuğunda oturduğu Interstellar filminin başrolünde Matthew McConaughey bulunuyor. Oyuncu kadrosunda güzel oyuncu Anne Hatheway’in yanı sıra J. Chastain ve Michael Caine gibi başarılı isimler de yer alıyor. Film, bir astronot topluluğunun uzayda solucan deliğinden geçip insanlar için yeni bir hayat alanı bulma çalışmasını konu alıyor.

Filmdeki hikayeye göre; içinde yaşadığımız dünya, tahıl ürünlerinde yaşanan sorun sebebiyle medeniyetin gerilemesi ile kötü bir hal alır ve NASA’da önceden pilot olarak görev alan Cooper’ın kızının yaşadığı bir olay asıl hikayenin başlamasına sebep olur. Cooper’ın on yaşındaki küçük kızı bahçede bir şeylerle karşılaşınca ve babasını durumdan haberdar edince astronot ekibi yeni bir hayat için uzayda arayışa başlar. Bu arayış beynin sınırlarını zorlayan anlara da sebep olur ve yaklaşık üç saatlik süre boyunca seyircinin oldukça kaliteli zaman geçirmesini sağlar.

5. Se7en (Yedi) – 1995 – IMDb: 8,6

se7en

David Fincher’in imzasını taşıyan ve polisiye, gerilim türündeki harika filmlerden bir diğeri olan Se7en, 1995 yılında yayınlanmasın rağmen günümüzde hala ilgiyle izlenmeye devam ediyor. Usta oyuncu Morgan Freeman, o dönemde yeni yeni parlamaya başlayan Brad Bitt, John C. McGinley, Gwyneth Paltrow, Kevin Spacey, Daniel Zacapa, Andrew Kevin Walker gibi güçlü bir oyuncu kadrosuna sahip olan film yedi ölümcül günahı işleyenleri kendi yöntemiyle cezalandıran bir seri katilin hikayesini konu alıyor. Filmde Morgan Freeman ile Brad Pitt’i iki detektif olarak izleyeceksiniz. Hristiyanlık inancına göre yedi ölümcül günah arasında yer alan kıskançlık, şehvete düşkünlük, oburluk, tembellik, kibir, açgözlü olmak, yıkıcılık filmin seri katilinin harekete geçmesi için yeterli bir gerekçedir. Çarpıcı ve sürpriz finali ile dünya sinema tarihinde kalıcı iz bırakan ve Amerikan sinemasının yeniden sınıf atlamasına yardımcı olan filmin zamanında akademiden ödül alamamış olması ise oldukça ilginç bir detay.

4. The Usual Suspects (Olağan Şüpheliler) – 1995 – IMDb: 8,6

usual suspects

Dünya sinemasının efsaneleri arasında yer alan ve birçok eleştirmen ve sinema sevdalısı tarafından tarihin en iyi filmleri arasında ilk sıralarda gösterilen The Usual Suspects Amerikan yapımı ve Bryan Singer’ın yönettiği, Christopher McQuarrie’nin ise kaleme aldığı bir projedir. Geri dönüş ve öyküleme tekniğinin görsel ve hareketli sanatlardaki en başarılı eserlerinden biri olan Olağan Şüpheliler filmi için 6 milyon dolar harcandı.

Polis sorgusuna çekilen ve kendi çapında dolandırıcılık yapan Roger Kint (Verbal)’in öyküsünü anlatan filmde gizemli bir suç söz konusudur ve sorguya tutulan karakterlerden hangisinin bu suçun sahibi olduğu araştırılır. Efsanevi bir popülariteye sahip olan Türk uyruklu suç lideri Kayser Söze’nin de isminin sıkça geçtiği film, başından sonuna dek seyircinin kafasında soru işaretleri oluşturur ve olaylar çözülene dek izleyici gizem dolu bir hikaye ile baş başa bırakılır.

3. Matrix – 1999 – IMDb: 8,7

matrix

Andy ve Larry Wachowski kardeşler tarafından kaleme alınan ve yönetilen bir bilim kurgu filmi olan Matrix, beyin yakan formatıyla yakın zamana damga vurdu. 2000 yılında düzenlenen Oscar Akademi Ödülleri’nde en iyi ses kurgusu, görsel efekt, film kurgusu ve ses miksajı alanlarında dört ödül almayı başaran film 63 milyon dolarlık bir bütçe ile çekildi ve 460 milyon dolardan fazla hasılat elde etti. Daha sonra ikinci ve üçüncü filmi de çıkan Matrix’te olaylar, geceleri Neo ismiyle hackerlık yaparak vakit harcayan ama gündüzleri son derece saygın bir yazılım işinde çalışan Thomas Anderson’un bir gün ansızın beyaz tavşanı takip etmesiyle gelişiyor.

Trinity ve Merpheus’la tanıştıktan sonra Neo’nun hayatı tamamen değişir ve kendisini yepyeni bir dünyada bulur. Platon’un idealar dünyası ve mağara alegorisiyle de ilişkili bir hikayeye sahip olan Matrix, hem bilim kurgu türündeki başarısı hem felsefi altyapısı ile son derece başarılı ve seyirciyi bazı meseleler hakkında düşünmeye iten bir filmdir.

2. Inception (Başlangıç) – 2010 – IMDb: 8,8

inception

Inception, yönetmen koltuğunda Christopher Nolan’ın oturduğu ve başrolde Leonardo DiCaprio, Marion Cotillard, Ellen Page, Cillian Murphy gibi isimlerin yer aldığı bir sinema efsanesi. Enteresan senaryosu ile vizyona girdiği dönemde dünyayı kasıp kavuran Inception filmi ayrıca olağanüstü ve büyüleyici renk tonları, fantastik ve oldukça ustaca tasarlanan kurgusu ile de dikkatleri üzerine çekiyor. Sevilen oyuncu Leonardo Di Caprio’nun performansıyla yine herkesi kendine hayran bıraktığı filmin ana karakteri ise oldukça yetenekli bir hırsız olan Dom Cobb.

Beynin en karanlık ve savunma yetisinden uzak olduğu an olarak bilinen rüya görme eylemleri esnasında bilinçaltının derinliklerinde yatan değerli ve işe yarayan sırları çekip çıkarmak gibi doğaüstü bir yeteneğe sahip olan Dom Cobb, uluslararası bir kaçak haline gelir. İnsanlarda görülmesi pek mümkün olmayan bu harika özellik sayesinde casusluk alanında önemli işler yaparak tehlikeli bir dünyaya adım atan Cobb, sevdiği birçok şeyden de vazgeçmek zorunda kalır. Film, Cobb’un hayatını geri kazanabileceği ama imkansız gibi görünen son işe odaklanıyor. Cobb, bu sefer fikirleri çalmak değil de onları yerleştirmek için mücadele etmek durumunda kalır.

1. Fight Club (Dövüş Kulübü) – 1999 – IMDb: 8,8

fight club

Ufuk açan filmler arasında kendisine yer bulmayı başaran yapımlardan biri de Fight Club. 1999 senesinde vizyona girmesine rağmen son derece modern çekim teknikleri ile seyirciye servis edilen ve her detayıyla adeta beyinde önemli bir sarsılma yaşatan Fight Club filminin yönetmen koltuğunda David Fincher bulunuyor. Edward Norton ile Brad Pitt’in başrolde olduğu filmde Helena Bonham Carter de son derece hayati önem taşıyan karakterlerden biri olan Marla Singer’a can veriyor. Aktif yaşantısından sıkılan ve popüler kültürün dayattığı şeylere uyduğu için son derece sıradan bir beyaz yakalı yaşantısı sürdüren karakterimiz her ne kadar fark etmese de depresyondadır. Uyumak konusunda sıkıntı çeker, kendisine büyük zevk veren herhangi bir uğraşı yoktur ama bir noktadan sonra grup terapilerine katılıp kendini iyi hissetmeye çalışır. Grup terapisinde ilk önce Marla Singer’la tanışan karakterimizin yeni hayatı için bu sadece ilk adım olarak düşünülebilir.

Marla Singer’ın ardından Tyler Durden hayatına girdikten sonra onunla beraber bir dövüş kulübü kuran karakterimiz artık çok ilginç bir hayata sahip olur ve kendisini yepyeni bir hayatın içerisinde bulmanın yanı sıra yeni bir ruh halinin içerisinde de bulur. Her anı ayrı bir büyüye sahip olan film, finaliyle işi iyice doruk noktasına taşır ve seyircide adeta şok etkisi yaratır. Fight Club, hala izlememiş olup ısrarla beyin yakan film arayışı içerisinde olan her sinema severin izlemesi ve film bittikten sonra üzerine en az bir beş dakika düşünmesi gereken şaheserdir.

Tüm Zamanların En İyi 28 Politik Filmi

Her döneme damgasını vuran olaylar veya kişiler elbet vardır ve hikayelerinin de bir şekilde bilinmesi gerekir. Bu sanatın ya da en azından sinemanın görevi değildir belki ama, bize derdini anlatmak isteyen, farkındalık yaratmak isteyen ve huzursuzluğunu dile getirmek isteyen birçok sanatçı var. Bunu da yarattıkları eserlerle, çektikleri filmlerle yapıyor birçoğu. İç yüzünü bilmediğimiz çok sayıda hikayenin aslını, izlediğimiz filmlerden veya okuduğumuz kitaplardan öğreniyoruz. Ya da sadece kendi penceremizden baktığımız olaylara yeni bakış açılarıyla bakmamızı, sorgulamamızı sağlıyor bu eserler. Biz sanata tutundukça muhakkak devamı da gelir bu güzel şeylerin. Asıl konumuza dönecek olursak, dünyada şimdiye kadar olup biten birçok çarpıcı olaydan ve dönüm noktalarından ötürü politik ve siyasi filmler de sinema tarihinde önemli bir yere sahip. Çünkü ilhamını yaşanmış hikayelerden ve insanoğlunun yaptıklarından alır. İdeolojiniz ne olursa olsun, iyi bir politik film izlerken mutlaka hakkını teslim edersiniz ve kendi içinizde bir şeyleri sorgulamaya başlarsınız. Bu yüzden de birçok farklı perspektiften anlatılmış, tarihe ışık tutan ve size inandığınız şeyleri sorgulatacak tüm zamanların en iyi siyasi filmler listesini hazırladık.

28. Der Baader Meinhof Komplex (Bir Terör Filmi) – 2008 – IMDb: 7,4

baader meinhof

Bu etkileyici ve yüksek tempolu film, en tanınmış Alman kökten solcu terörist grubu Red Army Faction (Kızıl Ordu Fraksiyonu)’nu ele alıyor. Andreas Baader, Ulrike Meinhof ve Gudrun Ensslin’in başı çektiği ve 1960’ların sonu ve 70’lerin başında aktif olan bu grup, bombalama, adam kaçırma ve suikast gibi birçok olaya karışıyor. Kendilerini gerilla olarak gören bu grup daha iyi bir toplumda yaşamanın, kan dökülmeden mümkün olamayacağını savunuyor ve kanlı eylemler gerçekleştiriyor. Stefan Aust’un romanından uyarlanan film, gösterime girdiği zamanlarda birçok ödüle aday gösterildi ve aynı zamanda birçok tartışmaya da sebep oldu. Filmde grubun ve yaptıklarının gerçeklerden uzak ve içi boş bir şekilde aktarıldığını düşünenler ve grup üyelerinin sempatik gösterildiğini düşünenler şeklinde iki farklı izleyici görüşü mevcut. Ancak filmin düşmeyen temposu, aşırı gerçekçi sahneleri ve müzikleri izleyiciyi kendine çekiyor. Özellikle Andreas Baader rolündeki Moritz Bleibtreu ve Çöküş filminden de hatırlayacağınız Bruno Ganz, rollerinin hakkını fazlasıyla veriyor. Ayrıca bu grup psikolojide de bir fenomene adını vermiş.

27. Abluka – 2015 – IMDb: 7,4

Abluka

Türkiye’deki politik şiddeti film noir (kara film) türüyle harmanlayarak ele alan bu filmin yönetmeni ‘Tepenin Ardı’ ile tanıdığımız Emin Alper. Film, cezaevinden yeni çıkmış bir adamın, sonrasında yaşadığı olayları konu alıyor. Bunu yaparken de oldukça kaotik ve karanlık bir üslup kullanıyor. 20 yıldır hapiste olan Kadir, hükümlülüğünün bitmesine 2 yıl kala şartlı tahliyeyle çıkar. Arkadaşı Hamza’nın yardımıyla da kendisine iş bulur. Şartlı tahliye boyunca çöp toplayıcısı olarak çalışacak olan Kadir, aslında polis için muhbirlik yapacak ve çöplerde bomba yapmaya yarayan malzemeler olup olmadığını kontrol edip polise bildirecektir. Ancak hapisten çıktığında İstanbul’daki ortamın da değiştiğini ve kendi oturduğu mahalle de dahil, mahallelerin abluka altına alındığını görür. Uzun zamandır görüşmediği kardeşi Ahmet de belediyede çalışıyordur ancak araları pek iyi değildir. Kadir hem yeni yaşamına alışmaya hem de kardeşiyle olan ilişkisini düzeltmeye çalışır. Gerilimi yüksek olan bu başarılı filmde hayal ve gerçek çok ince bir nokta üzerinde ilerliyor ve zaman zaman seyircinin algısıyla oynuyor. Başrollerinde Mehmet Özgür, Berkay Ateş ve Tülin Özen’in yer aldığı film aynı zamanda Türkiye, Fransa ve Katar ortak yapımı. Hem ülkemizde hem de yurt dışında birçok festivalde gösterilen ve ödül alan film ayrıca önemli film festivallerinden Toronto Film Festivali’nde de gösterildi.

26. In The Loop (Kısırdöngü) – 2009 – IMDb: 7,5

in the loop

Yönetmenliğini Armando Lanucci’nin yaptığı In the Loop, İngiltere ve Amerika arasında yaşanan küçük bir çatışmayı konu alan bir politik komedi. Amerikan Başkanı ve İngiltere Başbakanı Ortadoğu’da bir savaş başlatma niyetindelerdir. Ancak Amerikalı General Miller ve İngiliz Kalkınma Bakanı Simon Foster ise bu fikre şiddetle karşı çıkarlar. Bakan Foster BBC’de canlı bir radyo programına katılır ve savaşla ilgili inanılmaz bir gaf yaparak tepki alır. Sonra bu hatasını düzeltmek için başka bir açıklama daha yapar ancak bu kez de farklı görüştekilerin eleştirisine uğrar. Simon Foster ve Miller’ın, savaşı engellemek için hem Washington halkının yanında olmaları hem de İngiltere Başbakanı’nın baş danışmanı olan Malcolm Tucker’ın oylamada yaptığı hileleri durdurmaları gerekir. George Miller rolünde James Gandolfini’yi, Simon Foster rolünde ise Tom Hollander’i görüyoruz. Aynı zamanda En İyi Uyarlama Senaryo dalında Oscar’a da aday olan bu politik film devlet ilişkileri hakkında da güzel dokundurmalar yapıyor. Bu tarz filmlerden çok hoşlanmıyorsanız bile keyifle izleyebileceğiniz bir film diyebiliriz.

25. Good Night And Good Luck (İyi Geceler ve İyi Şanslar) – 2005 – IMDb: 7,5

good night and good luck

Bu filmin yönetmen koltuğunda George Clooney var. Aynı zamanda da oyunculardan biri tabii. 2.Dünya Savaşı sonrası ABD ve SSCB arasındaki kutuplaşmayı konu alan film, siyah beyaz çekilmesi dolayısıyla hem filmin gerçekçiliğini hem de seyirci üzerindeki etkisini artırıyor. Önceleri müttefik olan bu iki devlet arasındaki çekişme giderek büyür ve ABD kendisine karşı olan herkesi “komünist” ilan eder. Senatörler devamlı komünizmi eleştiren söylemlerde bulunurlar ve durum giderek bir komünist avına döner. Bunun üzerine CBS muhabiri Edward Murrow ve yapımcısı Fred Friendly Senatör McCarthy’e meydan okumaya karar verir ve habercilikte bir çığır açarlar. McCarthy, yalanları ve öfkesiyle bir süre sonra halkın da tepkisini almaya başlar. Haberlerin ve olayların medyanın tekelinde olduğu, izleyiciyi edilgen bir konuma sokan ve tüketim toplumunun oluşturulmaya çalışıldığı bu kaos ortamında Edward Murrow ve ekibi inançlı bir mücadele verirler. Doğru haber yapmak ve gerçek bilgiyi halktan saklamamak için canhıraş uğraşırlar. Medyanın hala aynı durumda olduğunu düşünürsek, Good Night And Good Luck günümüz medyasını izlemek ve tahlil etmek için izlenmesi gereken filmlerden.

24. Iron Jawed Angels (Demir Çeneli Melekler) – 2004 – IMDb: 7,6

iron jawed angels

Katja Von Garnier’nin yönettiği ‘Demir Çeneli Kadınlar’ oldukça etkileyici bir televizyon filmi. ABD’de 1918 yılında kadınlara seçme hakkı verilmesi için başlayan zorlu mücadeleyi Alice Paul ve arkadaşlarının yaşanmış hikayeleri üzerinden anlatıyor. Alice Paul ve Lucy Burns İngiltere’de eğitim aldıktan sonra ABD’ye gelirler ve kadınların oy hakkı mücadelesine katılırlar. Sonrasında bazı fikir ayrılıkları yaşayıp kendi örgütlerini kurarlar. Dönemin devlet başkanı bu konunun gündemlerinde olmadığını söyler. Seçimlere az zaman kala büyük bir eylem düzenlerler. Ancak kadınların oy kullanmasını istemeyen birçok erkek eyleme gelerek saldırıda bulunur. 100’den fazla kadın yaralanır. Seçimler yine erkeklerin oy kullanmasıyla ve yöneticilerini seçmesiyle tamamlanır. Sonrasında ABD 1.Dünya Savaşı’na resmen katıldıkları duyurusunu yapar. Ancak kadınlar o dönemde de mücadeleden vazgeçmez ve her gün Beyaz Saray önünde pankart açarlar. Tutuklanıp cezaevine gönderilen kadınlar burada da birçok işkenceye ve şiddete maruz kalacak ancak pes etmeyip haklarını aramaya devam edecektir. Filmin oyuncu kadrosu da bir o kadar iyi. Hilary Swank, Frances O’Conner, Julia Ormond ve Vera Farmiga gibi yetenekli kadın oyuncular bir arada.

23. Milk – 2008 – IMDb: 7,6

milk

Bağımsız filmleriyle tanınan Gus Van Sant’ın yönettiği, Sean Penn, Emile Hirsch ve James Franko’nun başrollerde olduğu Milk, Amerika’nın ilk eşcinsel politikacısı olan Harvey Milk’in hayatının bir bölümünü konu alıyor. San Fransisco’nun genelde göçmenlerin oturduğu bir mahallesinde sevgilisi Scott’la birlikte bir fotoğrafçı açan Milk, devletin eşcinsellere yönelik ırkçı ve şiddet içeren saldırılarının üzerine belediye meclisine seçilebilmek için aday oluyor. Uzun bir mücadele döneminin ardından meclise girebiliyor ve eşcinsel hareketini başlatıyor. ‘Proposition 6’ olarak bilinen eşcinsel karşıtı yasanın meclisten geçmesini engelleyen Milk, bir ikon haline geliyor. Sadece eşcinsellerin de değil, göçmenlerin, siyahilerin bütün ezilenlerin sesi oluyor ve onları örgütlenmeye çağırıyor. Filmin jeneriğinde siyah beyaz belgesel görüntüleri kullanılmış ve filmin devamında da bu görüntülerden yararlanıyor Gus Van Sant. Sean Penn’in muhteşem oyunculuğu ise ona En İyi Erkek Oyuncu Oscar’ını kazandırıyor. Harvey Milk’in bu renkli ama bir o kadar da dramatik ve çetrefilli olan hayat hikayesi her açıdan izlenmeye değer bir film.

22. Hunger (Açlık) – 2008 – IMDb: 7,6

hunger

İzlediğinizde sizi bir hayli dumura uğratan ve etkisinden kolayca çıkamayacağınız bir film Hunger. Yaşanmış bir olayın anlatıldığı filmin kadrosunda Michael Fassbender ve Stuart Graham gibi yetenekli oyuncular yer alıyor. Yönetmeni ise Steve McQueen. Filmde IRA’lı hükümlülerin, hapishanede içinde bulundukları şartların değişmesi için başlattıkları açlık grevi anlatılıyor. IRA mensubu olmayan ancak örgütle birlikte hareket eden ve açlık grevini başlatan Bobby Sands’in (Michael Fassbender) kararlılık ve inançlılık hikayesi ön planda. Hükümlülerin şartlarının iyileştirilmesini talep eden Sands, IRA’ya verilen desteğin de artmasını ve medyanın ilgisini çekmeyi başarıyor ancak içeride işler istediği gibi olmuyor ve yavaş yavaş ölüme gidiyor. Mahkumların hücrelerdeki durumlarını, insani ihtiyaçlarını bile düzgünce karşılayamamalarını ve özgürlüğe olan inançlarını sade ama etkileyici bir biçimde ele alıyor. Kuzey İrlanda’nın tarihini şekillendiren bir hikayenin anlatıldığı bu film aynı zamanda yönetmeninin ilk filmi. Sert ve insanı oturduğu koltuğa sabitleyen türden, başarılı bir ilk film örneği teşkil ediyor.

21. Land And Freedom (Ülke ve Özgürlük) – 1995 – IMDb: 7,6

land and freedom

Ülke ve Özgürlük, genelde ezilen sınıfları filmlerine konu edinen, işçi sınıfının durumunu etkileyici bir şekilde anlatabilen yönetmenlerden olan Ken Loach’a ait bir yapım. Film 1936’da General Franco’nun yaptığı darbeyle İspanya Hükümeti’nin yıkılışını ve Franco yanlılarının cepheleri ele geçirişlerini anlatıyor. İşsiz bir komünist olan David, Franco’ya karşı direnen devrimcilere destek olmak için İspanya’ya gitmeye karar verir ve Marksist Birleşik İşçi Cephesi’ne (POUM) katılır. Bağımsızlık için verilen mücadeleyi izlerken David’in aşık olmasına da tanık oluruz. Ancak bir süre sonra David yaralanır ve Barcelona’ya tedavi olmaya gider. Fakat döndüğünde ortam bir hayli değişmiş olur ve sosyalistler birbirleriyle çatışmaya başlamıştır. David için mücadelenin son bulduğu nokta budur. Film, savaşın neden ve nasıl kazanılamadığını ve aslında o dönemde neler olduğunu, insanların direnmekten vazgeçişini objektif bir bakış açısıyla dile getiriyor ve bir otorite eleştirisi yapıyor. Mücadelenin gerekliliğini ve umutların hep diri tutulması gerektiğini de anlatan film, Ken Loach’un en iyi filmi olarak görülüyor.

20. Goodbye Lenin (Elveda Lenin) – 2003 – IMDb: 7,7

goodbye lenin

Yönetmenliğini Wolfgang Becker’in yaptığı bu politik ve bir o kadar da hüzünlü film, idealist bir sosyalist olan Christiane’nın, Doğu Almanya ile Batı Almanya arasında kapitalist rejim çatışmalarının yaşandığı zaman rahatsızlanıp 8 ay boyunca komada olduğu zamana odaklanıyor. Christiane komadayken Doğu bloğu direncini kaybeder ve ülkeyi ikiye bölen Berlin Duvarı yıkılır. Bunun sonucunda eski düzen tamamen değişir, kapitalizm yerleşmeye başlar. Batı’dan gelen ürünler her yeri donatır, duvarları Coca Cola afişleri kaplar, teknoloji değişir. Sosyalizm neredeyse bir anı haline gelir. Film bu durumu nostaljik boyutuyla ele alır ve bir anne ve oğlu üzerinden işler. Christian’ın oğlu Alex ve arkadaşları, annesi uyandığı zamana kadar eski düzeni geri getirmek için mücadele ederler. Eskiye olan özlemi en iyi şekilde gösteren filmde yer yer trajikomik ögeler de karşımıza çıkar. Aynı zamanda vahşi kapitalizme yönelik sert bir eleştiri de yapar. Filmin müzikleri ise Yann Tiersen’e ait ve filmin atmosferiyle harika bir uyum içerisinde ilerliyor. Kurulu bir düzenin bir anda nasıl yerle bir olacağını ve insanların eski hayatlarını geri getirmek için neler yapacaklarını anlatan bu başarılı filmi bugüne kadar izlemediyseniz, şimdi tam sırası!

19. Malcolm X – 1992 – IMDb: 7,7

malcolm x

Amerikan tarihinin en önemli insan hakları savunucularından olan Malcolm X’in hayatını ve kendini gerçekleştirme sürecini anlatan bu filmin yönetmenliğini Spike Lee yapıyor. Papaz olan babası Ku Klux Klan tarafından öldürülen Malcolm zor bir hayat geçirir. Yaşayabilmek için ufak çaplı suçlar ve hırsızlıklar yapar. İşlediği suçlardan dolayı hapse girer ve burası onun dönüm noktası olur. Hapisanede içine girdiği dini bir topluluk onu ruhani açıdan değiştirir ve bambaşka bir kimlik kazanır. Dışarı çıktığında, toplumdaki genel zihniyeti değiştirmek için çabalamaya başlar. Önceden kendisinin de dahil olduğu ırkçı eğilimden sıyrılır ve siyahi insanların kendi kaderlerini belirleme ve haklarını savunabilmeleri adına uğraşır. Bir süre sonra da büyük bir kitleyi de peşinden sürükler. Alex Haley’nin The Autobiography of Malcolm X isimli kitabından sinemaya uyarlanan ve Denzel Washington’ın usta oyunculuğuyla yer aldığı bu biyografi türündeki film, aynı zamanda en iyi siyasi filmler arasında sayılıyor. Malcolm X’i daha iyi tanımak ve anlamak isteyenler için izlenmesi gereken kaliteli bir yapıt.

18. Bloody Sunday (Kanlı Pazar) – 2002 – IMDb: 7,7

bloody sunday

Yönetmenliğini Paul Greengrass’ın yaptığı Bloody Sunday, 30 Ocak 1972’de bir pazar günü gerçekleşen Bogside Katliamı’nı konu alıyor. Kuzey İrlanda İnsan Hakları Derneği haksız tutuklamalara karşı protesto çağrısında bulunuyor. Buna karşılık Britanya Hükümeti eylemi yasa dışı ilan ederek sokağa çıkma yasağı başlatıyor ve ordu sokağa iniyor. Tabii ki bu karar halkta tepkilere neden oluyor ve sivil toplum örgütleri eylemlerin yasal olduğunu ve müdahale edilmemesi gerektiğini söylüyor. IRA ve silahlı mücadele yanlıları da bu görüşe katılıyor ve 30 Ocak pazar günü sokaklar çok sayıda insanla doluyor. Ancak ordu bütün sokak başlarını tutuyor ve önceden hazırladıkları hareket planını uygulamaya başlıyor. Sokaklar savaş alanına dönüyor. Dünya tarihinde kara bir leke olarak adlandırılan bu olay, filmde gerçekçi bir şekilde ve tüm çarpıcılığıyla ele alınmış. Yürüyüşün öncesi ve sonrasının ele alındığı ve belgesel şeklinde bir anlatımın hakim olduğu filmde, çoğu sahnenin el kamerasıyla çekilmiş olması da izleyicinin filmdeki kaos ortamına dahil olmasını ve empati kurmasını sağlıyor. Anlatılanların gerçek olduğunu bilmek de hem insanı dehşete düşürüyor, hem de barışçıl bir eylemin katliama dönüşmesini izlemek oldukça sarsıyor.

17. Frost/Nixon – 2008 – IMDb: 7,7

frost/nixon

En iyi politik filmler listemize Ron Howard’ın yönetmenliğini üstlendiği Frost/Nixon’la devam ediyoruz. Filmin bu derece başarılı ve akıcı olmasında özellikle başrol oyuncuları Frank Langella ve Michael Sheen’in payı çok büyük. Film, ABD tarihinde ilk defa görevinden istifa eden başkan olan Nixon’ın istifa ettikten sonra kendini temize çıkarmak ve siyasete geri dönmek amacıyla eğlence programları sunan David Frost’la yaptığı röportajlar çerçevesinde gelişen olayları konu alıyor. Frost’un bu işe girişmesinin sebebi ise Nixon’ın Watergate skandalıyla ilgili ne suçu üstlenmesi ne de halktan bir özür dilemesi. Nixon hem yüksek meblağda para teklifini hem de Frost’un eğlence programları hazırladığı için siyasi konulardan anlamadığını düşünerek bu teklifi kabul eder. Ancak David Frost, röportajların sohbet havasında geçmesini istemediğinden ve gerçekleri ortaya çıkarmaya kararlı olduğundan ekibine iki gazeteci daha ekler. Nixon’la yapılacak röportajın detayları konuşulur, Watergate olayıyla ilgili soruların neleri kapsayacağı hakkında uzlaşma sağlanır. Ancak röportajlar ilerledikçe iki tarafın da olayı kendi lehine çevirmek için elinden geleni yapması gerekir. 5 dalda Oscar adayı olan film temposunu kaybetmiyor ve izleyicinin ilgisini sonuna dek yüksek tutuyor.

16. Sonbahar – 2008 – IMDb: 7,8

sonbahar

En iyi politik filmler listemize bir Türk filmi ile devam ediyoruz. Yönetmenliğini Özcan Alper’in yaptığı film, Türkiye’nin karanlık dönemlerinden “Hayata Dönüş Operasyonları” adı verilen olay sonrası cezaevinden çıkan Yusuf’un hayatından bir kesit sunuyor. Devrimci bir genç olan Yusuf 1997 yılında tutuklanır ve hapse girer. Bu zaman zarfında açlık grevine katılır. 12 yıl kaldığı cezaevinden erken tahliye edilme sebebi ise birkaç aylık ömrünün kalmasıdır. Çıktıktan sonra Rize Çamlıhemşin’deki köyüne döner. Çoğu zaman geçirdiği kötü günlerin de etkisiyle içine kapanır. Bir gün köyden bir arkadaşının zoruyla ilçedeki meyhaneye gider ve oradaki Gürcü kız Elka’ya aşık olur. Bunca zaman yalnızlığa alışmış ve sadece ölümünü bekleyen Yusuf, öleceğini Elka’ya söyleyemez. Özcan Alper Yusuf’un öyküsünü ve ülkemizde yaşanılan acıları da ajite etmeden, sade ve etkileyici bir şekilde izleyiciye aktarıyor. Türk siyasi filmler arasında oldukça beğenilen bu film gösterime girdiğinde hem ülkemizdeki hem de Avrupa’daki birçok festivalde gösterildi ve ödüle layık görüldü.

15. Being There (Merhaba Dünya) – 1979 – IMDb: 8,0

being there

Türkçeye Merhaba Dünya adıyla çevrilen bu politik komedi filmin yönetmeni Hal Ashby. Başrollerde ise Peter Sellers ve Shirley Maclaine yer alıyor. Daha çok Boyalı Kuş kitabıyla tanınan Jerzy Kosinski’nin romanından uyarlanan film kitle kültürüne alaycı bir mizahla yaklaşıyor. Washington’da bir evde bahçıvanlık yapan Chance, orta yaşlı, sıradan ve oldukça saf bir adamdır. Bütün ömrünü bu malikanenin bahçesinde bir odada geçirmiş olan Chance dış dünyaya karşı tamamen yabancıdır. Sadece izlediği televizyondan bilir dünyayı. Bir gün işvereni ölünce kendisini gerçek dünyanın içinde bulur. Patronunun verdiği bir takım elbiseyle sokaklarda dolaşırken bir limuzin çarpar. Zengin bir iş adamı ve politikacı olan limuzinin sahibi tedavi için Chance’i evine davet eder. Burada özel doktorlar tarafından bakıma alınır ve bir süre sonra da tamamen onun himayesine girer. Böylelikle hayatı tamamen değişir. Televizyonun kitleleri nasıl kuşattığını ve insan doğasıyla olan çatışmasını iğneleyici bir mizahla ele alan, aynı zamanda da dramatik bir şekilde işleyen film size de içinde yaşadığınız dünyayı sorgulatacak.

14. All The President’s Men (Başkanın Tüm Adamları) – 1976 – IMDb: 8,0

all the presidents men

“Başkanın Tüm Adamları”da birçok ödül almış, çok sayıda festivalde gösterimi yapılmış başarılı bir film. Richard Nixon’ın istifa etmesine sebep olan, Amerika’daki en büyük skandallardan biri olan Watergate Skandalı’nın ortaya çıkışını ve sonrasında gelişen olayları konu alıyor. Başrollerinde Dustin Hoffman ve Robert Redford gibi iki büyük oyuncu var. Washington Post gazetesinin muhabirleri olan iki genç gazeteci olayın peşine düşüyor ve derin bir şekilde incelemeye başlıyor. Hiçbir bilgiyi es geçmeyen azimli gazetecilerin çalışmaları sonucu olay açıklığa kavuşuyor ve Nixon’ın istifasıyla sonuçlanıyor. Filmde benzersiz bir gazetecilik maratonuna ve medyanın gücüne şahit oluyoruz. Haber kaynağından ustaca bilgi koparmaları ve gece gündüz demeden çalışmaları araştırmacı gazeteciliğin de en güzel örneğini sunuyor. Ayrıca filmde her detay düşünülmüş. Washington Post ofisi çöp kutularına kadar bire bir filme uyarlanmış. Gösterime girdiği dönem 8 dalda Oscar’a aday olan film, en iyi uyarlama senaryo, en iyi yardımcı erkek oyuncu, en iyi müzik ve en iyi sanat yönetmeni ödüllerini alıyor.

13. JFK (JFK Kapanmayan Dosya) – 1991 – IMDb: 8,0

jfk

Yönetmenliğini Oliver Stone’un yaptığı film, J.F.Kennedy davasına eğiliyor. Kennedy rolünde Kevin Costner’ı görüyoruz. Ayrıca Gary Oldman, Tommy Lee Jones ve Sissy Spacek gibi başarılı oyuncular da kadroda yer alıyor. Başkan seçildiği zaman, barışçıl konuşmaları, savaş ve ırkçılık karşıtı söylemleri sayesinde sevilen ve hep iyi hatırlanan Kennedy’nin Küba füze krizindeki duruşu ve izlediği başka yöntemler bir suikasta kurban gitmesine yol açtı. Lee Harvey Oswald’ın Kennedy suikastının tek suçlusu olduğunun öne sürüldüğü ama mahkemenin ulaştığı verileri tatmin edici bulmayan New Orleans Bölge Savcısı Jim Garrison, olayı açıklığa kavuşturmak için çalışmalara başlar. Araştırdıkça da büyük bir komployla karşı karşıya olunduğunu fark eder. Filmin büyük bir bölümü Jim Garrison ve ekibinin suikastı araştırması ve iz sürmesi sürecini anlatır. Garrison davanın üstüne gittikçe işin içinde devlet içi bir olayın da olduğunu anlar ve dosyayı mahkemeye taşır. Bu komploda CIA, ordu ve FBI gibi birimlerin de parmağı olduğunu gösteren film, Oliver Stone’un kendi bakış açısını da bize yansıtıyor.

12. The Manchurian Candidate (Mançuryalı Aday) – 1962 – IMDb: 8,0

manchurian candidate

Türkçeye Casuslara Karşı olarak çevrilen 1962 yapımı bu politik gerilim filminin yönetmen koltuğunda John Frankenheimer var. Gösterildiği zaman hem sağ görüşlü hem de sol görüşlü kesimden birçok eleştiri alan ve kimseye yaranamayan film Amerikan sinemasının gerçekçi bir objektifle çekilen ve korkusuzca ortaya çıkarılan nadir filmlerinden. Raymond Shaw Kore Savaşı’ndan bir kahraman olarak ülkesine geri döner. Ancak diğer askerler onun neden madalya aldığını bile hatırlamazlar. Ancak bu askerler de ülkelerine döndükten sonra kabuslar görmeye başlarlar. Raymond Shaw’da bir tuhaflık olduğunu düşünen Marco, olayı araştırmak üzere kolları sıvar. Kısa bir süre sonra bu kabusların altında tahmininden çok farklı durumların olduğunu ve hükümet ve ordunun korkunç sırları gizlediğini öğrenir. Başrollerde Frank Sinatra, Laurence Harvey ve Janet Leigh gibi oyuncular bulunuyor. Film yıllar geçse de önemini ve ününü kaybetmiyor çünkü politika ve devlet işleri gibi asla değişmeyecek ve eskimeyecek bir kavramı irdeliyor. Ayrıca sinema tarihinin en önemli filmleri arasında yer alan Manchurian Candidate’in 2004’te başrolde Denzel Washington’ın oynadığı bir de remake (yeniden yapım)’i çekildi ancak çok başarılı bulunmadı.

11. No Man’s Land (Tarafsız Bölge) – 2001 – IMDb: 8,0

no man's land

Bosna Hersek’li yönetmen Denis Tanovic’in yazıp yönettiği No Man’s Land (Tarafsız Bölge), 1993 yılında Bosna’da olan savaşı konu alıyor. Ancak yüksek teknolojiyle çekilmiş, muazzam görselleri olan savaş filmlerinden değil. Düşük bütçeyle çekilmiş ancak derdini en iyi şekilde aktarabilen mütevazı bir film. Bu başarısından ötürü de En İyi Yabancı Dilde film kategorisinde Akademi Ödülü’ne ve Cannes Film Festivali’nde de En İyi Senaryo ödülüne layık görülüyor. Film, Bosna Savaşı’nda yollarını kaybedip kendilerini düşman hatları ortasındaki Tarafsız Bölge’de bulan biri Sırp biri Bosnalı iki askerin hikayesi anlatılıyor. Sırplar ve Boşnaklar Birleşmiş Milletler Barış Gücü’nden askerlerini tarafsız bölgeden kurtarmaları için yardım isterler. Barış Gücü komutanı bu isteğe pek sıcak bakmaz ancak çatışmaların yaşandığı bölgeye yakın olan çavuş Marchand mayın üzerinde mahsur kalan askerlere yardım etmeye karar verir, sonrasında dünya medyası da olaya dahil olur ve heyecanlı bekleyiş başlar. Her ne kadar yüksek tempolu ve aksiyonlu bir film gibi görünmese de BM’nin Bosna’da çözümden yana olmadığını ve Bosna’yı kendi kaderine terk ettiğini izleyiciyi sıkmadan, sade bir şekilde anlatır film.

10. Il Conformista (Konformist) – 1970 – IMDb: 8,1

il conformista

The Conformist, politik-dram türünde bir Bernardo Bertolucci filmi. Paris ve İtalya’da çekilen film, Mussolini’nin iktidarda olduğu baskıcı ve faşist döneme denk geliyor. Bertolucci de bu vesileyle bol bol siyasi göndermeler yapıyor. Baş karakter Marcello konformist bir devlet ajanıdır ve her koşulda içinde bulunduğu duruma ayak uydurup sadece görevini yapanlardandır. Ajan olmadan önce, bir adam öldürmeyi aklından bile geçirmeyen ve sadece bilgi toplayıp para kazanacağını düşünen Marcello’ya önemli bir suikast görevi verilir. Hem de öldürmesi beklenilen kişi üniversitede derslerine girdiği hocasıdır. Bu andan sonra bir değişim içine girer. Arada geri dönüşlerle Marcello’nun geçmişinden kesitler izleriz ve onun küçüklüğünden beri korkak ve çekingen biri olmasının altında yatan sebepleri öğreniriz. Burada Bertolucci karakterin üzerinden sert bir toplum ve faşizm eleştirisi de yapar. Marcello kendisine verilen bu görev yüzünden vicdanıyla bir hesaplaşmaya girer ve hayatını sorgulamaya başlar. Mussolini’nin devrilişinden sonra kendi çıkarlarının peşinde koşan halka yönelik eleştiriyi de gene karakterin değişimi üzerinden yapar. Kimi eleştirmenler çarpıcı görselliğin ve görüntü yönetmenliğinin filmin siyasi öyküsünün önüne geçecek derecede başarılı olduğu söyler.

9. Hotel Rwanda (Hotel Ruanda) – 2004 – IMDb: 8,1

hotel rwanda

2004 yapımlı bu filmin yönetmeni Terry George. Ruanda Soykırımı’nı konu alan, tamamen gerçek olayların anlatıldığı filmin konusu ise şöyle: Sömürgeci ülke Belçika, Ruanda halkını aynı etnik köken ve aynı ulusa sahip olmasına rağmen zenginler ve zengin olmayanlar olarak iki ayrı ulusa böler. Hutular ve Tutsiler. Bunlardan daha zengin olan Tutsilere çeşitli konularda ayrıcalık gösterilir ve bu durum bir süre sonra bir kaosa ve soykırıma dönüşür. Bir Hutu olan ve Tutsi bir kadınla evli olan Paul aynı zamanda bir otel müdürüdür ve katlim başladığı sırada ailesini kurtarıp otele yerleştirir. Ancak bir süre sonra durumun ciddiyetinin ve vehametinin farkına varır ve hem Hutu hem de Tutsi’lerden kurtarabildiği herkesi otele alır. Otel mülteci kampına dönmüştür. Birleşmiş Milletler ve diğer batı ulkeleri Ruanda’da yaşanan bu katliama seyirci kalmıştır ve film de bunun eleştirisini yapar. Batı’nın kendi halkını ne kadar önemserken, Afrika halklarına değer vermediği ve kendi çıkarları için onların yaşamlarını hiçe saydığını bu filmle birlikte daha net görmek mümkün. Başrolünde Don Cheadle’ın yer aldığı bu yapım birçok farklı ödüle de sahip.

8. Persepolis – 2007 – IMDb: 8,1

persepolis

2007 yapımı animasyon türünde bir film olan Persepolis, İran’da şah devrildikten sonra olan olayları anlatır. Halkın yaşadıkları onca kötü şeyden sonra her şeyin düzeleceğini ve demokratik bir düzene kavuşacaklarını sanar hayal kırıklığı yaşarlar. İslami devrimin gelişini küçük bir kızın, Marjane’in gözünden izleriz. İlk başlarda yaşanılanların farkına varamayan, durumun ciddiyetini anlayamayan Marjane büyüyüp genç bir kız olduğunda, ailesiyle birlikte alıştığı yaşama devam edemediğini ve etrafının yasaklarla çevrili olduğunu görür. Bu hayata uyum sağlamaya çalışırken bocalar ve ailesi onu okumak için Avrupa’ya gönderir. Orada da Avrupa halkının farklı yaşam tarzı ve umursamazlığıyla karşılaşan Marjane iki tarafta da bir türlü mutlu olamaz ve her şeye rağmen ailesinin yanına geri döner. Marjane Satrapi’nin kendi hayatını anlattığı otobiyografik çizgi romanından sinemaya uyarlanan bu filmi izlediğinizde, o dönemdeki olayların, günümüzde yaşananlarla çok da uzak olmadığını göreceksiniz. Gösterime girdiğinden beri oldukça konuşulan ve beğenilen bu filmin yönetmenliğini de yine Marjane Satrapi ve beraber çalıştığı Vincent Paronnaud yapıyor.

7. Z (Ölümsüz) – 1969 – IMDb: 8,2

Z

Costa Gavras’ın yönetmenliğini yaptığı Z Türkçeye “Ölümsüz” olarak çevrildi. Vassilis Vassilikos’un aynı adlı romanından sinemaya uyarlanan ve çıktığı dönem ülkemiz de dahil birçok ülkede yasaklanmış olan bu cesur film, 1963’te Yunanistan’da bir suikast sonucu hayatını kaybeden solcu parti milletvekili Grigoris Lambrakis’in öyküsünü konu alıyor. Seçimden önce küçük bir kasabaya konuşma yapmaya ve parti üyeleriyle buluşmaya gelen Lambrakis polis yetkilileri tarafından engellenmeye çalışılır. Konuşma yapacağı salonda toplanılmasına izin verilmez. Binlerce insanın dinlemeye geldiği konuşma için 200 kişilik bir salon verilir. Lambrakis konuşmasını burada yapar, dışarıda kalanlar ise hoparlörler aracılığıyla konuşmayı dinlerler. Ancak bu durum daha sonra kitlelerin kışkırtıldığı gerekçesiyle Lambrakis’in aleyhine çevrilir. Toplantı salonundan çıktıktan sonra ise aşırı sağcı Kralcı Hristiyan Örgütü tarafından saldırıya uğrar. Sonrasında soruşturma açılır ancak yerel polisler delilleri karartmaya çalışır, emniyet görevlileri hiçbir ceza almaz, olaya şahit olan diğer partililer “kazara” ölür. Film, hükümetlerin yargıyı nasıl kontrol altına aldığını ve barışın sağlanması yolunda yapılanları nasıl engellediğini tavizsiz bir biçimde anlatır. Asıl acı verici olan yanı ise gerçek bir olayın anlatılmasıdır.

6. V For Vendetta – 2005 – IMDb: 8,2

vendetta

Hemen hemen hepimizin bildiği, ülkemizde de birçok seveni olan bu filmi listeye almasak haksızlık olurdu sanırım. Filmin yönetmeni James McTeigue, senaryosu ise Matrix’in yaratıcıları olarak tanıdığım Wachowski kardeşlere ait. Aslı, Alan Moore’un yazdığı ve David Lloyd’un resimlediği bir çizgi roman olan ve sinemaya uyarlanan bu politik film, baş karakterimiz V’nin Evey (Natalie Portman)’ı kurtarması ve “5 Kasım’ı Hatırla!” sloganıyla yaptığı eylemlerle halkı hareketlendirmeye çalışmasıyla başlıyor. 5 Kasım ise Guy Fawkes’ın İngiliz Parlamento Sarayı’nı patlatma girişiminde bulunduğu tarih. Bir sonraki yıl 5 kasımda her şeyin değişeceğini söyleyen V herkesi parlamento binasının önünde toplanmaya çağırıyor. O bir sene içinde yönetimin baskısı artıyor, ancak halk uyanıyor, kendini ve kendi gücünü tanımaya başlıyor. Film, medyanın toplumdaki yerini ve rolünü doğru ve gerçekçi bir şekilde ele alır, İngiltere devletinin baskıyı sağlamada kullandığı en önemli araçlardan biridir. Halk V’ye inanmaya ve güvenmeye başlayınca medya devreye girer ve televizyon haberleri ile halk bu düşüncelerden uzaklaştırılmaya ve devletin tarafına çekilmeye çalışılır. Film boyunca maskeyle gördüğümüz Hugo Weaving mimiklerini kullanamasa da ses tonu ve vücut diliyle çok iyi bir performans çıkartıyor. Hugo Weaving’le beraber Natalie Portman’ın başrolleri paylaştığı bu başarılı filmde kullanılan Guy Fawkes maskesi ise günümüzde dünyada gerçekleştirilen muhalif eylemlerin birçoğunda hala kullanılıyor.

5. Citizen Kane (Yurttaş Kane) – 1941 – IMDb: 8,4

citizen kane

Tüm zamanların en iyi filmlerinden sayılan Citizen Kane’le listemize devam ediyoruz. Orson Welles’in ilk uzun metrajlı filmi olan Yurttaş Kane aynı zamanda film ve kamera teknikleri açısından da sinema tarihinin en yenilikçi filmi olarak da kabul edilir. Film konusu itibariyle hem çekildiği döneme hem de bugüne yapılmış bir eleştiridir. 120 dakika boyunca medyanın insanlar ve siyaset üzerindeki etkisini tartışır. Şimdiye kadar medyanın birçok filme konu olduğunu görüyoruz. Medyanın kontrol ve insanları etkileme ya da manipüle etme gücü o kadar yüksek ki her dönemde bu değişmiyor ve konu olabiliyor. Genç bir gazeteci, meşhur medya patronu Kane’in ölürken söylediği son söz olan “Rosebud”‘ın anlamını çözmek için Kane’e yakın olanlarla iletişime geçer ve film süresince farklı kişiler Kane’le ilgili bildiklerini ve onun hakkındaki düşüncelerini anlatırlar. Biz de Kane’in geçmişte yapmış olduğu her şeye şahit oluruz. Filmin başında gösterilen Rosebud’ın anlamı ise filmin sonuna kadar gizemini korur. Amerikan burjuvazisinin psikolojik çözümlemesini yapan film aynı zamanda komünizm ve faşizm kavramlarına da göndermeler yapar.

4. The Great Dictator (Büyük Diktatör) – 1940 – IMDb: 8,5

great dictator

1940 yapımı bu unutulmaz politik komedi Charlie Chaplin’in ilk sesli filmidir. Filmde verilen mesaj günümüz dünyası için de hala güncelliğini koruyor. Chaplin, Adolf Hitler parodisi olan Adenoid Hynkel adlı bir diktatörü ve Yahudi bir berberi canlandırıyor. Berber 1.Dünya Savaşı’nda Tomanya ordusunda savaşır. Çok iyi bir asker olmasa da Schultz adlı bir subayın hayatını kurtarır. Ancak sonrasında geçirdiği bir uçak kazasında yaralanır ve hafızasını kaybeder, senelerce hastanede yatar. O sırada Adenoid Hynkel adında bir diktatör Tomania’nın başına geçer ve Yahudilere karşı bir savaş başlatır. Yahudi Berber hastaneden çıkıp evine dönerken Hynkel’in askerleri ile karşılaşır. Askerler Yahudileri toplama kampına götürmek için gelmişlerdir ve Yahudi Berberi görünce onu Hynkel’e benzerliği yüzünden büyük diktatörleri zannederler ve olaylar karmaşık bir hal alır. Filmde yer alan Bacterian Diktatörü Napaloni ise Mussolini’dir ve ona yönelik dokundurmalar da yapılır. Ayrıca Chaplin büyük bir Nazizm ve Hitler eleştirisi yapar filmde. Hatta film daha fikir aşamasındayken Nazi örgütleri Chaplin’i ölümle tehdit etmiş ve filmin çekilmesini engellemeye çalışmışlardır. Filmin en sonunda yer alan ünlü tirat ise her şeyi özetler niteliktedir ve bugün bile konuşulur.

3. Dr. Strangelove or: How I Learned to Stop Worrying and Love the Bomb (Dr.Garipaşk) – 1964 – IMDb: 8,5

dr.strangelove

A Clockwork Orange’tan da bildiğimiz ve sevdiğimiz usta yönetmen Stanley Kubrick’in 1964 tarihinde çektiği bu film Peter George’un Red Alert adlı romanının sinemaya uyarlamasıdır. Kara mizah/politik komedi türündeki film 2.Dünya Savaşı sonrasında ABD ve SSCB’nin uyguladığı politikaları eleştiriyor. Savaştan sonra dünyada kutuplaşma başlamıştır ve taraflar çılgınca silahlanmaya gider. Bu çılgınlığın son noktası da nükleer silahtır. Amerikalı bir general olan Ripper gizli bir kod aracılığıyla nükleer savaş emri verir. Bu gizli koddan Amerika başkanı da dahil kimsenin haberi yoktur. Emrin geri dönüş kodunu ise sadece emri veren General Ripper bilir. Bunun üzerine Amerika kırmızı alarma geçer ve bir toplantı düzenlerler. Rus Büyükelçisi dünyadaki tüm canlıların yaşamını sonlandırabilecek güçte bir nükleer silahın devreye gireceğini söyleyince, çareyi eski Nazi bilim adamı Dr.Strangelove’a danışmakta ararlar. Dr.Strangelove’ın önerisi de bir o kadar ilginçtir. Başrolde yer alan Peter Sellers Yüzbaşı Mandrake, Başkan Muffley ve Dr.Strangelove olmak üzere üç farklı karakteri başarılı bir şekilde canlandırıyor ve filmi izlerken üçünün de aynı karakter olduğu anlaşılmıyor bile. Cesur eleştirilerin ve muhteşem oyunculukların olduğu bu film her sinema sever tarafından izlenmeli.

2. Das Leben Der Anderen (Başkalarının Hayatı) – 2006 – IMDb: 8,5

başkalarının hayatı

“Başkalarının Hayatı” olarak Türkçeye çevrilen, Florian Henckel von Donnersmarck’ın yazıp yönettiği politik gerilim ve dram türündeki bu Alman filmi, Berlin Duvarı’nın yıkılışının 5 yıl öncesinden başlıyor. Almanya’nın gelişmiş gizli istihbarat ağı Stasi için çalışan Gerd Wiesler’in görevi, ünlü sanatçı ve oyun yazarı Georg Dreyman ve sevgilisi Christa-Maria Sieland’ı gizlice gözetleyip ve dinleyip ihbar etmektir. Doğu Almanya Hükümeti son zamanlarında iktidarını ancak bu şekilde, başkalarının hayatını gözetleyerek sürdürüyordur ve bunun sonucunda binlerce kişi fişlenmiştir. Yarbay Anton Grubitz, Wiesler’i Dreyman’ın yeni oyununun galasına davet eder ve bununla birlikte yeni görevi başlar. Aslında Dreyman sanatçılar arasında bu rejime en uygun davrananlar arasındadır fakat Grubitz’in başka amaçları da vardır. Bir süre sonra Wiesler bir iç hesaplaşma yaşayıp yavaş yavaş yaptığı işten pişmanlık duymaya başlayacaktır. Birçok festivalde gösterilen, Yabancı Dilde En İyi Film Oscar’ını ve BAFTA ödüllerini alan film, daha çok karakterler üzerinden gider ve ruhsal çözümlemeler üzerine yoğunlaşır. Ayrıca 21.Yüzyılın En İyi Filmleri listesinde 32.sırada yer alır Das Leben Der Anderen.

1. Schindler’s List – Schindler’in Listesi – 1993 – IMDb: 8,9

Schindler's list

En iyi siyasi ve politik filmler listemizin 1 numarasına geldik. Steven Spielberg’in bu güzide filmi birçok ödül sahibi ve “Tüm Zamanların En İyi Filmleri” listesinde de üst sıralarda yer alıyor ve aynı zamanda da ABD Ulusal Film Arşivi’nde de muhafazaya alınmış. Konusu ise şöyle ilerliyor: 2.Dünya Savaşı zamanında bir iş adamı olan Oskar Schindler Almanya’ya iş kurmak için gelir. Nazi partisi üyesidir ancak onlarla bir yakınlığı yoktur. Bu sırada Yahudi soykırımı başlar. Schindler’in yardımcısı Itzhak belgelerde oyanamalar yaparak bazı yahudileri fabrikaya alır ve toplama kampına gönderilmekten kurtarır. Schindler bu arada birçok yahudinin ölümüne şahit olur ve mümkün olduğunca çok insanı kurtarmak adına rüşvet vererek onları fabrikasına alır. Bir gün işçileri Çekoslavakya’da kuracağı fabrikasına götüren trenlerden biri fabrikaya ulaşırken, kadınların olduğu tren yanlışlıkla Auschwitz’e götürülür. Onları kurtarmak için çabalayan Oskar’ın aynı zamanda Sovyet askerlerinden de kaçması gerekir çünkü Almanya teslim olmuştur ve kendisi hala bir Nazi partisi üyesidir. 7 dalda Akademi Ödülü alan filmde Oscar Schindler’i Liam Neeson, Itzhak Stern’i Ben Kingsley ve Amon Göth’ü ise Ralph Fiennes gibi birbirinden yetenekli oyuncular canlandırıyor. Zulüm ve katliam sahneleri de çok başarılı ve bir hayli can acıtıcı olan film, izledikten sonra uzun süre etkisinden çıkamayacağınız filmlerden.

Son Yıllarda Yayınlanan En İyi 50 Film

50. Now You See Me: The Second Act (Sihirbazlar Çetesi 2) – 2016 – IMDb: 6,5

Now You See Me: The Second Act (Sihirbazlar Çetesi 2)

Dünyanın en büyük sihirbazları artık başkasının sihri altında. Her zaman görünenin daha fazlası vardır. Sihirbazlar Çetesi’nin ilk filminde herkesin ortadan kaybolduğu dört atlı yeniden sahneye geliyor bu filmde. İzleyenlerin nefesini kesen ve toplumu sihirleri ile etkileyen dörtlü yeniden sahneye çıkıyor. J. Daniel Atlas, Merritt McKinney, Jack Wilder ve çetenin yeni üyesi Lula ile birlikte, yeni gösterilerini Owen Case’i ifşa etme umuduyla sergilerler. Bu seride FBI özel ajanı Dylan Rhodes’un da yardımını almışlardır. Fakat Rhodes’un ekibe katılımı gösteri öncesi ifşa olur ve planlar geri teper. İlk filmi 2013 yılında sinemada yerini alan, ilizyon ile soygunluk hikayesini konu alan suç gerilimi Sihirbazlar Çetesi’nin devamı, Jon M. Chu yönetmenliğiyle izleyicilerle buluşuyor.

49. The Hunger Games: Mockingjay (Açlık Oyunları: Alaycı Kuş 2) – 2015 – IMDb: 6,6

The Hunger Games: Mockingjay - Part 2 (Açlık Oyunları: Alaycı Kuş 2)

Katniss Everdeen, Panem halkıyla tam donanımlı hazırlandıkları savaş içerisindeyken Başkan Snow ile karşı karşıya gelir. Panem halkının özgürlük mücadelesini kazanmasına yardımcı olmak için Katniss’ın yakın arkadaşları Gale, Finnick, Peeta ve bir grup hayatlarını tehlikeye atarak 13. Bölge’den ayrılırlar. Atıldıkları bu tehlikeli görevin amacı Başkan Snow’a suikast düzenlemektir. Başkan Snow’un aklındaki tek şey Katniss’i yok etmekten başka bir şey değildir. Düşmanlar, tehlikeli tuzaklar ve hayatındaki tercihler, bu mücadelede hiçbir zaman olmadığı kadar zorlu olacaktır. Bu zamana kadar hayatta kalma savaşı veren Katniss, artık geleceğe yön verebileceğini fark eder..

48. World War Z (Dünya Savaşı Z) – 2013 – IMDb: 7,0

World War Z (Dünya Savaşı Z)

Dünya Savaşı Z, Brad Pitt’in hem başrolünü hem de yapımcılığını üstlendiği, Marc Forster’ın yönetmenliğini yaptığı film, insanlar ve zombiler arasında yaşanan sıra dışı bir savaşı konu alır. Bu fantastik filmde, bilim kurgu ve aksiyonu bir arada görmek mümkündür. Dünya Savaşı Z, Çin’de ortaya çıkan ve tek bir ısırıkla yayılan, insanları tanınamayacak yaratığa dönüştüren zombi virüsünün hızla yayılması ve insan gruplarının birbirlerine acımasızca saldırmasını konu alıyor. Zombi filmi arayanların izleyebileceği en etkileyici film.

47. Split (Parçalanmış) – 2016 – IMDb: 7,3

Split (Parçalanmış)

Çoklu kişilik bozukluğu olan bir birey, düşünce gücüyle vücut kimyasını değiştirebilir. Çoklu kişilik bozukluğundan muzdarip genç adam Kevin’ın 23 ayrı alter egosu vardır. Bu alter egoları arasında en baskın olanı da suça meyilli olan bir karakterdir. Market çıkışında 3 kızın aracına binip kaçıran Kevin, onları bodrumuna hapseder. Kızlarla farklı ilişkiler kuran adam, kızların varlığı ile yavaş yavaş dağılmaya başlar. Farklı alter egolarının çarpışması ile iyice kafası karışmaya başlayan Kevin, tehlikeli bir hal alır. Kızlar kurtulmanın yolunu ararken hem Kevin’ın tehlikeli alter egolarını tetiklemekten kaçınmaya hem de onun iyi niyetli alter egoları aracılığıyla kaçış yolunu bulmaya çalışırlar. Konusu bakımından son 5 yılın en filmi arasında yer alıyor.

46. Mission: Impossible – Rogue Nation (Görevimiz Tehlike 5) – 2015 – IMDb: 7,4

Mission: Impossible - Rogue Nation (Görevimiz Tehlike 5)

Ethan Hunt ve ekibi; bu zamana kadar karşılaştıkları en büyük düşmana karşı mücadeleye girmeye hazırlanıyor. IMF’i ortadan kaldırmayı hedefleyen uluslararası bir dolandırıcılık örgütü olan Sendika’nın tehlikeli faaliyetlerinden kurtulmayı hedefleyen ve bu yasa dışı örgütün kökünü kazımak için yola çıkan ekip; kısa bir süre sonra bu son derece tehlikeli organizasyonun hedefi haline geliyor.

45. Despicaple Me 2 (Çılgın Hırsız 2) – 2013 – IMDb: 7,4

Despicaple Me 2 (Çılgın Hırsız 2)

Eski süper kötü Gru, suç dolu geçmişini bir kenara bırakır ve evlatlık edindiği kızları Margo, Edith ve Agnes ile birlikte sakin bir hayata adım atar. Anti-Villain League isimli son derece gizli bir örgüt, Gru’yu tehlikeli bir olayı araştırması için göreve çağırır ve ona bu görevde Minyonlar’ın yanı sıra bu organizasyonun en iyi ajanı olan Lucy de yardım edecektir. Gru artık iyi adamlarla anlaşma imzalamış ve dünyanın kurtuluşu için mücadele eden birine dönüşmüştür. Lucy ile birlikte bir süper kötünün peşine düştükleri bu avda, çeşitli suçlularla da mücadele etmek zorunda kalacaklardır.

44. The Hobbit: The Battle Of The Five Armies (Hobbit: Beş Ordunun Savaşı) – 2014 – IMDb: 7,4

hobbit beş ordunun savaşı

Bilbo huzurlu Hobbit toprakları olan The Shire’da yaşarken, bir gün büyücü Gandalf aniden ortaya çıkar ve baş kahramanımız Bilbo kendisini efsanevi savaşçı Thorin tarafından yönetilen 13 cücelik maceracı bir grupta buluverir. Şimdiki maceranın amacı ejderha Smaug’da olan bir hazineyi ondan almaktır. Ejder Smaug’dan Erebor’un kayıp Cüce Krallığı’nı geri almak için çıktıkları bu yolculukta çirkin Goblinler, Orklar, öldürücü Warglar, dev örümcekler ve büyücülerle dolu yollardan geçeceklerdir.

43. Avengers: Age Of Ultron (Yenilmezler: Ultron Çağı) – 2015 – IMDb: 7,4

Avengers: Age Of Ultron (Yenilmezler: Ultron Çağı)

İlk filmin başarısının ardından ikinci film için kolları sıvayan Avengers ekibi, bu filme bütün kahramanları dahil ediyor; bu kez Thor, Iron Man, Kaptan Amerika ve Hulk’ın yanısıra Hawkeye, Nick Fury ve Black Widow da maceraya katılıp sürprizini koruyan beklenmeyen düşmanlara karşı savaşıyor. Bu kez hiç olmadığı kadar aksiyonlu bir macerayı vadeden film, her bir kahramanın kişisel yaşamına ve aralarındaki ilişkilere vurgu yapmayı hedefliyor. Iron Man, barışın sağlanması için bekletilen bir sistemi yeniden başlatmak ister fakat işler hiç de umduğu gibi gitmez. Bunun üzerine Thor, Kaptan Amerika, Hulk, Nick Fury, Black Widow ve Hawkeye yeniden bir araya gelir. Ultron adıyla bilinen James Spader ise bütün acımasızlığıyla ilerliyordur.

42. Limitless (Limit Yok) – 2011 – IMDb: 7,4

Limitless (Limit Yok)

Yaşamı pek de parlak olmayan Eddie, New York’ta düzensiz bir hayat yaşayan ve pek de başarılı sayılmayacak bir yazardır. Kız arkadaşından ayrıldığı bir gün yolda eski bir arkadaşıyla tanışan Eddie’nin hayatı tamamen değişecektir. Eski arkadaşından aldığı bir NZT48 adlı hap, Eddie’nin beyninin tam kapasite çalışmasını sağlıyordur. Bu ilaç sayesinde eski dünyası değişen, hayata farklı bir gözle bakmaya başlayan Eddie paraya, çekiciliğe ve yüksek bir zekaya sahip olur. Ama aradan çok zaman geçmez, bu yüksek gücün yan etkilerinin ortaya çıkması gecikmez…

41. Law Abiding Citizen (Adalet Peşinde) – 2009 – IMDb: 7,4

Law Abiding Citizen (Adalet Peşinde)

Dünya sinemasında en tutulan konulardan biri de adalet arayışına yönelik çekilen filmlerdir. İşte, İtalyan İşi yönetmeninden Gray, Adalet Peşinde’de bu janr çerçevesindeki filmlere bir ekleme daha yapıyor. Bir soygun sırasında sağ kalan Shelton en sevdiği iki insanı, yani eşini ve çocuğunu kaybetmiştir. Artık bundan sonraki yaşamının sadece tek bir amacı vardır: İntikam! Kör adaletin gözünü bizzat kendi elleriyle açmaya karar vermiştir. Clyde Shelton evine yapılan bir soygun girişimi sırasında eşini ve kızını kaybeden dürüst bir aile babasıdır. Katiller yakalandığında, davaya Philadelphia’da başarılı bir savcı olan Nick Rice atanır. Nick, zanlılardan birine, suç ortağının aleyhinde ifade vermesine karşılık hafif bir ceza önerir. Aradan 10 yıl geçer. Hafif cezayla kurtulmuş olan katil ölü bulunur ve Clyde Shelton soğukkanlılıkla suçu işlediğini itiraf eder. Nick kusurlu adalet sistemini düzeltmediği takdirde, Shelton’ın eşinin ve karısının cinayet davasında yer alan kilit isimler ölecektir. Bu işi çözebilecek tek kişi Nick’tir.

40. Predestination (Zamanın Ötesinde) – 2014 – IMDb: 7,5

Predestination (Zamanın Ötesinde)

Filmde zamanda seyahat edip, olmuş ya da olası olayların önüne geçmeye veya suçluları yakalamaya çalışan bir zamansal ajanın hikayesi konu alınıyor. Gizli bir servise bağlı çalışan ajanın son görevi ise; 1975 yılında New York’ta yaptığı bir patlamada 11.000 insanın ölümünden sorumlu olan Fiyasko Bombacısı lakaplı kişiyi bulup bu patlamanın hiç yaşanmamış olmasını sağlamaktır. Görevi için 1970 yılına New York’ta bir barda, barmen olarak çalışmaya başlayan ajan, orada ‘Evlenmemiş Anne’ lakaplı John isimli bir köşe yazarıyla tanışır. Küçük bir bar sohbetiyle başlayan ikilinin sohbeti, gecenin ilerleyen saatlerinde daha da derinleşir.

39. Sherlock Holmes: A Game of Shadows (Sherlock Holmes: Gölge Oyunları) – 2011 – IMDb: 7,5

Sherlock Holmes: A Game of Shadows (Sherlock Holmes: Gölge Oyunları)

Bu filmin ilk serisinde yönetmen koltuğunda oturan Guy Ritchie, yerini korumaya devam ediyor. Dünyanın en ünlü ve zeki dedektiflerinden Sherlock Holmes (Robert Downey Jr.) ve ‘ortağı’ Dr. Watson (Jude Law) bu sefer Londra’nın dışına çıkarak Fransa, Almanya ve İsviçre’ye yol alacakları yeni ve tehlikeli bir maceraya sürükleniyorlar. Onlardan hep bir adım önde olan kurnaz ve vicdansız Profesör Moriarty (Jared Harris) ise büyük bir laneti değiştirecek planların peşindedir. Kahramanlarımız ise ne olursa olsun Moriarty’yi durdurmaya kararlı…

38. Who Am I (Ben Kimim) – 2014 – IMDb: 7,6

Who Am I (Ben Kimim)

Hep bir süper kahraman olmak isteyen Benjamin (Tom Schilling) , bilgisayar dehası bir gençtir. Dünyanın en iyi hackerı olma yolunda ilerleyen Benjamin, yer altı hacker grubu ile iletişime geçer. Almanya federal sistemine sızan Benjamin, artık dünyaca aranan bir bilgisayar korsanıdır. Ancak her şey bu kadar değil. Pizza dağıtıcı olan Benjamin Max (Elyas M’Barek) ile tanışana kadar her şey yolunda olsa da, film şimdi başlıyor. Yönetmenliğini İsveç’li yönetmen Baran bo Odar’ın üstlendiği film son yılların en iyi filmlerinde yer almayı başarıyla sağlıyor.

37. Fury – 2014 – IMDb: 7,6

Fury

Fury, 1945 yılının Nisan ayında, İkinci Dünya Savaşı’nın son günlerinde geçiyor ve Komutan Wardaddy, topçu Boyd Swan, yükleyici Grady Travis, şoför Trini Garcia ve yardımcı şoför Norman’dan oluşan müfrezenin, 300 düşman askeriyle karşılaştığı ve tüm imkansızlıklarla savaşmak zorunda kaldığı 24 saati konu alıyor. Beş askerden oluşan ekip, zırhlı tanklarıyla, Almanya’da savaşın ortasında kalır ve bu ekip bölgede kalan son Amerikan ordusu askerlerinden oluşur. Birlik az sayıda askerden oluşmasının yanı sıra cephane anlamında da bir hayli zor durumdadır. Grubu komuta eden Çavuş Wardaddy’nin, Avrupa’nın tamamını yıkıma uğratan bu savaştaki son görevi, askerlerini Nazi birliklerinin kuşatması altında olan bu bölgeden sağ salim çıkarabilmektir.

36. Mustang – 2015 – IMDb: 7,7

Mustang

İnebolu’da geçen bir hikayeyi ele alan Mustang, beş kız kardeşin özgürlükleri için verdikleri mücadeleye odaklanıyor. Lale ve kardeşleri oynadıkları bir oyunun, çevreleri tarafından beklenmedik bir skandala dönüştürülmesi sonucu adeta ev hapsine mahkum olurlar. Bu durum öyle bir noktaya sürüklenir ki, evde evlilik planları dahi yapılmaya başlanır. Ancak beş kardeş, üzerlerinde kurulan bu baskıları yenip özgürlüklerine kavuşmak için yeni yollar arayacaktır.

35. The Butterfly Effect (Kelebek Etkisi) – 2004 – IMDb: 7,7

The Butterfly Effect (Kelebek Etkisi)

Kelebek etkisi, bir sistemin başlangıç verilerindeki küçük değişikliklerin büyük ve öngörülemez sonuçlar doğurabilmesine verilen addır. Edward N. Lorenz’in çalışmalarından biri olan Kaos Teorisi ile ilgilidir. Zaman zaman keşke dediğimiz şeyleri zamanda yolculuk yapıp düzeltmek istemişizdir ya da bu şekilde her şeyin daha karmaşık bir hal aldığını görmüşüzdür. Kelebek Etkisi’nde tam olarak bu yaşanıyor. Geçmiş hayatında kötü anlar yaşayan Evan Treborn (Ashton Kutcher) çok kötü psikolojik travma geçirir. Tesadüf eseri zamanda yolculuğu bulan Treborn, geçmişinde yaşanan anları değiştirdiğinde neler olacak?

34. Ex Machina – 2015 – IMDb: 7,7

 Ex Machina

Henüz 24 yaşındaki Caleb, sadece Silikon Vadisi’nin değil dünyanın da en önemli teknoloji şirketinde yazılım uzmanı olarak çalışmaktadır. Şirketin gizemli CEO’su Nathan ise hem şirketten hem insanlardan uzakta, özel bir dağ evinde yaşamaktadır. Caleb, düzenlenen bir yarışmada, Nathan’ın dağ evinde 1 haftalık bir ödül kazanır. Fakat içine çekileceği deneyden habersizdir. ‘Ava’ adında güzel bir robot kızın bedeninde, dünyanın ilk gerçek yapay zekası Caleb’i bekler. Yönetmenliğini ve senaristliğini Alex Garland’ın üstlendiği bilim kurgu filminin başrollerinde Oscar Isaac, Domhnall Gleeson ve Alicia Vikander yer alıyor. Bilim kurgusu ile büyüleyen bu film, son çıkan en iyi filmler arasına girmeyi başarıyor.

33. Silver Linings Playbook (Umut Işığım) – 2012 – IMDb: 7,8

Silver Linings Playbook (Umut Işığım)

Eski bir tarih öğretmeni olan Pat Salitano, yaşamında değer verdiği her şeyi bir günde yitirmiş bir adamdır. Yaşadığı ciddi bir travma sonrası patlar ve ardından mahkeme kararı ile 8 ay rehabilitasyon merkezinde tedavi görür. Çıktıktan sonra hayatını düzene koymak şartıyla ailesinin evine geri yerleşen Pat’in yegane amacı düzgün bir adam olup, işini geri almak ve karısı Vicky’yi bu sayede geri kazanmaktır. Fakat işler bu kadar kolay ilerlemeyecektir. Pat, geçmişiyle mücadelesinde başarılı olacak mı?

32. La vie d’Adèle (Mavi En Sıcak Renktir) – 2013 – IMDb: 7,8

La vie d'Adèle (Mavi En Sıcak Renktir)

15 yaşındaki Adele’in emin olduğu iki şey vardır; o bir kızdır ve kızlar erkeklerle çıkar. Bir gün büyük meydanda Emma’nın mavi saçlarını farkeder ve işte o an hayatının değişeceğini anlar. Kendi ergenlik sorularıyla yapayalnız, başkalarının bakışlarını kendine çevirir. Emma’yla yaşadığı aşkı bir kadın olarak, bir yetişkin olarak yaşamaktadır. Fakat Adele ne kendisiyle ne ailesiyle ne de bu absürd dünyayla barış yapmayı becerebilir. Abdellatif Kechiche tarafından yönetilen filmin başrollerini Léa Seydoux, Adèle Exarchopoulos ve Catherine Salée paylaşıyor.

31. Me and Earl and the Dying Girl (Ben, Earl ve Ölen Kız) – 2015 – IMDb: 7,8

Me and Earl and the Dying Girl (Ben, Earl ve Ölen Kız)

17 yaşındaki Greg Gaines’ın sosyalleşmeyle ilgili sorunları vardır, lise hayatını mümkün olduğunca görünmez bir tip olarak geçirmeyi planlar. Ancak annesinin hiç de bu durumu kabullenmeye niyeti yoktur. Annesi Greg’in yakın zamanda kanser teşhisi konulan sınıf arkadaşı Rachel ile arkadaşlık kurmasını ister. Greg, annesinin bu teklifini isteksizce kabul etmek zorunda kalır ve böylece iki genç arasında hayal bile edemeyecekleri bir dostluk başlar. Jesse Andrews’un kendi romanından uyarladığı filmin yönetmeni henüz ikinci uzun metrajına imza atan Alfonso Gomez-Rejon. Sundance Film Festivali’nde büyük ses getiren ve büyük ödülü kazanan filmin başrollerini ise genç oyuncular Thomas Mann ile Olivia Cooke paylaşıyor.

30. Gravity (Yerçekimi) – 2013 – IMDb: 7,8

Gravity (Yerçekimi)

Alfonso Cuarón’ın yönetmenliğinde rol aldığı insanlarda büyük etki bırakan bilim kurgu serilerinden biri olan Son Umut filminden sonra fragmanı ile milyonlarca insanı merakta bırakan Yerçekimi filmi ile bilim kurgu serisine bir film daha bırakıyor. Dr. Ryan Stone ile birlikte uzaya son yolculuğunu yapacak olan Matt Kowalsky Uzay yolculuğuna çıkarlar. Amerikan uydularının tamiri rutin bir şekilde devam ederken, gök taşının Rus uydusuna çarpması uzay boşluğunda büyük bir felakete neden oluyor. Dünya ile iletişimi kopan ve sürekli azalan oksijen, yerini korku ve endişeye bırakıyor. Ryan ve Matt’in Uzayda inanılmaz mücadelesi burada başlıyor.

29. The Hateful Eight (Nefret Sekizlisi) – 2015 – IMDb: 7,8

The Hateful Eight (Nefret Sekizlisi)

Bir posta arabası, kış soğuğu yaşayan Wyoming’den geçer. Yolcular, cellat John Ruth ve yakaladığı kaçak Daisy Domergue, Domergue’nun adalete teslim edilmesi için Ruth’un “Cellat” olarak bilindiği Red Rock kasabasına hızla yol alır. Yolda iki yabancıyla tanışırlar: Biri, kötü şöhretli bir ödül avcısı olan, zenci bir eski federasyon askeri Binbaşı Marquis Warren ve diğeri de kasabanın şerifi olduğunu iddia eden güneyli haydut Chris Mannix. Tipide yollarını kaybeden Ruth, Domergue, Warren ve Mannix, bir dağ geçidindeki konaklama yeri olan Minnie’s Haberdashery’ye sığınır. Minnie’s’e vardıklarında onları mekânın sahibi değil, dört yabancı karşılar: Minnie annesini ziyaret ederken Minnie’s’e göz kulak olan Bob, Red Rock celladı Oswaldo Mobray, Kovboy Joe Gage ve Müttefik Sanford Smithers. Fırtına, dağdaki konaklama yerini etkisi altına alırken, sekiz gezginimiz, Red Rock’a hiç varamayabileceklerini öğrenir.

28. Captain Phillips (Kaptan Phillips) – 2013 – IMDb: 7,8

Captain Phillips (Kaptan Phillips)

2009 senesinin Nisan ayında yola çıkan MV Maersk Alabama isimli Amerikan kargo gemisi, Somali’nin doğu kıyılarında korsanlar tarafından saldırıya uğrar. Bu durum Amerikalılar’ın yaklaşık 200 yüzyıldır başına gelmeyen türden bir korsan saldırısıdır. Geminin dümenindeki deneyimli kaptan Richard Phillips, tayfasını kurtarabilmek için kendini rehine olarak feda eder. Korsan grubuyla, özellikle de liderleri Muse ile psikolojik bir savaşın içerisinde yer aldığı bu süreç, kendisini kurtarmaya çalışan bir kurtarma ekibinin de eş zamanlı çabasıyla oldukça yüksek tansiyonlu anlara ev sahipliği yapacaktır.

27. Life of Pi (Pi’nin Yaşamı) – 2012 – IMDb: 7,9

Life of Pi (Pi’nin Yaşamı)

Bir Bengal kaplanıyla okyanusun ortasında aynı sandalda olsaydınız ne yapardınız?

Film Yann Martel’in 2001 yılında yazdığı ödüllü romandan bir Japon senarist ve Ang Lee tarafından sinemaya aktarılan film derin semboller içeriyor. Hindistan’dan Kanada’ya giden bir yük gemisi, içindeki hemen hemen tüm canlılarla birlikte trajik şekilde batar. Bir cankurtaran filikası, uçsuz bucaksız vahşi Pasifik Okyanusu’nun ortasında yapayalnız kalır. Sandal da hayatta kalmayı başarabilen mürettebatı olan sırtlan, kırık bacaklı bir zebra, bir orangutan, Richard Parker adında 300 kiloluk bir Bengal kaplanı. Çeşitli olaylar sonucu Bengal Kaplanı ile teknede baş başa kalan Pi’yi zor anlar bekliyor. Dev kaplana yem olmamak için hayvanla anlaşmanın ve yakınlaşmanın yollarını bulur. Sıra dışı yolculuk sona ermeden büyülü bir adaya varacaktır…

26. Before Midnight (Gece Yarısından Önce) – 2013 – IMDb: 7,9

Before Midnight (Gece Yarısından Önce)

Paris’teki ikinci buluşmanın ardından Jesse ve Celine bir kez daha vedalaşıp kendi yollarına devam eder. İlk buluşmadan sonra geçen uzun yılların ardından bu kez Yunanistan’da karşılaştığımız ikili, bu süreçte bir yığın değişim yaşamış, çeşitli sürprizlerin yaşanacağı bir hayata doğru yelken açmıştır. Tüm sorunlara ve değişikliklere rağmen, değişmeyen tek şey ise birbirlerine duydukları naif aşktır. Yunanistan’da geçirdikleri bir tatil günü, geçmişlerini muhakeme edip ilişkilerini masaya yatırdıkları içten bir sohbete tanık olacaktır.

25. Edge of Tomorrow (Yarının Sınırında) – 2014 – IMDb: 7,9

Edge of Tomorrow (Yarının Sınırında)

Yakın gelecekte dünyayı ele geçiren Mimics adlı uzaylı birliği, birçok büyük şehri yok eder ve milyonlarca insanı ölümün eşiğinde bekletir. Dünyada hiçbir ordu, onların hızına, silahlarının gücüne ve de en önemlisi telepati yoluyla emir verme ve uygulama güçlerine ulaşamaz. Artık dünyadaki tüm ordular bu uzaylı sürüsüne karşı güçlerini birleştirmek durumundadır ve bu güç birliği dışında ikinci bir şansları yoktur. Subay Bill Cage daha önce bu savaşlardan hiçbirine katılmamış tecrübesiz bir askerdir ve atıldığı yeni görevi onun için bir nevi intihar anlamına gelmektedir. Beklenen olur; Cage dakikalar içerisinde öldürülür… Fakat bu bir sonu değil, yeni bir başlangıcı doğurur. Cage, sıradışı bir şekilde cehennem gibi bir günde uyanır, kendini kırılması zor bir döngünün içerisinde bulur. Buna göre her seferinde ölüp sonrasında yeniden dirilip aynı savaşı bir kez daha tekrarlamak zorundadır. Her geri dönüşünde daha güçlü, daha zeki ve Mimics’lerle daha kolay başa çıkabilir hale gelse de kendine verilen iş dünyanın en zorlu görevidir.

24. Arrival (Geliş) – 2016 – IMDb: 8,0

Arrival (Geliş)

Film, ordu dilbilimcisi Dr. Louise Banks’in hikayesini anlatıyor. Dünyanın yedi farklı bölgesine iniş yapan uzaylılar haber gündeminde yer alıyor. Amaçlarının ne olduğu bilinmeyen uzaylılarla iletişim kurmanın yolları aranmaya başlanır. Uzaylılarla iletişim kurması için Ordu Dil Bilimci Dr. Louise Banks çağrılır. Doktora yardımcı olması için de fizikçi Ian Donnelly seçilir. İkilinin artık en önemli görevi uzaylıların barışçıl mı yoksa istilacı mı olduğunu belirleyebilmektir. Bu süreçte bir diğer zorluk da ordunun ısrarcı bir şekilde saldırı yanlısı olması olacaktır…

23. Deadpool – 2016 – IMDb: 8,0

Deadpool

Şimdi siz diyorsunuz ki bu ne biçim bir süper kahraman filmi. Bu bildiğiniz süper kahramanlar filminden değil asıl olay bu kırmızı taytı giymeden önce başlıyor. Wade Wilson ileri derecede kanser teşhisi konulmuş bir hastadır. Peki ya Wilson iyileşerek, diğer insanların hayal bile edemeyecekleri yetenekler verilebilse? Süper kahraman olmayan süper köle mi? En azılı düşmanı sevgilisinin peşinde olursa? Marvel Stüdyoları’nın hayata geçirdiği projede yönetmenliği Tim Miller üstlenirken, senaryo Rhett Reese ve Paul Wernick ikilisine ait. Filmde Wade Wilson / Deadpool karakterini canlandıran isimse Ryan Reynolds. Kadroda kendisine Morena Baccarin, Gina Carano, Ed Skrein, Brianna Hildebrand ve T.J. Miller da bulunuyor.

22. Contratiempo – 2016 – IMDb: 8,0

Contratiempo

Adrian Doria (Mario Casas) zengin bir iş adamıdır. Asya pazarında yer aldığı ticari anlaşmaları sağladığı için yılın iş adamı seçilmiştir. Kendisine savunma oluşturmak için avukatı Felix tarafından önerilen tanık hazırlama ve adli bildirimlerde uzman, iyi bir avukat olan Virginia Goodman ile tanışma fırsatı bulur. Adrian bir dağ oteli odasında yanında resimci sevgilisi Laural Vidan’ın cesedi dururken polis tarafından gözaltına alınmıştır. Adrian, Virginia’ya suç ve sevgilisi Laura ile ilişkisi ile ilgili konuşur. Her ikisi de sürücüsü Daniel Garrido isminde bir adamın can verdiği araba kazasını açıklamaya çalışırlar. Laura’nın Daniel’in ölümü sebebiyle hapishaneye girmekten kaçınmak için Laura’nın onu nasıl yönettiğinden bahseder. Bu arada avukatı Felix olayların seyrini değiştirebilecek bir kanıt araştırmaktadır. Virginia ve Adrian olay hakkında konuşmasını sürdürürler fakat Adrian’ın ifadesinden ikna olmayan Virginia onu hikayesinin karanlık noktalarını açığa çıkarması için zorlar. Bulmacada gerçek ve yalan kolayca yer değiştirebilmektedir. Oriol Paulo yönetmenliğini ve yazarlığını üstlendiği Contratiempo, İspanya sinemasında son çıkan filmler arasında başarıya tutunmuş suçun ve gizemin bir arada olduğu bir filmdir.

21. Dallas Buyer Club (Sınırsızlar Kulubü) – 2013 – IMDb: 8,0

Dallas Buyer Club (Sınırsızlar Kulubü)

Film, uyuşturucu bağımlısı ve HIV taşıyıcısı Ron Woodroof’un hayatından esinleniyor. Ron Woodroof’a 1986 yılında AIDS yüzünden 30 günlük ömür biçilir. Teşhis sonrası FDA kurumundan yasal onaylı olarak kullanabileceği tek ilaç olan AZT’yi almaya başlayan Ron hızla ölümün eşiğine doğru sürüklendiğini fark eder. Çareyi ABD’de yasal olmayan ama dünyanın dört bir yanında bulunan, doğal ilaçlara başvurmakta bulur. Film 30 günlük ömrü kaldı dendikten sonra kendi doğal yöntemleriyle 2191 gün daha yaşamayı başaran Ron Woodroof’un kişisel mücadelesine odaklanıyor.

20. The Revenant (Diriliş) – 2015 – IMDb: 8,0

The Revenant (Diriliş)

Artık ölmekten korkmuyorum. Çünkü öldüm bir kere.. Akademi ödüllü yönetmen Alejandro González Iñárritu’nun yönetim eseri Diriliş filminde Leonardo DiCaprio ve Tom Hardy başrolde yer alıyor.

Hugh Glass kürkleri için hayvanları avlayan bir kuruluş için çalışan deneyimli bir tuzakçı. Fakat avlandıkları bölgelerde kendilerinden başka hem yerli Kızılderililer hem de Fransız birlikleri kol gezmektedir. Bir av ertesinde bir boz ayı tarafından ölümcül bir biçimde yaralanan Glass’ı, yavaşlamamak adına ekibi ölüme terk eder. Fakat bölgeyi herkesten iyi bilen avcı Glass hayata tutunur ve yavaş da olsa yaraları iyileşir. Zira yaşama tutunması için oldukça geçerli bir sebebi vardır…

19. The Martian (Marslı) – 2015 – IMDb: 8,0

 The Martian (Marslı)

Her insanın doğasında yardımlaşma içgüdüsü vardır. Bir yürüyüşçü dağlarda kaybolsa insanlar onu bulmak için seferber olurlar. Bir şehir depremde yerle bir olsa bütün dünya yardım eli uzatır. Bu yardımlaşma istisnasız her kültürde vardır.

Mars gezegenine astronotların gönderildiği bir görevde, Mark Watney isimli astronot şiddetli bir fırtına sonrası öldü sanılarak ekibi tarafından terk edilir. Fakat Watney hayattadır ve kendisini Mars’ta yapayalnız bulur. Elindeki sınırlı olanaklarla, zekasını ve dayanıklılığını kullanarak dünyaya yaşadığına dair bir sinyal göndermeye çalışır. Milyonlarca mil uzakta NASA ve uluslararası bilim insanları durmaksızın bu Marslı’nın eve dönmesi için uğraşırken, ekip arkadaşları da tehlikeli bir kararın eşiğine gelecektir…

18. X-Men: Days of Future Past (X-Men: Geçmiş Günler Gelecek) – 2014 – IMDb: 8,0

X-Men: Days of Future Past (X-Men: Geçmiş Günler Gelecek)

X-Men serisindeki bu filmde, Mutantlar soylarının tükenmemesi için zamanda yolculuk yapmak zorundadır. Sentinel’ler tarafından avlanıp öldürüldükleri için de nesilleri tükenmenin eşiğine gelmiştir. Mutantların soyunu kurtarabilmek için iki ezeli düşman Magneto ve Charles Xavier güçlerini birleştirirler. Planları Sentinel’lerin yarattığı vahşeti durdurmak üzerine kuruludur. Wolverine (Hugh Jackman), kendi kendini iyileştirebildiği için zamanda yolculuğun onda yol açabileceği yan etkiler yok olacaktır. Bu yüzden Wolverine’i Kitty Pryde’ın da yardımıyla geçmişe gönderirler. Acaba bu konuda başarılı olabilecekler midir?

17. 12 Years a Slave (12 Yıllık Esaret) – 2013 – IMDb: 8,1

12 Years a Slave (12 Yıllık Esaret)

Oscar ödülüne layık görülen filmde 1841’de New York’ta yaşayan Solomon Northup, özgürlüğüne düşkün kendisini müziğe adamış siyahi bir adamdır. Müzik işi için 2 adam ile tanışan Northup’un yolu Washington’a düşer. İnandığı medeni dünya alt üst olur çünkü kendisini kaçırıp Güney’de bir çiftlikte köle olarak çalışması için satarlar. Özgürlüğünü korumak için verdiği tüm emekler ve mücadele yerle bir olmuş, hayatı kabusa dönmüştür. Bu cehennemde Solomon acıyı, şiddeti, küçük düşürülmeyi yeniden öğrenecek ve isyan etmeye cesareti olmayan bir grup insanın umutsuzluğuna şahit olacaktır. Sevdiklerini ve hayatını geri almak için ne yapması gerektiğini kesinlikle bulmuştur…

16. The Grand Budapest Hotel (Büyük Budapeşte Oteli) – 2014 – IMDb: 8,1

The Grand Budapest Hotel (Büyük Budapeşte Oteli)

20. yüzyılın başlarında iki savaş arasındaki dönemde geçen hikayede, Avrupa’nın hayali Zubrowka şehrinde bulunan Büyük Budapeşte Oteli’nin ihtişamlı dönemine tanık oluyoruz bu filmde. Gustave H, otelin işleyişini büyük bir profesyonellikle idare eden, müşterilerini bile en ince ayrıntılarına kadar tanıyan bir konsiyerj görevlisidir. Bir gün otele bellboy ve komi görevlisi olarak Zero Mustafa adında genç bir adam gelir ve kısa zamanda aralarında yakın bir arkadaşlık başlar. İkili birbirlerinin sırdaşı olurken yaşadıkları şehir de büyük bir savaşa doğru sürüklenmektedir. Bu esnada Gustave’ın yaşlı sevgilisi Madame D. esrarengiz bir şekilde hayata veda eder. Bir asilzade olan Madame D.’nin şatosuna vardıklarında miras bölüşümünün yapıldığı toplantıya denk gelirler. Madame D., Gustave’a miras olarak paha biçilmez bir Rönesans tablosu bırakmıştır ve bunun açıklanmasıyla aile içerisinde büyük bir karmaşa çıkar. Bu andan itibaren belalarla dolu bir maceraya atılan Gustave ve Zero, gerçeklerin peşinde koşarken dışarıda da bir çağ değişmektedir..

15. Gone Girl (Kayıp Kız) – 2014 – IMDb: 8,1

Gone Girl (Kayıp Kız)

Nick Dunne, Amerika’da en nefret edilen adam. Evlilik çok emek ister ama Amy Elliot ve Nick Dunne için öyle değil. Nick Dunne, 5. evlilik yıl dönümlerine kısa bir zaman kala eşi Amy’nin kaybolduğunu duyurur. Basın olaya büyük ilgi gösterir, polis seferber olur ancak kayıp kadın bulunamaz. Bu durum Nick’in üzerindeki baskıyı artırır, yalanları ve tutarsızlıkları göze batmaya başlar. Herkesin aklına tek bir ihtimal gelmektedir: Amy’i eşi Nick öldürmüş olabilir midir?

14. Prisoners (Tutsak) – 2013 – IMDb: 8,1

Prisoners (Tutsak)

Maccachusetts eyaletinin Brockton bölgesinde, Şükran Günü’nü kutlamak için bir araya gelen Dovers ve Birches aileleri her şey yolunda giderken yemek esnasında korkunç bir haberle yüzleşirler. Gecenin ilerleyen saatlerinde ailelerin iki küçük kızlarının kaybolması sonrasında panik dolu anlar yaşanır. Saatler ilerler, ancak kızlar halen daha ortada yoktur ve durum kaçırılmış oldukları gerçeğini kuvvetlendirir. Polise başvursalar da hızlı ve nitelikli bir sonuç alamazlar. Keller Dover ise bir hayli panik içerisindedir ve polisin çabalarını yetersiz bulup adaleti kendi elleriyle aramaya karar verir. Genç ve başarılı dedektif Loki’den de yardım isteyen genç adam, kendini suçlu ve masumun birbirine karıştığı oldukça şaibeli bir davanın içerisinde bulur..

13. Star Wars: The Force Awakens (Star Wars: Güç Uyanıyor) – 2015 – IMDb: 8,1

Star Wars: The Force Awakens (Star Wars: Güç Uyanıyor)

İşte uyanıyor. Hissettin mi? Karanlık taraf ve aydınlık taraf.. Filmin bu serisine katılan Rey ve Finn karakterlerinin çevresinde şekillenen, Karanlık Taraf olan İlk Düzen’den kaçarak hayatta kalma ve Droid BB-8’e verilen gizli görevi yerine getirme öyküsü.. Baş karakter rollerinde oyuncular Daisy Ridley ve John Boyega’yı gördüğümüz filmde, serinin fenomen karakterleri de geri dönüyor. Kadrosunda Ridley ve Boyega’nın yanı sıra ayrıca Oscar Isaac, Lupita Nyong’o, Gwendoline Christie, Adam Driver’ın da yer aldığı filmin orijinal kadrosunda bulunan Harrison Ford, Carrie Fisher, Mark Hamill, Peter Mayhew de bu filmle birlikte macera soluksuz heyecan katıyor.

12. The Wolf of Wall Street (Para Avcısı) – 2013 -IMDb: 8,2

The Wolf of Wall Street (Para Avcısı)

Jordan Belfort 24 yaşında genç ve hırslı bir adamdır. Para kazanma arzusuyla Wall Street borsasında önce komisyoncu ve ardından Stratton Oakmont adında bir yatırımcı firmasında zengin olmak için her şeyi yapmaya hazır bir CEO olur. 90’ların en hızlı günleridir ve New York işlem salonunda her şey olabilmektedir. Önemsiz tahvillerle birçok yatırımcıyı aldatarak, Belfort kısa zamanda bir para makinasına ve aynı zamanda bir harcama makinasına dönüşür. Bir günde hesapları milyon dolarlarla doldururken o gece hepsini aynı hızda harcayabilir. Profesyonel hayatının yanı sıra uyuşturucu, fahişeler, son derece pahalı lüks fantezilerle dolu kirli bir oyunun içindedir. Bu karakterin hayatındaki her şey abartılı bir şekilde devam ederken, çöküş ise çok uzakta değildir…

11. Logan – 2017 – IMDb: 8,2

 Logan

Logan, ne yaptın sen? Dünyamız artık eskisi kadar değil Charles. Yakın bir gelecekte geçen filmde Logan artık yaşlanmış ve yorulmuş, süper yetenekleri erozyona uğramaya başlamıştır. Alzheimer’ın etkisiyle iyice unutkanlaşan Charles Xavier, Meksika sınırına yakın bir yerde saklanır. Logan tüm dünyadan kaçmaya çalışsa da bir gün onları bulan Laura Kinney adlı küçük bir kız bu huzuru bozacaktır, nitekim kendisi gibi mutant olan kızı, peşindeki karanlık güçlerden koruması gerekecektir. Logan, hala zamanın var..

10. Baby Driver (Tam Gaz) – 2017 – IMDb: 8,2

baby driver

Hızlı bir şeyler çal.. İnsanlar büyük banka soygununu severler. Büyük bir banka soygununu konu edinen filmde, genç görünümü yüzünden Baby lakabını alan adam, banka soyguncuları için sürücülük hizmeti vermektedir. Banka soygununun ardından kaçış için sürücülük yapan adamın yolu bir gün bir suç lideri ile kesişir ve onun için çalışmak zorunda kalır. Ancak girdiği bu iş başarısız olmaya mahkum bir soygundur. İşler ters gittiğinde peşine düşen farklı farklı insanlardan kaçmak zorunda kalır…

9. Toy Story 3 (Oyuncak Hikayesi 3) – 2010 – IMDb: 8,3

Toy Story 3 (Oyuncak Hikayesi 3)

Andy artık büyüdü ve üniversiteye gidiyor! Woody, Buzz ve diğer oyuncaklara ne olacağı belli değil. Woody, Andy’nin odasında kalmak istiyor, çatıda bir kolinin içinde gayet mutlu olacağını düşünüyor. Ancak bu fikir diğer oyuncakların hiç hoşuna gitmiyor. Sunny Side Yuvası’nda yeni bir başlangıç yapma fırsatı yakalayınca sevinçten havalara uçuyorlar! Bu yuva tam onlara göre çünkü orada bol bol yedek parça, pil ve kendileriyle oyun oynayacak sayısız çocuk olacak. Fakat işler hiç de düşündükleri gibi gitmiyor ve işte macera da tam burada başlıyor!

8. Tangerines (Mandalinalar) – 2013 – IMDb: 8,3

Tangerines (Mandalinalar)

Kafkasya’da artık savaş başlamıştır. Çatışmanın kendileri üzerinde oluşturacak tahribatın farkında olan halk; canlarını güvenlik altında alabilmek için Estonya’ya göç etmeye başlamıştır. Yaşadıkları yeri terk edemeyen iki yaşlı insan; savaşın tam kalbinin attığı yerde kalmış ve yavaş yavaş da maddi sıkıntılar yaşamaya başlamışlardır. Bu iki yaşlı adamın, göç edememe sebebi de bu maddi sıkıntılardır. Biri marangozluk yaparak, diğeri de bahçesindeki mandalinaları toplayarak bu parayı temin edip göç etmeyi planlamaktadır. Fakat ne yazık ki her ikisi de bulundukları toprakları terk etmek için geç kalmıştır ve iki yaşlı adam tam savaşın ortasında kalır.

7. Django Unchained (Zincirsiz) – 2012 – IMDb: 8,4

Django Unchained (Zincirsiz)

Amerikan İç Savaşı’dan 2 sene öncesinde, Güney bölgesinde geçen film Köle Django’nun Alman asıllı ödül avcısı Dr. King Schultz ile yolunun kesişmesiyle başlıyor. Django, eski efendisini ölü ya da diri ele geçirmek isteyen Schultz ile anlaşmaya varır ve özgürlüğü karşısında Brittle kardeşleri kendisine getirme sözü verir. Görev başarıyla tamamlanır ama ikilinin yolları ayrılmaz. Schultz ve Django beraber Güney’in en çok aranan suçlularının peşine düşerler. ‘Avlanma’ hünerini her geçen gün geliştiren Django’nun artık tek bir hedefi vardır: köle ticareti yüzünden kaybettiği eşi Broomhilda’yı bulmak ve onu kurtarmak…

6. Jodaeiye Nader az Simin (Bir Ayrılık) – 2011 – IMDb: 8,4

 Jodaeiye Nader az Simin (Bir Ayrılık)

Boşanmak üzere olan Nadir ve Simin, çocuklarının velayeti konusunda ikileme düşüp kadıdan yardım isterler. Birçok festivalden büyük övgüler alarak ayrılan film, özellikle başrol oyuncularının başarılı performanslarına sırtına dayıyor. Simin, kocası Nader ve kızı Termeh’le birlikte İran’ı terk etmek ister. Nader’in Alzheimer hastası babasını bırakmayı reddetmesi üzerine boşanma davası açan Simin, dava talebi reddedilince anne babasının evine gider. Termeh ise babasıyla kalmaya karar vermiştir. Nader kızına ve babasına bakması için hamile bir genç kadın tutar; ama bu durum daha fazla soruna yol açacaktır. 300.000 dolarlık bütçeye sahip olan film, ülkesi İran’da yaptığı 3.300.000 dolarlık hasılatla bütçesini 10’a katladı.

5. Whiplash – 2014 – IMDb: 8,5

Whiplash

Müzik severlerin ilgilenebileceği türden olan bu film bateri sevgisi ile yananlardan. Küçük yaşlardan itibaren bateri çalan Andrew, işinde tam anlamıyla bir usta olmak ister. Üniversite tercihinde de ülkenin en iyi müzik okulu olarak gördüğü Shcarffer Konservatuarı’na girer. Henüz 19 yaşındadır, ama dersler harici var gücüyle müzik çalışır. Bir gün, okulun en sert hocalarından biri olan caz duayeni Terence Fletcher’ın dikkatini çeker. Fletcher, Andrew’u okulun en parlak öğrencilerinin seçildiği ve sürekli yeni yarışmalara hazırlanan Studio Band’i seçer. Başarısı kadar acımasızlığıyla da ün yapmış olan Fletcher, Andrew’un kapasiteni sonuna kadar kullanmadan asla başarmış saymayacaktır. Genç bateristin önünde sadece mesleki bir test değil, psikolojik bir sınav da vardır.

4. Dangal – 2016 – IMDb: 8,6

Dangal

Hint biyografik spor dram filmi Dangal, Hintli Mahavir Singh Phogat’ın hikayesini anlatıyor. Mahavir Singh Phogat bir güreş hayranıdır. İki küçük kızına da güreş öğretmeye karar verir. İki kız, Babita Kumari ve Geeta Phogat, çocukluklarından başlayarak güreş eğitimi alarak büyürler. Büyüdüklerinde iki kız da güreşte iddialı isimler olmuştur. Geeta Phogat 2010 Commonwealth Oyunları’nda altın madalya kazanarak güreşte bu dalda ödül kazanan ilk kadın güreşçi olurken, kız kardeşi Babita da gümüş madalyayı alır. Genç kadın güreşçiler başarıya giden yol boyunca sosyal şekillendirmenin baskısıyla da mücadele etmek zorunda kalacaktır.. Yönetmenliğini Nitesh Tiwari’nin üstlendiği Hint yapımının başrollerinde Aamir Khan, Sakshi Tanwar, Fatima Sana Shaikh yer alıyor.

3. Intouchables (Can Dostum) – 2011 – IMDb: 8,6

Intouchables (Can Dostum)

Geçirdiği kazadan sonra felç olan zengin aristokrat Philippe, cezaevinden çıkmış Driss’i bakıcısı olarak işe alır. Herkes Driss’in bu iş için uygun olmayacağını düşünürken, Philippe O’na inanır ve bir şans verir. Dünya dursa yan yana gelmeyecek olan bu iki karşıt dünya görüşünün çarpışmasının ve zamanla çılgın bir dostluğa dönüşmesinin, insanı derinden etkileyen hikayesi.

2. Interstellar (Yıldızlar Arası) – 2014 – IMDb: 8,6

Interstellar (Yıldızlararası)

Becerisi kadar teknik bilgisi de çok yüksek olan Cooper, geniş mısır tarlalarında çiftçilik yaparak geçimini sağlar. Eşi beyin tümöründen ölen Cooper’ın tek amacı küçük kızı Murph ve oğlu Doyle’e güzel bir gelecek hazırlamaktır. Cooper’ın 10 yaşındaki kızı Murph, üst zekaya sahip bir çocuktur. Bir gün Murph bir şey anlatmaya çalışıyormuş gibi eve giren tozları belirli bir dizinde yan yana diziyor. Bu olayı araştıran baba, koordinat sistemi bulup orayı aramaya başlıyor. Koordinat sistemini çözen Cooper, gizli bir Nasa üssüne varır. Burada çalışan Prof. Brand, Cooper’a dünyadaki doğal kaynaklarının tükendiğini, insan ırkının tehlikede olduğunu ve yardım etmesini ister. Ancak bir yanda insanlık için yeni gezegen aramak, diğer yanda çocuklarını bir daha görememe ihtimali bu seçimi zorlaştırır. Christopher Nolan’ın, Jonathan Nolan ile kaleme aldığı ve yönetmenliğini sırtladığı, bilim kurgunun yanı sıra dramatik ögeler de içeren filmin senaryosu Fizikçi Kip S. Thorne’nun evrendeki ‘Solucan Delikleri’ teorisinden ilham alıyor.

1. Inception (Başlangıç) – 2010 – IMDb: 8,8

 Inception (Başlangıç)

Kara Şövalye filminin yönetmeninden Christopher Nolan’ın ele aldığı Başlangıç, bilim kurgu sinemasında yer almış etkileyici filmler arasında yerini koruyor. Çok yetenekli bir hırsız olan mükemmel oyuncu Dom Cobb ile karşımızda. Uzmanlık alanı, zihnin en karanlık ve savunmasız olduğu rüya görme anında, bilinçaltının derinliklerindeki değerli sırları çekip çıkarmak ve onları çalmaktır. Cobb’un bu nadir insanlarda görülebilecek yeteneği, bu ender rastlanabilecek mahareti, onu kurumsal casusluğun tehlikeli yeni dünyasında aranan bir oyuncu yapmıştır. Bu durum onun, uluslararası bir kaçak ve sevdiği her şeye mal olmasına sebep olmuştur. Cobb’a içinde bulunduğu durumdan kurtulmasını sağlayacak bir fırsat sunulur. Ona hayatını geri verebilecek son bir iş; tabi eğer imkansız Başlangıç’ı tamamlayabilirse. Mükemmel soygun yerine, Cobb ve takımındaki profesyoneller bu sefer tam tersini yapmak zorundadır; görevleri bir fikri çalmak değil onu yerleştirmektir. Eğer başarırlarsa, mükemmel suç bu olacaktır.

Mutlaka İzlenmesi Gereken En İyi Yabancı Diziler

Bazı diziler vardır konusuyla, oyuncularıyla ve kurgusuyla etkisini unutturmaz. Her defasında izlenme isteği uyandırır, merakınızı dinç tutar. Etkisinden uzun süre çıkamayacağınız birbirinden sürükleyici dizileri sizler için derledik. Mutlaka izlenmesi gereken yabancı diziler listemize göz atarak film yelpazenize yenilerini ekleyebilirsiniz. Her biri keyifli dakikalar geçirmenize yardım edecek!

30. Riverdale – (2017) – IMDB: 7.8

Riverdale

Günümüzün yeni dizilerinden olan Riverdale, Amerika’daki gençlik dramasını ele alan yapımlardan bir tanesidir. Çizgi roman havasında geçen yapım; gizem, aşk, korku, mücadele ve yasak gibi farklı temaları işler. Kısa sürede gönülleri fethetmeyi başarmış olan dizide olaylar küçük bir kasabada geçer. Kasaba aslında küçük, şirin ve sakin ambiyansı ile herkeste olumlu izler bırakır. Ama durum ne yazık ki bu şekilde gitmez. Nehirde boğularak ölen lise öğrencisi Jason Blossom’un cesedi tüm dikkatleri bu gizemli kasabaya toplayacaktır.

Sürrealist akıma inanan bir grup genç, dizinin başrollerini paylaşır. Veronica Lodge, ailesinin karıştığı skandal nedeniyle psikolojik durumunun iyiye gitmediğini anlayıp bu kasabaya yerleşmeye karar verir. Daha sonra kasabada yaşarken futbola ve müziğe ilgili olan Betty ile dost olur. Bu iki arkadaşın arasına daha sonra Jughead ismindeki bir arkadaş daha katılacaktır. Üç kişi olan bu arkadaş grubu, daha sonra ölen Jason Blossom’un durumunu su yüzüne çıkarmaya çalışır. Ancak konu araştırıldıkça altından daha farklı ve ürkütücü olaylar çıkar.

29. Criminal Minds – (2005) – IMDb: 8,1

Criminal Mids

Polisiye severlerin tutkusu olan Criminal Minds, Amerika’nın Virginia eyaletinde geçen aksiyon ve macera dolu bir hikayeyi merkeze alır. Quantico bölgesinde işlenen öyküde, suçluların beyin mekanizmalarına ve düşünce akımlarına göre kim olduğunu tespit edebilen bir ekip ön plana çıkar. Her bölümünde gerçek suç dosyalarından faydalanıldığı için kusursuz bir senaryo ile karşı karşıya kalmanız kaçınılmazdır. Ekip gerçek anlamda birbiriyle organize olabilen pratik ve kıvrak zekaya sahip kişilerden oluşur. Her biri, olası bir suçlunun tespitinde titiz bir çalışma performansı gösterir.

Dizi, ilk olarak 35 seri katilin Amerika sokaklarında serbest şekilde dolaştığı gerçeğinden yola çıkarak kurgusuna başlar. Olaylar, karakterler ve yaşanan ayrıntılı gelişmelerin her biri bir kurgudan ibarettir. Ancak konunun gerçek katil dosyalarından ilham alınarak hazırlanması seyircilere zaman zaman gerçek bir olayın içerisindeymiş hissiyatı verebilir. Suçluların akıllarına kadar inerek profesyonel bir iş çıkaran ekibin başarıları gerçekten takdir edilesidir. Bölgedeki diğer uzman kişilerle, olayların en ince ayrıntıları ve olası risk durumlarında uygulanabilecek ek alternatifleri düşünülür.

28. The Big Bang Theory (2007)- IMDb: 8,3

The Big Bang Theory

Türkiye’de ve diğer dünya ülkelerinde severek izlenen dizi, ABD’nin Kaliforniya eyaletine bağlı Pasadena şehrinde işlenir. Kaliforniya’nın Teknoloji Enstitüsü’nde çalışan iki fizik uzmanı aynı evde arkadaş olarak yaşarlar. Leonard Hofstadter deneysel fizikle, Sheldon Cooper de teorik fizik alanı ile ilgilenir. Hayatlarına iş ve ev hayatı şeklinde devam eden fizik uzmanlarının karşı dairelerine bir gün Penny adında sarışın bir kız yerleşir. Penny, samimi ve akıllı bir karakterdir. Yeni bir ilişkiden çıkmasına rağmen sağlam ve dik durmasını bilir.

Yaşamını monoton olarak devam ettiren bu iki arkadaşın hayatı Penny ile tanışınca tamamen değişecektir. Hem kızın hem de iki fizikçinin hayatındaki gelişmeler gerçekten şaşırtıcıdır. Penny, bu iki fizikçiden çok şey öğreneceğini düşünür. Ama kendisi de fizikçi arkadaşlarına eksik yönleri tamamlama konusunda birtakım önerilerde bulunmadan geçemez. Kuantum fiziğini çözme konusunda başarılı olan bu iki fizikçi arkadaş ve Penny arasında geçenler seyirciyi oldukça şaşırtacaktır.

27. Atypical – (2017) – IMDb: 8,4

Atypical

Atypical, otizm hastalığı bulunan Sam adındaki bir çocuğun yaşamını ortaya koyar. Sam iç dünyasında ne yaşıyorsa seyircide ekranları karşısında o duyguları hissedecektir. Başarılı ve nefes kesen kurgusuyla izleyiciyi ekrana kilitleyen dizi, zihinsel engelli bir çocuğun ve ailenin yaşadıklarını tüm içtenlikle mizahi bir dil çerçevesinde karşı tarafa yansıtır. Otizm hastalığı ile mücadele eden Sam, yaşamını diğer insanlarla birlikte idame ettirmeye çalışırken diğer yandan kendisi için kız arkadaş arayışına da girişir.

Sam otizmli olduğu için aile de gerçek anlamda çok zor bir hayat sürdürür. Ablası Casey, aslında sert mizaçlı ve dobra bir kızdır. Ama kardeşi yardıma ve desteğe ihtiyaç duyduğu için onu hiçbir zaman yalnız bırakmaz. Aynı şekilde anne ve baba da üstlerine düşen görevi oğullarına karşı harfiyen yerine getirir. Dizinin kadrosunda yer alan bu aile oyuncularının rollerini gerçekten doğal ve içten bir şekilde yapıyor oldukları her hallerinden bellidir. Dramatik bir konu ele alınmasına karşılık samimi ve sıcak aile atmosferi daha baskındır.

26. Downton Abbey – (2016) – IMDB: 8,4

Downton Abbey

Dram ağırlıklı konusu ile dikkatleri çeken Downton Abbey, Crawley ailesinin yaşamını ve yaşadığı olay kesitlerini analiz eder. Downton Malikanesi’nde yaşayan ailenin yaşam öyküsü en ince ayrıntılarına kadar dizinin konusuna dahil olur. Robert Crawley, ailesiyle ve diğer ev halkıyla mutlu ve huzurlu hayat sürdüren bir kişidir. Ancak tüm hayatı 1912 yılının 15 Nisan’ından sonra bir daha kesinlikle eskisi gibi olmayacaktır. Çünkü transatlantik gemisi, buzdağına çarparak ailenin iki ferdinin hayatına mal olur.

Titanic macerası, ailenin tüm hayallerini ve planlarını alt üst eder ve tüm olaylar bir anda içinden çıkılmaz bir hal alır. Üzüntü, keder ve hüzün bir yanda ağır basarken, ailenin gerçekleştirmek istediği önemli planlar hala askıdadır. Olaylar silsilesi ile devam eden dizide ayrıca İngiltere’deki soylu ailelerin yaşam şekillerine dair çıkarımlar da sunar. 19. yüzyıl sonu 20. yüzyıl başı gibi yenileşme çağının doğuş yıllarını baz aldığı için o döneme özgü gelişmeleri arka planda rahatlıkla anlayabiliyorsunuz. Yani eski ile yeni arasında güzel bir karşılaştırma yapabilmeyi sağlayan başarılı bir eser örneğidir.

25. Lost – (2004-2010) – IMDb: 8,4

Lost

İlk bölümünden itibaren seyircilerini etkilemeyi başaran Lost, yaşam mücadelesini konu alan sürükleyici ve gizemli bir yapıttır. Uçak kazası sonucu kendilerini bir anda bir adanın ortasında bulunan yolcuların gizemli öyküsü anlatılır. Her bölüm uçak kazası geçirmiş bir karakterin yaşamını inceler. Geçmiş ve yaşanan bu zorlu durum arasında bağlantılar kurulur. Adada, birbirinden kişilik olarak farklı olan toplamda 48 kişi vardır. İnşaat işçisi, iletişim subayı, kanun kaçağı, dolandırıcı ve milyoner.

Yolcular adaya ilk geldikleri günden beri üstlerinde tereddüt ve korku vardır. Hatta adada gizemli ve mistik bir atmosferin olduğunu düşünmeye başlarlar. Birbirleriyle sıkı bir ilişki kurmaya pek sıcak bakmasalar da yaşanan trajikomik olaylar onların birbirlerine sıkıca tutulmasını kaçınılmaz kılar. Aradan kısa bir süre adada 16 yıldır yaşamaya çalışan kişiler karşılarına çıkar. Daha sonra gizemli olaylar silsilesi ile tüm yaşananlar karmakarışık bir hal alır. Aşk, zorluk, mücadele, çaresizlik, ihanet, sır, kaçış ve açlık gibi daha pek çok konu dengeli şekilde seyirciye yansıtılır. Çoğunlukla gizemli sahneler vurgulansa da zaman zaman aksiyon ve macera dolu öyküler de ön plana çıkartılır.

24. Modern Family – (2009) – IMDb: 8,5

Modern Family

Yöneticiliği Steven Levitan tarafından yapılan Modern Family, komedi ve mizah ağırlıklı bir konu işler. Los Angeles’te ele alınan dizinin her bölümü 22 dakika kadar sürer. Sıcakkanlı 3 ailenin birbirleriyle yakın dostluklar kurması dizinin asıl konusunu oluşturur. Her bölümde genellikle bir arada olan bu aile fertlerinin mizahi yönleri en ince ayrıntılarına kadar seyirciye aktarılır. İlk başladığınızda karakterleri çözümlemekte biraz zorlanabilirsiniz. Çünkü bu çiftlerin çocukları da dizide rol alır.

Sitcom kategorisinde olan dizinin bazı bölümlerinde oyuncular direkt olarak kameraya karşı konuşurlar. Prichett ailesini, Jay ve Gloria adında çift oluşturur. Mitchell ve Claire adında iki çocuk sahibidirler. Jay, kendinden yaşça küçük olan Gloria ile ikinci evliliğini yaşar. Phil Dunphy ve Claire adındaki ikinci çiftin birbirinden yaramaz üç ayrı çocuğu vardır. Üçüncü aile ise Cameron Tucker ve Mitchell Pritchett çiftinden oluşur. Çift, Vietnam’dan evlat edindikleri Lily adındaki bebeklerini büyütürler. Komedi ve kahkaha tufanı yaşanan bu dizinin her karesinde, birbirinden renkli üç ailenin yaşamsal hikayelerine rastlayacaksınız.

23. Mad Men – (2007-2015) – IMDb: 8,6

Mad Med

AMC kanalında yayınlanan Mad Med, 7 sezon boyunca ekranlarda kalmış, 92. bölümüyle birlikte son bulmuş bir ABD yapımıdır. Dram ağırlıklı olan dizide, Sterling Cooper adındaki New York reklam şirketindeki yaşananlar ele alınır. Emmy ödüllerinde dördüncü defa en iyi dram dizisi seçilmeyi başaran dizide başrol Don Draper’e aittir. Yakışıklı ve gizemli yönetmenin hem iş hem de aşk yaşantısı dizinin konusuna dahil olur. Dekor ise Madison Avenue üzerinde şekillenir. Şirkette yaşananlar ve Draper’in etrafındaki insanlar da yine konunun akışında etkilidir. Ayrıca dizide 60’lı yıllardaki ABD ile günümüz ABD’si arasındaki sosyal yaşantı farklılıkları da seyirciye güzel bir şekilde aktarılır. Bu durum arka dekorlar ve ayrıntılar sayesinde seyirciye iletildiği için konunun ve temanın dışına çıkma durumu söz konusu değildir.

Draper, reklamcılık sektörünün bir numaralı ismi, eşini ve çocuklarını çok seven ama yeri geldiğinde aldatan bir karakteri canlandırır. Dizide arka planda çıkarılabilecek pek çok nüans söz konusudur. Yer yer geçmişe götürerek büyük dedelerimizin veya babaannelerimizin dünyasını ortaya serer. Tarihi olayları yeniden nüksettiren dizinin karakter analizlerinden kıyafetlerine kadar her şey seyirciyi etkilemeyi başarır.

22. Suits – (2011) – IMDb: 8,6

Suits

Dramatik sahneleriyle seyircilerin dikkatini çekmeyi başaran Suits, USA Network kanalında yayınlanmış olan en iyi yabancı diziler arasındadır. Başrollerini Gabriel Macht, Gina Torres ve Patrick J. Adams gibi önemli şahışların paylaştığı dizi hukuk ve dram ağırlıklıdır. İlk olarak ABD’de yayınlanmasına karşılık daha sonra farklı ülkelere yayılarak çekimlerine devam edildi. Herkesin imrenerek baktığı Mike Ross adındaki bir dahi dizinin konusudur. Eğitimini başına gelen bir talihsizlik nedeniyle yarıda bırakmak zorunda kalan bu dahi, geçimini genellikle kişilerin LSAT sınavlarına girerek sağlar.

Dizide bir de Harvey Specter adında alanında başarılı işlere imza atmış bir avukat rol alır. Harvey, şirketinde daha yüksek statülere ulaştığı için artık yanına bir asistan arayışına geçer ve tesadüf eseri Mike ile yolları kesişir. Mike asistanlığı kabul eder ancak kendisinin yüksek eğitimi yoktur ve şirkete de yalnızca Harvard mezunları eleman olarak alınabilir. Ancak Harvey kendisini eğitimini tamamlamış bir çalışan olarak işe alacaktır. Ardından Mike’nin hayatına bir kadın girer ve şirkette birtakım yasa dışı olaylar gelişir.

21. Six Feet Under – (2001-2005) – IMDb: 8,7

Six Feet Under

2001 yılında yayın hayatına başlayan Six Feet Under, psikolojik bir hayatı ele alan muazzam bir yapımdır. Christian Taylor ile birlikte senaryoyu yazan yapımcı Alan Ball, sürükleyici ve unutulmaz olay örgüsü ile seyirciyi ilk sezondan itibaren etkisi altına alır. Kişiler arası iç çekişmelerin ve psikolojik yaşama özgü çözümlemelerin aktarılmaya çalışıldığı dizide birtakım sanatsal serpiştirmeler de göz önüne çıkar.

Hayatına yeni bir sayfa açarak yaşamını kendine göre şekillendirmeyi amaçlayan Nate Fisher, babasının ölümüyle birlikte kendini beklenmedik bir yaşamın içerisinde buluverir. Aslında babasının vefat ettiği o eve hiç gitmek istemez ama ölüm nedeniyle mecburen geri dönmek zorunda kalır. Çünkü Fisher ailesinin kızı, cenaze evini yöneten kardeşi Devid ile yeniden kardeşlik ilişkilerini düzeltmesi gereklidir. Nate Fisher’in aile yanında kalma kararını ayrıca kardeşi Claire ve annesi Ruth Fisher de etkileyecektir. Dizide Fisher ailesinin psikolojik yaşantıları ve ruhsal izleri tüm çıplaklığıyla seyircilere hissettirilmeye çalışılır. 5. sezonda ekranlara veda eden dizi, aynı zamanda “2003 yılında En İyi Drama Dizisi” seçilerek altın küre ödülüne layık görüldü.

20. Dexter – (2006-2013) – IMDb: 8,7

Dexter

Amerikan drama dizileri arasından sivrilmeyi başaran Dexter, polisiye maceraları ve cinayet olayları ile nefes kesen sürükleyici bir öyküdür. Suç ve macera dolu gizemli bölümleri ile her bölümünde merakınızı diri tutmayı başarır. Küçük yaşta annesini kaybeden Dexter’ı Harry Morgan adındaki bir adam çöp konteyneri içerisinde bulur ve ailesi olmadığını anlayınca kendi yanında evladı gibi büyütmeye başlar. Ona her daim akıllıca fikirler vermeye çalışır. Evcil hayvanları öldürmemek, iyilere ve masum insanlara zarar vermemek bu yaşamsal tavsiyelerden birkaçıdır.

Başrolleri oynayan Dexter Morgan, gündüz vakitlerinde doktor olarak yaşamını devam ettiren geceleri ise seri katil olarak sokak sokak dolaşan ürkütücü bir karakterdir. Kana olan ilgisi nedeniyle hastanelerin adli tıp bölümlerinde kan analizcisi olarak görev alır. Seyircileri ve sevenleri aslında mesleğinde başarılı ve deneyimli olan Dexter’in seri katil olabileceğini ilk etapta akıllarına getiremeyeceklerdir. Çünkü görünürde karşınızda sadece normal hareketler sergileyen bir insan vardır. Ancak kana olan tutkusu onu katillerle yakınlaştırır. Ancak Dexter aslında sıradan insanları öldürmek için seri katillik yapmaz. Çünkü onun diğer katillerle yakınlaşma sebebi çok daha başkadır. Dizinin konusu Darkly Dreaming Dexter romanından çevrilidir. Ancak birkaç sezon sonrası romana bağlı kalınmadan yayına devam edilir.

19. Shameless – (2011) – IMDb: 8,7

Shameless

Dram ağırlıklı konusu ile kısa sürede geniş kitleleri etkisi altına almayı başarmıştır. Dizi, tamamen bir aile hikayesini ele alır. Chicago’nun güney kesiminde yaşayan aile bir babadan ve 6 çocuktan oluşur. Başrollerde yer alan Narsist baba, tam bir alkoliktir ve evlatlarına karşı sorumluluklarını yerine getirmez. Cebinde son kuruşu kalsa dahi alkole yatıracak karakterde olan bir kişiliktir. Çocuklardan evin en büyüğü olan Fiona Gallagher, babasının sorumluluklarını yerine getirmediğini bildiği için devamlı kardeşlerini okutup geçindirme mücadelesi verir. Gülüyorsa bilin ki aile mutludur ve her şey yolundadır. Ama üzgün ve şaşkın olarak etrafa göz gezdiriyorsa mutlaka ve mutlaka yaşananlar sarpa sarmış durumdadır. Kısacası tüm karakterler her birine tam olarak oturmuştur demek yanlış olmayacaktır.

Liam Gallagher ise evin en küçük ferdidir. Kıvır kıvır saçları ve siyahi ten renginden dolayı hiçbir zaman Frank geninden doğmuş olacağı akıllara gelmez. Ancak zenci bebek hal ve hareketleri sayesinde babasından almış olduğu genleri açık şekilde ortaya çıkartır. Gallagher ailesinde devamlı bir çatışma söz konusudur. Yer yer trajikomik olaylar yaşansa da genel manada evin durumu içler acısıdır. Ancak aile her ne olursa olsun tüm kötü durumlarda organize olarak içinde bulundukları buhranlı durumdan sıyrılabilmeyi başarır.

18. Oz – (1997-2003) – IMDb: 8,8

oz dizisi

Toplamda 6 sezon yayın akışına devam eden Oz, hapishane ortamında geçen etkileyici ve dokunaklı öyküsü sayesinde izlenilmesi gereken diziler arasından ön plana çıkar. Olayların tümü kısaltılması “Oz” olan Oswald State Correctional Facility adlı bir Amerikan hapishanesinde geçer. New Jeryes’te çekilmiş olan dizi, farklı ırklardaki mahkumların çekişmesini hikaye edinir. Başrollerini Augustus Hill, Ryan O’Reily, ve Leo Glynn gibi önemli oyuncuların paylaştığı dizide, suç unsuru sayılabilecek tüm olaylar yansıtılmaya çalışılır. Ayrıca hapishanedeki mahkumlar birbirine üstünlük kurmak için ellerinden geleni ardına koymaz.

Naziler, İtalyanlar, Zenciler, Müslümanlar ve Latinler hapishanede yaşayan mahkumların çoğunluğunu oluşturur. Her bölümü birbirinden sürükleyici geçen dizi uyuşturucu, seks, kumar, güç mücadelesi ve rüşvet gibi tüm suç unsuru olayları gözler önüne serer. Zaman zaman mahkumlarla gardiyanlar arasında da kötü atışmalar geçer. İlk sezonda, hapishanedeki tüm ırkların yönetime ve valiye karşı aldığı büyük bir güç isyanı söz konusudur. Diğer sezonlarda ise isyanın bitimi ile başlayan hapishane hayatı, yönetim ekibinin hapishane yaşantısının düzeni için aldığı kararlar, tahliye olmayı bekleyen mahkumlar ve mahkumların birbirlerine karşı üstünlük kurma mücadeleleri ön plana çıkar.

17. Rome – (2005-2007) – IMDb: 8,8

Rome

Tarihi dizileri sevenlerin hayranlıkla izleyebileceği Roma, HBO yapımlarından olan muhteşem bir eserdir. 2005 yılında yayın hayatına başlayan dizi, MÖ 49’lu yıllarda geçen Roma tarihini konu olarak anlatır. Sezar yönetiminin ve mücadelelerinin her bölümde kendini hissettirdiği dizide dekor seçimleri gerçekten etkileyicidir. Tarihi bir dönemi ele aldığı için dekor ayrıntıları kusursuzdur. Roma İmparatorluğu dışarıdan bakıldığında aslında büyük ve güçlü bir devlettir. Ancak dizide iç çekişmeler resmedilmeye çalışılır. Yapılan sinsi planlar, uygulamalar ve savaşlar neticesinde Galya ele geçirilir. Sezar savaş sonunda askerleriyle ve elde ettiği ganimetleriyle döndüğünde senatonun isteksizliği ile karşı karşıya kalır. Tüm senato üyeleri bir olarak Sezar’ı caydırmaya çalışırlar.

Roma İmparatorluğu’nun yükselişinden çöküşüne kadar tüm dönemleri ayrı ayrı sahnelerle seyirciye aktarılır. Birinci sezon Galya mücadeleleri ve senato olayları ile ilerler. İkinci sezondan sonra ise Marcus Antonius ve Oktavius çekişmeleri dizinin konusunu oluşturur. Tek adam iktidarı, aşırılık, yozlaşma, erdem ve adalet dizinin asıl temalarını şekillendiren hususlar arasındadır. Cumhuriyet’in son aşamaları ve İmparatorluğunun yapısı tarih bağlantısıyla eş zamanlı olarak ele alınır. Setleri, kostümleri ve karakterlerin başarılı oyunculukları ile ilk bölümden itibaren sinematik bir izlenim verir.

16. The Office – (2005) – IMDb: 8,8

The Office

Kahkahalı ve gülme garantili dizi arayanlara hitap eden The Office, yıllar boyu ABD’nin NBC kanalında yayına girmiş efsanevi bir yapımdır. Her bölümü yaklaşık 22 dakika süren dizi, Mifflin’e ait bir kağıt şirketinde geçer. Olayların tamamı mizahi yönüne bağlı olarak ele alınır. Her sahnesinde bol gülmeli ve eğlence dolu dakikalar yaşanır. İngiliz orijinalinden esinlenilerek hazırlanan dizide aslında gündelik yaşam anlatılır. Yani ofis yaşantısında gelişenler, yapılan rutin işler dizinin konusunu oluşturur.

Pennsylvania ofisinde müdürlük yapan Michael, işini son derece iyi ve titiz şekilde gerçekleştirdiğini, çalışanları ile arasının iyi olduğunu düşünen bir karakterdir. Durmadan çalışanlarını toplayıp kişisel gelişime katkıda bulunacağını düşündüğü yenilikler üzerine seminerler verir. Ama verdiği ve sunduğu şeyler tamamen alakasızdır. Çalışanlarına saçma sapan fikirleriyle zaman kaybı yaşatır. Michael’in yardımcılarından olan Dwight Schrute, resepsiyonist Pam, depo çalışanı Roy, geçici sekreter Ryan da diğer komedi dolu kahramanlar arasında yer alır. Her biri de aynı şirket müdürü Michael gibi farklı ve anlamsız işler peşindedir. İçi dışı bir olan ekibin eğlence dolu anlarına tanıklık edebilirsiniz.

15. House M.D – (2004-2012) – IMDb: 8,8

House M.D

Medikal tarzda ele alınan House dizisi, 8 sezon boyunca ekranlarda yer alan ve yönetmenliği Bryan Singer tarafından yapılan en iyi dramatik yapımlardan birisidir. Olayların tamamı New Jersey’deki bir eğitim hastanesinde geçer. Teşhis ekibinin asıl başlarından olan Doktor House isimli başrolün maceraları dizinin konusunu oluşturur. House; saplantılı, huysuz, asosyal ve gerçek anlamda çekilmeyen bir karakteri canlandırır.

Dizide teşhisi konulması zor hastalıklar ve diğer doktorlar arasında geçen organize işler, bazen eğlenceli bazen de acıklı sahneler eşliğinde seyircilere aktarılır. Her bölümünde hastalıklarla ve iyileşmeye çalışan hastalarıyla mücadele eden doktorun maceralarına tanıklık edebileceksiniz. Kıvrak zekaya sahip olan doktorun aynı zamanda başarılı oyunculuğuna da hayran kalacaksınız. Gelmiş geçmiş en iyi tıp temalı dizilerden olan House, gerek karakterleri gerekse sürükleyici konusu ile yaratıcılığını konuşturur. House, doktor olmaktan öte bir insan sarrafı rolünü üstlenir. Çeşitli sağlık sebepleri ile hekime gelen hastalarına genel bir gözle baktığında direkt teşhisi koyabilecek güçtedir. Dolayısıyla dizi bu gibi ince nüanslar sayesinde seyircinin gözünde olumlu bir intiba oluşturur.

14. Friends – (1994-2004) – IMDb: 8,9

Friends

ABD’nin komedi ağırlık dizilerinden olan Friends, yaşamları birbirinden farklı olan 3 erkeğin ve 3 kadının yaşam öyküsünü işler. Her biri 20’li yaşlarda olan bu arkadaş takımının komik ve eğlence dolu kesitleri dizinin konusunu oluşturur. Her daim gülerek hayatlarını geçirseler de zaman zaman acıklı ve hüzünlü anlara şahit olmak da mümkündür. Yaklaşık 10 sezon ekranlarda yerini alan dizi, keyifli ve gerçekçi kurgusunu seyirciye çok güzel bir şekilde aksettirmeyi başardığı için izleyenlerde defalarca izlenme isteği uyandırabilir.

Dizinin büyük bir bölümü Central Park isimli kafede geçer. Kafede komik sahnelerden acıklı yaşam kesitlerine kadar pek çok duyguyu bir arada yaşayabiliyorlar. Bazı bölümler de Monica’nın ve Joey’in evinde geçer. Emmy ödülünü almaya hak kazanan dizi, 100’den fazla ülkede yayınlanır. Türkiye’de ise “Sıkı Dostlar” adlı versiyonu ile bir ara Kanal D, ATV ve SHOW TV gibi kanallarda yerini alır. Beyaz cam tarihinin sevilen dizisi, komedi ağırlıklı olmasına rağmen dostluğun yaşamı ne yönde şekillendirebileceğini ve ne kadar gerekli bir etken olduğunu gözler önüne serer.

13. Twin Peaks – (1990-1991) – IMDb: 8,9

Twin Peaks

Körfez Savaşı sebebiyle yayını iki sezon sonra durdurulan Twin Peaks, kültler arasına girmeyi başarmış tarihi bir projedir. Televizyon sektörünün en başarılı ve en deneyimli yönetmenlerinden olan David Lynch’in en muazzam eserlerinden birisini temsil eder. Hatta ülkemizde Star TV ekranlarında “İkiz Tepeler” olarak yayınlanarak büyük bir ilgi odağı haline gelmiştir. Laura Palmer adındaki genç bir kızın öldürülmesi sonrası yaşananlar dizinin konusunu işaret eder. Gerçekleşen bu sarsıntılı ölümün ardından FBI, cinayetin sorgulanması amacıyla Dale Cooper adındaki ajan ekibini Twin Peaks bölgesine gönderir ve olay örgüsü başlar. Kasabada olayların ardı arkası kesilmez ve en masum görünen kişilerin dahi hayatlarında sırlar gizlidir. Dolayısıyla cinayet için görevlendirilen ajanın bu kasabada işi gerçekten çok çetrefilli ve içinden çıkılmazdır.

Gerilimin vurgulandığı, gizemin bol bol kullanıldığı dizide, dengesiz tavır takılan karakterler mevcuttur. Birtakım dengesiz durumlar söz konusu olmasına rağmen muhteşem bir kurgu karşınızdadır. 90’lı yılların en sevilen popüler dizisinde başı David Lynch çekmiş olsa da temanın işlenmesinde Mark Frost’un etkisi de yadsınamaz. Alışılagelmiş cinayet filmlerinden muhteşem kurgusu ile sıyrılabilmeyi başaran dizi, cinayet temasına farklı bir bakış açısı getirir.

12. Seinfeld – (1989-1998) – IMDb: 8,9

Seinfeld

Jerry Seinfeld ve Larry David işbirliği ile yapılan komedi dizisi, iki arkadaşın başından geçen farklı hikayeyi vurgular. İlk olarak NBC’de yayınlanmaya başlamış olan dizinin her bölümü ortalama 20 dakika kadar sürer. Tarihin en kült yapımlarından olan bu projede aslında olan bir şey yoktur. Ancak en küçük günlük hayat olaylarında dahi derinlere inilir. 90’lı yılların sit-com dizisinde trajikomik olayları canlandıran başlıca 4 karakter ön plandadır. Üstelik tüm bu karakterler kendi yaşamlarına özgü kesitleri diziye aynı şekilde aktarırlar. Aslında dizideki tüm karakterler için aynı durum söz konusudur. Ama bazı karakterler karikatürize şekliyle rollerini oynar.

Haftalık tekrar bölümleriyle birlikte zirveye tırmanmayı başaran dizi New York’un batı bölümünde geçer. Karakterlerin enteresan yaşamı seyirciyi zaman zaman güldürür zaman zaman da acıklı sahnelerle karşı karşıya bırakır. Olay örgüsünün en başında karakterler birbirlerinden ayrı bir yaşam sürdürür. Ancak olayın işleyişi başladıktan sonra dörtlü arasında bir etkileşim ve arkadaşlık ilişkileri ortaya çıkmış olur. 1989 yılının temmuz ayında yayın hayatına giriş yapan dizinin günümüze kadar kazanmış olduğu pek çok Emmy Ödülleri de vardır.

11. Arrested Development – (2003) – IMDb: 8,9

Arrested Development

Kült dizilerden olan Arrested Development, komedi kategorisinin en iyi yapımlarından bir tanesidir. 2003 yılında ekranlara girerek 68 bölüme kadar yayın hayatını devam ettiren başarılı dizi, ABD çıkışlı olmasına karşın kısa sürede tüm dünyayı etkisi altına almayı başarır. Dizinin ismi; tutuklanmış, gelişmemiş ve engellenmiş anlamlarına gelir. Dolayısıyla isminden de anlaşılacağı üzere konusu gelişmesi durdurulmuş bir aile öyküsüdür. Ana karakterlerini Bluth adında bir aile oluşturur. Ailenin sahip olduğu Bluth Company, tarihin en zengin sayılı şirketleri arasında yer alır. Dolayısıyla aile gerçekten lüks denilebilecek kadar güzel bir yaşam sürdürür. Ancak bu lüks eve bir gün polis baskını yapılıncaya kadar devam edebilir.

Eve gelen polisler, yasaklı yollardan mal varlığı elde ettiği gerekçesiyle babayı tutuklayıp hapse atar. O nedenle ailenin zengin ve elit yaşantısı bir anda yerle bir olur ve kendilerini bir anda fakirliğin içerisinde buluverirler. Diğer yandan şirketin hisselerini yeniden toplayıp eski düzenine kavuşturmaya çalışırlar. Dizinin konusu aslında görüldüğü üzere dramatik ve acıklı bir olay örgüsünü ele alır. Ancak komedi kesitleri ile beslendiği için seyircilerini hüzünlendirmekten ziyade güldürmeyi başarır. Komedi ağırlıklı olmasında yer yer karşınıza çıkacak absürd sahneler de oldukça etkilidir.

10. Black Mirror – (2011) – IMDb: 8,9

Black Mirror

Teknik dünyanın karanlık sırlarını açığa çıkartan Black Mirror, distopik türde ele alınan bilim kurgu dizilerindendir. İzlenmesi gereken diziler listesinde görebileceğiniz bu İngiliz projesinde, her bölüm temelde birbirinden bağımsızdır. İnsanların ve teknolojinin karanlık yönlerine odaklanan dizide, ele alınan konuların gerçek yüzü üzerinde durulur. Kısa film formatında yayınlandığı için seyircileri sıkmadan keyif içinde izleme olanağı sunar. Dizinin başarılı karakterleri rollerini canlandırırken ellerindeki kara ayna ile karşı karşıya kalırlar.

Her bölümde ayrı dünyalara giriş yapan dizinin oyuncuları ve yönetmenleri de bölümden bölüme değişir. Ana konu modern yaşamın ortaya çıkardığı tekno paranoyaklık olarak nitelendirilebilir. Kısacası modern yaşamda aslında hayatı kolaylaştırması beklenilen teknolojinin insanları nasıl esir alabildiği ve sosyal yaşamı nasıl olumsuz etkileyebildiği anlatılır. Telefon, akıllı cihaz, televizyon ve monitör gibi pek çok akıllı cihazların ekranı sembol olarak kullanılır. İyi bir İMDB puanına layık görülen dizide benzetmeler çokça kullanılır. Teknolojinin kötümser yanlarının farklı betimlemelerle vurgulandığına siz de farklı kesitlerde şahit olabilirsiniz.

9. Narcos – (2015) – IMDb: 8,9

Narcos

Pablo Escobar’ın yaşam hikayesinden ilham alınarak ortaya konulan Narcos, konusu ile kısa sürede geniş bir kesimin ilgi odağı olmayı başarmış sayılı dizilerden birisidir. Escobar’ın kendi hayatını gözler önüne seren dizi, uyuşturucu kaçakçılığını konu edinir. Gerçek senaryonun ele alınmış olması seyirci üzerinde etkileyici bir intiba bırakır. Medellin karteli öncülüğünü yapan Escobar, dünya üzerindeki kokain ticaretinin büyük bir kısmını yönetir. Porto, Amerika ve Meksika gibi pek çok gelişmiş ülkelere kokain girişini gerçekleştirebilecek güçtedir. Meksikalı Javier Pena, Escobar’ı yakalamak için görevlendirilir.

Dünyaya hükmedebilecek güce ulaştığı için devlet başkanı olmaya çalışır ve bunu başaramaz. Bu durumu kendine yediremediği için devlete silahlarıyla savaş açar. Yine başarısız olur ve 1993 yılında hayatını kaydeder. Sürükleyici ve nefes kesen dizi, Pablo’nun yaşamı ve yaptığı bu uyuşturucu kaçakçılığı işinin kolluk kuvvetleri tarafınca durdurulma çabaları ile devam eder. Her bölümünde aksiyon dolu sahnelerin ve acıklı hikayelerin izleri hissedilir. Dizi sayesinde Kolombiya’da yükselmiş gerçek uyuşturucu kartellerinin hayat hikayelerine tüm ayrıntıları ile şahit olabileceksiniz.

8. Stranger Things – (2016) – IMDb: 8,9

Stranger Things

Stranger Things, 80’li yılları gözler önüne sererek seyircileri pek çok yönden aydınlatıyor. Gizemli ve aksiyon dolu bir konusu bulunan dizide ayrıca yer yer dram ve fantastik ağırlıklı izler de söz konusudur. Sır perdeleriyle dolu olan gizemli dünya, Duffer Kardeşler’in kurgusu ile seyirciye aktarılır. Dizide kullanılan abartısız efektler ve kusursuz olay örgüsü seyircinin diziyi daha realist bulmasını kolaylaştırır. Dizi, 12 yaşındaki Will isimli küçük bir çocuğun kayboluşu ile kurgusuna giriş yapar.

Günlerce arama kurtarma ekipleri ile çalışmalara devam edilse de Will’in izine rastlanılamaz. Arama kurtarma ekiplerinin ümidi kestiği anda bir kız çocuğu belirir. Kızın gelişi olayları tamamen değiştirecektir. Çünkü bu kız da aynı Will gibi yıllar önce kaybolur. Hikaye ilk önce acıklı sahnelerle ekranlara başlasa da zamanla daha gizemli ve doğa üstü olaylar yaşanır. Ayrıca dizide rol alan çocuk oyuncular; oyunculuk performansları, doğru ses ayarlamaları ve mimikleri sayesinde yıllardır kendini bu işe adamış deneyimli kişilere taş çıkaracak düzeyde başarılıdır.

7. House of Cards – (2013) – IMDb: 9,0

House of Cards

Michael Dobbs adındaki İngiliz yazarın kitabından esinlenilerek hazırlanan House of Cards, ABD’deki siyasi çalkantıları gözler önüne seren seri diziler arasında değerlendirilir. ABD’nin başbakanlık yarışı ve ülkede gözlenen yönetim çekişmeleri dizinin en önemli temasıdır. Günümüz dünyasıyla bağlantının kurulduğu sahnelerde siyasi yaşama dair arka perdedeki gelişmelere dahi değinilir. Washington D.C’de gelişen hikaye demokrat partinin başı Frank Underwood ve eşi Claire Underwood arasında geçer. Frank, siyasi yaşama çok emek sarf eden ama emeklerinin karşılığını bulamayan henüz atanması gerçekleşmemiş bir karakterdir. Dizinin başında olmadık hayaller ve planlar peşine girmesi ile olaylar şekillenmeye başlar. Claire ise eşinin etrafındakileri istediği gibi işinden edebilen ve kendi çıkarlarını düşünen bencil bir karakteri oynar.

Frank’ın Beyaz Saray yaşantısı boyunca gazetecilere birtakım bilgiler sızdırması işleri iyice karıştırır. Amacı oval ofisle mümkün olduğu kadar yakın temas kurmaktır. Claire, eşiyle işbirliği yapmaya çalışsa da kişisel iş kararları almaktan da kendini alıkoyamaz. Amerikan halkına güler yüzlü ve samimi tavırları ile yardımsever olmaya çalışırken yeri geldiğinde çıkar ilişkilerini düşünerek hareket eder. Siyaset koltuğunda oturanlar, en büyük olma hedefiyle hareket ettikleri için her zaman ellerinden gelenin fazlasını yaparlar. Akıllara gelen en sinsi planlar gerçekleştirilir, yasa dışı olaylara kalkışılır. Dizinin tüm bölümleri ihanet, hırs ve azim mesajlarıyla doludur. Zaman zaman Rus başkanlarıyla ve yönetim kurullarıyla yapılan iletişimler de göze çarpar. Dönemini çok iyi aksettiren dizi siyasi yaşam açısından da oldukça etkileyicidir. Başarı, kazanç ve makam uğruna yükselmeye çalışan kişilerin karakter yapılarını ve çevrelerinde yer alan insanların dramatik yaşam öykülerini son derece gerçekçi bir yüzle ekranlara getirir.

6. True Detective – (2014) – IMDb: 9,0

True Detective

Nic Pizzolatta tarafından kurgulanan ve senaryoya dökülen True Detective, ABD’de de geçen dramatik bir hikayenin yansımasıdır. Cary Fukunaga tarafından yönetilen dizi, dramatik bir suç konusunu hikaye edinir. Antoloji temasında ele alınan dizide Tory Kittles, Michael Potts ve Matthew McConaughe gibi önemli şahıslar başrolleri paylaşır. İlk sezondaki olayların tümü Lousiana eyaletinde geçer. Martin Hart ve Rust Cohle adındaki iki başarılı dedektifin seri katillerin işlediği cinayet olaylarını çözmek uğruna gösterdiği mücadele ekranlarınızdadır.

Daha sonra dediktiflerin her ikisi de olayların çözülememesi nedeniyle farklı hayatlar sürdürmeye başlar. Bu normal devam eden hayat ta ki polislerin yeniden soruşturma açmasına kadar devam edecektir. Polislerin cinayet anını yeniden su yüzüne çıkarması ile tüm işler alt üst olacaktır. Cinayetlerin işlendiği olay anları ile günümüz arasında köprü kurularak çözüm yolları denenmeye çalışılır. İlk sezondan itibaren sürükleyiciliğini kaybetmeyen dizi, her sahnesinde merak uyandırmayı başarır.

5. Firefily – (2002-2003) – IMDb: 9,1

Firefily

Amerikan FOX kanalında yayınlanan Firefily, bilim kurgu dalında dizayn edilmiş bir eserdir. Dizi, ilk olarak 22 Eylül 2001 tarihinde ekranlarda yayınlandı. Kısa bir yayın hayatı geçirmesine karşılık çok satanlar listesinde yer almayı ve Emmy ödüllerini kazanabilmeyi başardı. 2517 yılını işleyen dizi Summer Glau ve Nathan Fillion gibi Serenity’de yaşayan dokuz kişiyi başrollerine alır.

Serenity adlı uzay gemisindeki mürettebatlar ve uzay yolcularının macera dolu sahneleri ile kısa sürede sağlam bir izleyici kitlesine ulaşmıştır. Yıldız kaşiflerinin bir kısmını iç savaşı kaybedenler, diğer tarafı ise toplumdan uzakta yaşamaya mahkum olanlar oluşturur. Malcolm Reynolds ve Zoe, rakip gezegenlere karşı zorlu mücadele vererek hak ettiğini yaşayamayan iki uzay başrolüdür. Her yaptıkları zorlu mücadeleye karşılık kaybeden tarafta yer alırlar. Serenity ismindeki uzay gemisi, yaşamının büyük bir kısmını dış dünyalar üzerinde devam ettirir. Yani bu bahsedilen yerler, endüstri ve sanayi alanının henüz hükmettiği, geliştirmediği noktalardır. Vahşi Batı izlenimi veren dizinin yapımcılığı ise Joss Whedon’a aittir.

4. The Sopranos – (1999-2007) – IMDb: 9,2

The Sopranos

Amerika’nın HBO kanalında yayınlanmaya başlayan The Sopranos, mafya ailesi olan Tony Soprano’nun hayatına dair gelişenleri ele alır. New Jersey’de geçen sürükleyici dizi, ayrıca Tony’nin ailesine dair de farklı olaylara değinir. Ailenin birbirine zor zamanlarda gösterdiği manevi destek ve aralarındaki ilişkiler ara ara seyirciye yansıtılır. Adalet, suç, şiddet, aile, dostluk ve çekişme dizinin en önemli olguları arasındadır. Başrollerini James Gandolfini ve Lorraine Bracco gibi ünlü karakterlerin paylaştığı dizide gerçekçi bir senorya söz konusudur. Ünlü bir mafyanın dramatik hayatını aksettirmeye çalışan senoryanon kurgusu sayesinde kendinizi her bölümde ekranlarınızın karşısına kilitleyebilirsiniz.

Tony’nin ve Sopranos ailesinin başından geçen tüm olaylar etkileyici bir havada ekranlarınıza aktarılır. Mafyanın başı olan Tony, yaşamının belirli dönemlerinde panik ataklar ve nöbetler geçirmeye başlar. En son geçirdiği ataktan sonra bir psikiyatri uzmanından destek almak ister ve hekimin yolunu tutar. Ancak hekimin gerçekleştirmek istediği seanslara ailesinin zoruyla gider. İlk zamanlar isteksiz şekilde seanslara giden Tony, daha sonra ufkunu açan fikirler sayesinde severek gitmeye başlar.

3. Sherlock – (2010) – IMDb: 9,2

Sherlock

Arthur Conan Doyle’nin hikayelerinin ekranlara uyarlanması ile ortaya çıkan Sherlock, sürükleyici ve nefes kesen bölümleriyle büyük bir izleyici kitlesine sahiptir. Başarılı bir hikayenin işleniyor olması diziyi kısa zamanda büyük bir hayran kitlesine ulaştırır. 21. yüzyıl konseptinde işlenen hikayede günümüzde de halen yaşayan Sherlock Home adında bir karakter vardır. Sherlock, normal yaşantısını devam ettirirken tesadüf eseri asker ve doktor olan John isimli bir kişiyle tanışır. Ardından sıkı bir dost olan bu iki karakter, Sherlock’un Baker Sokağı üzerindeki evinde birlikte yaşamaya başlarlar.

Ardından Londra sokaklarında ardı arkası kesilmeyen farklı cinayet olayları yaşanmaya başlar. Polis işin içinde çıkamaz hale geldiği için son çare Sherlock ve arkadaşı John’dan yardım ister. Bu iki arkadaş, polis teşkilatının isteğini geri çevirmez ve kabul eder. Cinayetlerin çözümlenmesi ve sır perdelerinin ortadan kalkması sayesinde muazzam sahnelerle karşı karşıya kalacaksınız. Yalnız altını çizmek gerekirse dizi romandan uyarlandığı için izlerken bazı noktalarda farklılıklar gözlemeniz mümkündür. Örneğin: Sherlock Home’nin evinde laptop, kredi kartı ve cep telefonu vardır. Ama romanda iletişim kağıt ve kalem sayesinde yazarak gerçekleştirilir.

2. The Wire – (2002-2008) – IMDb: 9,3

The Wire

Yazarlığı ve kurgusu David Simon’a ait olan The Wire, Baltimore şehrine ait tüm detayları ve incelikleri ekranlarınıza yansıtır. 5 sezon boyunca farklı konulara değinmiş olsa da aslında ulaşılması istenilen mesaj aynıdır. Emek verdiğiniz kurum her ne olursa olsun toplumun öngörmüş olduğu birtakım olgulardan sıyrılmanız ve kendi mücadelenizi vermeniz gerekliliği ifade edilmeye çalışılıyor. Dizide aslında her izleyicinin hayatında şahit olabileceği konular işleniyor. Uyuşturucu, sendika, medya, eğitim sistemi ve politika işlenen başlıca konular arasındadır. Çeşitli konularla harmanlanan tüm sahnelerini kaçırmadan izlemek isteyeceksiniz. Sıra dışı gerçeklikteki kurgusu ve güçlü karakterleri sayesinde mutlaka izlenmesi gereken diziler listesindedir.

İnsanların hayatları uğruna yapabilecekleri kötülükler, statü sahibi kişilerin daha fazla büyüme çabası göstermeleri, kanunun disiplin dengesini tam sağlamamasının sonuçları her bölümde tüm ince ayrıntısıyla izleyiciye aktarılır. Dizide klasikleşmiş beklentiler söz konusu değildir. Yani iyilerin ödüllendirileceği, kötülerin cezalarını er yada geç bulacağı o görmeye alıştığınız sahneler yerini her bölümünde sürükleyici ve nefes kesen kesitlere bırakır. Dizide tüm kurgu gerçekçi şekilde işlendiği için kişiler arasındaki hırslar ve politik çekişmeler derinlemesine seyirciye yansıtılır.

1. Breaking Bad – (2008-2013) – IMDb: 9,5

breaking bad

20 Ocak 2008 tarihinde ABD ekranlarına merhaba diyen Breaking Bad, ölümün ve hayatta kalmanın arasında gidip gelen muhteşem bir hikayedir. Vince Gillian tarafından kurgulanmış olan dram ağırlıklı dizinin başrollerinde Bryan Cranston, Anna Gunn ve Aaron Paul gibi önemli şahıslar yer alır. Başrol karakteri olan Walter White, alanının en başarılı kimya öğretmenlerinden birisidir. Son derece kıvrak ve mükemmel bir zekaya sahip olan Walter’in bir karısı, engelli bir erkek bir de kız çocuğu vardır.

Ailesinin maddi açıdan birtakım ihtiyaçları bulunduğu için zaman zaman ek oto yıkama işine giderek ailesine destek olmaya çalışır. Uzun bir süredir nefes alıp vermekte zorlandığı için doktora görünmek ister ve hekimden aldığı akciğer kanseri teşhisi ile adeta yıkılır. Ama onu yıkan hastalık değildir, ölürse ailesinin ne olacağı düşüncesidir. Walter, ölüm ve yaşam mücadelesi arasında gidip gelir. Ta ki bu durum kendisini uyuşturucu baskının içinde bulmasına kadar devam eder. Baskına müdahale etmesi gerekirken birden ailesi aklına gelir. Ayrıca baskında en sevdiği öğrencilerinden Jesse Pinkman da vardır. Daha sonra ele vermediği öğrencisi ile sentetik bir uyuşturucu olan meth üretmeye girişir. Amacı ilk başlarda tamamen ailesini kurtarmak olsa da kazandığı paralar sayesinde zamanla birtakım değişikliklere uğrar.

Tüm Yönleri İle 25 Marvel Karakteri

1939 yılında “Timely Comics” adıyla kurulan Marvel, kurulduğu yıldan itibaren en büyük rakibi DC ile birlikte çizgi roman tarihine yön vermiş, yüzlerce özgün karakteri çizgi roman dünyasına kazandırmıştır.

Bu listede, Marvel Sinematik Evreni’nden bazı karakterler mevcut olsa da genel olarak herkesin bildiği, oldukça popüler simalardan uzak durulmuştur. Hemen her yerde sayfalarca bilgi bulunabilen Marvel karakterleri ve özellikleri yerine şirketin kuruluşundan günümüze mihenk taşı sayılabilecek, bir şekilde diğer serilerden ayrılma özelliği taşıyan ya da tanınmasına rağmen çizgi roman karakteri olduğu bilinmeyen isimler seçilmeye çalışılmıştır.

Sıralama 25’ten geriye doğru gitse de bu sıralama popülerlik bazında bir önem taşımıyor. Yani en tepedeki en az, ilk sıradaki en popüler diye bir kaide yok. Sözü fazla uzatmadan sizi, Marvel karakterleri ve isimlerini sıraladığımız “popüler olmayan popülerler” listemizle başbaşa bırakıyoruz.

25. Captain Marvel/Ms. Marvel – (Mar-vell, Monica Rambeau, Genis-Vell, Phyla-Vell, Khn’nr, Noh-Varr, Carol Danvers)

msmarvel

Çizgi romanların altın çağının bir diğer yayıncısı olan Fawcett Comics tarafından yaratılan Captain Marvel, Superman’e çok benzediği gerekçesiyle DC tarafından dava edilir. DC’nin kazanmasıyla sonuçlanan davanın ardından Fawcett Comics, Captain Marvel’ın yayınını durdurmak zorunda kalır.

60’lı yılların sonlarına doğru Marvel Comics Captain Marvel’ın yayın haklarına sahip olur ve karakterin özelliklerini biraz değiştirerek bu seriyi yayınlamaya başlar.

Stan Lee ve Gene Colan tarafından yaratılan ilk Captain Marvel, Kree İmparatorluk Ordusu’nda subay rütbesinde bir uzaylı olarak resmedilir. Mar-vell adlı bu uzaylı, gözlemleyip rapor hazırlaması için Dünya’ya gönderilir. Üstlerinin verdiği gezegenin yok edilmesi emrine karşı gelen Captain Marvel, Kree Ordusu tarafından hain ilan edilir ve o zamandan itibaren Dünya’yı tüm uzaylı tehditlerine karşı korumaya başlar.

Marvel tarafından ilk kez yayınlandığı 1967 senesinden itibaren sırayla, Monica Rambeau, Genis-Vell, Phyla-Vell, Khn’nr, Noh-Varr kimlikleriyle gördüğümüz Captain Marvel son olarak 2102 yılında Carol Danvers tarafından üstlenilir ve karakter Ms. Marvel olur.

Ms. Marvel, Fantastik Dörtlü’den Yenilmezler’e pek çok farklı seriye konuk olsa da ana macerası kendi adını taşıyan seride devam etmektedir.

24. J. Jonah Jameson

jameson

Listemizin süper kahraman olmayan tek kahramanı J. Jonah Jameson, Daily Bugle gazetesinin sahibi, fotoğrafçı Peter Parker’ın acımasız işverenidir. İlk kez Amazing Spider Man’in ilk sayısında 1963 yılında okuyucuyla buluşan J. Jonah Jameson’ın karakter yapısı, seneler içerisinde farklı yazarlar tarafından değişik şekillerde kaleme alınsa da, kafa derisini yırtıp fırlamış gibi görünen dimdik saçı, Hitler bıyığı ve ağzından düşürmediği purosuyla görselliğini her daim korumuştur.

Yaratıldığı ilk yıllarda, çalışanlarını zerre önemsemeyen, tamamen kıskançlık sebebiyle Spider-Man’e karşı bir kampanya başlatan ve yayınlarında onu suçlayıp kötüleyen Jameson, seneler içerisinde biraz daha yumuşatılmış, sert görünümünün altında çalışanlarına değer veren bir yapıya bürünmüştür. Spider-Man’e karşı olan takıntısı sürse de bu seferki kampanyanın sebebi kıskançlık değil, gençlerin onu örnek alarak yapacakları şeylerin neticesinde doğacak kötü sonuçların önüne geçebilmektir.

Sam Raimi’nin yönettiği Spider-Man serisinde Oscar ödüllü oyuncu J.K. Simmons’ın hayat verdiği J. Jonah Jameson karakteri, hiçbir özel gücü bulunmamamasına, hatta bir süper kahraman bile olmamasına rağmen yaratıldığı günden beri Marvel evreninin önemli bir parçası olmuş ve okuyucuların favorilerinden biri haline gelmiştir.

23. Mysterio (Quentin Beck, Daniel Berkhar, Francis Klum)

mysterio

IGN’in hazırladığı “Tüm Zamanların En İyi Çizgi Roman Kötüleri” listesinde kendine 85. sırada yer bulan Mysterio, Spider-Man’in en eski düşmanlarından biridir. İlk kez 1964 yılında Amazing Spider Man’in 13. sayısında gördüğümüz Mysterio’nun asıl adı Quentin Beck’tir.

Bir film şirketinde görsel efekt uzmanı ve dublör olarak çalışan Beck’in tek hayali bir Hollywood yıldızı olmaktadır. Oyunculuk denemeleri başarısızlıkla sonuçlanan ve bu hayalini gerçekleştiremeyeceğini anlayan Quentin Beck, görsel efekt yaratmadaki ustalığı ve şaşırtıcı illüzyonlarıyla adını bambaşka bir şekilde duyurmaya karar verir ve bir süper kötü olur.

Spider-Man’le sayısız kez karşılaşıp yenilmesinin ardından hapse atılan Quentin Beck’in yerine Mysterio kostümünü sırasıyla, Daniel Berkhar, Francis Klum ve asıl adı bilinmeyen asıl adı bilinmeyen bir Afro-Amerikalı giyer ancak kostümü son giyen kişinin Spider-Man evrenindeki ömrü hayli kısa olur.

Spider-Man’de yüzünün eskidiğine karar veren editörler tıpkı Electro gibi Mysterio’da Marvel evreninin bir diğer karakteri olan Daredevil’ın dünyasına geçirip onu kızıl şeytanın bir düşmanı haline getirirler.

22. Onslaught (Charles Xavier)

onslaught

Listedeki bir diğer kötü karakter rolan Onslaught, yaradılış hikayesi olarak Marvel’ın en ilginç öykülerinden biridir. Onslaught, 1996 yılında başlayan X-Men Vol.2’nin 53. sayısında yer alan hikayede hayat bulur. Xavier’ın da yer aldığı ve X-Men ile Magneto’nun adamları arasında gerçekleşen bir savaşta Xavier, Magneto’nun zihnine girerek onu savaşta etkisiz hale getirmeye çalışır. Bu zihinsel temas sırasında, Magneto’nun zihnindeki öfke, ıstırap ve intikam duygusu Xavier’ın bilincine sıçrar.

Önceleri bu durumun farkına varmayan Xavier, Legacy adlı mutantların soyunu kurutmak için yaratılan virüsün, yüzlerce mutantın ölümüne sebep olmasıyla içinde dizginleyemediği bir karanlığın büyümekte olduğunu keşfeder. Bu üzücü olaylara Bir de Sabretooth’u rehabilite etmedeki başarısızlığı eklenince Xavier’ın ruhundaki saklı kötülük, Magneto’nun karanlık bilinciyle birleşir ve Onslaught adlı varlık Profesör X’in bedeninde hayat bulur.

Yaşamını sürdürebilmek için Xavier’ı kendi zihninde hapseden Onslaught, kimliğini gizleyerek X-Men’e insanlığın sonunu getirmeleri için emir verir ancak ekip bunu reddeder. Asıl varlığını ekibe gösterip oradan kaçan Onslaught, daha sonra dünyayı insanlardan arındırmak için kurduğu planları hayata geçirir.

Onslaught o kadar güçlüdür ki X-Men ekibi onu alt edebilmek için Fantastik Dörtlü ve Yenilmezler’den yardım ister. Bu mücadelede Yenilmezler, Fantastik Dörtlü ve bir grup X-Men üyesi yaşamını yitirse de Onslaught durdurulur ve Xavier kurtarılır. Ancak Profesör X, zihninin bir köşesinde Onslaught’un karanlık varlığını her daim hisseder.

21. Blackheart

blackheart

Cehennemin efendisi Mephisto’nun saf kötülüğü manipule ederek yarattığı Blackheart 1989 yılında Daredevil’ın 270. sayısında okuyucuyla buluşur. Babasının öğretilerinin ardından Blackheart, Daredevil ve Spider-Man’i cehenneme çekip yoldan çıkarmaya ve karanlık tarafa çekmeye çalışır. Blackheart bu girişiminde başarısız olduktan sonra insanoğlunun özgür iradesine hayran olur.

Oğlundaki bu değişikliği fark eden Mephisto, Blackheart’ı cehennemden sürgün eder ve dünyaya gönderir. Eğer Blackheart güçlerini dünyada bir kez bile kullanırsa aklını yitirecektir. Babasını alt etmek ve cehennemin efendisi olmak için Ghost Rider, Punisher ve Wolverine’den yardım isteyen Blackheart, üç kahramanın da arkadaşı olan küçük bir kızı cehenneme kaçırır ve onu takip etmelerini sağlayarak bir tuzağa çeker. Ancak güçlerini kullanmasıyla birlikte babasının onu uyardığı gibi aklını yitirir ve üçlü onu yenerek küçük kızı kurtarırlar.

Sonrasında cehennemi ele geçirme niyetinden vazgeçmeyen Blackheart, bunun için Ghost Rider’dan yardım ister ancak Ghost Rider ona ihanet eder ve Blackheart’ın sahip olduğu cehennemin yeni efendisi olur.

Cehennemle ilgili planlarının gerçekleşmeyeceğini anlayan Blackheart şekil değiştirerek insan formuna girer ve bu kez Las Vegas’a giderek cehennemi yer yüzüne getirmeye karar verir. Cehennemin belli bir bölümünü transfer etmeyi başaran Blackheart burada Ghost Rider, Red Hulk ve X-23 tarafından durdurulur.

Enerjiyi istediği gibi şekillendirebilme, gerçekliği bükebilme, kendisi ve düşmanlarını kendi yarattığı “Karanlık Boyut” transfer edebilme gibi özellikleriyle Marvel evreninin en güçlü kötülerinden biri olan Blackheart, kahramanlar tarafından durdurulsa da sonrasında şeytana tapan bir grup satanistin eylemleri sonucunda Deccal formunda tekrar dünyaya gelir.

20. Ant-Man (Hank Pym, Scott Lang ve Eric O’Grady)

antman

İlk kez 1967 yılında “Tales To Astonish” hikayesinin 27. Sayısında boy gösteren Ant-Man, ortaya çıktığı günden itibaren Marvel okuyucularının sevdiği bir karakter olur. Yayınlandığı tarih boyunca üç farklı kişi tarafından giyilen Ant-man kostümünü ilk sırtına geçiren, Pym Partiküllerinin ve dolayısıyla kostümün de mucidi Hank Pym olur. Yarattığı, kişinin boyut değiştirmesine olanak sağlayan kimyasal bir bileşen sayesinde Pym, bu büyük (ya da bakış açısına göre küçük) gücü iyilik için kullanmaya karar verir. Bu durum, karısı ve maceralarındaki en büyük yardımcısı “Wasp” (Yabanarısı) Janet’in “Gizli İstila” serisinde hayatını kaybetmesine kadar devam eder. Pym, bu olaydan sonra kostümünü asar ve inzivaya çekilir.

Pym’den sonraki Ant-man ise, kostümü çalarak kızının kalp hastalığına bir çare bulmaya çalışan pervasız hırsız Scott Lang’dir. Pym’in de cesaretlendirmesiyle bir hırsızdan süper kahramana dönüşen Lang, kısa süre sonra Yenilmezler (The Avengers) ekibinin bir üyesi olur. Başına gelen talihsizliklerin ardından o da kostümü devreder.

Son olarak kostümün sahibi Eric O’Grady adlı, yalancı, düzenbaz ve bencil S.H.I.E.L.D. ajanıdır. O’Grady, kostümü tamamen tesadüf eseri S.H.I.E.L.D karargahında bulur ve bu büyük icadı kadınları tavlamak için kullanmaya karar verir. Süper kahraman mantalitesinden çok uzak olan O’Grady, başına gelen olaylar neticesinde iyi birine dönüşür ve önce kısa süreyle Yenilmezler’e ardından Thunderbolts ekibine katılır.

19. Gambit (Remy Etienne LeBeau)

gambit

Kırmızı gözlü çapkın Remy Etienne LeBeau, 1990 yılında “Uncanny X-Men” serisinin 14. sayısında ilk göz göründüğünde kimse bu akrobatik mutantın kendine ait bir serisi olacağını düşünmez. Ancak pek çok çizgi roman karakterinin aksine kadınlara çok rahat yaklaşabilmesi, sevimli ukalalığı ve pervasızlığıyla kısa süre içerisinde X-Men ekibinin en sevilen üyelerinden biri olur.

Saf kintetik enerjiyi istediği gibi kontrol edebilen ve bunu cansız objelere aktarabilen Gambit, X-Men’in bir parçası olmadan önce Hırsızlar Loncası için çalışmaktadır. Gambit, bir süre sonra buradan ayrılıp Lonca’ya izini kaybettirmeye çalışır. Ekibe katılmasının ardından, geçmişindeki bu karanlık sebebiyle X-Men, ona güvenmekte zorlanır. Ayrıca dövüş sırasında da emirlere itaatsizliği, kendi bildiğini okuması da diğer üyelerin hayatını tehlikeye atmaktadır. X-Men serisinin kötülerinden Sinister ile olan bağı da ortaya çıkınca grup ikiye ayrılır. Bir kısmı Gambit’e güvenini tamamen yitirirken diğerleri onun geçmişin yükü ve hatalarından arınmak isteyen biri olduğuna inanır. Ancak karanlık günlerde Sinister için yapmış olduğu korkunç şeyler açığa çıkınca X-Men’den atılır ve bir başına bırakılır.

Apocalypse’in X-Men ekibini yok etmek için kurduğu planı öğrenince bunu engellemek maksadıyla Apocalypse’ten tarafmış gibi görünür ve onu Mahşerin Dört Atlısı’ndan biri olan “Ölüm”e çevirmesine izin verir. Dönüşümün ardından iradesini kaybeden Gambit, ekibi yok etmek için Xavier Malikanesi’ne gittiğinde tam Rogue’u öldürmek üzereyken aşkı ağır basar ve tereddüt eder. Pulse, Gambit’in Rogue’u öldürmesine engel olur ve Profesör X’in yardımıyla onu “Ölüm” formundan arındırıp eski haline döndürürler.

18. Ghost Rider (Johnny Blaze, Danny Ketch, Alejandra Jones ve Robbie Reyes)

ghostrider

Her ne kadar Nicholas Cage ülkemizde sevilen bir aktör olsa da, çekilen rezil filmleri bir kenara bırakılırsa Ghost Rider, Marvel’ın en uzun soluklu ve en sevilen karakterlerinden birisidir. İlk kez “Marvel Spotlight” adlı serinin 5. Sayısında arz-ı endam eden kahramanımız, zaman içerisinde dört kez kimlik değiştirmiştir.

İlk Ghost Rider, Johnny Blaze adlı bir motosiklet dublörüdür. Babasını kurtarması için Şeytan’la anlaşma yapan Blaze, ruhunu Şeytan’a satar. Ancak kısa bir süre içerisinde kandırıldığını fark eden Blaze, Şeytan’ın onu kişisel ölüm meleği haline getirdiğini fark eder. Gece çöktüğünde Blaze’in eti cehennem alevleri tarafından tüketilir ve onu kafatası alevler içerisindeki bir zebaniye çevirir. Ancak Blaze’in cebindeki numaralar da tükenmemiştir.

Şeytan’ın kuklası olmak yerine gücünü masumları korumak için kullanmaya karar veren Blaze, Şeytan’la olan anlaşmasını bozar. Artık o, geceleri masumları inciten tüm kötülüklerin karşısında duran, kötülüğü cehennem alevleri ve “gazap bakışı”yla arındıran bir kahramandır. Bu durumdan son derece rahatsız olan Şeytan, Ghost Rider’ı durdurması için sayısız yaltakçısını gönderse de Blaze zekası ve güçleri sayesinde hepsini alt etmeyi başarır.

Johnny Blaze’den sonra gelen diğer cehennem melekleri, Danny Ketch, Alejandra Jones ve Robbie Reyes kostüm ve motosiklet bazında bazı farklı görsel eklentilere sahip olsalar da temelde hepsinin güçleri aynıdır.

17. Black Panther (T’Challa)

blackpanther

Marvel Sinematik Evreni’nde, “Kaptan Amerika: Kahramanların Savaşı” filminde yer alan Black Panther’ın çizgi romanlardaki varlığı çok daha eskiye dayanır. İlk kez 1966 yılında Fantastic Four serisinin 52. sayısında görülen T’Challa, nam-ı diğer Black Panther, kurgusal Afrika ülkesi Wakanda’nın koruyucusu ve kralıdır.

T’Challa, Black Panther olabilmek için kabilesinin bir dizi imtihanından geçmiştir. Bu imtihanları tamamladıktan sonra kalp şeklindeki bir bitkiyi yiyerek kabilenin Panter tanrısıyla arasında bir bağ oluşması sağlanır. Bu bağ, Black Panther’a insanüstü duyu, hız, çeviklik, güç, refleks, dayanıklılık ve iyileşme yetileri kazandırır.

Yalnızca ülkesini değil dünyayı korumak için Wakanda’dan ayrılan T’Challa (Black Panther) birkaç yıl Yenilmezler’in bir parçası olur ancak sonrasında kendi maceralarını yaşamak üzere ayrılır. Bu sırada ülkesinde kendisine karşı başlayan isyanı bastırmak üzere Wakanda’ya döner.

Çizgi roman tarihinin ilk siyahi kahramanı olan Black Panther, 2018 yılında gösterime girecek olan ve kendi adını taşıyan filmle Marvel Sinematik Evreni’ne dönüş yapacak.

16. Nick Fury (Nicholas Joseph Fury)

nickfurt

İlk kez 2. Dünya Savaşı’nda bir grup elit askere liderlik ederken görünen Nick Fury, hayat bulduğu “Sgt. Fury and his Howling Commandos” (Çavuş Fury ve Uluyan Komandoları) serisinin ardından Marvel Evreni’ndeki pek çok farklı hikaye ve karakterin bağlayıcı unsuru olur.

Başlangıçta bir CIA ajanı olan Fury, 1965 yılında biraz daha değiştirilerek, daha gizemli, daha güçlü, daha bilgili bir karakter haline getirilir ve kurgusal savunma örgütün S.H.I.E.L.D.’in lideri olarak gösterilir.

Fury’nin süper gücü olarak addedilebilecek tek şey yaşlanmasını durduran “Sonsuzluk Serumu”dur. Bu formül sebebiyle Fury’nin gerçek yaşı bilinmemekte ancak bazı sayılarda yüz yaşını geçkin olduğu ima edilmektedir.

Kullandığı göz bandının sebebiyle ilgili de kesin bir açıklama gelmemiştir. Bu konuyla ilgili Fury, 2. Dünya Savaşı’nda patlayan bir bomba sebebiyle görme yetisinin %95’ini kaybettiğini söylemiştir ancak bazı komplo teorilerine göre Fury bu bandı da farklı bir amaçla takmaktadır. Bu amaçlardan ilki daha iyi nişan almasını sağlamak, diğeri ise kılık değiştirmesi gerektiğinde bu bandı çıkararak farklı bir görünüme kavuşmaktır.

Çizgi romanlarda beyaz bir karakter olan Nick Fury, Marvel Sinematik Evreni’nde siyahi aktör Samuel L. Jackson tarafından canlandırılmaktadır. Jackson’ın karakterin popülaritesine katkısı o denli büyük olur ki çizgi romanlarda, orijinal karakteri emekli ederek yerine Afro-Amerikalı oğlu Nick Fury Junior’ı geçirirler.

15. Profesör X (Charles Xavier)

xavier

En güçlü Marvel karakterlerinden biri olan, öğrencilerinin onu çağırdığı adıyla Profesör X, X-Men’in kurucusu ve lideridir. Son derece güçlü bir telepat olan Xavier, X-Men serisinin 1. sayısının yayınlandığı 1963 yılından beri Profesör X, ekibiyle birlikte mutantların üstün ırk olduğuna inanan eski yol arkadaşı Eric Lansher ile mücadele halindedir. Lansher mutantların üstün ırk olduğuna ve dünyayı artık onların yönetmesi gerektiğine inanırken Xavier insanlar ve mutanların eşit olduğunu ve birlikte barış içinde yaşamaları gerektiğini savunmaktadır. Bu fikir ayrılığı iki eski dostu birbirine düşman eder.

Zihinsel gücünün sınırsızlığına rağmen Xavier, bir tekerlekli sandalyeye bağımlıdır. Himalayalar’daki garip bir kasabada karşısına çıkan ve kendisine Lucifer diyen uzaylı tarafından saldırıya uğrayan Xavier, yaratığın üzerine dev bir kaya fırlatması sonucunda sakat kalır.

Xavier’ın açtığı ve aslında gizliden gizliye olası tehlikelere karşı mutant öğrencilerini bir savaşa karşı yetiştirdiği okulun ilk öğrencileri Beast, Marvel Girl, Ice Man, Cyclops ve Angel ile ilk X-Men ekibini kurar.

14. Hawkeye (Clint Barton)

hawkeye

Hawkeye, aslında Marvel evrenine giriş yaptığında bir kahraman olmaktan çok uzaktır. “Tales of Suspense” hikayesinin 57. sayısındaki ilk rolünde Barton, aslında bir kötü karakterdir. İki sayı daha kötü karakter olduktan sonra Hawkeye Yenilmezler ekibine katılır ve bundan sonrasında üstün nişancılık yeteneklerini iyilik için kullanmaya başlar.

Anne ve babasını çocukken bir kazada kaybeden Barton, kardeşi Barney ile birlikte yetimhanede büyür. Yetimhanede geçirdikleri altı yılın ardından kardeşler Gezici Harikalar Sirki’ne katılmak üzere kaçarlar. Bu sirkin lideri Swordsman’in dikkatini çeken Clint, Trick Shot ve Swordsman tarafından okçuluk üzerine eğitilmeye başlar. Bir süre sonra sirkin gerçek yüzünü öğrenen Hawkeye, bunu yetkililere bildiremeden sirktekiler tarafından dövülüp ölüme terk edilir. Sirk, kardeşiyle birlikte kasabayı terk eder.

Hiçbir özel gücü bulunmayan Barton, insan azminin gelebileceği son noktadır. Muhteşem nişancılığını, akrobatik yeteneklerini ve kılıç kullanmadaki ustalığını hiçbir seruma, özel deneye ya da hükümetin gizli araştırmalarına maruz kalmadan çalışarak edinmiştir. Bu denli insan olması, özel güçlerle donatılmış çizgi roman evreninde de kendisine sempatiyle ve hayranlıkla yaklaşılmasını sağlamıştır.

13. Beast (Hank McCoy)

beast

1963 tarihli ilk X-Men sayısında hayat bulan McCoy, X-Men ekibinin kurucu üyelerindendir. Hank’in mutant geninin ortaya çıkmasında babası Norton McCoy’un nükleer santralde çalışırken maruz kaldığı radyasyonun etkisi büyüktür. Normalden çok daha büyük el ve ayaklara, gorilvari upuzun kollara sahip olarak dünyaya gelen Hank fiziksel görünümündeki garipliğin dışında dahilik seviyesinde de zekaya sahiptir.

Görünüşü sebebiyle okuldaki arkadaşları tarafından dışlanıp aşağılanan Hank, bu duruma bir çare ararken Xavier’ın okulundan haberdar olur ve hiç vakit kaybetmeden bu okulun bir üyesi olur. Xavier ile birlikte hem zekasını hem de mutant gücünü kullanmayı öğrenen McCoy, X-Men ekibiyle yaşadığı pek çok maceranın ardından 20. Yaş gününde okulu terk eder.

Brand Şirketi’nde araştırma görevlisi olarak çalışmaya başlayan Hank, burada sonradan kız arkadaşı olacak olan asistan Linda Donaldson ile bir serum geliştirir. Bu serum, hormonal tepkimeye sebep olarak herkesin kısa bir süreliğine de olsa mutant olmasını sağlamaktadır. Serumu ilk önce kendi üzerinde deneyen McCoy, serumun antidotunu kullanmakta geç kalınca bir fiziksel değişim daha geçirir. Tüm vücudu tüylerle kaplanır, köpek dişleri yırtıcı bir hayvanınki gibi uzar, elleri ve ayakları pençe haline gelir. Elleri ve ayakları anormal büyüklükte bir karakterken bu serumdan sonra mavi tüylü, insandan çok yırtıcı bir hayvana benzeyen bir mutanta dönüşür.

12. Silver Surfer (Norrin Radd)

silversurfer

Oldukça kötü Fantastik Dörtlü filmlerinin ikincisinde aldığı rol haricinde henüz sinema perdesinde kaliteli bir biçimde göremediğimiz Silver Surfer, Marvel evreninin en enteresan karakterlerinden biridir.

Zenn-La gezegeninden genç bir astronom olan Norrin Radd, gezegenini kurtarmak adına kendini Gezegenlerin Yokedicisi Galactus’un hizmetine adar. Galactus’un ona kendi gücünden bahşettiği küçük bir miktar enerji ile yeni bir bedene, sınırı bilinmeyen fiziksel güce ve ışık hızından daha hızlı seyahat etmesine olanak veren sörf tahtası benzeri bir araca sahip olur. Artık Silver Surfer olarak bilinen Radd, galaksiyi tarayarak Galactus’a yok etmesi için yeni gezegenler bulmakla yükümlüdür.

Seyahatleri sırasında Dünya gezegenine ulaşan Silver Surfer, burada Fantastik Dörtlü’yle tanışır ve onların yardımıyla Galactus’a ihanet ederek Dünya’yı kurtarır. Silver Surfer dünyayı kurtarır ancak ihanetin bedeli olarak bu gezegende yaşamaya mahkum edilir.

Jack Kirby tarafından yaratılan ve ilk kez 1966 yılında Fantastic Dörtlü’nün 48. Sayısında yer alan Silver Surfer maddeyi enerjiye dönüştürebiliyor ve bilinen tüm doğal ortamda yaşayabiliyor. Buna hiperuzay, yıldızlar ve kara delikler de dahil.

11. Luke Cage (Carl Lucas)

lukecage

Blaxploitation adlı sinema furyasının, çizgi roman evrenine sıçramasının bir sonucu olan Luke Cage karakteri kendi adını taşıyan bir seriye sahip ilk siyahi çizgi roman karakteridir.

1972 yılında yayınlanan ilk sayısında Luke Cage işlemediği suçtan hüküm giymiş masum bir mahkumdur. Hapishanede gönüllü olduğu bir deney neticesinde derisi fiziksel zarar görmez hale gelir ve insanüstü fiziksel güce kavuşur.

Hapishaneden çıktıktan sonra gücünü nakde çevirmeye karar veren Cage, kiralık kahraman olarak ücretini karşılayabilen herkese yardım etmeye başlar. Sokak dövüşünde usta olan Cage ofisini açtıktan kısa bir süre sonra Marvel kahramanalarından biri olan Iron Fist ile takım olur ve ondan dövüş sanatları eğitimi alarak daha etkin bir savaşçı haline gelir.

Luke Cage, ülkemizde çok sevilmese de özellikle Amerika Birleşik Devletleri’nde oldukça yoğun bir hayran kitlesine sahiptir. Öyle ki Nicholas Cage, sektöre giriş yaparken asıl soyadı “Coppola” yerine hayranı olduğu bu çizgi roman karakterinin adını benimser.

10. Cable (Nathan Summers)

cable

Scott Summers (Cyclops) ve Jean Gray’in klonu Madelyne Pryor’ın biyolojik oğlu olan Nathan Summers Marvel’ın zaman çizgisi en karışık karakterlerinden biri. Summers, doğumundan kısa bir süre sonra “geleceğe” kaçırılır. Burada tam bir asker olarak yetiştirilen ve mutant yeteneklerini nasıl kullanacağı öğretilen Cable, sonrasında mutanların olası yok oluşunu engellemek için zamanda yolculuk yaparak şimdiki zamana döner.

Marvel evreninde pek çok karakter zaman yolculuğu yapabilse de özellikle X-Men serisinin zaman çizelgesindeki değişiklikten yoğunlukla Cable ve Bishop (bir diğer zaman yolculuğu yapabilen mutant) sorumludur. Cable uzay zamanda yaptığı yolculuklar sırasında neden olduğu değişiklikler sebebiyle zaman akışının lineer bir yapıya sahip olmasını engeller.

Uncanny X-Men 201. Sayıda ilk kez okuyucuyla tanışan Cable sonraki yıllarda çeşitli X-Men serilerinde yer alır ve “Blood and Metal” hikayesinin ardından kendi adını taşıyan serisine sahip olur. 2003 yılında solo kariyerinin sona ermesinin ardından Cable, Marvel’ın çılgın mutantı Deadpool ile takım olur ve ikilinin adlarını taşıyan seri yayınlanmaya başlar.

Annesi gibi güçlü bir telepat olan Cable, mutant güçlerinin yanı sıra geleceğin avantajını kullanarak bedenine yaptığı sibernetik güçlendirmeler sayesinde korkutucu bir düşman haline gelmiştir. Kusursuz bir nişancı olan Cable aynı zamanda yakın dövüşte de ustadır.

9. Namor (Namor McKenzie)

namor

Adı ülkemizde belki de hiç duyulmamasına rağmen Namor McKenzie, yalnızca Marvel karakterlerinin değil çizgi roman tarihinin de en eski karakterlerinden biridir. Başta  “Motion Pictures Funnies Weekly” dergisinde yer alması planlanan Namor, bu proje hayata geçemeyince 1939 yılında Marvel Comics 1. sayısında okuyucuyla buluşur. “Çizgi Romanların Altın Çağı” olarak adlandırılan dönemde Captain America ve Human Torch ile birlikte en popüler üç kahramandan biri haline gelir.

Gezgin bir denizci ile kayıp şehir Atlantis’in prensesinin mutant çocukları olan Namor, suda nefes alabilme ve son derece hızlı yüzebilme gibi yetilerinin arasında aynı zamanda insanüstü fiziksel güç ve uçabilme özelliklerine de sahiptir.

Namor, yayınlandığı ilk dönemde daha kahramanvari bir yapıda olsa da seneler içerisinde önce bir tür anti kahramana, ardından da saklı ülkesi Atlantis’e zarar vermek isteyen kötülerden intikam almaya çalışan bir karaktere dönüşür. Bu özelliğiyle de çizgi roman tarihindeki ilk anti kahraman olma unvanına sahiptir.

8. Human Torch (Jim Hammond ve Johnny Storm)

humantorch

Çoğunlukla Fantastik Dörtlü’deki karakterle karıştırılsa da Marvel evreninde iki farklı Human Torch vardır.

Bunlardan ilki, 1939 yılında “Namor”la birlikte yayınlanmaya başlayan android Human Torch’tur. Bilim adamı Phienas Horton tarafından yaratılan ve aslında bir android olan Jim Hammond, kendisini istediği an alevlerle sarabilme yeteneğine sahiptir. İlk yaratıldığında bilimin yarattığı bir canavar olarak gösterilse de Marvel çok kısa sürede bu hatasından döner ve onu New York Emniyeti’nde çalışan bir polis memuruna dönüştürüp kahraman haline getirir. Namor’la birlikte döneminin en sevilen karakterlerinden birisi olan Human Torch, android olandır.

Diğer Human Torch, ilk kez 1961 yılında, yani Android öncülünden çok sonra yayınlanmaya başlar. Orijinal karakterin elden geçirilmesiyle yaratılan 2. Human Torch, Fantastik Dörtlü ekibinin bir üyesidir. Storm, ekibin diğer üyeleri gibi maruz kaldığı kozmik ışınlar sayesinde gücüne kavuşur.

2015 yılında gösterime giren filmde, sarışın mavi gözlü Johnny Storm’un siyahi bir karaktere dönüşmesine ise değinmek bile istemiyoruz. Hepsi bir rüyaymış, Spider-Man de japon balığıymış.

7. Nightcrawler (Kurt Wagner)

nightcrawler

X-Men ekibinin mavi tüylü bir diğer üyesi de asıl adı Kurt Wagner olan Nightcrawler’dır. 1975 yılında Giant Size X-Men serisinin ilk sayısında tanıştığımız Wagner, kısa sürede hem Marvel hem de X-Men hayranlarının en sevdiği karakterlerden birisi olur.

Bu çevik karakter, duvarlara yapışabilme, kuyruğunu bir kılıç gibi kullanabilme, koyu mavi tüyleri sayesinde gölgede neredeyse görünmez olma yetilerine sahip olsa da onun asıl özelliği ışınlanabilmektir.

Mystique ile Azazel’ın oğlu olan Nightcrawler, anne ve babasının onu öldürülmekten kurtarmak için terk etmesinin ardından Bavyera’daki bir sirk tarafından bulunur ve buradaki çalışanlar tarafından yetiştirilir.

Sirkteki Stefan adlı yaştaşıyla abi-kardeş gibi büyüyen Wagner için ilk yıllar huzurlu geçer. İkili büyüdükten sonra Stefan bir gün çıldırır ve köydeki bir grup çocuğu katleder. Çocukluklarında yaptıkları anlaşma gereği, eğer Stefan bir gün masum birinin canını alırsa Kurt onu öldürmelidir.

Kurt, Stefan’ı iyileştirmek için çabalasa da ikili kavgaya tutuşurlar ve bu kavganın neticesinde Stefan ölür. Görünümü sebebiyle köy halkı çocukların ölümünden Wagner’ı suçlar ve onu linç etmek isterler. Çaresizce ormana kaçan Wagner, Profesör Xavier’ın gelip köylüleri geçici süreyle felç etmesiyle kurtulur.

Profesör X, Nightcrawler’a X-Men ekibine dahil olmasını önerir ve Wagner’ın X-Men ekibindeki macerası bu şekilde başlar.

6. She-Hulk (Jennifer Walters)

shehulk

Bruce Banner’ın kuzeni Jennifer Walters’ın babası Willam Morris Walters, Los Angeles Bölgesi’nde şeriflik yapmaktadır. Acımasız mafya babası Nicholas Trask’in operasyonlarına çomak sokan William Walters ve ailesi, bu suç örgütünün kurşunlarına hedef olur. Anne ve babasını kaybeden Jennifer da ağır yaralanır.

Banner, kuzeninin yaralanmasıyla asla yapmak istemediği bir şey yapmak zorunda kalır. Jennifer çok kan kaybetmiştir ve o sırada genç kızın kan grubuna uygun kan bulunamamıştır. Banner genç kızı kurtarmak için, zehirli kanından Jennifer’a aktarılmasına izin verir.

Banner’ın kanı, Jennifer’ın ailesini öldürenlere karşı duyduğu öfkeyle birleşince genç kız da tıpkı Bruce gibi sinirlendiğinde fiziksel dönüşüm geçirerek Hulk olmaya başlar.

She-Hulk, ilk kez 1980 yılında “Savage She-Hulk”ın ilk sayısında boy gösterir. İlk önceleri öfkelendiğinde dönüşüm geçiren Walters, sonrasında uygulanan kan tedavisi sayesinde bu gücünü kontrol edebilmeyi öğrenir. Marvel kadın karakterlerinden belki de en güçlüsü olan She-Hulk, New York Bölge Savcılığı’nda savunma avukatı olarak çalışmaktadır.

5. Carnage (Cletus Kasady)

carnage

İlk kez 1991 yılında “The Amazing Spider-Man” sayı 344’te görünen Carnage, tüm zamanların en sevilen kötülerinden, DC karakteri Joker’in Marvel evrenine yansımasıdır.

Simbiyot formuyla buluşmadan önce de Kasady bir sadist ve psikopattır. Henüz çocukken oğlunun içindeki karanlığı gören annesi tarafından öldürülmek istenen Kasady’nin babası annesine saldırıp onu ölümün kıyısına gelinceye dek döver.

Babasının hapse gidişinin ardından yetimhaneye konan Kasady, diğer çocukların zorbalıklarına maruz kalırken, giderek merhamet duygusunu kaybeder. Yetimhanenin ardından tam 11 kişiyi öldüren ve bir seri katile dönüşen Kasady, Ryker Ada Hapishanesi’ne gönderilir. Burada hücre arkadaşı Eddie Brock (Venom), simbiyot yaşam formunun da yardımıyla hapishaneden kaçar ancak kaçarken, uzaylı yaşam formu bir parçasını da hücrede bırakır.

Kasady, kendisiyle birleşen simbiyot sayesinde kolaylıkla hapsihaneden kaçar ve şehirde terör estirmeye başlar. Spider-Man tarafından durdurulmak istenir ancak, Kasady’nin içindeki vahşi duygular simbiyotla birleşince durdurulamaz bir güç haline gelmiştir.

Carnage’a rakip olamayacağını anlayan Spider-Man, Venom’la ateşkes yapar ve Kasady’yi durdurması için ondan yardım ister. Venom, Spider-Man’le birlikte Carnage’a karşı savaşıp onu durdurur. Simbiyotu bedeninden ayırıp onu süper güce sahip kötülerin hapsedildiği “Sığınak”a (The Vault) koyarlar. Ancak simbiyot, Kasady’nin açık bir yarasından kanına karışmıştır ve hücrelerinde yaşamaya devam etmektedir. Carnage’ın Venom’dan farklı olarak kırmızı renkte olmasının nedeni budur.

4. The Punisher (Frank Castle)

punisher

Her ne kadar Netflix’in Daredevil serisi sayesinde popülaritesi artsa da The Punisher kısa bir süre öncesine kadar ülkemizde az tanınan karakterlerden biriydi.

The Amazing Spider-Man’in 129. Sayısı 1974 yılında yayınlandığında Marvel okuyucuları büyük bir şaşkınlığa düşerler. Çünkü Frank Castle, çizgi roman kültürünün alışılageldik kalıplarının dışına çıkarak kötüleri öldürmekte hiçbir beis görmemektedir.

Ailesinin Central Park’ta şahit olduğu cinayet sebebiyle katledilmesinin ardından dünyası alt üst olan Castle, bir intikamcıya dönüşür ve mafyaya karşı tek kişilik bir savaş başlatır.

Yayınlandığı ilk sayıda Norman Osborne cinayetinden dolayı Spider-Man’i hedefine koyan The Punisher, seneler içerisinde Daredevil’dan Captain America’ya kadar pek çok farklı seriye konuk olur. Sonunda 1979 yılında kendi adını taşıyan bir mini seriye sahip olur ve seri kısa süre içerisinde takipçiler tarafından benimsenir.

2000 sonrası dönemde The Punisher daha gerçekçi ve karanlık bir yapıya bürünür. Marvel’ın ana akım yayınlarından ziyade yetişkinlere yönelik serilerini yayınladığı “MAX” markasının bir ürünü haline gelir. Bu serilerde Frank Castle, adına yakışır biçimde tek kişilik bir savaş makinesi olarak, en kaliteli aksiyon filmlerine taş çıkaracak sahnelerle düşmanlarını yok etmektedir.

Netflix ekranlarında The Punisher’a hayat veren, arıza rollerin adamı Jon Bernthal’ın karakterin hakkını veren başarılı bir performans sergilediğini söylemek mümkün.

3. Spider-Woman (Jessica Drew, Julia Carpenter, Mattie Franklin, Charlotte Witter, Veranke)

spiderwoman

70’li yıllarda bir telif savaşının ürünü olarak dünyaya gelen Spider-Woman’ın yaratılışını Stan Lee şu şekilde açıklıyor:

“Birden fark ettim ki bir başka yayıncı böyle bir seri çıkarabilir ve isim hakkının kendilerine ait olduğunu iddia edebilirdi. Bu yüzden telifi alabilmek için elimizi çabuk tutmalıydık ve çabucak bir seri yayınlayıverdik. İsim hakkını kesinlikle koruma altına almak istiyorduk çünkü birileri “Neden Spider-Woman diye bir seri başlatmıyoruz? Bizi durduramazlar ki?” diye düşünebilirdi. Yıllar önce “Wonder Man”’i yayınlamıştık ve “DC” bizi bu sebeple dava etmişti. Ben de daha fazla uzatmadan seriyi bitirdim. Ancak biz Power Man’i yayınladıktan kısa bir süre sonra bir de baktık ki onlar da “Power Girl”ü yayınlamaya başlamışlar! Bu haksızlık!”

Marvel Spider-Man’in örümcek tarafından ısırıldığı hikayesinden ayrışmak için oldukça garip bir yol izler. Terörist grup HYDRA’nın Jessica Drew adlı kadının içine yerleştirilen bir örümcek sayesinde güçlerine kavuşur.

Seriden çok da ümitli olmayan, yalnızca isim hakkını elde edebilmek için yayınlanmış Spider-Woman’ın yer aldığı “Marvel Spotlight”ın 1977 yılında yayınlanan 32. sayısı beklenmedik biçimde başarı gösterir ve Marvel’ın ana serilerinden biri olur. Hemen bir yıl sonra kendi adını taşıyan ayrı bir seriye sahip olan Spider-Woman, yazar ekibinin gönülsüzlüğü, yaratılış hikayesindeki absürde kaçan durum sebebiyle kısa süre içerisinde popülerliğini yitirir.

Sonradan Julia Carpenter, Mattie Franklin, Charlotte Witter ve Veranke adlı kurgusal karakterler de Spider-Woman kostümünü giyer. Karakterlerin değişmesiyle birlikte komik yaratılış hikayesi de unutulur ve seri en iyi dönemini 2005 yılındaki New Avengers serisiyle yaşar.

2. Cloak and Dagger (Tyrone Johnson ve Tandy Bowen)

cloackanddagger

1982 yılında, The Spectacular Spider-Man’in 64. Sayısında ilk kez boy gösterdiklerinde okuyucular bu yeni ve gizemli ikiliyi oldukça beğenir ve merak ederler. Spider-Man’in farklı serilerinde birçok kez konuk olarak yer aldıktan sonra serinin yaratıcıları Mantlo ve Hannigan, ikilinin popülerliğinden cesaret alarak Cloak and Dagger’ı ayrı bir seri haline getirir.

Tandy Bowen (Dagger) ve Tyrone “Ty” Johnson (Cloak) iki kaçak olarak New York’ta tanışırlar. Ty, kekemeliği sebebiyle arkadaşının polis tarafından öldürülmesini durduramamış ve suçluluk duygusuyla New York’a kaçmıştır. Tandy ise model annesi tarafından hiç ilgilenilmediği ve kendisiyle zaman geçirmediği için onun yanından ayrılır. New York’ta ilk karşılaştıktlarında Ty, Bowen’ın çantasını çalmayı düşünür ancak o daha hamle yapamadan bir başkası kızın çantasını çalar. Johnson, çantayı alıp geri getirince ikilinin arkadaşlıkları başlar. Kalacak yerleri olmayan iki gence yabancı kişiler konaklayabilecekleri bir yer önerince Tandy teklifi mutlulukla kabul eder. Johnson durumdan şüphelenir ve kızı korumak için onunla beraber gider. Gittikleri yer gizli deneylerin yürütüldüğü bir laboratuvardır ve iki gence azılı suçlu bilim adamı Simon Marshall tarafından bir dizi kimyasal test uygulanır. Testin sonuçları iki gencin üzerinde yıkıcı etkiler bırakır. Tyrone fiziksel bedenini yitirip, bir çeşit karadelik, bir gölge haline gelirken Tandy ise ışıktan hançerler yaratabilmeye başlar.

Simon’ın adamlarından takım çalışmasıyla kurtulan ikili, o deneyden sonra uyuşturu mafyasına savaş açar ve kendilerine Cloak and Dagger (Pelerin ve Kama) adını koyarlar.

2016 yılında Marvel Television, serinin bir televizyon dizisine uyarlanacağını duyurdu. Nisan 2017’de yayınlanan fragmanın ardından 2018’in ilk aylarında dizinin başlayacağı tahmin ediliyor.

1. Blade (Eric Brooks)

blade

Çok popüler olmayanlar listemizin belki de en popüler ismi. 1998 yılında Wesley Snipes’ın başrolde olduğu Blade (Bıçağın İki Yüzü) filmini ülkemizde bilmeyen yoktur. Özellikle “Blood Rave” şarkısı eşliğindeki açılış sahnesi ara ara açılıp tekrar izlenen bir suçlu zevktir. Filmin bu kadar popüler olmasına rağmen çoğu kişi Blade’in bir Marvel karakteri olduğunu bilmemektedir.

Blade, 1973 yılında The Tomb of Dracula serisinin 10. Sayısında okuyucuyla buluştuğunda henüz bir yan karakterdir. Marv Wolfman ve Gene Colan tarafından yaratılan karakter, 1975 yılına kadar Marvel’ın diğer korku temalı yayınlarında yan karakter olmayı sürdürür.

1975 yılında Marvel’ın Vampire Tales adlı serisinde ilk kez ana karakter olduğu bir macera yayınlanır ancak bu maceranın ardından uzun bir süre daha kendi adını taşıyan bir seriye kavuşamaz ve Ghost Rider, Nightstalkers, Midnight Sons gibi serilerde konuk olarak görünür.

Asıl çıkışını ise Nightstalkers serisinin iptalinin ardından 1994 yılında yapar ve kendi adını taşıyan seri Nisan 1995’e kadar devam eder. 2002 yılına kadar aralıklı olarak yayınlanmayı sürdürür ve karakterin Marvel ana akımı için çok sert olduğuna karar veren editörler onu da tıpkı The Punisher serisine dahil ederler.

MAX’e geçtikten sonra çok daha kanlı ve sert bir hikayeye sahip olan Blade’in asıl adı Eric Brooks’tur. Brooks, 1929 yılında Londra’da bir genel evde dünyaya gelir. Annesi Tara Brooks’un doğum sırasında yaşadığı komplikasyonlar sebebiyle acilen bir doktor çağırılır ancak bu doktor acımasız vampir Deacon Frost’tan başkası değildir. Kadını tedavi etmek şöyle dursun kanını içerek onu öldüren Frost, o sırada en azılı düşmanını yarattığından haberdar değildir.

Frost’un, annesinin kanını emmesiyle bazı enzimler Brooks’a geçer ve bebek anne karnında bir yarı vampire dönüşür. Vampirlerin tüm özelliklerine sahip olan Brooks, aynı zamanda onların zayıflıklarından da arınmış gibidir.

Eric, 9 yaşında okuldan dönerken yaşlı bir adamın üç vampir tarafından saldırıya uğradığını görür ve adama yardım eder. Ancak manzara tam olarak göründüğü gibi değildir. Yaşlı adam bir vampir avcısıdır ve genç Eric’i kanatları altına alarak onu bu konuda eğitmeye başlar.

Eric’in yetenekleriyle birlikte kibri de büyür. Başına buyruk hareketleri sebebiyle en yaşlı vampirlerden biri olan Lamia’yla savaşırken kız arkadaşı Glory’i kaybeder. Bu trajik olaydan sonra “büyük gücün büyük sorumluluk getirdiği”nin farkına varan Eric, daha ciddi bir karaktere bürünür ve ömrünü vampirlerin soyunu kurutmaya adar.

Beyaz perdeye iki devam filmiyle gelen Blade, 2006 yılında dizi olarak yayınlansa da karakteri canlandıran Kirk Fingaz, Wesley Snipes’ın oldukça gerisinde kalmış, dizi eleştirmenler ve izleyicilerden oldukça düşük not almıştır.