Tüm Zamanların En İyi 10 Kore Filmi

Kore Savaşı’nın ardından Güney Kore Başkanı Syngman Rhee’nin teşvikleriyle gelişmeye başlayan Güney Kore sineması, sansürün ardından gerçekleştirdiği geri dönüşle bugün dünya sinemasının önde gelen eserlerini ortaya çıkarıyor. Renk kullanımı, az ama etkileyici diyalog tercihi, kadraja giren öğelerin son derece estetik duruşuyla, genel geçer sinema yaklaşımından ayrılan Güney Kore sineması, özellikle 1997 yılından sonra büyük bir gelişme kaydetmiştir. 1999 yılında gösterime giren Swiri (Shiri) ülke genelinde iki milyondan fazla bilet satarak sinemanın sansür dönemi sonrasında, canlanmasına ve ülkenin ilerleyen yıllarda sektörde söz sahibi olmasına ön ayak olmuştur. Özellikle son zamanlarda çekilen filmler yalnızca Asyalı izleyiciler için değil, Avrupa ve diğer kıtalardaki sinema seyircilerinin de takdiri ve beğenisini kazanmıştır. Kore savaşında bir Türk askeri ile küçük bir Koreli kızın hikayesinin anlatıldığı “Ayla” filminin gösterime girmesiyle biz de Kore’ye bir selam çakmak ve Kore sinemasının en iyi örneklerine göz atmak istedik. Dünya çapında adını duyuran Kore film önerileri listemize hoş geldiniz.

10. I’m a Cyborg, But That’s Ok (Ben Bir Robotum Ama Sorun Değil) – 2006 – IMDb: 7,1

im cyborg but thats ok

Kendine has özellikleri olan birçok hastanın bulunduğu bir akıl hastanesinde, kendini robot zanneden Cha Young-Goon ile insanların ruhunu çalabildiğine inanan Park Il-Sun arasında yaşanan sıra dışı yakınlaşma, tamamen farklı bir gerçeklik üzerine kurulmuş olan hastane ortamı ile destekleniyor. Bu iki akıl sağlığı yerinde olmayan genç, tamamen kendi kurdukları dünyalarında, gerçeklik algısını sorgulatırcasına yaşamaya devam ederler. Film, hastanedeki hastaların gözünden, onların dilinden beyaz perdeye taşınıyor. Yaşanan sorunları kendi dünyalarında nasıl algıladıkları, izleyiciye hem komik hem de romantik bir dille anlatılıyor. Kore sinemasının baş tacı yönetmen Chan-wook Park, yine farklı bakış açısıyla anlattığı bu filmde, gerçeklik algısını hoş bir dille sorgulatıyor. Düşsel bir yolculuğa çıkmak isteyenlere şiddetle tavsiye edebileceğimiz I’m a Cyborg, But That’s Ok, kurgusal, fantastik ve romantik ögeler içerse de, hayata dair ince detaylarla bezenmiş bir Chan-wook Park harikasıdır.

9. Okja (Okja) – 2017 – IMDb: 7,4

okja

Güney Kore’de dağlarda yaşayan küçük Mija’nın büyükbabasına, Mirando Corporation tarafından laboratuvar ortamında üretilen, su aygırı ve domuz genlerinin karışımı bir hayvan verilir. Ondan bu domuzcuğu doğal ortamda büyütmesi istenir. Büyükbabasıyla birlikte yaşayan Mija, bu domuzcuğa Okja ismini verir. Okja, büyüdüğünde ve kocaman olduğunda Mirando şirketinin sahibi, Lucy Mirando tarafından geri alınmak istenir. Okja ile derin bağları olan ve onun en yakın arkadaşı olan Mija, onu geri vermemek için ne gerekiyorsa yapar. Mija bir grup hayvan hakları koruyucuyla birlikte işbirliği yaparak, Okja’nın geri alınması için mücadele edecektir. Yönetmenliğini, Güney Kore’nin en iyi yönetmenleri Kim Ki-duk ve Chan-wook Park gibi adından söz ettirmiş bir diğer usta yönetmeni Joon-ho Bong yapmıştır. Bir Netflix filmi olan bu ABD – Kore yapımı filmde, Tilda Swinton, Paul Dano, Jake Gyllenhaal, Lily Collins gibi ünlü oyuncular göze çarpıyor. Listenin en global Kore sineması mahsulü olan Okja; fabrikalaşma, tüketim toplumu, hayvan hakları ve sömürü üzerine fantastik ögeler içeren bir çığlık niteliğindedir.

8. Train To Busan (Zombi Ekspresi) – 2016 – IMDb: 7,5

train to busan

Seok-Woo çok yoğun iş temposuyla çalışan bir babadır. Bu yüzden kızını sürekli ihmal eder. Kızı doğum gününde annesinin yanına gitmek ister. Seok-Woo da kızının bu ısrarına dayanamaz ve onu Busan’a götürmeye karar verir. Birlikte Seul’dan Busan’a giden trene binerler. Tren tam kalkmak üzereyken, Güney Kore’yi etkisi altına alan bir zombi virüsüyle karşılaşırlar. Bu virüsten etkilenen bir kadın da bu trene biner ve virüsü tüm trene bulaştırmaya başlar. Virüsün bulaştığı herkes birer birer zombiye dönüşür. Herkes çığlık çığlığa ne yapacağını bilmez bir şekilde kendini ve sevdiklerini bu virüsten korumaya çalışır. Sebebi belirlenemeyen bu virüsten korunmak için Seok-Woo ve kızı büyük bir mücadelenin içine girerler. Onlar gibi henüz virüsten etkilenmeyen bir grupla birlikte, bir vagona kısılıp kalan Seok-Woo ve kızı, üzerlerine gelen ve çok hızlı hareket eden bu zombilerle mücadeleyi kazanabilecekler mi? Tansiyonun bir dakika bile düşmediği bu aksiyon dolu filmde, siz de kendinizi amansız bir mücadelenin içinde bulabilirsiniz. En iyi Kore filmleri arasında olma özelliğini gösteren, İngilizce adıyla Train To Busan(Busanhaeng), Sang-ho Yeon’un yönetmenliğindeki Kore yapımı bir zombi filmidir. Amerikan zombi filmlerinden aşağı kalır yanı olmadığını gösteren bu heyecan dolu film, izleyenleri zombi karnavalına davet ediyor.

7. Bitter Sweet Life (Acı Tatlı Hayat) – 2005 – IMDb: 7,7

bitter sweet life

Sun-Woo, Seul’da bulunan lüks bir otelin işletmeciliğini yapar. Patronunun ise sağ kolu, en güvenilir adamıdır. Bir gün patronu, karısının onu aldattığından şüphelenir ve Sun-Woon’dan karısını takip etmesini ister. Bu görevi kabul eden Sun-Woon, kısa sürede sonuca ulaşır. Patronunun karısının ihanetine tanık olmuştur ancak bu sırada da kadına karşı derin bir sevgi beslemeye başlar. Patronu çok sert bir adamdır ve bu ihanetin sonunun ölüm olduğunu bilen Sun-Woon, bunu patronuna nasıl söyleyeceğini bilemez. Bir zaman sonra patronu bu durumdan şüphelenir ancak Sun-Woon, bu ölüm cezasına karşı çıkar. Ne pahasına olursa olsun, ne gerekiyorsa yapmaya hazırdır. Jee-Woon Kim yönetmenliğinde, bir Kore sineması harikası olan film, renk kullanımı, konunun işlenme biçimi ve insanı derinden etkileyen müzikleriyle izleyiciyi, hem aksiyonun hem de büyük bir dramın içine sürüklüyor. Yönetmen Jee-woon Kim’in, oyunculuğuyla hemen her filminde tercih ettiği Byung-Hun Lee’nin yine harika oyunculuğuna şahit olacağız. Etkisinden uzun süre çıkamayacağınız bu film, mutlaka izlenmesi gereken Kore filmleri arasındadır.

6. I Saw The Devil (Şeytanı Gördüm) – 2010 – IMDb: 7,8

i saw the devil

Sırf zevk olsun diye, genç kızlara tecavüz edip onları öldüren sapık seri katil Kyung-chul, bir gün yolda arabası bozulan bir genç kızı, yardım etme bahanesiyle tuzağına düşürür ve onu öldürür. Bu kız eski polis memurunun kızıdır ve aynı zamanda Kim Soo-hyeon’un nişanlısıdır. Kim Soo-hyeon nişanlısını öldüren bu seri katilden intikam alma planları yapar. Öyle soğukkanlı hareket eder ki, adeta seri katil Kyung-chul ile kedi fare oyunu oynar. Şeytanla şeytan olmayı göze alır. Çok zeki hamleleri ile kurduğu intikam planını, akıl oyunlarıyla yavaş yavaş işleyen Kim Soo-hyeon, amacını gerçekleştirebilecek mi? Güney Koreli ünlü yönetmen Jee-woon Kim, izlerken tüyleri diken diken eden sahneleriyle, adeta izleyiciyi aksiyonun, korkunun ve intikam teorilerinin içine bırakıveriyor. Old Boy’dan tanıdığımız Min-Sik Choi yine performansıyla göz dolduruyor. Ayrıca genç bir yetenek olan, Amerikan filmlerinin de yeni gözdesi Byung-hun Lee de, oyunculuğuyla alkışı hak ediyor. I Saw The Devil, Kore’de yaş sınırlamasıyla birlikte, yasaklı bir film olarak gösteriliyor.

5. My Sassy Girl (Hırçın Sevgilim) -2001 – IMDb: 8,1

my sassy girl

Kolejde okuyan Kyun-Woo akşam eve dönerken metroda çok güzel bir kızla karşılaşır. Kız güzel olduğu kadar sarhoştur da. Kyun-Woo, ayakta durmakta bile zorlanan kızı, trenin önüne düşmekten son anda kurtarır. Trene binmeleriyle birlikte kız kendinden geçer ve bu halinde bile bir yandan Kyun-Woo’ya laf atar. Metrodaki insanlar da kızı Kyun-Woo’nun sevgilisi sanırlar. Yolcular sevgilisi olduğunu düşündüklerinden Kyun-Woo’ya suçlayıcı bakışlar atarlar. Kızdan bir türlü kurtulamayan Kyun-Woo ne yapacağını bilemez. Kollarında baygın bir kız vardır ve onu o halde bırakamaz. Çareyi kızı bir motele götürmekte bulur. Kyun-Woo’nun bu tatlı beladan tabii ki öyle çabuk kurtulamayacaktır. Başına daha ne belalar açacak kim bilir. Jae-young Kwak yönetmenliğindeki bu harika romantik aşk filmi aslında, kaderci bir yaklaşımla konuyu ele alıyor. Kesinlikle sıkılmadan izleyebileceğiniz, size hoş vakit geçirtecek My Sassy Girl, Kore’de oldukça beğenilmiştir. Filmin bir de 2008’de Amerikan versiyonu çekilmiştir. Başrollerini Elisha Cuthbert ve Jesse Bradford’un paylaştığı film, maalesef Kore yapımının yanından bile geçememiştir. Kore yapımının daha çok sevildiği ve daha samimi bulunduğu My Sassy Girl, en iyi Kore aşk filmleri arasında; mutlaka izlenmesi gereken bir film niteliğindedir.

4. 3-Iron (Boş Ev) – 2004 – IMDb: 8,1

boş ev

Tae-Suk, motoruyla gezen ve karşılaştığı ya da tatil gidecek olan aileleri takip ederek onların evlerine giren ve bu evlerde misafir olan bir gençtir. Bu girdiği evlerde de, ev sahiplerine beslediği minnetin bir karşılığı olarak, ev sahiplerinin kirli çamaşırlarını yıkar ya da bozulan ev aletlerini tamir eder. Bu şekilde onlara olan borcunu öder. Bu ziyaretlerden birinde evde yalnız olmadığını fark eder. Evde karşılaştığı güzel genç kadın, kocası tarafından şiddet gören bir kadındır. Kadını gördüğü andan itibaren ona aşık olur ve onu kötü kocasından kurtarmak için, motorunun arkasına atar ve kadını götürür. Birlikte bir hayat sürmeye başlarlar ta ki bazı problemler ortaya çıkana kadar. Ünlü Güney Koreli yönetmen Kim Ki-Duk’un adeta şiir gibi işlediği bu sanatsal filmde, oyuncular arasında hiç diyalog bulunmaz. Öyle ki görselliğin ön planda olduğu film, göz okşayıcı sahneler, yalın bir anlatım, düşsel ve masalsı bir hikayeyle izleyenlere harika bir görsel şölen sunuyor. Katıksız ve yalın aşk hikayeleri sevenlere ve bu masalsı hikayenin içinde yer almak isteyenlere bu film şiddetle tavsiye edilir. Bin-Jip (Boş ev), Venedik Film Festivali’nde usta yönetmen Kim ki-Duk’a “En İyi Yönetmen” ödülünü getirmiştir. Filmin afişinde yer alan ve dillere pelesenk olmuş cümleyle noktayı koyalım: “Hepimiz birer boş eviz, ta ki birisi kilidimizi kırıncaya dek.”

3. Spring, Summer, Fall, Winter And Spring (İlkbahar, Yaz, Sonbahar, Kış ve İlkbahar) – 2003 – IMDb: 8,1

spring, summer, fall, winter and spring

Kore’nin el değmemiş doğasının orta yerinde, Budist bir keşiş genç bir çocuğu bilgelik ve azimle yetiştirmeye başlar. Öğrencisi, cinsel arzularının farkına vardığında ise, meditasyon halindeki yaşantısından vazgeçer ve ilk aşkının peşinden yollara düşer. Fakat kısa süre sonra modern dünyaya adapte olmakta zorlandığını fark eden bu genç öğrenci, tutkusu sebebiyle bir suç işleyerek hapse düşer. Hapisten çıktıktan sonra, normal yaşama adapte olamadığı için ustasının yanına kırlara dönen genç, bedel olarak fiziksel bir tükenişi göze alarak, ruhunu arındırmaya ve karmasını düzeltmeye çalışır. Usta yönetmen Kim Ki-Duk yönetmenliğindeki ve aynı zamanda da oyunculuğu eşliğinde, mistik öğeler içeren film, beş mevsimden oluşuyor. Her mevsimin ayrı bir hikayesi var. Karakterler de, bu mevsimler olarak tasvir ediliyor. Filmin odak noktası, Budist inancın öğretilerinden olan nefsin eğitilmesi çabasıdır. Her mevsimin temsili bir suç, hayvan, reenkarnasyon, aşk, intikam ve bu dünyaya ait olmayan türlü türlü sembolü içerir. Kim Ki-Duk, çok farklı bir anlatım tekniği kullanarak, spiritüel öğelerle beş mevsimi muhteşem şekilde harmanlamış bu filmde. Çok fazla alt metin içeren film, anlatılmak isteneni kusursuz bir görsel anlatım ve mistik bir dille izleyiciye veriyor. En güzel Kore filmlerinden biri olarak listede 3. sırayı alıyor.

2. A Moment To Remember (Hatırlanacak Bir Anı) – 2004 – IMDb: 8,2

a moment to remember

Sürekli umutsuz aşkların peşine düşen ve sonunda da hep hüsrana uğrayan zengin kız Su-Jin, bir erkekle tanışır. Cheol-su adındaki bu fakir genç kıza aşık olur, Su-Jin unutkandır, bu unutkanlığından dolayı o da Cheol-su’ya aşık olur. Çiftin güzel bir birliktelikleri olur. Bu mutluluklarını evlilikle taçlandırırlar. Ama ne var ki bir zaman sonra Su-Jin’in unutkanlıkları artıp Alzheimer olduğu anlaşılınca aşk, fedakarlıklar ve acı dolu bir seyirle ilerler. Bu aşamada Cheol-su karısını tekrar mutlu görebilmek için, onu anılarla yaşatmaya çalışır. Su-Jin ile birlikte geçirdikleri güzel günleri, yeniden anımsayabilmesi için benliğinden ödün veren Cheol-su, mutlu günlerin geri dönebilmesi için elinden ne geliyorsa yapar. Filmi izlerken mendillerinizi hazırlasanız iyi edersiniz. Güney Koreli yönetmen John H. Lee’nin konuyu işleyişi, renklerdeki sanatsal dokular ve hikayeyi tematik bir şekilde ele alış şekli muazzam. Gözyaşları içinde izleyeceğiniz bu film, romantik Kore filmlerinin ve Güney Kore sinemasının en güzel örneklerden biri.

1. Old Boy (İhtiyar Delikanlı) – 2003 – IMDb: 8,4

old boy

Oh Dae-Su yağmurlu bir gecede kaçırılır ve 15 yıllık bir esarete mahkum edilir. Odada sadece bir televizyon ve ihtiyaçlarını giderecek, banyo, yatak gibi eşyalar vardır. Esir alındığındaysa ne kadar süreyle bu yerde esir olarak kalacağı kendisine söylenmez. Ne için kaçırıldığını da bilmeyen Oh Dae-Su’nun yaptığı intihar girişimleri de gizemli kaçırıcısı tarafından engellenir. Bu esaret sırasında Oh Dae-Su’nun yemeğine, akıl sağlığını yitirmemesi için bazı psikolojik ilaçlar katılır. Tam 15 yıl sonra, hipnotize edilerek, kaçırıldığı yere yakın bir yerde, bir binanın çatı katına bırakılır. Oh Dae-Su artık ne istediğini bilen, soğukkanlı, fakat öfkeli ve artık ihtiyarlamış bir delikanlıdır. Oh Dae-Su kendisine bunu yapanları bulup intikam almak için, akıl almaz planlar yapsa da, onu kaçıran gizemli kişinin kedi-fare oyunu henüz bitmemiştir. Oh Dae-Su bir zamanlar, yaptığı suçun bedelini ne kadar ağır ödeyeceğinden bihaberdir. Kendisi intikam almaya çalışırken, ondan intikam almaya çalışan bu kişinin, Oh Dae-Su’nun hayatını nasıl geri dönüşü olmayan bir yola sokacağı, hayal gücünün sınırlarını zorlayan planlarla tek tek hesaplanmıştır. Bir Japon çizgi romanından uyarlanan, Chan-Wook Park’ın yönetmenliğiyle ve Min-sik Choi’nin muhteşem oyunculuğuyla hayat bulan bu aksiyon dolu, intikam temalı film, adeta bir trajediyi konu edinmiş ve çok ses getirmiştir. En çok izlenen Kore filmleri arasında yerini alan bu eser yalnızca Güney Kore’de değil tüm dünyada beğenilmiş ve tüm zamanların en iyi filmlerinden biri olarak kabul edilmiştir.

İçinde Kaybolacağınız En İyi Zamanda Yolculuk Filmleri

Edebiyat ve sinema dünyasının en vazgeçilmez unsurlarından biri olan “zaman yolculuğu” teması sayısız romana ve filme konu olmuştur. Bazı eserler bu kavramı biraz sömürürken diğerleri zaman yolculuğunun yarattığı nimetlerden, oluşturduğu paradokstan sonuna kadar faydalanmayı başarabilmiş ve sinema tarihine adını silinmesi zor harflerle yazdırmıştır.

Çok daha iyileri olması sebebiyle listemizde kendine yer bulamayan pek çok filmden biri olan, MTV’nin yapımcılığını üstlendiği Project Almanac’ı da zaman ile ilgili filmler arasından bireysel bir tercih olarak öneriyoruz.

Bir başka “en iyiler” listesinde görüşmek üzere diyerek sizi, en iyi zamanda yolculuk filmleriyle baş başa bırakıyoruz.

10. Frequency (Frekans) – 2000 – IMDb: 7,4

frequency

Frank Sullivan (Dennis Quaid), New York İtfaiye Departmanı’nda çalışan gözüpek bir itfaiyecidir. Bir binada çıkan yangına ekibiyle müdahale etmeye giden Frank, binada yaşanan patlamanın ardından trajik bir biçimde hayatını kaybeder.

Aradan 30 yıl geçer. Frank’in oğlu John Sullivan (Jim Caviezel), babasının ona bıraktığı mirası eski bir telsizin başında zaman öldürmektedir. Çok nadir görülen bir hava durumu sebebiyle telsiz frekansları zaman değişikliğine maruz kalır ve John telsiz aracılığıyla 30 yıl öncesine ulaşıp babasıyla irtibat kurar.

John, bu andan itibaren geçmişe dair tüm bilgisini ve hatıralarını babasını hayata döndürmek için kullanır ancak zaman çizgisiyle oynamanın hem geçmişte hem de gelecekte son derece büyük ve tehlikeli sonuçları olacaktır.

2000 yılında gösterime giren Frekans’ta, başarılı oyuncular Dennis Quaid ve Jim Caviezel’e, Lost dizisinden tanıdığımız Elizabeth Mitchell eşlik ediyor. Frekans, zamanda yolculuk fimlerinin gizli hazinelerinden biri.

9. Looper (Tetikçiler) – 2012 – IMDb: 7,4

looper

2074 yılında zaman yolculuğu artık sıradan bir hale gelmiş ve kötü amaçlarla kullanılmaması için devlet kontrolüne girmiştir. Ancak bu durum mafyayı çok etkilemez. Mafya, kurtulmak istediği kişileri zamanda geri gönderir ve şimdiki zamanda onu bekleyen tetikçiler tarafından öldürülmesini sağlar. Bu yöntem sayesinde ortada ceset olmadığı için suç da olmamaktadır.

Joe (Joseph Gordon-Levitt), bu çetenin önde gelen tetikçilerinden biridir ancak mafyanın tüm açık uçları ortadan kaldırmak ve “döngü”yü sonlandırmak için bir gün gelecekteki halini şimdiki zamana gönderip “kendisini kendisine” öldürteceğinin bilincindedir. Bu mafya için bir çeşit emekli etme yöntemidir.

Bir süre sonra beklenen gün gelir ve gelecekti Joe (Bruce Willis) döngünün kapanması için bugüne gönderilir. Bu durumu bekleyen ve hazırlıklı olan ihtiyar Joe, tecrübesini ve gücünü kullanarak genç Joe’nun elinden kurtulup kaçar.

Genç Joe, mafya tarafından yok edilmeden önce gelecekteki halini bulup döngüyü kapatmak için çabalarken ihtiyar Joe’nun şimdiki zamanda tamamlaması gereken ve her şeyi değiştirebilecek çok önemli bir işi vardır.

İki usta oyuncu Joseph Gordon-Levitt ve Bruce Willis’in performanslarıyla göz doldurduğu “Tetikçiler”, zaman yolculuğu gibi bilim kurgusal bir tema üzerine otursa da etkileyici aksiyon sahneleriyle de alkış topluyor.

8. Source Code (Yaşam Şifresi) – 2011 – IMDb: 7,5

sourcecode

Hatırladığı son şey Afganistan’da helikopterle bir görev uçuşu gerçekleştirdiği olan Yüzbaşı Colter Stevens (Jake Gyllenhaal), gözünü açtığında kendini nasıl geldiğinden haberi olmadığı bir trende, kim olduğuna dair hiçbir fikri olmayan bir kadınla konuşurken bulur. Burada ne aradığını, nasıl geldiğini, kadının kim olduğunu anlamaya çalışırken içinde bulunduğu tren büyük bir gürültüyle havaya uçar.

Yeniden uyandığında yetkililer ona çok gizli askeri bir programın bir parçası olduğunu ve içinde bulunduğu makine sayesinde bilincini sekiz dakika süreyle başka bir insana aktarabildiğini açıklarlar. Trende yaşadıkları ise o sabah meydana gelmiştir. Tren bir terörist saldırıya kurban gitmiş ve yüzlerce masum insan yaşamını yitirmiştir.

Sabahki patlamada yaşamını yitiren bir öğretmenin zihnine transfer olan Stevens, elindeki sekiz dakika içerisinde patlamanın kaynağını bulmalı ve teröristi tespit etmelidir. Çünkü aynı gün içerisinde başka bir bombanın daha patlatılacağı istihbaratı alınmıştır.

Geçmişi değiştiremeyeceği, yalnızca gözlem yapıp bilgi toplayabileceği söylense de beraber yolculuk yaptığı Christina’ya (Michelle Monaghan) karşı bazı hisler beslemeye başlayan Stevens, bir yandan verilen görevi yerine getirmeye çalışırken bir yandan bu bilinç transferinin sınırlarını keşfetmeye karar verir.

Zaman yolculuğu filmlerinde alışılagelmiş tema olan maddenin seyahatinden ziyade Yaşam Kaynağı’nda bilincin gerçekleştirdiği yolculuğa tanık oluyoruz.

7. The Time Machine (Zaman Makinesi) – 1960 – IMDb: 7,6

timemachine

1900 yılının Haziran ayında George (Rod Taylor), kendi verdiği davete geç kalır. İçeri girdiğinde arkadaşlarının meraklı bakışlarıyla karşılaşan George darmadağınık bir haldedir. Misafirlerine bir zaman makinesi icat ettiğini anlatan George, bu makineyi kullandığında başından geçen maceraları anlatmaya başlar.

Konuklarının şüpheci ve inanmaz bakışlarına aldırmadan zaman makinesiyle gerçekleştirdiği ziyaretleri anlatmayı sürdüren George, 802701 yılına gittiğini ancak burada umduğu gibi gelişmiş bir medeniyetle karşılaşmadığını aktarır. George’un yolculuk yaptığı 802701 yılındaki dünya her açıdan gelişmiş insanlar ve icatların olduğu bir ütopya olmaktan çok uzaktır. Medeniyet çökmüş ve dünya üzerindeki halk, yeryüzünde yaşayan ve kaygısız eloiler ile yeraltında yaşayan ve oldukça vahşi morloklar olarak ikiye bölünmüştür.

Hayalini kurduğu ütopyadan çok uzak bir geleceğe geldiğinin farkına varan George, kendisini hiç arzu etmediği bir varoluş savaşının tam ortasında bulur.

Ünlü bilim kurgu yazarı H.G. Wells’in en meşhur romanlarından biri olan Zaman Makinesi’nin bu beyaz perde uyarlamasında Wells’in romanını yine Wells’in ağzından dinliyor, yaşadıklarına tanık oluyoruz. Zaman Makinesi filmlerinin birden fazla olduğunu, 1960 tarihli bu yapımın diğerleriyle karıştırılmaması gerektiğini söylemekte fayda var.

Dönemi için oldukça başarılı görsel efektlere sahip yapım, 1961 yılı Akademi Ödülleri’nde “En İyi Görsel Efekt” dalında ödüle layık görüldü.

6. The Butterfly Effect (Kelebek Etkisi) – 2004 – IMDb: 7,7

butterflyeffect

Adını, ilk kez Edward Norton Lorenz tarafından ortaya atılan bir kaos teorisinden alan Kelebek Etkisi’nde Evan Treborn (Ashton Kutcher), küçük bir kasabada bekar annesi ve arkadaş grubuyla mutlu bir hayat sürmektedir. Evan, belirli zaman ve olaylar sırasında baygınlık geçirmektedir ve bambaşka bir yerde uyandığında başından geçenleri, oraya nasıl geldiğini anımsamamaktadır. Ne arkadaşları ne de annesi Evan’ın bu kısa süreli şuur kayıplarına inanır. Onun dikkat çekmek için rol yaptığını düşünürler.

Evan büyüdükçe bu bayılmalar önce giderek azalır ardından tamamen biter. Dönemsel bir rahatsızlık geçirdiğine kanaat eden Evan, üniversiteye gitmek için kasabadan ayrılır. Yurda getirdiği eşyalar sırasında bilinç kaybına maruz kaldığı dönemlerde yaşadıklarını yazdığı eski günlüğünü bulur.

Hem o günleri hatırlamak, hem de ne zamandır baygınlık geçirmediğini tespit edebilmek için günlüğü okumaya başlayan Evan, bulunduğu odanın ve çevresinin bir anda şekil değiştirmesiyle şoka girer. Gözünü açtığında günlükte okumakta olduğu zaman ve yere gelmiş olduğunu fark eder.

Yakışıklı oyuncu Ashton Kutcher’a Amy Smart ve “Daredevil” dizisindeki Foggy Nelson rolüyle sempatimizi kazanan Elden Henson’ın eşlik ettiği yapım, tekrar tekrar izlenen zaman filmlerinden biri.

5. About Time (Zamanda Aşk) – 2013 – IMDb: 7,8

abouttime

Sinema salonlarında, muhtemelen bir bilim kurgu filminden ziyade “Not Defteri” filminin devamı izlenimi uyandıran afişinden dolayı çok dikkat çekmeyen ve hatta burun kıvrılan “Zamanda Aşk” hiçbir görsel efekt kullanılmadan da bir zaman yolculuğu filmi yapılabileceğini gösteriyor.

21. yaş günü partisinden bir gün sonra Tim Lake (Domhnall Gleeson), babası tarafından çağırılır ve ona ailenin erkeklerinin bir yeteneğinin olduğunu, bu yeteneğin zamanda yolculuk yapmak olduğunu söyler. Babasının kitaplar arasında kayışı kopardığını düşünen Tim, bunun bir şaka olduğunu düşünse de yine de biri dolaba girip zamanda yolculuk yapmayı denemekten kendini alıkoyamaz.

Gözünü açtığında kendini bir gece önceki doğum günü partisinde bulan Tim bu aile sırrını gerçek aşkı bulabilmek için kullanmaya karar verir.

Tim, belli durumlarda hem kendisi hem de sevdikleri için ikinci bir şans yaratmak için gücünü kullanırken kısa bir süre sonra bu özelliğinin de bir sınırı ve mutlak sonuçları olduğunu fark eder. Zaman yolculuğuyla birlikte zamanla ilgili filmlerden biri olan yapımın oyuncu kadrosundaki kaliteli isimler de dikkat çekiyor.

Romantik ve zaman zaman oldukça duygusal bir zamanda yolculuk filmi olan “Zamanda Aşk”ta, Star Wars ve Black Mirror’dan aşina olduğumuz Domhnall Gleeson ve güzel oyuncu Rachel McAdams ile tecrübeli oyuncular Bill Nighy ve Lindsay Duncan performanslarıyla göz dolduruyor.

4. X-Men: Days of Future Pastd (X-Men: Geçmiş Günler Gelecek) – 2014 – IMDb: 8,0

daysoffuturepast

1981 yılında yayınlanan aynı adlı X-Men hikayesinden uyarlanan “Geçmiş Günler Gelecek” izleyiciye görsel bir şölen sunarken muhteşem oyuncu kadrosuyla da gösterime girdiği 2014 yılında adından söz ettirmiştir.

Yakın bir gelecekte mutantların neredeyse tamamı, Bolivar Trask adlı bilim adamının icadı olan ve Gözcü adı verilen robotlar tarafından katledilmiştir. Geriye kalan ve aralarında Wolverine, Magneto, Profesör X, Kitty Pride’ın da bulunduğu bir avuç mutant geçmişe baktıklarında her şeyin başladığı olay olarak Mystique’in Boliver Trask’i öldürmesi olduğunu görürler ve bunu değiştirmek için geçmişe dönmeye karar verirler.

İlk başta bu yolculuk için Xavier gönüllü olsa da Kitty Pride her ne kadar zihinsel bir yolculuk olmasına rağmen şimdiki zamandaki bedeninin bu süreci kaldırmayacağını söyler. Bu durumda eldeki tek isim, hızlı iyileşme yeteneğine sahip olan Wolverine kalır.

Mystique’in Trask’i öldürmesinden önce 1973 yılındaki zihnine dönen Wolverine, geçmişi değiştirerek geleceği yeniden şekillendirmeli, kendisi ve diğer tüm mutantların yaşamı adına bu suikastı durdurmalıdır.

Serinin yönetmenliğine Bryan Singer’ın dönmesiyle birlikte serinin eski oyuncularını da bünyesine dahil eden “Geçmiş Günler Gelecek” bir çizgi roman uyarlaması olmasının yanı sıra son derece başarılı bir zamanda yolculuk filmi. Daha önce hiç X-Men filmi izlememiş olsanız bile yalnızca bu filmden bir önceki “X-Men: Birinci Sınıf”ı izleyerek bu evrene adım atabilirsiniz.

3. 12 Monkeys (12 Maymun) – 1995 – IMDb: 8,0

12monkeys

1996 yılında yayılan ölümcül bir virüs korkunç bir hızla yayılarak beş milyar insanın ölümüne neden olur. 2035 yılına gelindiğinde nüfusun yalnızca %1’i hayattadır ve yeryüzündeki biyolojik tehlike halen sona ermediğinden yer altında yaşamak zorundadırlar.

George Orwell’in 1984’üne göz kırpan bir düzende, yer altında yaşamlarını sürdüren “şanslı” nüfustan biri olan James Cole (Bruce Willis), yöneticiler tarafından bu virüsün kaynağı ve nasıl yayıldığıyla ilgili bilgi toplaması için geçmişe gönderilir.

Ancak James’in geçmişe gönderilmesi sırasında bir karışıklık meydana gelir ve yanlışlıkla felaketin gerçekleştiği 1996’ya değil 1990 yılına gönderilir. Henüz ne virüs ne de dünyanın sonu hakkında bir fikri olan insanlar tarafından deli muamelesi gören Cole, bir akıl hastanesine kapatılır ve burada ünlü mikrobiyolog Doktor Goines’in, kafayı hayvan özgürlüğü ve “12 Maymun Ordusu”yla bozmuş oğlu Jeffrey Goines ile tanışır.

Gönülsüz kahraman James Cole rolünde izlediğimiz Bruce Willis ve o dönemde kadın izleyicilere çığlık attıracak roller için tercih edilirken bir akıl hastasını oynamayı tercih eden Bradd Pitt’in müthiş oyunculuklarının yücelttiği 12 Maymun, Pitt’e ilk Oscar adaylığını getirmişti.

Post-apokaliptik bir bilim kurgu filmi olan 12 Maymun’da gerilimden aksiyona, komediden korkuya her türden tatlar yakalamak mümkün.

2. Donnie Darko (Karanlık Yolculuk) – 2001 – IMDb: 8,1

donniedarko

Donnie Darko, ne ailesiyle ne sınıf arkadaşlarıyla ne de öğretmenleriyle anlaşabilmektedir. Bu soyutlanmış hayatına rağmen Gretchen adındaki bir kızla yakınlık kurmayı başarır. Donnie’nin hayatında iki yardımcısı vardır. Biri, hipnozun sayısız sırrı gizleyen kapıyı açacak anahtar olduğuna inanan psikiyatrı Dr. Fisher’dır. Diğer arkadaşı ise, Donnie’den başka kimse tarafından görülmeyen Frank adlı bir tavşandır.

Bir uçak motoru parçalanıp, gökyüzünden Donnie Darko’nun odasının tam tepesine düştüğünde şans eseri odasında değildir. Donnie kısa bir süre sonra hem uçak motorunun düşüşünün hem de bu kazanın bazı doğaüstü sebeplere bağlı olduğunu fark eder.

Ancak akıl hastalığı ve Frank’in oyunları sebebiyle Donnie Darko bunu ispat etmekte oldukça zorlanacaktır.

Sessiz sedasız sinema salonlarına düşen “Karanlık Yolculuk”, birbirine geçen sahneleriyle ilk izlemede anlaşılması oldukça güç “beyin yakan” bir zamanda yolculuk filmi.

1. Back to the Future (Geleceğe Dönüş) – 1985 – IMDb: 8,5

backtothefuture

Ve tüm zamanların en iyisi, eskimeyen, solmayan, bıkmadan tekrar tekrar izlenilen efsane Geleceğe Dönüş!

Marty McFly, özgüvensiz babası, muhafazakar annesi, şişman ablası ve yeteneksiz ağabeyi ile sıradan ve oldukça sıkıcı bir yaşam sürmektedir. Tek hayali bir gün bir şekilde Hill Valley kasabasından kurtulup sevgilisi Jennifer ile mutlu ve zengin bir hayat sürmek olan Marty’nin hayatı, bir gün yakın dostu Doktor Emmett Brown’dan aldığı telefonla tamamen değişir.

Doktor, Marty’e gece saat 24:00’da kamerasıyla birlikte Twin Pines Alışveriş Merkezi’ne gelmesini söyler. Marty çılgın doktorun yanına gittiğinde onun DeLorean marka arabadan bir zaman makinesi icat ettiğini görür.

Doktor, zaman makinesini çalıştırmak için ihtiyacı olan plütonyumu çaldığı Lübnanlı teröristler tarafından öldürülünce Marty çareyi arabaya atlayıp kaçmakta bulur ancak araba “saatte 88 mil hıza” ulaşınca genç adam kendisini 1955 yılında bulur. Ona bu zaman diliminde yardım edebilecek tek kişi, o güne kadar tek bir şey bile icat edememiş Doktor Emmett Brown’dır.

Geleceğe Dönüş serisinin yalnızca ilk filmini kaleme alsak da, eğer hala izlemeyen varsa kesinlikle bir üçleme olarak izlenmesini öneriyoruz. Her biri hem bir diğerinden ayrı hem de bağlantılı bu üç film filmde gösterilen “gelecek” 2115 yılında dahi eskimeyecek kalitede bir yapım.

Filmi, 90’lı yıllarda Star TV’nin Parliament Pazar Gecesi Sineması’nda izleyen nesil için Yekta Kopan ve Rüştü Asyalı dublajının yeri her daim ayrı olacak.

Kapalı Kapıların Ardında: En İyi Yasaklanmış Filmleri

Bazen içeriğindeki şiddet dozu, bazen de politik tavrı sebebiyle bazı filmler sinema tarihi boyunca çeşitli ülkelerde sansüre maruz kalmıştır. Bu filmlerden tamamen iğrençlik olsun diye çekilmiş, belli bir mesajı ve alt metni olan, ancak anlaşılamaması sebebiyle sansüre ve yasaklanmaya maruz kalmış filmler bulunuyor. Bununla birlikte içerdiği şiddet ve kanlı sahneler sebebiyle de aynı uygulamaya tabi tutulmuş bazı yapımların, hala çeşitli ülkelerde gösterimi yasak filmler olarak listelendiğini görmek oldukça üzücü.

Teknoloji çağında, legal ya da illegal pek çok yöntemle dünya sinemasının çeşitli örneklerine ulaşabilme imkanına sahipken, gösterime girdiği yıllarda yasaklanmış olmasına rağmen sonradan kült kabul edilmiş ve klasikleşen pek çok yapımı meraklıları için listeliyoruz.

10. Cannibal Holocaust – 1980 – IMDb: 6,0

cannibal

Yasaklanan filmler listemizin ilki senaryosunu Gianfranco Clerici’nin yazdığı, İtalyan yönetmen Ruggero Deodato tarafından yönetilen Cannibal Holocaust. Gösterime girdiği 1980 yılında içerdiği vahşet, tecavüz ve gerçek hayvan katliamı sahneleriyle büyük tepki toplamıştır. Bazı cinayet ve tecavüz sahnelerinin gerçek sanılması üzerine yönetmen Deodato tutuklanmış, ardından yönetmenin polisleri filmin oyuncularla tanıştırmasının ardından salıverilmiştir.

Cannibal Holocaust, Brezilya ve Peru arasında kalan Amazon ormanlarında daha önce hiç keşfedilmemiş yamyam kabileleriyle ilgili belgesel yapmak üzere bölgeye giden dört Amerikalı filmcinin başından geçenleri anlatır. Daha sonra “Blair Cadısı” gibi filmlerde de kullanılan “belgeselvari” anlatım tekniğini uygulayan filmde, Amazon ormanlarına giden ekipten hiçbir haber alınamaması üzerine bir kurtarma ekibi oluşturulur. New York Üniversitesi’nde görevli Antropolog Harold Monroe önderliğinde bölgeye giden kurtarma ekibi, tüm arama çalışmalarına rağmen dört Amerikalı genci bulamaz. Ekipten geriye yalnızca film ruloları kalmıştır. Amerikalı bir televizyon kanalı, film ekibinin başına gelenlerin yer aldığı bu filmleri, Monroe’nun tüm itirazlarına rağmen yayınlamaya karar verir. Filmde izlediklerimiz film ekibinin başına gelen “sözde” gerçek olaylardır.

İtalya, Avustralya ve daha pek çok ülkede yasaklanan Cannibal Holocaust’ın yasağı bazı ülkelerde ilerleyen yıllarda kaldırılsa da, halen çoğu ülkede yayınlanmamakta ve ev sineması için herhangi bir platformda üretilmemektedir.

9. Salò o le 120 giornate di Sodoma (Salo Ya da Sodom’un 120 Günü) – 1975 – IMDb: 6,0

salo

Orijinal adı Pasolini’s 120 Days of Sodom olan bu yapım, sadizmin isim babası ünlü aristokrat ve filozof Marquis de Sade’ın aynı adı taşıyan romanından uyarlanmıştır. Pier Paolo Pasolini yönetmenliğinde çekilen İtalyan-Fransız ortak yapımı bu filmde dört zengin libertin (cinsel arzularını hiçbir sınır olmadan yaşayan kişi, kişiler) ailenin gerçekleştirdiği acımasız eylemleri izliyoruz.

Bu aileler 18 genç kızı kaçırır ve tam dört ay boyunca onları şiddete, sadistik eylemlere, tecavüze, fiziksel ve zihinsel işkenceye maruz bırakır. Politik yozlaşma, gücün kötüye kullanımı, faşizm, sapkınlık, sadizm ve cinsellik gibi felsefi temalara dokunan film, ne yazık ki barındırdığı rahatsız edici derecede yüksek şiddet sahneleri sebebiyle vermek istediği mesajı aktaramaz.

Sodom’un 120 Günü izleyici tarafından öyle büyük bir tepkiyle karşılanır ki, yönetmen Pasolini Roma’da bir grup öfkeli izleyici tarafından katledilir. Yasaklanan filmlerden muhtemelen en trajik sonuca sahip olanı olsa gerek.

İngiltere, Kanada’nın Ontario eyaleti, Avustralya ve Yeni Zelanda gibi daha pek çok ülkede gösterilmeyen filmin yasağı, bazı ülkelerde hala devam ederken bazı ülkelerde ise 18 yaş sınırı ile gösterilmekte ve edinilebilmektedir.

8. The Last House on the Left (Kanlı Tecavüz) – 1972 – IMDb: 6,0

lasthouse

“Elm Sokağı’nda Kabus” ve “Çığlık” gibi sayısız korku filmini türe kazandıran efsane yönetmen Wes Craven imzalı bu filmde, acılı bir ailenin kanlı intikam planına tanık oluyoruz.

17. yaş günü şerefine Mari Collingwood ve arkadaşı Phyllis Stone, Bloodlust adlı grubun konserine gitmek için ailelerinden izin koparmayı başarırlar. Konserde, esrar içmek isteyen kızlar Junior adlı bir torbacıyla tanışırlar. Junior, malı satmak için onları evine davet ederek onları bir tuzağa çeker çünkü evde kızları bekleyen iki hapishane kaçkını daha vardır. Kızlara vahşice tecavüz edip onları öldürdükten sonra çete kaçmak üzere yola düşer ancak seyahat sırasında araçları arızalanır. Geceyi geçirmek için ne tesadüftür ki Mari’nin ailesinin evini tercih ederler. Kendi aralarında yaptıkları konuşmaya kulak misafiri olan Mari’nin annesi, bu adamların biricik kızlarını öldürdüğünü öğrenince onlardan intikam almak için eşiyle acımasız ve kanlı bir plan kurarlar.

Wes Craven’ın bu bol kanlı ve rahatsız edici tecavüz sahneleri barındıran ilk filmi sayısız ülkede yasaklansa da henüz video kasetlerin, sinema filmleri kadar yoğun bir denetimden geçmemesi sebebiyle yayılması sonucunda kült mertebesine erişir. Yapılan denetimlerin ardından video kasetleri de yasaklanıp toplansa da, film İngiltere’de hiçbir zaman gösterim sertifikası almayı başaramaz.

Avustralya’da ise film hiçbir zaman yasaklanmaz ancak kendisine bir distribütör bulmayı başaramadığından gösterime girmez.

7. Pink Flamingos (Pembe Flamingolar) – 1972 – IMDb: 6,1

pinkflamingos

“Yaşayan En İğrenç İnsan” unvanının sahibi Divine, kafadan üşütük hippi oğlu Crackers ve 150 kiloluk annesi Edie ile karavanlarında sakin bir yaşam sürerler. Divine’ın unvanını kıskanan komşuları Connie ve Raymond Marble, kadın otostopçuları onları kaçırıp, doğan bebekleri gay ve lezbiyen çiftlere satmak amacıyla hamile bırakır. Üstelik ikili, bu bebek satışından kazandıkları parayla da okullarda uyuşturucu satışı yaparlar. Divine’ın sahip olduğu “Yaşayan En İğrenç İnsan” unvanını kazanabilmek için girdikleri yarışta Connie ve Raymond, kısa süre sonra kadının bu unvanı ne kadar hak ettiğini öğrenecektir.

Yazımından kurgusuna, yapımcılığından yönetmenliğine kadar John Waters’a ait olan ve yönetmenin “çöp üçlemesi” adını verdiği serinin ilk yapımı olan Pembe Flamingolar ensest, mastürbasyon, yamyamlık, tecavüz ve insanın midesini ağzına getiren iğrençlikteki sahnelerine rağmen LGBT örgütleri ve eleştirmenler tarafından oldukça benimsenir.

Film başta Avustralya, Norveç ve Kanada’da yasaklansa da bu yasaklar, filmin şöhretine gölge düşürmek bir yana dursun, dünya çapındaki popülaritesine katkı sağlayarak onun sinefiller gözünde kült mertebesine erişmesine neden olur. Daha sonraki kaset ve DVD’lerin kırpılarak yayınlanması sebebiyle Pembe Flamingolar’ın orijinal kurgusuna sahip 1980 dönemi VHS’leri, koleksiyonerler açısından büyük bir değere sahip.

6. The Burning – 1981 – IMDb: 6,5

theburning

Konusunu, bir New York şehir efsanesinden alan The Burning, “Cadılar Bayramı” ve “13. Cuma”nın açtığı düşük bütçeli “slasher” filmlerinin yolundan yürüyor.

Yaz kampının müstahdemi Cropsy’nin tüm vücudu, yanlış giden bir şaka sonucunda feci şekilde yanar ve hastaneye kaldırılır. Hem fiziksel hem de psikolojik olarak darmadağın olan Cropsy, 5 yıl sonra akıl hastanesinden salıverildikten sonra kampa geri döner ve bir bahçe makasıyla, ona bu şakayı yapan yapmayan herkesten intikam almaya başlar.

Gişedeki başarısını, içerdiği kanlı şiddet sahneleri ve vahşetten alan “slasher” türünün diğer örneklerinden çok da farklı içeriği olmasa da “The Burning”, John Lennon Suikastı ve gençlerin şiddete yönelimi sebebiyle oluşturulan denetim kurulunun kararına kurban gider ve gösterime girdiği tarihten itibaren tam 30 yıl boyunca yasaklı kalır. Aynı şekilde film İngiltere’de de yasaklanır ancak filmin sansürsüz versiyonu kazara VHS formatında ev sinemasına gelir. 2007 yılında yoğun şiddet sahneleri kırpılmış halde izleyicisine kavuşan filmin yapımcısı bugünlerde sayısız taciz iddiasıyla gündeme gelen Hollywood’un efsane ismi Harvey Weinstein.

5. The Evil Dead (Şeytanın Ölüsü) – 1981 – IMDb: 7,5

evildead

5 üniversite öğrencisi sakin bir tatil geçirmek için ormanlıktaki izbe bir kulübeye giderler. Evde Nekronomikon adlı antik Sümerler’den kalma bir kitap bulan gençler, kitabı okumalarıyla birlikte serbest kalan kötülüğün hedefi haline gelirler ve bu karanlık güç tarafından teker teker yok edilirler. Bu saldırıdan sağ kurtulmaya başaran tek kişi olan Ash, “şeytanın ölüsü”nden kurtulmalı ve hem ölü arkadaşlarının, hem gizemli karanlığın delirtici saldırılarına rağmen sabaha kadar hayatta kalmalıdır.

Sam Raimi’nin, korku üstadı H.P. Lovecraft’ın eserinden referans alarak yarattığı bu bol kanlı ve absürd yapım, Amerika Birleşik Devletleri’nde biraz törpülenerek gösterime girmeyi başarsa da, aynı şansı İngiltere’de uzun süre yakalayamaz. Kanlı şiddet sahneleri sebebiyle pek çok ülkede yasaklanan The Evil Dead, video kaset furyasından nasiplenir ve filmin orijinal kurgusunu barındıran kasetler sayesinde korku türünün klasiklerinden biri olur. Gösterime girdikten birkaç yıl sonra ise filmin sansürsüz hali gösterime 18 yaş üstü derecelendirilerek gösterime girmeyi başarır.

Babasının yanında çalışmaya dönmek üzere olan Raimi ile taksi şoförlüğü işini bırakan Bruce Campbell’ın ortak çalışması bu film, Stephen King’in “en sevdiğim film” sözü üzerine şöhretine şöhret katar.

4. The Texas Chainsaw Massacre (Teksas Katliamı) – 1974 – IMDb: 7,5

texas

Jessica Biel’in kalın sesiyle çığlık atmayı beceremediği yeni yapımından çok önce, orijinal Texas Katliamı korku türüne yön veren bir klasik olarak sinema tarihindeki yerini almıştır.

Ed Gein adlı Amerikalı seri katilin gerçek hikayesini temel alan filmde bir grup genç, bir minibüse atlayarak seyahate çıkarlar. Yolculuklarının başlangıcında gençlerin keyfi yerindedir ancak bir süre sonra arabaya aldıkları otostopçunun garip hareketleri sebebiyle tedirgin olurlar. Gençlerden biri, otostopçunun ona bıçakla saldırması sonucunda yaralanır ve gençler adamı minibüsten atarak yola devam ederler. Ancak kısa süre sonra fark ederler ki bu otostopçu, onların arabasını insan eti yiyen yamyam ailesi tarafından yakalanmaları için işaretlemiştir. Gençler, bu yamyam ailenin elinden kurtulmaya çalışırken çıkışı olmayan bir labirente düştüklerinin farkına varırlar.

Bir korku klasiği olan Teksas Katliamı, gösterime girdiği yıl yasaklanmış filmlerden biri olmaz hatta bir pazarlama stratejisi olarak kullanılan “gerçek hikaye” sloganı sayesinde pek çok izleyiciyi sinema salonlarına çekmeyi başarır. Ancak bir yıl sonra ABD ve İngiltere başta olmak üzere pek çok ülke, içerdiği rahatsız edici vahşet ve işkence sahneleri sebebiyle filmin gösterimini yasaklar.

3. The Last Temptation of the Christ – 1988 – IMDb: 7,6

christ

Türkiye’de yasaklanmış filmlerden biri olan ve Willem Dafoe ve Harvey Keitel’in başarılı oyunculuklarıyla dikkat çeken bu filmde Hazreti İsa’nın yaşadığı korku ve ikilemler ön plana çıkmaktadır. Nazaretli marangoz İsa, Romalılar için çarmıh yapmanın getirdiği suçluluk duygusuyla birlikte şeytanın kulağına fısıldadığı ayartıcı sözlerle yoldan çıkacağını hissetmektedir. Bir yandan yeryüzündeki insanlara duyduğu acıma duygusu ruhunu tüketirken diğer yandan Tanrı’nın çağrısına nasıl cevap vereceğini bilmemesi İsa’yı, içinden nasıl çıkacağını bilmediği karanlık bir boşluğa iter.

Tanrı’nın çağrısını yanıtlayıp peygamber olarak onun adını yayarak görevini tamamlamak üzereyken Hazreti İsa, normal bir insan gibi yaşamaya devam edebilmenin arzusuyla inancının sarsıldığını hisseder. Nikos Kazantzakis’in 1955 tarihli aynı adlı romanından uyarlanan filmde İsa, bir peygamber olarak yüceltilmek şöyle dursun her insan gibi zayıflıkları ve zaafları olan ve zaman zaman bu zaaflara yenik düşen biri olarak resmedildiğinden ötürü ülkemiz başta olmak üzere, Yunanistan, Meksika, Şili, Filipinler, Singapur ve Arjantin’de yasaklanmıştır.

Gösterime girdiği ülkelerde de sinema salonlarının önünde büyük protestolara sebep olan filmin Fransa’daki gösteriminde salon protestocular tarafından ateşe verilmiştir. Video kasetleri ve DVD’leri yayınlansa da Blockbuster Video öncülüğündeki birçok tedarikçi, filmi satmayı reddetmiştir.

2. Freaks (Ucubeler) – 1932 – IMDb: 7,9

freaks

Yasaklı filmler listesinin belki de en garibi, Cleopatra rumuzlu trapezci, onunla aynı sirkte çalışan ve yan gösterilere çıkan cüce Hans’la evlenmek istemektedir. Ancak Cleopatra’nın Hans’a olan ilgisi yalnızca maddiyatla ilgilidir. Bir diğer sirk çalışanı Herkül’e tutkuyla bağlı olan Cleopatra, Hans’a onun gibi fiziksel deformasyona sahip arkadaşlarının onu kullandığına ve kandırdığına ikan etmeye çalışsa da başarılı olamaz. Düğün gecelerinde sarhoş olan Cleopatra, sirkteki ucubelere onlar hakkında gerçekten neler düşündüğünü ve hissettiğini onlarla alay ederek anlatır. Sirk ekibi, Cleopatra’dan intikam almak için onu kendilerinden biri yapmaya karar verirler.

Todd Browningin yönettiği 1932 tarihli Ucubeler daha gösterime girmeden büyük bir kıyıma uğrar. Filmin ön gösterimi sırasında bir kadın MGM’i (Metro Goldwyn Mayer) izlediği filmin düşük yapmasına sebep olduğu gerekçesiyle dava etmekle tehdit eder. Bu tehdit karşısında yapımcı firma, orijinal süresi 90 dakikayı bulan filmi kırparak 64 dakikaya indirir. Bu kesintiye rağmen Ucubeler, filmde fiziksel deformasyona sahip gerçek sirk çalışanları kullanılması sebebiyle gösterime girdiği yıl büyük tepki alır. Filmin rahatsız edici görselliğinden dolayı pek çok izleyici ya salonu terk eder ya da filmi izlerken fenalık geçirir. Film tam 30 yıl boyunca İngiltere’de yasaklı kalsa da sonunda 1960’lı yıllarda yeniden keşfedilir ve kendi yarattığı bir alt türün tek ve en iyi örneği olarak sinema klasikleri arasındaki yerini alır. Filmin kesilen 30 dakikalık bölümü ise ne yazık ki yıllar içerisinde kaybolur.

1. Persepolis – 2007 – IMDb: 8,1

persepolis

Marjane Satrapi’nin aynı adı taşıyan biyografik çizgi romanından uyarlanan Persepolis’te, İran’ın Şah yönetimindeki halini ve İslami devrim sonrasındaki büründüğü atmosferi Marji’nin gözünden izliyoruz.

Bruce Lee’nin öğrencisi olmak gibi hayallerle dolu olan küçük Marji, devrim sonrası her geçen gün muhafazakarlaşan İran’da yaşamının nasıl değiştiğini, özgürlüklerini ve haklarını nasıl kaybettiğini bize siyah beyaz estetik karelerde anlatır. Alkol tüketiminin tamamen yasak olduğu ülkede kadın ve erkeklerin bir arada bulunduğu etkinliklerin düzenlenmesi dahi devrim sonrasında suç haline gelmiştir. Ülkesinin düştüğü buhranın sonucunda Marji daha fazla sessiz kalamaz ve kendince bir protesto geliştirerek yasak olan yabancı müzik dinlemek, hatları belli edecek şekilde giyinmek gibi suç sayılan eylemlerin her birini uygulamaya başlar. Öyle ki öğretmenlerinin, devrim öncesi zulümlerle ilgili söyledikleri yalanlara da karşı çıkarak dikbaşlılığını sürdürür. Marji’nin tutuklanacağından korkan ailesi, tüm bu kaostan kurtarmak için kızlarını Viyana’ya gönderir.

İran’da 6 önemli sahnesi sansürlense de gösterime girmeyi başaran Persepolis, İran Farabi Fonu adlı örgütün yazdığı tehditvari mektuba rağmen 2007 Cannes Film Festivali’nde gösterilir. Ancak aynı durum Bangkok Film Festivali’nde de yaşanır ve film, festivalin organizatörleri ile İran Büyükelçiliği’nin yaptığı görüşme sonrasında festivalden kaldırılır.

İran’da yaşananlar üzerinden evrensel bir özgürlük haykırışı sunan Persepolis’in filmiyle birlikte çizgi romanı da başta İslam ülkeleri olmak üzere pek çok yerde ya yasaklanmış ya da belli kısımları sansüre kurban gitmiştir.

En İyi Animeler Listesi – 12 Farklı Öneri

Günümüzde özellikle Japonya’da olmak üzere dünyanın birçok yerinde tutkunu olan animeler, çizgi film anlamına gelen animasyon sözcüğünden türemiştir. Genellikle çizgi roman tarzında olan mangaların animasyona uyarlanmış halleridir. Animeler Japonya’da tabiri caizse bir kültür haline gelmiştir. Diğer ülkelerdeki insanların dikkatini çekmiş ve dünyada birçok kişi tarafından sevilmiştir. Ülkemizde de anime takip eden kitle belirli bir sayıya ulaşmıştır. Animeler çizgi filmlerden farklı olarak duygusal anlamda daha dolu olmakla beraber, hayal gücünün de oldukça kullanılabildiği fantastik evrenleri de içerebilen serilerdir. Anime diziler genellikle 24-25 dakikalık bir süreden oluşur. Dünyada Japonya merkezli birçok anime stüdyosu vardır. Her stüdyonun çizim tarzı kendine özeldir. Animeler üzerine meslekler dahi vardır. Anime pazarının bu kadar gelişmiş olması da haliyle kaliteli ürünlerin de ortaya çıkmasına neden olmuştur.

12. Hellsing – 2001 – IMDb 8,0

Hellsing

Vampir temalı bir anime olan Hellsing, İngiltere’de hükümete bağlı olarak faaliyet gösteren Hellsing organizasyonunu anlatır. Bu organizasyonun amacı kötü güçleri ve vampirleri ifşa ederek öldürmektir. Kendisi de bir vampir olan Alucard, organizasyonun lideri Integra Hellsing’in en önemli askeridir ve Hellsing ailesinin hizmetkarıdır. Alucard, oldukça güçlü bir vampir karakteridir. Hatta düşmanları ile karşılaşmasında onlara kendisini öldürebilmeleri için ikinci bir şans dahi verir. Anime genelinde oldukça gizemli bir karakter olarak göz önüne çıkan Alucard, izleyicede merak uyandıran bir karakterdir. İçerdiği bu gizemli hal sebebiyle genellikle serinin merak uyandıran ve sevilen karakteri olur. Normal bir insan olan Seras Victoria ile Alucard’ın yollarının kesişmesinin de işlendiği seri, toplamda 13 bölümden oluşur. İkilinin zamanla daha karmaşık olaylara dahil olması ile seri ilerleyen bölümlerde daha da heyecanlanır. Sansürsüz sahneleri oldukça fazladır. Vampir temalı animeleri seven kişilerin mutlaka izlemesi gereken Hellsing serisinin alternatifi niteliğinde olan ve daha detaylı bilgiyi içeren Hellsing Ultimate adlı 13 bölümden oluşan bir serisi mevcuttur.

11. Elfen Lied – 2004 – IMDb 8,1

Elfen Lied

Elfen Lied, konusu itibariyle insanlığın bir sonraki hali olan Diclonius’ların olduğu bir dünyayı konu alır. Dicloniuslar, görünüş olarak insanlardan farklı olarak kafalarında boynuzlara sahiptir. Fakat anlatılan bu dünyada Dicloniuslar oldukça acımasız, insanlığa zarar veren seri katillerdir. Bu sebeple görüldükleri yerde yakalanıp laboratuvarda incelenmeleri gerekir. Bir gün bir kaza olur ve daha önce yakalanmış bir Diclonius kaçar. Lucy isimli bu Diclonius, kaçarken kafasına bir kurşun darbesi alır ve hafızasını kaybeder. Hafızasını kaybeden Lucy’i Yuuka ve Kouta kuzenler bulur fakat Lucy konuşamaz. İki kuzen sadece ‘nyuu’ diyebilen bu kişiyi evlerine götürür ve hikaye burada başlar. Kuzenlerin çıkardığı sesten dolayı Nyuu ismini verdikleri bu kız, zaman zaman hafızasını geri kazanır ve gerçek kişiliği olan Lucy’i hatırlar. İçerdiği ağır sansürsüz sahneler nedeniyle izleyiciyi etkileyebilen bir animedir. 13 bölümden oluşan Elfen Lied, kuvvetli konusu nedeniyle anime izleyicileri tarafından oldukça sevilen bir baş yapıttır.

10. Lovely Complex – 2007 – IMDb 8,2

Lovely Complex

Lovely Complex, okul türünün yanı sıra romantik türü sevenler için anime tavsiyeleri arasında yer alıyor. Dizi aynı zamanda ağırlıklı olarak komedi de içeriyor. Hikaye Risa Koisumi karakteri etrafında döner. Risa, yaşıtlarına göre uzun olan boyundan biraz şikayetçidir. Aynı zamanda yaşıtlarına göre kısa olan Atsushi Otani ile de yakın arkadaştır. Bu ikili yan yana geldiklerinde sürekli ufak kavgalar ederler. Bu sebeple okulda bu ikiliyi tanımayan yoktur. Hikayede Risa ve Otani bir iddiaya girerler. Bu iddiaya göre ilk sevgili bulan iddiayı kazanacaktır. Fakat işler pek de bekledikleri gibi olmayacaktır. Hikayenin genel olarak bu ikili ve arkadaşları etrafında geçtiği Lovely Complex, 24 bölümden oluşur. Komedi, okul ve romantik türlerini seviyorsanız Lovely Complex’e zaman ayırmanız sizin için iyi olacaktır.

9. Bleach – 2004 – IMDb 8,2

Bleach

Bleach konu olarak Ichigo Kurosaki adlı bir öğrencinin hayatını ele alır. Özel bir yeteneği olan Ichigo, ruhları görebilir. Ichigo, bir gün odasında tuhaf giyinimli bir kişiyi görür ve panikler. Aynı zamanda tuhaf görünümlü kişide Ichigo’nun kendisini görebilmesine şaşırır. Tuhaf görünümlü bu kişinin ismi Rukia’dır. Bu esnada ortaya bir hollow yani şeytani ruh çıkar ve Rukia bu şeytani ruhla savaşmaya başlar. Fakat ağır bir yara alır ve şeytani ruhu yenmesi için güçlerinin yarısını Ichigo’ya verir. Fakat Ichigo elinde olmadan bütün gücü alır ve şeytani ruhu yener. Fakat Rukia, gücü olmadığı gibi dünyada kalmak zorunda kalmıştır. Bu süreçte Ichigo, Rukia’nın koruma amaçlı görevlerini yerine getirmek zorunda kalır. Animenin hikayesi bu şekilde başlar ve gelişir. Güçlü karakterler ve takibinde güçlü savaşların olduğu Bleach, anime severler tarafından izlenmesi gereken bir anime olarak yer alır.

8. Naruto – 2002 – IMDb 8,2

Naruto

1999 yılında manga olarak hayatımıza giren, animeler ve mangalar arasında baş yapıt niteliğinde olan Naruto, 2002 senesinde anime olarak izleyenlerin karşısına çıkmıştır. Hikayesinin Masashi Kishimoto’ya ait olduğu animede seriye ismini veren Naruto adlı karakterin hayatı anlatılır. Küçük bir bebekken içine 9 kuyruklu şeytan tilki olan Kyuubi’nin mühürlendiği Naruto, anne ve babasız bir şekilde Gizli Yaprak Köyü olan Konoha’da yaşamanı sürdürür. İçine mühürlenen tilki sebebiyle köy sakinleri tarafından sevilmeyen ve dışlanan Naruto türlü türlü hınzırlıklar yaparak dikkat çekmeye çalışır. Ninja sisteminin olduğu Naruto evreninde, Naruto’nun en büyük amacı köyü yöneten kişi olan Hokage olmaktır. Bu sebeple ninja olmak için akademiye girer. Akademideki öğretmeni Iruka, ondan sorumlu olan öğretmeni Kakashi, takım arkadaşları Sakura ve Sasuke ile tanışır. Hikayenin ana olarak bu kısımdan sonra başladığı Naruto animesinde, kalıpsal olarak insani birçok kavram işlenir. Arkadaşlık, dostluk, ailenin önemi, başarı için hedef koymak gibi birçok kavramın yoğun olarak işlendiği anime, oldukça öğretici bir seridir. Naruto’da hemen hemen her karakterin bir geçmişi vardır ve seride olabildiğince bu geçmişten bahsedilir. Bu sebeple iyi veya kötü olan karakteri daha iyi tanıyabilme, içinde bulundukları konuma nasıl gelebildiğini daha iyi anlama fırsatına sahip olunur. Kalıp olarak mangaya bağlı olarak giden Naruto, 220 bölümden oluşur. 135. bölümden sonra hikayenin gidişatını değiştirmeyen doldurma bölümlerin yer alır. Seride zaman zaman doldurma bölümler yer alır. 220. bölümden sonra başlayan ve devam serisi olan Naruto Shippuuden, Naruto kadar ilgi görmüş bir anime olmuştur. Naruto Shippuuden serisi ise toplamda 500 bölümden oluşur. 2017 yılında Naruto Shippuuden serisinin sevenlerine veda etmesi ile Naruto serisi tamamıyla bitmiştir. Naruto ve Naruto Shippuuden hikayesi, ilginç karakterleri, serinin başındaki bir durumun daha sonradan ortaya çıkması gibi hikayeyi kuvvetlendiren unsurlara sahip olması sebebiyle izlenmesi gereken animeler arasında yer alır.

7. Dragon Ball – 1999 – IMDb 8,6

Dragon Ball

Ülkemizde bir zamanlar yayınlanan serilerden olan Dragon Ball, eski ve köklü animelerden bir tanesidir. Hikaye Goku isimli 12 yaşındaki bir çocuğun etrafında döner. Goku, büyük babasından hatıra kalan 4 yıldızlı ejderha topu ile yaşar. Büyük babası ölmeden önce Goku’ya savaş sanatları öğretmiştir ve Goku yaşına göre oldukça güçlüdür. Goku’nun yolu bir gün Bulma ile kesişir. Bulma ejderha toplarını arıyordur ve Goku’yu da ejderha toplarını bulmaya ikna eder. İkilinin maceraları 7 tane olan ejderha topunu bulmak üzere başlar. İnsanlar ve fabl karakterlerin barış içinde bir arada yaşadığı bir evrene sahip Dragon Ball, birçok savaşı, güç gösterilerini ve değişik karakterleri içerisinde barındırır. Toplamda 153 bölümden oluşan Dragon Ball devamı niteliğinde birçok seriye sahiptir. Uzun soluklu bir animeye başlamak istiyorsanız, anime dünyasının klasiklerinden sayılabilecek olan Dragon Ball’a başlamayı deneyebilirsiniz.

6. One Piece – 1999 – IMDb 8,6

One Piece

Bir zamanlar ülkemizde de Lastik Çocuk adında televizyonda gösterime girmiş olan One Piece, konu olarak güzel bir hikaye sunar. Zamanında dünyadaki her şeyi elde etmiş bir korsan kral, idam edilirken tüm servetinin Grand Line’da olduğunu söyler. Bundan sonra bütün denizciler buraya ulaşmaya çalışır. Fakat Grand Line’a gitmek oldukça zordur ve burada hayatta kalmak imkansızdır. Animede baş karakter olan Luffy ise küçük bir çocukken şeytan meyvesi yemiş ve lastik çocuğa dönüşmüştür. Luffy’nin en büyük hedefi bir korsan kral olmaktır. O da Grand Line’a gitmek üzere denizlere açılır. Yolculuğu süresince türlü türlü maceralar yaşayan Luffy birçok insan ile tanışır. Duygusallığın ön planda olduğu animede aynı zamanda komedi de kendini gösterir. Anime klasikleri arasında yer alan One Piece, fazla sayıdaki bölümlerine rağmen izlenilebilecek bir animedir.

5. Great Teacher Onizuka – 1999 – IMDb 8,7

Great Teacher Onizuka

Great Teacher Onizuka, okul türü için en sevilen animeler arasında yer alır. Konusu itibariyle Onizuka, eski bir çete lideridir. Fakat bu işlerden sıkılır ve hayatını daha düzenli ve garantili şekilde devam ettirmek ister. Bu sebeple kendine öğretmenlik mesleğini uygun görür. Öğrencilerinin ona zorluk çıkarmayacağını düşünerek yapacağı bu işten gelen maaşı kolay parayı olarak görür. Ayriyeten çevresinde bir sürü güzel kızın olması Onizuka’nın oldukça hoşuna gider. Özel bir okulda öğretmenliğe kabul edilen Onizuka’ya okulun en haylaz sınıfı verilir ve işler hiç de onun tahmin ettiği gibi gitmez. Great Teacher Onizuka, çizimleri itibariyle güncel animelerden geride kalır. Eski tarzda çizimlere sahip olan animenin, bu durumu konusunun ilgi çekici ve zaman zaman komik olması sebebiyle telafi eder. 43 bölümden oluşan anime ilk bölümünün 43 dakika olması dışında yaklaşık 24 dakikalık bölümlerden oluşur.

4. Shingeki No Kyojin – 2013 – IMDb 8,8

Shingeki no Kyojin

İngilizce ismi ile de bilinen Attack on Titan, fantastik animeler arasında son zamanların en ilgi gören animelerindendir. Attack on Titan, konusu itibariyle devlerin işgal ettiği bir dünyayı işler. Sebebi bilenmeyen bir nedenden dolayı devler 100 yıl önce dünyayı işgal etmiştir ve insanlar Maria Duvarı adı verilen bir duvarın ardında yaşamını sürdürmeye çalışır. Fakat duvar içinde imkanlar kimi zaman zorlaştığı için devlerle ilgili bir çözüm bulmak gereklidir. Bu sebeple duvar içinde ve duvar dışında askeri birlikler durumu kontrol eder. Eren Yeager isimli çocuğun baş karakter çocukluk arkadaşı Armin ve üvey kardeşi Mikasa ile askeri birliğe girerler. Doğdukları günden beri duvarın içinde olan bu 3 arkadaş dış dünyayı merak eder. Bu sebeple devleri yok etmek isterler. Animede yer alan askeri teçhizat adı verilen ilginç bir sistem sıkça kullanılır. Hikayesinin ve müziklerinin etkili olduğu animede, sansürsüz sahneler oldukça fazladır.

3. One Punch Man – 2015 – IMDb 9,0

One Punch Man

Filmler olsun, diziler olsun bazı seriler kahramanlar içerir. Kimi zaman bu kahramanların hangisi daha güçlü diye bir karşılaştırma yapılır. Saitama isimli karakter ise tek bir yumruk ile düşmanlarını yenebilir. One Punch Man’in baş karakteri olan Saitama’yı anlatan anime, belirli bir konu çerçevesinde gitmemekle beraber Saitama’nın hayat hikayesi, bir cyborg olan Genos ile karşılaşması ve ikilinin maceraları şeklinde ilerler. Z şehrinde yaşayan Saitama şehri kendi yöntemleri ile kurtarır. İzlerken eğlendiren bir anime olan One Punch Man, aslında barındırdığı sadeliği güzel ve esprili bir şekilde izleyiciye sunduğu için anime severler tarafından ilgi görür. One Punch Man, son yıllarda popüler animeler arasında kendine yer bulmuştur.

2. Death Note – 2006 – IMDb 9,0

Death Note

Son yılların en fazla göz önüne çıkan animelerin biri olan Death Note, animeler arasında bir önemli bir yere sahiptir. Filmleri de yapılan Death Note, bir hayli ilginç bir hikayeye sahiptir. Kendi halinde, biraz içe kapanık olan Yagami Light, okuluna gidip gelen, derslerinde başarılı bir öğrencidir. Babası polis olan Yagami’nin adalet kavramı oldukça kuvvetlidir. Yagami bir gün siyah, üzerinde Death Note yazan bir defter bulur ve içini okur. Okuduğuna göre ismi deftere yazılan kişi saniyeler içerisinde ölecektir. Yagami bunu başlangıçta bir şaka olarak düşünür fakat yine de defteri yanına alır. İlerleyen zamanlarda bunun bir şaka olmadığını anlayacak durumlarla karşılaşır. En iyi dedektif olan L ile tanışacak ve olaylar birbirini kovalayacaktır. Death Note, içeriğinde oldukça fazla akıl oyunu barındırdığı için ilginç bir animedir. Karakterlerin içinde bulunduğu durum ve psikolojilerinin çok iyi işlendiği animede müzikler de oldukça güzeldir. Suç, gerilim, akıl oyunları, biraz da sorgulatacak cinsten bir anime türü arıyorsanız en iyi animeler arasında yer alan Death Note’u mutlaka izlemelisiniz.

1. Fullmetal Alchemist Brotherhood – 2009 – IMDb 9,1

Fullmetal Alchemist Brotherhood

Fullmetal Alchemist Brotherhood, listede en yüksek puanı almış animedir. Anime 1900’lü yılların başında geçer ve dünyada simya yaygın bir şekilde kullanılır. İnsanlar simyada uzmanlaşıp bunu kendi kullandıkları birer güç haline getirmişlerdir. Bir şey elde etmek için başka bir şey feda edilerek yeni şeyler yaratırlar. Bu kural simyanın ana kuralıdır. Fakat simyada yapılması yasak olan bir şey vardır, o da insan simyasıdır. Çünkü ölmüş bir insanı geri getirmek için ona eş değer sunulabilecek bir şey yoktur. Bu sebeple insan simyası yasaklanmıştır. Animedeki baş karakterlerimiz olan Edward Elric ve Alphonse Elric, kaybettikleri annelerini insan simyası ile geri getirmeye çalışırlar fakat işlem başarısız olur. Sonucunda ise Edward Elric sol bacağını, Alphonse Elric bütün vücudunu kaybeder. Edward Elric son anda sağ kolunu feda ederek kardeşinin ruhunu bir zırha hapsetmeyi başarır. Karakterler ilerleyen zamanlarda askeri birliğe katılır ve birçok insan ile tanışırlar. Amaçları ise Alphonse Elric’in vücuduna geri sahip olmasıdır. Hikayenin bu şekilde başladığı animede, konunun kuvvetli olması hikayeyi oldukça sürükleyici hale getirir. Müzikleri de oldukça başarılı olan Fullmetal Alchemist Brotherhood, 64 bölümden oluşur. Anime izlemeyi seven ve anime önerileri arayan bir kişi iseniz mutlaka Fullmetal Alchemist Brotherhood izlemelisiniz.

Kızı İçin 2 Milyon Dolar Yakan Adam: Pablo Escobar

Gelmiş geçmiş en büyük uyuşturucu kaçakçısı. 44 yıllık kısa yaşamında dünyanın en zengin insanlarının arasına giren Pablo Escobar’ın hem renkli hem de bol aksiyonlu hayatı bir yandan filmlere ve dizilere konu olurken, bir yandan da insanların merakını hala cezbetmekte. Hayatı ile ilgili bilgilere ailesinden, o dönemlerden kalan arkadaşlarından ve Escobar’lı yılları yaşayan bölge halkından ulaşılıyor. Oğlu, kardeşi ve sevgilisi hakkında birer kitap yazmıştır. Hayatının en büyük pişmanlığı olarak ise üniversiteyi bitirmemiş olmayı sık sık tekrarlar. 2015 yılında ilk bölümü yayınlanan Narcos dizisi ile Escobar’ın görkemli hayatı ve ölümü tekrar ekranlara yansıdı. Pablo Escobar kimdir, neler yaşamıştır; hayatı ile ilgili birkaç bilgiyi sizler için derledik.

Yoksul Bir Ailenin Yedi Çocuğundan Biri

pablo escobar

Kolombiya’nın Rienegro kentinde 1949 yılında yoksul bir ailenin çocuğu olarak doğdu. Tam adı Pablo Emilio Escobar Gaviria’dır. Babası çiftçilik yaparken, annesi ise ilkokul öğretmenidir. Para kazanma hırsının, çocukluğunda yaşadığı zor günlerde oluştuğuna dair rivayetler vardır. Ailesinin kendisi ile birlikte yedi çocuğu vardır. Annesine, kendisi büyüdüğünde bütün istediklerini yapacağına dair sözler verdiği söylenir. Kendisi 24 yaşında iken, henüz 15 yaşında olan Maria Victoria Henao ile evlenir. Maria 13 yaşında iken Escobar ile tanışmıştır. Maria’nın ailesi bu evliliğe karşı çıkar. Escobar’ın oğlu, babası ile annesi arasında büyük bir aşk olduğunu söylerken, bu aşk Escobar’ın başka kadınlar ile olan ilişkilerini engellemez. Bu evlilikten iki çocuğu olur. Evlendikten bir yıl sonra oğlu Juan Pablo, 1984 yılında da kızı Manuela dünyaya gelir. Her zaman çocuklarına iyi bir baba olduğu söylenir. Daha çocukluk yıllarında kaçakçılık ve yasa dışı işlerden çok paralar kazanılabileceğini fark eder. Bütün eğilimini bu yöne verir. Milyarlarca dolarlık bir servet sahibi olurken, kardeşlerinden biri de muhasebecisi olarak yanında yer alır. Bütün hayatını uyuşturucudan kazanan bir adamın hayatı boyunca hiç uyuşturucu kullanmadığı ile ilgili bilgiler de ilgi çekici.

İlk İşi Mezar Taşlarını Satmak

Escobar mezarı

İlk yasa dışı işi, yaşadığı kentteki mezar taşlarını çalıp Panamalı tüccarlara satmasıdır. Ardından sahte loto biletleri ve kaçak sigara ile yasa dışı işler kariyerine devam eder, araba hırsızlığı yapar. Sigara kaçakçılığı ile edindiği servetin 3 milyon dolar civarında olduğu söyleniyor. Tabii ki bu para ilerleyen yıllarda kazanacaklarının yanında çok küçük bir miktar. 1975 yılında ise asıl parayı kazandığı uyuşturucu işinde ilerlemeye başlar. Medellin bölgesinin uyuşturucu kartelinin başı Fabio Restrepo’yu öldürüp, uyuşturucu trafiğinin başına geçer. 1976 yılında 18 kilo uyuşturucu ile yakalanır ancak davaya bakan memurların öldürülmesinin ardından hakkında verilen tutuklama kararı düşer. Olaydaki polisleri Escobar’ın öldürdüğüne dair iddialar vardır. En büyük parayı Amerika Birleşik Devletleri’ne gönderdiği kokain ile kazanır. O senelerde kokain pazarı Peru ve Bolivya’dır. Escobar, Kolombiya’da kokain üretme işine girer ve ABD’ye kokain yollamaya başlar. Bir rivayete göre kokainleri gazete ilanı ile bulduğu kuryelere taşıttırır. Kuryelere verdiği 10.000 dolar para ve Miami tatili karşılığında milyon dolarlık kokaini nakleder. O senelerde 10.000 dolara Kolombiya’da ev almak mümkündü. İlana bir sürü insanın başvuru yaptığı söylenir.

Amacı Kolombiya’ya Başkan Olmak

escobar ve oğlu

Escobar’ın bu kadar büyümesinde, yerli halk için yaptığı yatırımların da yeri var. Medellin bölgesine yaptığı yatırımlar ile halkın bir kısmının sevgisini kazanır. En büyük hayallerinden biri Kolombiya Başkanı olmaktır. 1982 yılında meclise girer ancak dönemin adalet bakanı Escobar’ın kirli işlerini meclise taşıyınca istifa eder. Elde ettiği bu siyasi güç, işlerini daha rahat yürütmesine neden olur. Kısa süren bu siyaset macerası sonrasında işlerine kaldığı yerden devam eder. Pablo Escobar’ın serveti çoğaldıkça etrafına da dağıtmaya başlar. Yoksul halka para dağıtır, spor takımlarına sponsor olur. Halk, kendisine para dağıtan bu adamın iş adamı olduğunu zanneder. Escobar da kendisini alım satım yapan biri gibi tanıtır. Gerçek işini çok az kişi bilir. Bir yandan halka yardım ederken bir yandan da yoluna çıkanları öldürmeye devam eder. Hem devletin kolluk kuvvetlerinden hem de diğer uyuşturucu örgütlerinden sayısız insanın cinayetinden sorumlu olduğu bilinir. Net rakam hiçbir zaman belirlenemez. Bu insanların içerisinde polisler, savcılar, hakimler, gazeteciler, diğer kartellerin üyeleri, hatta sıradan insanlar bile var.

Siyasete Atılması

ailesi

Escobar hızla büyümeye devam ederken, yakınları tarafından yaptığı en büyük hatanın siyasete atılmak olduğu söylenir. Siyasete atılması ile birlikte, sürekli göz önünde olan hayatı daha detaylı incelenir. Böylece yaptığı işlerin bir kısmı ortaya çıkar. Escobar’ın bu şöhretten etkilendiğini ve hoşlandığını da eklemekte fayda var. Zira kendisinin halka ulaşmak için özel gazete bastırdığı zamanlar bile olur. Bu arada ailesinde de parçalanmalar meydana gelir. Babası oğlunun yasa dışı işlerini onaylamaz. Anne ve babası boşanır. Babası kendi halinde bir yaşamı seçerken, annesi oğlunun yardım kampanyalarının düzenlenmesinde çalışır. Kardeşlerinden biri yaş gününde Pablo’nun hediyesi olan lüks araba ile kaza yapar ve hayatını kaybeder. Kazada kardeşin yanında sevgilisi de vardır. Kazaya, rüşvet almak için arabayı sıkıştıran polislerin neden olduğu düşünülür. Escobar, ölümünden bir hafta önce babası ile barışmak istese de babası bu isteğe olumlu cevap vermez. Oğlunun anlattıklarına göre de karısı yıllar içinde sürekli Pablo’yu yaptığı işlerden uzaklaştırmaya çalışır. Ancak çabaları ne yazık ki hiçbir zaman sonuç vermez. Karısı yaşananlara rağmen kocasından hiçbir zaman ayrılmayı da düşünmez. Pablo’nun çevresinden bazı kişilerin anlattığına göre, Maria kocasının yaptığı işleri onaylamasa da lüks ve ihtişam içinde yaşadığı hayattan vazgeçemez.

Forbes Listesinde Bir Mafya Baronu

Escobar'ın uçağı

Forbes’ın dünyanın en zenginlerini açıkladığı ilk 500 listesine 1989 yılında 7. sıradan girer. O zamanlardaki serveti 30 milyar dolar olarak açıklanır. Uyuşturucu kaçakçılığı için kullandığı yöntemlerde oldukça ilgi çekicidir. Uçakların tekerleklerine, yolcu koltukları, helikopterler ve denizaltılar kullanılan ilginç araçlardan bazılarıdır. Escobar, aynı zamanda uyuşturucu kaçırmak için kullandığı bu araçlara da yatırım yapar. Paralar da satın aldığı uçak ile Kolombiya’ya getirilir. Her uçuşta 100 milyon dolar civarı para girişi olur. Kazandığı paraları destelemek için kullandığı paket lastiklerine bile binlerce dolar harcar. Paraların bir kısmı ise bulundukları depolarda fareler tarafından yenir, nemden çürür. Yani uygunsuz saklama koşulları nedeni ile kendi kendine heba olur. Bidonlar içindeki paraları satın aldığı arazilerde toprağa gömdüğü, bu gün bile Kolombiya topraklarından o paraların çıktığı söylenir. Kaçakçılık yaparken kullandığı ilk uçağı malikanesinin girişine koyar. 1980’lerin sonuna gelindiğinde Amerika’daki uyuşturucu pazarının %80’ini ele geçirir. Niyeti bütün dünyaya hükmetmektir. Amerikan hükümeti ise ülkelerine sokulan tonlarca uyuşturucudan rahatsız olup, Kolombiya hükümeti ile bağlantıya geçer. Escobar’ın kabusu ise bundan sonra başlar.

Kendi Hapishanesini İnşa Ettirir

la catedral

Pablo Escobar, 1991 yılında Kolombiya hükümeti ile anlaşarak terör olaylarına son vermesi karşılığında kendi özel hapishanesini yapma şartı sunar. “La Catedral” adını verdiği özel hapishanesinin içine spor, spa merkezi gibi alanlar da inşa etmeyi ihmal etmez. Terör olaylarını bastırsa da, kaçakçılık işlerine buradan devam eder. Hapishane kendi adamları tarafından korunur. Bu hapishaneye Dünya Kupası’na katılacak olan Kolombiya Milli Takımı’nı çağırıp maç yaptırır. Kendisi de bu maçta oynar. Escobar’ın en çok korktuğu durumlardan biri Amerikan hapishanelerinde mahkum olarak yaşamaktır. Amerika’ya iade edilmemek için Kolombiya’nın 10 milyar dolar olan dış borcunu ödemeyi bile teklif eder. Bu borcu ödeyebilecek güçte olması bile servetinin ne kadar büyük rakamlara ulaştığının göstergesidir. Gücü devletin bile üstüne geçer. Hükümet bu teklifi kabul etmez. Escobar’ın cesur bir adam olduğu söylenir. Bu cesaretinin kanıtı da en çok arandığı zamanlarda Beyaz Saray önünde oğlu ile birlikte hatıra fotoğrafı çektirmesidir. 110 kişinin öldüğü ve ülkenin politikacılarından birini hedef alan uçak bombalaması olayının failidir. 1993 yılında Dünya Ticaret Merkezi’ne konulan bombanın da şüphelileri arasındadır.

Dillere Destan Evi

Escobar'ın evi

Escobar, rahat bir yaşam sürdüğü yıllarda muhteşem bir malikanede yaşar. Malikanesinde filler, zürafalar, su aygırları ve çeşitli egzotik hayvanlar vardır. Dönümlerce toprağa inşa edilen malikanede ayrıca uçak pisti ve spor tesisleri de yer alır. Evde büyük partiler, kutlamalar düzenlenir. Evin tamamı bir eğlence kompleksi gibidir. Ölümünden sonra su aygırlarına ne yapacağını bilemeyen hükumet yetkilileri, hayvanların kontrollü olarak yaşamasını sağlar. Bu malikane şu anda tema parka çevrilmiş durumdadır. Escobar’ın bu evi dışında pek çok arazisi ve mülkü vardır. Görkemli yaşamının tek kanıtı evleri ve arazileri değildir. Parasını harcamaktan çekinmez. Abi Roberto Escobar ise halen Kolombiya’da Medellin şehrinde yaşamakta. Escobar’ın müze haline dönüştürülen evinde halen hayatta olan abisini görmek mümkün. Hakkında çevrilen filmler ve diziler ile hala ününü koruyan baronun yaşadığı kent sakinleri ise ziyaretçilerden oldukça memnun. Bölgenin kalkınmasında Escobar’ın mezarını ve evini ziyaret etmek için gelen turistlerin payı büyük. Bir dönem halkın İsa’nın yanına Escobar fotoğraflarını da iliştirdiği bilgisini paylaşalım.

Çocuklarını Çok Seven Bir Baba

Escobar ve kızı

İşlediği cinayetler, yasa dışı işlere rağmen her zaman çocukları için çok iyi bir baba olduğu söylenir. Hapishaneden kaçtıktan sonra sığındıkları dağ evinde kızı üşüdüğü için 2 milyon doları yaktığı söylenir. Oğlu ise babasını anlatırken, çocuklarını çok sevdiğini söyler. İşi konusunda ailesine hiç yalan söylememiştir. Çocuklarının doğum günlerinde, geleneksel pinatalardan farklı bir şekil yaratır. Geleneksel pinataların içerisinde normalde şekerleme varken, Pablo’nun çocukları için yapılanlara para konulur. Doğum gününde bir unicorn isteyen kızı için, bir ata kanat ve boynuz taktığı bilinir. Karısı, kızı ve oğlu için ayrı ayrı korumalar tahsis eder. Sadece ailesini korumaya 50’ye yakın kişiyi tahsis eder. Oğlu, Escobar’ın oğlu olduğu için hiç arkadaşı olmadığını, bütün günü korumaları ile oynayarak geçirdiğini söyler. Bütün istekleri eksiksiz yerine getirilir. Ölümünden sonra ailesi kimlik değiştirerek Arjantin’e yerleşir. Karısı, kızı ve oğlu gözlerden uzak bir yaşam sürmeyi tercih ederler. Oğlu ismini Sebastian Marroquin olarak değiştirir ve yaşamını mimarlık yaparak sürdürür. Escobar 2 olması beklenirken, kendisine bambaşka bir hayat çizer. Sebastian, “Mi Padre” (Benim Babam) adını verdiği bir kitap yazar. Pablo Escobar’ın kızı ise abisinin aksine bilenen kimliği ile yaşarken medya ile ilişkiye girmemeyi seçer.

Pablo Escobar’ın Ölümü

pablo escobar'ın ölümü

Kolombiya Hükümeti, Escobar için kendi yaptırdığı hapishaneden normal bir hapishaneye nakil kararı çıkartır. Nakil sırasında Escobar kaçar. Kaçak yaşadığı dönemlerde polis ailesine baskı yapar. Medellin kartelinin yavaş yavaş çökertilmesi ile birlikte Escobar da iyice köşeye sıkışır. Kendisini ve ailesini korumak için sürekli para dağıtır. Pablo, yerini belli etmek ister gibi oğlunu defalarca arar. Bu aramalar sonucunda da polis tarafından yeri belirlenir. Çatışmaya girdiklerinde yıllar boyu yanından hiç ayrılmayan sağ kolu ve kendisi vurulur. 2 Aralık 1993 yılında yaşanan bu olayda hayatını kaybeder. Otopsisi sonucunda sağ kulağından giren bir kurşun tespit edilir. Oğlu ve karısı Escobar’ın yıllar içerisinde onlara verdiği öğütlere dayanarak, bunun bir intihar olduğunu söyler. Çünkü Pablo, oğluna sürekli intihar etmenin en kolay yolunun silahı sağ kulağından ateşlemek olduğunu söyler. Ölümü ile ilgili şüpheler tam olarak çözülmemiştir. Kimi kesimler bunun bir intihar olduğunu söylese de, kolluk kuvvetleri tarafından öldürüldüğünü düşünenlerin sayısı da az değildir. Ölümünün ardında ailesini koruma isteği olduğu düşünülür. Cenazesine binlerce insan katılır. Son dönemlerinde karıştığı terör olayları yüzünden halkın tepkisini çekse de, cenaze katılımının bu kadar yüksek olmasının nedeni yoksullar için yaptığı çalışmalara bağlanır. Escobar’ın düşüşü de yükselişi kadar hızlı olur. Ölümünün ardından Kolombiya’da var olmaya çalışan diğer uyuşturucu kartelleri arasındaki düzenin de bozulduğu söylenir.

Hakkında Yapılan Filmler ve Diziler

Pablo'yu Sevmek

Hayat hikayesi bu kadar ilginç birinin Holywood’un gözünden kaçacağını düşünmek neredeyse imkansız. Halka yardım edecek kadar iyi yürekli, çocukları için muhteşem bir baba olmasına karşın gözünü kırpmadan insan öldürecek kadar da acımasız. Bazı filmlerde direkt Escobar’dan bahsedilirken, bazılarında da Pablo’dan etkilenen karakterler oluşturulmuştur. Uyuşturucu dünyasını anlatan filmlere ise yan karakter olarak girer. Örneğin baş rollerini Johnny Deep ve Penolepe Cruz’un paylaştığı, George Jung’un hayatından esinlenerek çekilen Blow (Beyaz Şeytan) filminde, uyuşturucu kaçakçısı Jung Amerika’dan Kolombiya’ya kaçınca tabi ki Escobar ile tanışır. Pablo’nun 44 yaşında öldüğünü ve yirmili yaşlarında illegal işlerde yoğunlaştığını düşünürsek, yirmi yıl gibi bir zamanda yaşadıkları ile ilgili hikayeler, söylentiler hala ardı arkası kesilmeyen bir şekilde medyada yer almakta. Daha ilginç olanı ise, piyasaya Pablo ile ilgili sürülen arzın hala talep görür olması. Kısa zamanda muazzam bir servete ve üne kavuşan Pablo Escobar’ın hayatı ile ilgili ayrıntıların bu günden sonra yapılacak filmlere de daha çok malzeme çıkaracağı kesin.

  •  Pablo’nun Öldürülmesinin Arka Planı – 2002 – IMDB: 7.5
  •  Pablo Escobar Melek mi Şeytan mı? – 2007 – IMDB: 7.2
  •  Babamın Günahları – 2009 – IMDB: 7.3
  •  İki ayrı Escobar – 2010 – IMDB: 8.2
  •  Kötülüğün Hamisi – 2012 – IMDB: 8.7
  •  Narcos – Dizi – 2015 – IMDB: 8.9

Bloodline Dizisi Konusu ve Oyuncuları

Bloodline, Netflix platformuna 2015 yılında katılmış olup, bir ailesi draması projesidir. Daniel Zelman, Todd A. Kessler ve Glenn Kessler tarafından senaryosu yaratılan dizi, Rayburn ailesine odaklanıldığı bir kasabada geçmektedir. 3 sezon gösterime giren Bloodline, toplam da 33 bölüm yayınlanmıştır.

1. Sezon (2015 – 13 Bölüm), 2. Sezon (2016 – 10 Bölüm), 3. Sezon (2017 – 10 Bölüm)

Son sezonunda 26 Mayıs 2017’ de yayınlamıştır. İzleyicilere genel olarak, izlemeye başlayınca bütün seriyi bitirmeye çalışmak görev üstlendiren ilgi çekici bir çalışma.

Bloodline Dizisi Konusu:

Florida’ da otel işletmeciliği yapan 4 çocuklu kalabalık bir aile olan Rayburnler, yaşadıkları bölgenin insanı tarafından sevilen ve saygı duyulan bir ailedir. Ailenin büyük oğlu Danny Rayburn, yıllar sonra kasabaya döner. Ailenin bütün fertleri tarafından gelişi hoş karşılanmayan Danny’ nin ailesi tarafından geldiği yere geri dönmesi istenir. Fakat Danny, istediğini almadan gitmemekte kararlıdır. Çağdaş Rayburn ailesinin büyük oğlunun geri dönüşü ile ailenin sıkıntılı günleri başlayacaktır.

Bloodline Dizisi Karakterleri/Oyuncuları:

John Rayburn:


Rayburn ailesinin 3 oğlundan biri olan John, kararlı kişiliği, aile içindeki uzlaştırıcı özelliği ile önemli bir yere sahiptir. Ailenin bütün fertleri tarafından sevilmektedir. Yaşadığı kasabada dürüst, çalışkan bir polis olarak görev yapmaktadır. Kardeşler arasında oluşan anlaşmazlıklarda ara buculuk görevini üstlenmiştir. Aile içindeki bu özelliği ve yer ettiği konumu, Danny döndükten sonra çok lazım olacaktır. Artık yeni görevi, aile içinde istenmeyen kardeş olan Danny’ e karşı aile içindeki uyumlu ilişkileri korumaya çalışmaktır. Bu karakter ile 2016 Emmy Ödülleri’nde drama dalında ödülü alamasa da Kyle Chandler aday gösterilmiştir.

Danny Rayburn:


Ailenin içinde yer alması istenmeyen üyesi. Gayet saygın bir aile olarak bilinen Rayburnleri dönüşü ile rahatsız eden, yaptığı işler ile aile itibarını zedeleyen bir adam. Ben Mendelsohn tarafından hayat verilen karakter dizinin ana teması. Ailesinin geçmişini ortaya dökmekle, sırları ve yara izlerini gün yüzüne çıkarmakla tehdit etmektedir. 2016 Emmy Ödülleri’nde, Danny karakterini canlandıran Ben Mendelson, bu rolü ile drama dalında en iyi yardımcı erkek oyuncu ödülü almıştır.

Kevin Rayburn:


Raburnlerin üçüncü oğludur. Ailenin asabisi olarak tanınan karakter, Danny’ nin ailesinin kalbini kırmaktaki ısrarı üzerine ona düşman olur. Duygularına hakim olamayan Kevin tepkisini pek de gizleyemez. Rayburlerin alkolik çocuğu Kevin, aile içindeki bu kontrol edilemez asabiyetini kontrol altına alan genel de John ve Meg’ dir.

Meg Rayburn:


Ailenin tek kızı olan Meg avukattır. Ailenin ve çalıştırdıkları otelin avukatlığını da yapmaktadır. Linda Cardellini karaktere hayat vermektedir.

Diana Rayburn:


İki çocuk annesi Diana, John’ un eşidir. Kendisini ve çocuklarını güvende tutmak için ailenin içinde neler yaptığını dizide izleyebileceksiniz.

Robert Rayburn:


Karmaşık olayların yaşandığı bu ailenin mimarı, baba Robert karakterini Sam Shepard canlandırmaktadır.

Sally Rayburn:


Çocuklarını bir arada tutmak isteyen bir diğer ebeveyn Sally Rayburn’ un işi çok da kolay değildir. Dışarıya gayet güzel bir şekilde sunulmuş olan aile profili içinde, her türlü kötü alışkanlıkların olduğu çocukları istediği bir hayata kavuşturma çabasında uğraşan bir kadın.

Teknik Detay:

Yapım Yılı: 2017 (3. Sezon) / 2016 (2. Sezon) / 2015 (1. Sezon)
Tür: Gerilim, Dram
Yayınlandığı Kanal: Netflix
Gösterim Süresi: 60 Dakika
Oyuncular: Kyle Chandler, Linda Cardellini, Sissy Spacek, Ben Mendelsohn, Sam Shepard, Norbert Leo Butz, Jacinda Barrett, Enrique Murciano, Chloe Sevigny
IMDB: 8.2

Bloodline Dizisi Fragmanı:

The Last Kingdom Konusu ve Oyuncuları

The Last Kingdom, Bernard Cornwell’ in The Saxon Stories romanından uyarlanan, ilk sezonu 2015 yılında yayınlanan İngiltere tarihindeki gerçek kişileri kurgulanmış olaylarla harmanlayan bir krallık hikayesidir. 1. Sezon, BBC America ve BBC Two’ da 8 bölüm yayınlandı. 2017 yılındaki 2. Sezonu da dahil toplam 16 bölüm ile izleyici karşısına çıkmıştır.

The Last Kingdom Dizisi Konusu:


The Last Kingdom, savaş ve krallık çatısı altında bölümleri sahnelesen de, bu çatı altında din, aşk, politika ve sadakat merkezli bir seyir tablosu çizer. Birçok krallığın Vikinglerin istilasına uğradığı o dönemde Kral Büyük Alfred, bu saldırılara karşı koyacak, diğer krallıkları birleştirmek arzusu ile ayakta durarak ‘’Son Krallık’’ adını alacaktır. Toz duman bir ortamda, kendi özgürlük alanlarını tekrar kazanıp, hak ettikleri yurdu kurmaya çalışan insanların en görkemli krallık çatısı altında savaştığı bir öyküdür.

Sakson asilzadelerin oğlu olan Uhtred, Vikinglerin o dönemdeki istilasında kardeşi ve babasını kaybeder. Kendisi Vikingler tarafından 10 yaşında esir olarak alınır ve onlar gibi büyütülür. Kendi ülkesini yakıp yıkan kişiler tarafından yetiştirilen Uhtred, kendi ülkesi ile karşı karşıya getirilip sadakati sınanır. İngiliz olarak doğup Viking gibi yetiştirilen Uhtred kendi kimliğini belirlemeye çalıştığı dönemde Alfred ile tanışır.

IMDb puanı 8.3 olan dizinin son bölümü Mayıs 2017 tarihinde yayınlanmıştır.

The Last Kingdom Dizisi Karakterleri/Oyuncuları:

Uhtred:


Çocuk yaşta doğduğu topraklardan koparılan Uhtred, yetişkin olarak geri döndüğünde Kral Alfred ile tanışır. Kral Alfred ile birlikte kendisini yetiştiren, babasının katili, kendi yurdunun istilacısı Vikinglere karşı savaşırken bulur. Atalarının topraklarını geri kazanmak için iki taraf arasında tehlikeli bir yolculuğa çıkar. Uhtred’ in kendi topraklarını kazanmaya çalışırken, şimdiki İngiltere’ nin nasıl oluştuğuna gönderme yapması da aşikar. Dizinin başrol oyuncusu Uhtred karakterine Alexander Dreymon hayat veriyor.

Brida:


Uhtred gibi Brida da çocukken Vikingler tarafından esir alınıp kendi yurdundan koparılan bir çocuktur. Vikingler tarafından yetiştirilir. Uhtred ile aynı kaderi aynı zamanda yaşayan Brida, Uhtred için en iyi arkadaş ve sevgili olur. Doğuştan savaşçı Brida, korkusuz, cesur ve açık sözlüdür.

Alfred:


İngiltere’ nin birleştirici kralı ileri görüşüne sahip Alfred, Son Krallık ile bunu başarmak istemektedir. Vikinglerin istilasında ayakta kalan krallığı ile bu önemli yola girer. Usta bir stratejist, savaşçı olan Alfred, bile adam kimliği ile Hıristiyanlığın yayılmasına kararlıdır. Zaman zaman Uhtred ile araları bozulsa da Vikinglere karşı savaşırken Uhtred’ i yanında bulacaktır.

Ubba:


Vikingli üst düzey komutan olan Ubba, vahşi bir savaşçıdır. Sesi gür ve şiddetli, bir o kadar da neşelidir. Uhtred ile çocuklukları beraber geçer. Yetişkin olduklarında aynı toz duman ortamda, yine yaşam mücadelesi vermektedirler. Ubba’ nın en büyük zaafı, büyücü Storri’ ye güvenmesidir.

Guthrum:


Danimarkalı Vikinglerin Ubba’ dan sonra gelen ikinci komutanıdır. Hristiyanlığa olan bağlılığı, soğuk kalpli, saldırgan bir ruh ve sessiz ama şiddet karakterini oluşturur.

Beocca:


Uhtred’ in Sakson babasının papazı olan Beocca, alfred’ in en güvenilir danışmanıdır. Uhtred’ in doğumundan yetişkinliğine kadar her dönemine şahit olan Beocca, dindar kimliği ve zekice verdiği taktikler sayesinde Alfred’ in yanında değeri büyüktür.

Teknik Detay:

Yapım Yılı: 2015
Tür: Romantik, Tarih, Aksiyon
Yayınlandığı Kanal: BBC America, BBC Two
Gösterim Süresi: 60 dakika
Oyuncular: Alexander Dreymon, David Dawson, Eliza Butterworth, Lan Hart
IMDB: 8.3

The Last Kingdom Dizisi Fragmanı:

Fikret Hakan’ın En İyi 20 Sinema Filmi

Fikret Hakan’ın gerçek adı; Bumin Gaffar Çıtanak’dır. 23 Nisan 1934 yılında doğan Fikret Hakan’a babasının adı olan Gaffar ismi verildi. Annesi Belkıs Hanım başhemşire, babası ise edebiyat öğretmeniydi. Gaffar bey, zamanının en iyi liselerinden olan Galatasaray Lisesi’nde edebiyat öğretmenliğine atanınca Bumin’in de hayatında dönüm noktaları başlamış oldu. Lise zamanlarında gazeteciliğe merak saldı. İstanbul ekspres Gazetesi’nde röportajları ve hikâyelerini yayımlatmayı başarmıştı. Gazete bu öyküleri karşılığında bir lira gibi bir para veriyordu ve bu zamanın kötü olmayan paralarındandı ki bu para onu liseden uzaklaştırmaya yetmişti. Artık tiyatroya ilk adımını palyaço olarak atmaya hazırdı. 1950 yılında “Üç Güvercin” adlı operette rol aldıktan sonra adını değiştirmeye kara verdi ve Bumin Gaffar Çatanak artık Fikret Hakan olarak karşımızdaydı. Leblebici horor ve Afrodit’t oynadı.

Bir çok tiyatroda sahneye çıkmıştır bunları sıralamak gerekirse; ses tiyatrosu, cep tiyatrosu, saat 6 tiyatrosu diyebiliriz. Bunların yanı sıra kurucusu olduğu tiyatrolar sahne 8 ve Fikret Hakan tiyatrosu gibi tiyatrolarda da sahneye çıktı ve 1980lerin sonlarına kadar sahnelerden inmedi.

1953 yılında yayınlanan Köprüaltı Çocukları adlı film ile sinema dünyasına geçiş yaptı. Bu film ile birlikte küçük bir üne kavuşsa da daha sonra “ Gelinin Muradı”, “Dokuz Dağın Efesi” ve “Üç arkadaş” adlı filmler ile birlikte hem ününü arttırdı hem de iyi paralar kazanmaya başlamıştı. Bu ün ve para etrafındakilerin ilgisini çekmeye başlamıştı. Sosyete artık onu konuşuyor ve çevrelerine eklemek istiyorlardı. Yıllar 1960’ları gösterdiğinde “ Yılların Öcü” ve “Karanlıkta uyananlar” adlı filmler ile birlikte sosyal açıdan ağır filmlerde rol aldı. Günümüzde bile yılanların öcünü izlemeyenlerin sayısı, izleyenlere göre azınlıkta bulunmaktadır. 1958 ve 1960 yılları arasında askeri görevini tamamladıktan sonra sinemaya hızlı bir giriş yapmıştı. Geldiği yıl 16 film derken diğer yıl 20 filmde kendine yer buldu. O yıllar uyumaya bile zaman bulamadığından yakınıyordu ve yoğunluğunu bu şekilde anlatıyordu.

1970 yılına gelindiğinde senarist, yönetmen ve yapımcı olarak çalışıyordu. Paralı askerler adlı filmi çekerken Hollywood’dan bir teklif geldi fakat yeterince İngilizce bilmediğini bahane göstererek Türkiye’ye geri dönmek zorunda kalmıştı. Paralı askerler bir çok bakımından oldukça dikkat çekiyordu bunlardan bir tanesi Paralı askerler, dönemin en fazla bütçe harcanarak çekilen filmleri arasındaydı. Bunun yanı sıra zamanın sansür kurulu bu filmden çıkarılması gereken bir sürü sahne bulmuş ve film bu sahneler çıkarıldıktan sonra yayınlanmak istense de yine sansür kurulu tarafından alınan karar ile Türkiye’de gösterilmesi yasaklanmıştı. Fikret Hakan, hayatı boyunca hem oyuncu, hem yönetmen hem senarist hem de plak doldurmuş biri olarak bir çok alanda hizmet vermiştir. Fikret Hakan, 83 yaşında akciğer tedavisi gördüğü hastanesinde vefat etmiştir.

FİKRET HAKAN FİLMLERİ

 

20 – YILANLARIN ÖCÜ – 1962


Fakir Baykurt tarafından yazılan romanın Metin Erksan ile senaryolaştırıp filmi çekilen bu eser, sansürler ile yıkılmadan yoluna devam etmesi ile birlikte daha önemli bir yer ediniyor kendine. Köy gerçekleri konusunu apaçık gözler önüne seren bu eser zamanın en dikkat çeken filmleri arasındadır. Hikâye muhtarın ortak arazileri arasında olan bir bölüm araziyi Deli Haceli’ye satması ve Haceli’nin buraya ev yapmak istemesiyle hikayenin ana konusu başlar ve zamanın toplumsal gerçeklerini gözler önüne sererken mülkiyet temasını da güzel bir şekilde işlemiştir.

19 – PARALI ASKERLER – 1970


Paraları askerler filmi bir savaş, macera filmidir. İngiltere yapımı olan filmin kadrosunda Fikret Türk oyuncuların olmasından dolayı Türkiye’de gösterilmek istenmiş fakat sansür kurulu tarafından yasaklanmıştır. Hollywood’un ünlü oyuncularından olan Tony Curtis ve Charles Bronson’un yanında Fikret Hakan oldukça önemli bir rolde karşımıza çıkmıştır. Kurtuluş savaşı sırasında Anadolu’ya ticaret için gelen iki paralı askerin daha sonra Türklerin yanında savaşa katılmasını konu almaktadır.

18 – ÜVEY ANA – 1971


1971 Yılında çekilen dram türünde olan film bir genç kızın başından geçenleri anlatmaktadır. Zengin bir evde bir aşk yüzünden mürebbiyelik mesleğinden kovulan ve daha sonra pavyonlara düşen genç ve çaresiz bir kızın hikayesini konu alıyor. Filmin oyuncu kadrosunda Sadri alışık, Sümer tilmaç, Erol taş ve Fikret Hakan bulunmaktadır.

17 – BATTAL GAZİ DESTANI – 1971


1971 yılında aksiyon ve tarihi film tarzında çekilen filmin oyuncu kadrosunda Cüneyt arkın, Fikret Hakan, Meral Zeren ve Reha Yurdakul yer almaktadır. Hammer adlı karakteri Fikret Hakan canlandırırken başrol battal gazi karakterine Cüneyt arkın hayat vermiştir. Senaristliğini ve yönetmenliğini Atıf Yılmazın yaptığı film beğenilerek seriye devam edilmiştir. Filmin uyarlandığı filmin kitabını Özdemir Arıtan yazmıştır.

16 – CENNETİN KAPISI – 1973


1 nisan 1973 yılında yayınlanan film dram, duygusal türündedir. Yönetmen, Senaristliğini Fikret Hakan üstlenmiş ve oyunculuğunu da sergilemiştir. Bir çiftlik sahibi ile aşık olduğu kadın arasında geçen bir filmdir.

15 – SÜRGÜN – 1976


Yönetmenliğini, senaristliğini ve yapımcılığını Fikret Hakan’ın yaptığı filmde başrolü de yine Fikret Hakan oynamaktadır. Yan karakterler olarak Orçun Sonat, İsmail Hakkı Şen ve Şinasi Özonuk göze çarpmaktadır. Filmin türü dram, fantastik ve romantiktir. Film, sürgün cezasını çekmek için kasabaya gelen Yunus’un aşk ve macera dolu hikâyesin konu almaktadır.

14 – ÖĞRETMEN KEMAL – 1981


Dram, politik türünde olan öğretmen Kemal’in konusu, Atatürk ilkelerine sadık olan devrimci bir öğretmenin Karalar köyüne gelmesi ve orada bir okul yaptırmak için mücadele vermesini içeriyor. Öğretmen Kemal, bu yolda girişimlerine devam ederken köyün gerici takımı rahatsız olur. Bir iftira sonucunda taşlı, sopalı bir saldırıya uğrar ve bu saldırıda hayatını kaybeder. Eşkıya Duran Ali ise ( Fikret Hakan ) suçluları bulup intikam almanın peşindedir.

13 – ARKADAŞIM – 1982


1982 yapımı film, dramatik bir öyküyü konu almaktadır. Ali adlı karakter kan davasından kaçarak büyük şehre gelir ve burada farklı bir yaşam kurmayı düşünür. Taşocağında işe başlar ve orada biriyle iyi bir dostluk kurar. Bu arkadaşı öldürmek için gittiği kanlısı olduğunu öğrenir. Kafası karışan Ali daha sonra kanlısının bir hastalığa yakalandığını ve bu hastalığın tedavisinin çok pahalı olduğunu öğrenir. Arkadaşlık görevi olarak silahını satar ve izleyicilere müthiş duygular yaşatır.

12 – BİR DAMLA ATEŞ – 1982


Romantik bir film olan bir damla ateşin öyküsü, Fikret’in hapishaneye düşmesiyle ve yanında çalıştırdığı Ferdi’ye annesini ve kız kardeşini emanet etmesiyle başlıyor. Ferdi, Pınar’a aşık olur fakat Pınar, zengin bir çocuk ile beraberdir ve babası bu ilişkiyi onaylamaz. Pınar’ı kötü yola düşürür ve Ferdi de Pınar’ı kurtarmaya çalışır. Bu sırada da Fikret, kardeşini bu duruma düşürenin sorumlusu olarak Ferdi’yi görür ve onun için hapishaneden kaçar.

11 – GÜN DOĞMADAN – 1986


Aksiyon ve dram türündeki bu filmin senaristliğini ve yönetmenliğini İsmail Güneş üstlenmiştir. Başrollerini Mehmet Aslantuğ ve Necla Nazır’ın oynadığı filme Fikret Hakan ve Kenan Kalav eşlik etmektedir. Akrabaları vefat eden bir çiftin cenazeyi memleketine götürmek için çıktıkları yolculuğu konu alan filmde çiftimizin hayatı birden altüst olur. Polisten kaçarken gördükleri bu çifti rehin alan bir çetenin elinden kurtulmaya çalışmaları filmin ana konusudur.

10 – ADİ ÖKKEŞ – 1987


Başrolünde Fikret Hakan’ın oynadığı filmin türü dram, suçtur. Hikâyenin öyküsü, köyde bir cinayet işlenir ve cinayeti ağanın oğlu işler. Bu olaya genç bir kız tanıklık eder. Ağanın yanaşması olan Fikret Hakan’ın görevi de bu kızı kaçırmaktır. Filmin sonunda suçlular ortaya çıkar.

9 – ESKİCİ VE OĞULLARI – 1990


Kadir İnanır’ın başrolünde olduğu film, Türkiye’nin çok partili döneme geçtiği yılları konu almaktadır. Bu yıllarda geçimini ayakkabı tamiri yaparak kazanan Adanalı bir ailenin hikayesini izlediğimiz filmde Fikret Hakan ve Menderes Samancılar yan karakterleri canlandırmaktadır. Türüne baktığımızda dram ve aile olduğunu söyleyebiliriz.

8 – YALANCI – 1994


Romantik türünde olan filmin yönetmenliğini ve senaristliğini Osman Sınav üstlenmiştir. Yalancı filminin konusu, bir çocuğun gözünden hayatında önemli bir yere sahip olan dayısının öyküsünü içermektedir. Başrol Küçük Faik, dayısı olan Ali’nin gözünden hayata da eğlenceli bakmayı öğrenebilmiştir.

7 – SEN DE GİTME – 1995


Ayla kutlunun aynı adı taşıyan kitabından uyarlanan film, dram, savaş ve psikolojik türlerindendir. Senaristliğini ve yönetmenliğini Tunç Başaran’ın yaptığı film 1995 yılında çekilmiş en iyi filmler arasında yer almaktadır.

6 – GERİLLA – 1998


Kimliği belli olmayan birinden tehdit mektupları alan bir silah kaçakçısı ile eski emniyet mensubunun hikâyesini işleyen gerillanın başrollerinde Mehmet Aslantuğ ile Fikret Hakan bulunuyor. Dedektif, iş adamını kurtarmaya çalışsa da karısı ile de aşk yaşadığı için ilginç bir ikilem arasında kalmıştır.

5 – YAŞAMA HAKKI – 1999


Dram türündeki filmin oyuncu kadrosunu Erol taş, Fikret Hakan, Filiz Taçbaş gibi isimlerden oluşmaktadır. Dönemin şartlarına göre oldukça entelektüel bir yaşam biçimi gösteren filmde doğurganlığını kaybeden hemşire anne ile arkeolog bir babanın mutlu aile tablosunu konu almaktadır.

4 -EĞRETİ GELİN – 2005


Türü dram olan filmin Türk sinemasında yeri oldukça büyüktür. Emine ( Nurgül Yeşilçay ), eğreti gelindir. Günün birinde başı belaya girer ve Hasan adlı faytoncu onun için adam bıçaklar ve hapse girer. Çıkınca birlikte olma isteğini söyleyen Hasan hala bir cevap alamamıştır. Emine belediye reisinin oğluna eğreti gelinlik yapmayı, Hasan’ın erken çıkması koşuluyla kabul eder ve hikâye burada başlar. Kılavuzluk yapacağı kişi hiç beklediği gibi biri değildir ve görevinin sonunda her ikisi için de dönüm noktası olacağı bir deneyim alır.

3 -DÜN GECE BİR RÜYA GÖRDÜM – 2006


Yönetmen ve senaristliğini Ulaş Ak’ın yaptığı filmde Emre Kınay, Pelin Batu, Fikret Hakan gibi oyuncular yer almaktadır. Aşık bir adam olan Deniz ile madde bağımlısı Lale’nin öyküsü içeren filmde rüya mı yoksa gerçek mi olduğu belirsiz bir geceden sonra sevdiği kadın ile birlikte uyanan Deniz’in değişen hayatını görüyoruz.

2 – UMUT – 2009


Oldukça zengin bir kadroya sahip olan film dram türündedir. Köyüne geri dönen bir babanın, oğlu Umut ile yakınlaşmak istemesiyle başlayan macera sonunda hiç beklenmedik fedakârlıklar yapmak zorunda kalınmasıyla ilerlemektedir. Yunus oğlu Umut’un geleceği için kendi geleceğinden vazgeçecek miydi?

1 – BİRLEŞEN GÖNÜLLER – 2014


Film 2. dünya savaşında Naziler ile kızıl ordunun çarpıştığı cephede ayrı düşerek birbirinden bir daha haber alamayan yeni evli bir çiftin acıklı hikâyesi ile başlasa da sonraları başka bir çiftin ideallerini gerçekleştirmek amacıyla çıktıkları yolculukta edindiği hayat dersi ile bitmektedir. Bu bir vefa öyküsüdür.

Baby Driver Filmi 2017

30 Haziran 2017 tarihinde vizyona giren ve seyirciyle buluşan, sınırsız aksiyon, gerilim ve suç türünde, içerisinde komedi barındıran ve her yaştan kitleye sınırsız eğlence sunan bu yapım, vizyona girdiği tarihten itibaren çok beğenildi. Yönetmenliğini Zombilerin Şafağı, Ant-Man gibi ünlü yapımların yönetmeni olan Edgar Wright’ın üstlendiği bu yapımda Ansel Elgort, Jon Bernthal, Jon Hamm, Elia Gonzalez, Micah Howard, Lilly James, Morgan Brown, Kevin Spacey, Morse Diggs gibi birçok ünlü ismi de görmekteyiz. Film kısa bir süre önce vizyona girmesi fakat çok büyük bir gişe yapması nedeniyle medyada ilgi ve merak uyandırdı.

Filmin konusu, genç olmasından ve dış görünüşünden dolayı Baby (Ansel Elgort) lakabı takılmış olan, genç yaşına rağmen de oldukça deneyimli bir sürücüdür. Otomobil konusundaki bu deneyimi ile arabanın her şeyinden anlamaktadır. Baby, çok büyük soygunlar organize etmekte olan bir suçlu olan Doc (Kevin Spacey) için, soyguncuları olay yerinden kaçıran kaçış şoförü olarak hayatını sürdürmektedir. Bu konudaki müthiş yeteneklerini de zaman içinde birlikte çalışmakta olduğu herkese göstermektedir. Fazla konuşmayı tercih etmeyen, herkesle mesafesini koruyan ve sürekli müzik dinleyen Baby, güzel bir garson olan Debora (Lily James) ile tanıştıktan sonra ona aşık olduğunda, hayatını suç dünyasından uzaklaştırarak sürdürmenin, gerçekten mutlu olabilmesi için gerekli olduğu konusunda farkındalık yaşayacaktır.

Oldukça kısa bir süre içerisinde tamamen kendine özgü bir sinema yaratabilmiş az sayıdaki yetenek arasında Edgar Wright ismi göze çarpıyor. Modern İngiliz Komedisinin belki de televizyonlara taşınmış en iyi örneği olarak duyulan Spaced serisinden bu yana kendisinden asla ödün vermeyen Wriht, mizah ve aksiyonu birbirine harmanlamak için kendisine özgünleşmiş bir tarifle, teknik açıdan da oyunu kendi kurallarıyla oynayan bir isim. Film karelerinin müzikle ahenk içinde dans edişi, esasen Baby Driver filminin baş karakteriyle alakalı bir durum. Baby, sinir sistemini ele geçiren bir hastalık sonucu, dengesini yitirmemek için hemen her an kulaklıklarını takarak müzik dinlemesi gerekmekte. Bu nedenle müzik cihazı vücudunun bir parçası haline gelmiş durumda. Kusursuz bir müzik zevkine sahip olan Baby hem klasik hem de yeni çıkan parçaları birbirine harmanlayarak dinlemekte. Baby’nin bu suç çıkmazından çıkıp hayallerindeki kıza ulaşarak yeni bir hayat kurma planını sayısız tehlike ile yüzleşirken, arka planda hep bu müzikleri duymaktayız.

imdb puanını daha yeni vizyona girmesine rağmen 8,4/10 puanına getiren bu yapım ileride daha da fazla gişe yapacak gibi görünüyor. Filmde aksiyon, gerilim, suç ve komedi hiç durmadan devam ederek seyircinin sıkılması çok profesyonelce engellenmiş. Böylece filmi izleyen seyirci, filmin başından sonuna kadar hiç sıkılmadan izlemekte. Baby Driver filmi çok uzun seneler boyunca düşünülmüş ve en iyi yapımı ortaya çıkarmaya çalışmıştır. Filmin araba kovalamaca sahnelerinden, aşk sahnelerine kadar en ince ayrıntıya kadar düşünülmüş ve seyirciye mükemmel bir ziyafet sunulmuştur. Filmdeki karakterlerin cana yakınlığı, gerçekliği ön planda tutularak seyirciyi etkileme konusunda üst düzey bir yetenek sergilenmiş, bu konuda son derece profesyonel oyuncu seçimi yapılmış. Ayrıca Baby Driver filmi, bu kadar konuşulması, ilgi görmesi, çok yüksek oranda büyük bir izleyici kitlesine ulaşması ve seyircinin gönlünü kazanmayı başarmış bir konumda.

Kesinlikle yaza damgasını vuracak, hatta birçok filmden daha çok konuşulacak gibi görünüyor. Eğer aksiyon, gerilim, komedi ve suç türünü bir arada seviyorsanız, siz de vizyondan kalkmadan önce Baby Driver izlemelisiniz.

Baby Driver Filmi Fragmanı:

Fi Dizisi Konusu ve Oyuncuları

Yazar Akilah Azra Kohen’in en çok satan kitap üçlemesi olan Fi, Çi, Pi’den uyarlanan ve Puhu Tv’de yayınlanan Fi dizisi, 60’ar dakikalık toplam 12 bölümü ile sezon finalini gerçekleştirdi. Ay Yapım yapımcılığı ile çekilen dizide başarılı yönetmen Mert Baykal yönetmen koltuğunda bulunuyor. Dizinin senaryosu ise Nüket Bıçakçı’ya ait. Fi dizisi konusu itibariyle daha ilk bölümü sonrasında herkesin dikkatini çekti. Elbette bu durumda Fi dizisi oyuncuları da çok katkı sağlıyor. Ozan Güven, Serenay Sarıkaya, Mehmet Günsur, Berrak Tüzünataç, Osman Sonant ve Büşra Develi gibi ünlü oyuncular, karakterlerini çok iyi şekilde gözler önüne seriyor. Dizinin sezon finali olan bölümünde başarılı oyuncu Sezin Akbaşoğulları’nın da dahil olması ile birlikte kadro daha da güçlendi. Farklı tarihlerde birden fazla bölüm yayınlayarak dizi tutkunlarını şaşırtan ve heyecanlandıran bir yapım olma özelliğini de göstermektedir. Aşk ve ihtiras duygularının ön planda olduğu Fi dizisi, bir insanın istedikleri uğruna ne kadar ileri gidebileceğini gözler önüne seriyor. İnsanların hırs, tutku, ego ve buna benzer duygularını nasıl bastırdığını ve asıl kimliklerini nasıl keşfedebildiklerini gösteren bir yapımdır.

Sezon finali sonrasında Çi ile devam edeceğini duyuran yapım, merakla yeni sezonu adına beklenmektedir. İlk sezonu ile ihtirası konu alan dizi, diğer sezonunda daha çok insan hatalarına ve hayatlarına değinecek. Kitaptan biraz daha farklı devam etmesi dolayısıyla daha çok dikkat çeken Fi dizisi, başarılı oyuncuları ve konu işleyişi bakımından Türkiye’nin en çok beğenilen ve en farklı kabul edilen yapımlarından birisidir. Yeni bölümleri ve çekimleri hakkında bilgileri dizi hayranları da sabırsızlıkla beklemektedir.

Fi Dizisi Konusu :


Hayatta her bireyin isteyeceği hemen hemen her şeye sahip olan ünlü psikiyatrist Can Manay, aslında kimsenin bilmediği farklı bir hayattan gelmektedir. Çocukluğunda yaşadığı travma nedeniyle 3 yıl akıl hastanesinde yatmış ve burada psikiyatrist Eti ile tanışmıştır. Hayatına Eti’nin girmesi ile tamamen değişen Can Manay, ismi dahil her şeyi ile yeniden yaratılan bir isim olmuştur. Bir gün taşındığı evin karşısında dans eden Duru’yu görür ve tüm hayatı alt üst olur. O günden sonra tek amacı ve hayali Duru’yu elde etmek olacaktır. Tek engeli ise Duru’nun sevgilisi ve aynı zamanda hocası olan Deniz’dir.


Sırf Duru’ya yakın olabilmek için hayatlarına giren Can Manay, Deniz’e bir sanat okulu açma teklifi ile gelir. Deniz’in teklifi kabul etmesi ile birlikte artık daha sık görüşmeye başlarlar. Can Manay, Duru’yu etkilemeyi başardıkça olaylar büyümektedir ve zamanla bu durum artık herkesin dikkatini çeker. Can Manay’ı tutan tek kişi Eti’dir ancak bir süreden sonra onun da etkisi olmayacaktır. Babasından dolayı yaşadığı travma sonucunda Eti de adeta Can Manay’a tutunmuştur. Birbirlerine bağlı olan bu iki karakter, Duru nedeniyle zaman zaman karşı karşıya gelecektir. Can Manay, Duru için adeta kendisini yaratan Eti’yi bile ezip geçecektir. Eti ise bunu engellemek için her yolu dener.


Diğer tarafta gazeteci Özge’nin magazincilik den daha ileriye götürmeyi istediği mesleği uğruna Can Manay’a çok cesur sorular yöneltmesi ile işinden olması gündemdedir. Bu durum karşısında hiçbir gazete ve dergide iş bulamayan Özge, Can Manay’dan intikam almaya karar verir ve onu araştırmaya başlar. Bu süreçte Sadık Murat Kolhan devreye girecektir. Kendisinin çok büyük ve önemli bir sırrını bilen Can Manay’ı bir şekilde alt etmeli ve kendisine bağlı hale getirmelidir. Özge ile ortak amaçları olduğunu anlayınca onu kendisi için çalışmasına ikna eder. Aralarındaki ilişki iş haricinde farklı boyutlara ulaşmaya başlasa da, Özge’nin Sadık Murat Kolhan hakkındaki gerçeği öğrenmesi ile çok farklı bir durum alacaktır. Özge artık hem Can Manay’ı hem de Sadık Murat Kolhan’ı araştırarak gerçekleri ortaya çıkarmak ve gizlenen sırrın etkilerini çözmek ister. Bu uğurda kaybettiği arkadaşı Furkan’dan sonra öfkesi ve kararlılığı da artar. Can Manay ile mücadele etmek Özge için hiç kolay olmayacaktır. Hayatı pahasına bu davadan vazgeçmeyecek ve bu uğurda çok bedel ödeyecektir.


Fi dizisi konusu içerisinde Bilge karakterinden de bahsetmek gerekiyor. Sessiz ve kendi halinde bir kişi olarak bilinen Bilge’nin yolu da Can Manay ile kesişince, hayatı da tamamen değişir. Can Manay’ın asistanı olarak işe başlar ve tek amacı bir gün Can Manay gibi başarılı bir psikiyatrist olmaktır. Onun gözüne girmek ve kendisini geliştirmek için kendisine verilen her görevi sorgulamadan yapmaya başlar. Bir anda kendisini kariyerinden daha çok Duru ve Can Manay arasındaki durumlar içerisinde bulacaktır. Ancak işine devam edebilmek için bu görevleri de eksiksiz yapmaya başlar. Can Manay, onu Eti’ye benzettiği için yakın tutmaktadır ve kendisine birçok imkan sağlar. Böylelikle Bilge’nin de kendisine bağlı kalmasını amaçlamaktadır. Belli etmese de Bilge’ye gerçekten değer vermekte ve ona inanmaktadır.


Fi dizisi konusu itibariyle çok dikkat çeken bir yapımdır. Aynı anda hem Can Manay ve Duru arasındaki olaylar anlatılırken aslında tüm karakterlerin birbirine nasıl bağlı olduğunu göstermektedir. Aslında her karakterde hem ortak hem de birbirinden farklı çok baskın duygular konu içerisinde işlenmektedir. Aşk, sadakat, tutku ve ihtiras duyguları çevresinde değişen hayatlar ve birbirini etkileyen insanlar temelde yer alıyor. Aşkın ne derecede saplantılı bir duygu haline dönüşebileceğini her bölümde keşfetmek mümkün.

Fi Dizisi Karakterleri / Oyuncuları :

 

Can Manay (Ozan Güven) :


Başarılı ve ünlü bir psikiyatrist. Ancak kimsenin bilmediği bir hayata sahip. Aşk ve ihtiras karşısında herkesi karşısına alabilecek kadar cesur bir karakter. Yaşadığı psikolojik travmalar sonrasında bambaşka bir hayata adım atmış. Duru ile tanıştıktan sonra eski hali adeta yeniden canlanacak ve saplantılı aşkı yüzünden tüm hayatını riske atacaktır. Sadece Duru için birçok insanın canını yakmayı dahi göze alacak ve Deniz engelini ortadan kaldırmanın yollarını denemekten de çekinmeyecektir. Can Manay karakterine hayat veren Ozan Güven, oldukça başarılı bir şekilde karakteri yansıtmaktadır. Birçok film ve dizi projesi ile bilinen başarılı oyuncu, bu karakter ile birlikte başarısını arttırmıştır.

Duru (Serenay Sarıkaya) :


Mimar Sinan Güzel Sanatlar Akademisi’nde dans öğrencisi. Karakter olarak Can Manay’a çok benziyor. İstediğini elde etmeyi arzulayan ve tutkuları ile yaşayan bir karakter. Tek hayali her zaman sahnede olmak ve en iyisi olarak anılmak olan Duru, Can Manay etkisi ile tutkularına engel koyamaz ve içerisinde gizli tuttuğu asıl kimliğini ortaya çıkarır. Henüz 25 yaşında olan başarılı oyuncu Serenay Sarıkaya, Duru karakteri için çok çalışmış ve başarısını da herkese kanıtlamıştır. Özellikle dans performansları ile dikkatleri çekmiştir.

Deniz (Mehmet Günsur) :


Kendisini sanata ve müziğe adamış birisi. Duru’ya göre daha farklı ancak ona gerçekten aşık. Para ve şöhrette gözü olmayan, sanatı sanat için yaşayan bir sanatçı. Deniz, Duru’ya çok aşık olmasına rağmen, asla kariyerinden ödün vermemektedir. Aralarındaki tartışmalar da her zaman Duru’nun öncelikli olmadığını fark etmesidir. Deniz’in hayalindeki hayat ve Duru, gerçeğinden oldukça farklıdır. Başarılı film ve dizilerin aranan ismi Mehmet Günsur, Deniz karakteri ile ekranlara yeniden dönerek hayranlarını çok mutlu etmiştir. Deniz karakteri için çok çalışan oyuncu, adeta kendisini bu diziye adamıştır.

Gazeteci Özge Egeli (Berrak Tüzünataç) :

Can Manay yüzünden gazetecilik görevinden alındıktan sonra bu işi bir intikam meselesine dönüştürür. O da yaşadığı ailevi problemleri ve cinsel kimliği nedeniyle zorluklar yaşamaktadır. Aynı amaçları taşıyan Sadık Murat Kolhan ile yolları kesiştiğinde, hayatı tamamen değişir. Başarılı model Berrak Tüzünataç, oyunculuktaki başarısını da Özge karakteri ile herkese kanıtlamıştır. Sivri bir karakteri canlandırmanın onun için hiç zor olmadığını ve Özge karakterini çok sevdiğini her seferinde dile getirmektedir.

Bilge (Büşra Develi) :

Yoksul bir aile ve zihinsel engelli bir abi ile yaşadığı hayata rağmen, tek amacı bir gün Can Manay gibi başarılı bir psikiyatrist olmaktır. Bu amacı uğruna o da her şeyi yapmaya hazırdır. Can Manay’ın asistanı olarak işe başlar ve tüm hayatı birden değişir. Aslında başlarda sessiz bir karakter olarak tanınan Bilge, gittikçe değişen hayatı ile asıl kimliğini gizlemekten vazgeçecektir. Yapacakları ile biraz da amacı, Can Manay’ı etkilemektir. Hem model hem de oyuncu olarak bilinen Büşra Develi, son zamanların en çok adından söz ettiren ünlü isimlerinden birisidir. Cesur sahneleri ile de Bilge karakterindeki başarısı çok beğenilmektedir.

Sadık Murat Kolhan (Osman Sonant) :


Can Manay’ın program yaptığı kanalın sahibidir ve her anlamda çok güçlü birisidir. Ancak eşi ile ilgili çok büyük bir sırrı bilmesinden dolayı Can Manay’a bağlıdır. Bu bağı koparmak ve elindeki kozu alabilmek için Can Manay’ın açığını bulmayı kafasına koyar. Kendisine yardım etmesi için gazeteci Özge ile yakınlaşır ve zamanla ona karşı farklı duygular beslemeye başlar. Leyla ile Mecnun dizisinden tanıdığımız Osman Sonant, bu dizide bambaşka bir karaktere hayat vermektedir. Sadık Murat Kolhan karakterindeki başarısı ile dizinin en sevilen rollerinden birisini üstlenmiştir.

Eti (Tülay Günal) :


Can Manay’ın psikiyatristi, eli kolu ve her şeyidir. Aslında kendisinin Can Manay’ı yaratmasının yanında, onun da travmalarından kaçabilmesi için bir fırsatı olmuştur. Tek amacı Can Manay’ın yeniden eski haline dönüşmemesidir. Duru’nun bu anlamda büyük bir tehdit olduğunu fark eder ve uzak kalmaları için elinden geleni yapar. Hem tiyatro sanatçısı hem de oyuncu olarak bilinen Tülay Günal da, dizinin en başarılı oyuncuları arasındadır.

Avukat Işıl (Sezin Akbaşoğulları) :

Gazeteci Özge’nin avukatı ve aynı zamanda en yakınıdır. Onun tüm hayatını bilir ve Özge’yi korumak adeta önceliği haline gelmiştir.

Sıla (Özge Özpirinççi) :


Oyuncu olan Sıla, Can Manay’ın eski sevgilisidir ve aslında ona aşıktır. Ancak kendisini adeta Duru için kullandığını fark ettiğinde ondan nefret edecektir.

Sadık Murat Kolhan’ın Eşi (Songül Öden) :


Bir iş anlaşması evliliğinin kurbanı olan bu kadın, Sadık Murat Kolhan’a olan öfkesi, nefreti ve hayal kırıklığı ile koca bir ömür geçirmiştir. Bu ömre son veriş biçimi ise hem Can Manay’ın hem de Sadık Murat Kolhan’ın tüm hayatını değiştirmeye yeter.

Fi Dizisi Detay:

Yönetmen: Mert Baykal
Senaryo: Nüket Bıçakçı
Oyuncular: Ozan Güven, Serenay Sarıkaya, Mehmet Günsur, Berrak Tüzünataç, Büşra Develi, Osman Sonant, Tülay Günal, Özge Özpirinççi, Songül Öden, Sezin Akbaşoğulları
İlk Yayın Tarihi: 31 Mart 2017
Ülke: Türkiye
Kanal: Puhu Tv
Dil: Türkçe
Tür: Dram, gerilim, aşk
Süre: 60 dakika

Fi Dizisi Fragmanı:

Fi Dizisi İnsan İnsan: